GÖLGEDEN BİR GÜNEŞ

Gölgelerin aydınlattığı bir fotoğrafta güneş avcının omzuna dokundu. O ana kadar hayal perdesinin arkasında kımıldamadan duran avcı, taze bir ekmek gibi yardı tüfeğin karnını ve içine saçma doldurdu. Her şey gölgeydi.
Güneş, o muzaffer komutan fethedip bırakıyor. Terk ettiği kalelerde kara bayraklar. Hem vaktin gölgesi de vurdu resme. Gölge avcı, gölge tüfeğiyle, gölgeden ağaç üzerindeki gölgeden kuşlara nişan aldı, büyüme zamanı. Bu yüzden avcının tüfeği uzun kara bir nehir oldu kuşlara akan. Avcı cesurdu ama gölgesinden korktu peh! Bir cehennem ağacı peşinden koşuyor nasıl korkmasın! Serinletmek şöyle dursun, buğday tarlalarını kömürleşmiş anıza çeviriyor. Gölge var gölge var! Avcının kara saçmaları var kuşun göğsünde. Kuşun kanadında gümüş yok. Avcının karşısında güneş var. Mademki güneşi gördü gölgesi olacak. Gölgesinden korktuğu için mahrum kalmamalı güneşten. Gece mi gündüzün gölgesi, gündüz mü gecenin? Sözüne kulak verelim İbn Arabî’nin: “Gündüz gecenin gölgesi sayılmıştır, çünkü gece asıldır… Gündüz geceden çıkar.” Ne çıkar o halde, bir bir nişan alsa da avcı kuşlara. Ne çıkar, düşse gölgeler yere kanlar içinde. Ne çıkar perde yıkılsa. “Yıktın perdeyi eyledin viran, varayım sahibine haber vereyim heman!” Fakat perdenin sahibine haber vermek kimin haddine, asıl olan haber almakta:


– Gölge nedir?/ – Işınları olmaksızın güneşin aydınlığı. / – Öyle demiyor ama Süleyman Çelebi. / – Ne diyor? / – Bu ayandır nurun olmaz gölgesi. / – Ataullah İskenderânî de, “Her karaltı nurun miktarıncadır,” diyor. Hem nur muhatap alıyor maddeyi. / – Yani? / – Gölgenin hareketi asla aittir. / – Peki bu mağara kime ait. / – Platon’a / – Platon’un mağarası mı var? / – Var. Mağaranın da bir hikayesi. / – Hadi anlat!


Karanlık bir mağara. İçinde sırtlarını mağaranın kapısına dönüp oturmuş insanlar. Başlarını arkaya çevirmeden oturmaya mahkumlar. Bu yüzden sadece duvara yansıyan gölgeler var hayatlarında. Mağaranın kapısından geçen insanların gölgelerini seyrederek yaşıyorlar. Yürüyen, yük taşıyan gölgeler. Sonunda içlerinden biri ezberi bozup kurtuluyor mağaradan. Gölgelerin asıl hakikatin bir işaretinden başka bir şey olmadığını anlıyor hayretler içinde. Dönüyor mağaraya tekrar. Uyandırmak istiyor arkadaşlarını. Fakat duvarda gördüklerinin gerçeğin yansımasından ibaret olduğuna inandırmak mümkün olmuyor onları. Ah bir kere baksalar arkalarına! İki evren olduğunu görecekler. Ölümlü ve ebedî olan.


– Avcıya dönsek! / – Merak mı ediyorsun gölgeden kuşları! / – Avcının tüfeği hâlâ akıyor mu kara bir nehir gibi? / – Avcının tüfeği yok. Okları var. / – Bu başka bir avcı mı? / – Aynı avcı başka bir bahçede dolaşıyor. / – Hangi bahçede? / – Mesnevî’de. / – İster misin bahçe kendi avcısını anlatsın. / – Anlatsın hemen!


“Kuş havadadır, gölgesi yerde kuş gibi uçar görünür. Ahmağın biri, o gölgeyi avlamaya kalkışır, takati kalmayıncaya kadar koşar. O gölgenin havadaki kuşun aksi olduğundan; o gölgenin aslının nerede bulunduğundan haberi yok! Gölgeye doğru ok atar. Bu araştırma yüzünden okluk bomboş kalır. Ömrünün okluğu boşaldı. Ömür gitti; gölge avı ardında koşmada yandı eridi!”


– Canım yanıyor. Avcının oku bana isabet etti! / – Bir gölgesin çünkü sen de. / – Yandım. Bir gölge arıyorum! /- Her gölge serinlik vermez. /- Serinlik değil huzur arıyorum ben! / – Bir padişahın gölgesine ne dersin? / – Padişahın mı? / – Sâdî’ye sor. Anlatsın. / – Anlatsın çabuk!


“İşittim ki bir köylü, hükümdarın üzengisi yanında birkaç adım yürümüş. Diyormuş ki: Bir köylünün evine iltifat etmekle sultanın şerefinden bir şey eksilmedi. Ama başına senin gibi bir sultanın gölgesi düşmekle, köylünün külahı güneşe yükseldi.”


– Demek gölge güneşe yükseltti onu. O halde sözlükte “gölge”ye bakmadan önce “güneş”e bakmak gerekiyor.


– Elbette. Peki biliyor musun gölgenin aslı nereden geliyor? / – Nereden? / – “Göl”den olmasın? / – Neden “göl”den gelsin. / – İkisinde de serinlik var. / – Serinliğin peşinde olmadığımı söylemiştim. / – Neyin peşindesin? / – Gölgemin. / – O da senin peşinde! / – Ne istiyor benden? / – Secde etmeni! / – Secde mi! / – Evet bütün gölgeler secdede. / – Kimin sözü bu? / – Kur’ân’ın. / – Ne diyor Kur’ân? / – “Allah’ın yarattığı şeylerin gölgelerinin sağa sola vurarak, boyun eğip Allah’a secde ettiklerini görmüyorlar mı?” (Nahl, 48) / – İnanmayanların gölgeleri de mi secde ediyor Allah’a? / – “Göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez Allah’a secde ederler. Gölgeleri de sabah akşam (uzayıp kısalarak O’na secde etmektedirler.)” (Ra’d, 15) / – Demek gölgeler çağırıyor bizi. Peşimizde olmaları bu yüzden. /- Evet gölgeler çağırıyor! — Allahuekber!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir