Gordion Düğümü…

Henüz Ağustos ayının ilk haftalarında Ortadoğu Gazetesi’nde “TÜRKİYE MEÇHUL PETROL DENİZİ Mİ?” başlığıyla sürmanşetten duyurulan yazı dizimizin içersine, adeta şu hikayedeki gibi bir harekatla “İSRAİL’İN ŞİFRESİ” başlıklı dosyayı yerleştirmiştim.

Dilerseniz önce bir dönem ev arkadaşım can kardeşim Aygün Coşkun’un bana anlattığı ve gece yarılarına kadar güldüğümüz o “hikayeyi” aktarayım:

-Delikanlının biri biyoloji sınavına girmeden evvel nasıl olsa buradan çıkar diyerekten bütün gece fasulyenin özelliklerine çalışmış. Hatta neredeyse bir gece de fasulye uzmanı olacak kadar bilgi derlemiş. Ancak sınava girdiğinde ilk 15 dakika adeta şok yaşamış. Zira hoca hanım fasulyenin özelliklerini değil de nohuttun özelliklerini sormuş. Tabi genç bu 15 dakikayı atlattıktan sonra cevaba girmiş. Nohut sulak yerlerde yetişir, bol proteinli bir besindir ancak nohudun yetiştiği yerlerde daha çok “fasulye” yetişir ve fasulye çok proteinli bir baklagil olup…”
Anlayacağınız önce nohuttan yola çıkmış akabinde de küçük bir bağlantıyla fasulyeye geçmiştik. Yalnız bir farkla ki bu durum bizim bu nohudu (petrol) bilmemizden dolayı değil de; öncelikli olarak fasulyenin (Petrol tekellerinin) izah edilmesine olan inancımızdı. Hani ya; bir yolunu bulsak da şu mevzuyu tellendirsek diyordum… Çok şükür bir takım “Kappalı Amcalar”ı ki ne hikmetse bunlar hep ABD Başkanları idi; bir araya getirdiğimiz bir kompozisyonla sanıyorum konuyu yerli yerinde izah edebildik.

Şu Deli Dumrul kardeşinizin HER ZAMAN HATIRLATTIĞI BİR SÖZÜ VARDIR; “ÖNCELİKLİ OLARAK PROBLEMİ DEĞİL PROBLEMİ VERENİ ÇÖZMELİYİZ!!!”

Her önüne gelen karşımızda “eğitmen” kesilip bir takım problemler veriyor sonra da “BUNU ÇÖZ BAKİİM” deyip sınıftan çıkıp FIRILDAK ÇEVİRMEYE GİDİYOR. Daha biz Hocam bu “X” nedir; “Y” nedir; “Z” nedir, nereden çıkmıştın niye X’de F değil vs. Üstelik; çözemeyene de sıfır vereceğini veya cezalandıracağını da söylemeyi ihmal etmiyor bu atanmış umera. Tabii biz çapına göre GÜDÜLÜ MAHLUKLAR olarak daha önce böyle şartlı reflekslere alıştırıldığımız için kan ter problemi çözmeye uğraşıyoruz. Problem ise çözülür gibi değil… Tıpkı meşhur GORDİON düğümü gibi…

Hiç kimse de

BİR KAÇ AKILLININ (iç ses)inin dışında; “İyi de be adam sen kimsin?.. Kim sana hoca yada eğitmen-öğretmen olma yetkisi verdi. Üstelik niye bana sorulmadan bir anda talebe yerine konuldum vs.” DEMİYOR.

– Siz problemi çöze durun ben kumpası yürüteyim modundaki AMCA; Arada bir de ses, gürültü MÜ yapıyorsunuz bakayım kopya çekiyor MUSUNUZ nevinden tiplemelerle arada bir kimyamızı sarssa da; BU AMCA VE AMCALARI sorgulamaya başladığımız an, bir çok meseleyi de halletmiş olacağız (DIR).

Tıpkı bir türlü çözülemediğinden dolayı BÜYÜK İSKENDER’İN olayı kavrayıp GORDİON DÜĞÜMÜNÜ’ NE bir kılıç darbesi vurarak çözdüğü gibi ZİHNİ KUŞATILMIŞLIĞI KALDIRIP çözüm üretmekle başlıyor iş!..

Büyük İskender tarihe malı olmuş KILIÇ DARBESİYLE şunu demeye götürüyordu işi, “Ya Hu siz kimsiniz ki zaten çözülemeyeceği malum olan bu düğümü karşıma getirip de beni sınıyorsunuz. Sizi kaale alıp bu sınava girsem attığınız düğümleri beyhude çözmeye çalışmakla bir ömür geçireceğim. Üstelik bu hakkı ve yetkiyi size kim verdi. Kendinizde; bu zahirde bir urgan düğümü olarak görülen “ZİHİN DÜĞÜMLERİNİZİN”DE de canı cehenneme” deyip bozduğu kumpasın akabinde DÜNYA HAKİMİ oldu.

Hayat boyu birileri önümüze işte hep GORDİON DÜĞÜMLERİ getiriyor. Öncelikle bu zihin düğümlerini getirenleri bence bir çözün bakın ortalıkta nasıl bir VAVEYLA KOPUYOR!.. VE KOPACAK DA EVELALLAH…

Bu açıklamadan sonra gelelim Ortadoğu gazetesindeki nohuttan fasulyeye geçtiğimiz yazıya; Efendim bu yazı her defasında teşekkür ve minnet duygularıyla karşıma çıkarıldığı için bir kez daha hatırlatmakta yüksek müsaadelerinizle yarar gördüm.

İşte fasulyenin özellikleri…

İSRAİLİN ŞİFRESİ…

Kelime manası olarak Tanrıyla güreşmiş ve yenişememiş kişi manasına gelen İSRAİL; bu anlamıyla YAKUP’ta sembolleştirilir. (Hz. Yakup’u bu iftiradan beri tutmamak için gerçek sıfatıyla vermedim) Daha kelime ve kelime manasından itibaren sapıkça bir üstün ırk anlayışıyla şeytani emir ve doktrinleri ilahi Tevrat’a büyük bir ustalıkla adeta monte eden Rabbi sınıfından Haham NASSİ JUDA, böylelikle bir Yahudi’nin günlük hayatından ömrünün sonuna kadar geçireceği yaşantıyı planlayan TALMUD’u meydana getirdi. Bu Talmud emirleriyle binlerce yıllık Filistin topraklarında kurdukları İsrail devleti onların hayal ettikleri “Büyük İsrail Devleti”ne kavuşturdu. Kurulan bu Yahudi devletinin yakın milli hedefleri iki merhalede toplanmıştır:

Birinci Merhale : Bu merhale İsrael devletinin adında saklıdır.

İ Harfi : Iraq (Irak) devletini işaret eder.
S Harfi : Syrie (Suriye) devletini işaret eder.
R Harfi : Royaumde Jordanie(Ürdün) devletini işaret eder.
A Harfi : Arabie (Arabistan) devletini işaret eder.
E Harfi : Egypte (Mısır) devletini işaret eder.
L Harfi : Liban (Lübnan) devletini işaret eder.

Bu demektir ki, ismini teşkil eden bu altı harfin delalet ettiği Arap ülkelerini zaptetmek suretiyle Ortadoğu’daki birinci merhaleyi teşkil eden milli hedefine ulaşmış olacaktır.

İkinci Merhale:

Ortadoğu’daki hakimiyetini kayıtsız şartsız devam ettirebilmek için bu bölgede yegane söz sahibi olan Türkiye’nin susturulması lazımdır. Birinci merhaleyi tahakkuk ettirecek olan İsrael devletinin ikinci merhalede milli hedefi şüphesiz Türkiye olacaktır.

İsrael’in gözden kaçırılmaması gereken imkan ve kabiliyetleri şöylece özetlenebilir:

a- Bütün dünya milletleri içinde çok kuvvetli bir beşinci kola sahiptirler.
b- Bulundukları memleketin iktisadi hayatına hakimdirler.
c- Adeta sun’i Yahudi denecek kadar Siyonist emellere hizmet eden ve böylece kendilerine sadık olarak kurdukları beynelmilel (Masonluk) teşkilatı sayesinde bulundukları memleketlerde önemli mevkilere hakimdirler. Böylece diğer memleketlerin iç siyasetlerinde yegane kuvvet sayılabilirler.
d- Irkçı olduklarından diğer hiçbir milleti kendilerinden üstün görmezler. Ve onlara hayat hakkı tanımazlar.
e- Zengin ve fakir olmak üzere iki Yahudi tipi vardır. Bunların birbirleriyle bağdaşamamaları gerekirken aksine sıkı bir işbirliği halinde çalışırlar. Zengin Yahudi bulunduğu memlekette halka karşıdır. Onu soymak ve sosyal değerlerini dejenere etmek göreviyle, fakir Yahudi ise devlete karşı olup anarşi yaratmak, suikastlar tertip etmek ve Siyonist emellere engel olan siyasi hareketleri kendi isteklerine uygun yöne kanalize etmekle görevlidir.
f- Dinlerine çok bağlıdırlar. Sosyal görüşleri diğer hiçbir milletinkine benzemez.
g- Binlerce seneye dayanan köklü tek plan ile çalışırlar. Bütün Yahudiler bu planın gerçekleşmesine çalışmaya mecburdur. Bunun dışında hiçbir mukaddes varlık tanımazlar.

Her şeyi para ile satın alabilecek oranda zengindirler. Zenginleri hiçbir fedakarlıktan çekinmeyecek kadar milliyetçi ve mukaddesatçıdır. (Büyük Türkiye Stratejisi s. 28 -Abdülvahit Erdogan. Beyazıt Devlet Kütüphanesi No: 1099)

Evet Efendim; muhatabımız bu derleme milletin kendini nasıl yek vücut gibi üstelik kendine bir tarihi asalet bularak takdim etmesini öğrendikten sonra şimdi de yukarıdaki satırlarla “Paşa babalarının” ki aslında tüm dünyanın paşa babası demek lazım ne istediklerini öğrenmeye sıra geldi. Ve böylelikle kendilerini tüm dünyaya Rum ve Yunanlı adlarıyla mal etmiş bu güruhun şu anda hangi kumpanyada hareket ettiğini daha iyi anlamış olacağız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir