GÖRME EKSENİNDE BİR ELMA

Havai fişekler gibi patlıyor gözler. Salkım salkım ağıyor gökten birbiri peşi sıra. Mavi, yeşil, kahverengi, siyah, ela… Her aydınlıkta kirpikler ve kaşlar uçuşuyor. Her patlamada yeni bir körlük.
Bir şehrâyin bu! Yörüngesini kaybetmiş gözlerin panayırı. Haydi alışveriş yapalım. Gözlerimiz ışıklar saçarak ine dursun semadan. Biz çığlıklar atalım beyaz perdede. Görüyorum! Görüyorum! Cerrah sargıyı açtı, dünya karşımda. Vitrinler ışıl ışıl! Alçıdan, plastikten adamlar ellerini uzatmışlar caddeye doğru. Bizi görmeye çağırıyorlar porselen gözlerimizle. Evet, yeni gözlerimiz bunlar! Eskileri yörüngesinden çıktı. Çıktı ve geri dönmediler eve. Kayıp ilanlarını günlerce sırtlandı direkler. Çok ağırdı, zordu taşımak. Büyük bir kazaydı, zincirleme. Önce fırladı gözler yuvalarından. Sonra topaçlar kıpkızıl döndü eksenlerinde. Burçların kırbacıyla dövülerek döndüler. Köz oldular, gözken. Sonra büyük bir patlamayla indiler gökten rengârenk.


Gözdağları eriyor hava sıcak. Her gün biraz daha küçülüyor bakış. Gözün içinden bir göz çıkıyor, onun içinden bir göz. Gitgide eriyor hayranlık ve ruhlarımızı aşina kılıyor her manzaraya. Davetiyeler uçuşuyor gökte. Herkese açık ve hiç kimsenin göremediği yeraltı sarayına. Ki o sarayda yalnız altın ve gümüş yok, kafatası ve kemik de var. Çiçekler var baharın tabanca sesini bekleyen koşmak için dünyaya. Kömürler var kışın rüzgârını bekleyen çıkmak için dışarı. Elma dersem çık! İşte çıkıyor yerin altından üzerinden silkeleyerek toprağı. Bir düşünce ışığı bekliyordu yörüngesine girmek için gök elmaları. Dingin bir gökte süzülebilirdi zira hakikat. Dingin ve aydınlık bir gözle seçilebilirdi elma. Sen yeter ki gör. Tezgâhlar sana doğru eğilir, imdadına yetişirdi kelimeler. Kudret mihengi işaret ederdi sevgiyle atılırsa adım. Göz büyümeye başlardı.


Ayın on dördü. Nişaburlu Ebu Kasım hastalanmıştı. Sağlığa kavuşturmak için dostlarını. Ebu Hasen el-Buşencî ve Hasen el-Haddad ziyaretine giderken Ebu Kasım’ın, yarım dirhemlik elma almışlardı yoldan. Paraları yoktu, sonra ödeyeceklerdi. Eve vardıklarında Ebu Kasım, “Bu ne zulmettir! Bu ne karanlık!” diye karşıladı onları. Neye uğradıklarını şaşırıp korkuyla çıktılar evden. “Ne yaptık ki hocamız kükredi?” diye düşündüler. Sonra akıllarına elmacı geldi. Ödeyip yarım dirhem borçlarını, tekrar Ebu Kasım’ın yanına geldiler. “Ne garip şey! İnsanın bu kadar çabuk karanlıktan kurtulması mümkün mü! Bana anlatın durumu!” diye gülümsedi şifalı hasta bu defa. Ve anlattılar hikayeyi bir bir. Ebu Kasım dinledikten sonra kıssayı, göz bahçesinde ağırladı konuklarını. Dedi, “Eğer vermeseydiniz borcunuzu. Her biriniz diğerine güvenir, unuturdunuz. Elmacı da utanırdı belki, hatırlatamazdı borcu. Hakkı kalırdı üzerinizde. Hem ben neden olmuş olurdum bu karanlığa!”


Göz karanlığa da alışıyor. Görme biçimi yoğuruyor resmi. “Doğru bir kürek, suda eğri görünür. Önemli olan bir şeyin görülmesi değildir yalnız, nasıl görüldüğü de önemlidir.” diyor Montaigne. Nasıl gördüğün nerede durduğuna bağlı. Ey gözcü! O halde nerede duruyorsun! Dağın eteklerinde görebilir misin düşmanı! Ey kayığın üstündeki dalgıç! Denizin üstünde ahtapotların işi ne! Diyelim ki göze aldın. Gözü aldın ve derinlere bıraktın kendini. Çıplak gözle seyredebilir misin büyük sanatı. “Bir göz ne kadar yetenekli olursa olsun herhangi bir şeyin manasını tüketmeye gücü yetmez.” diyor Carlyle, portre ressamlarının zirvesi Rafael’den söz ederken. Ve ekliyor: “En basit insan çehresinde Rafael’in görebileceğinden çok fazla şey vardır!” Ah görebileceğimden fazla olan nedir her şeyde! Her dağda, her vadide her ırmakta. Her yüzde görebileceğimden fazla olan şey nedir! Her bedende ve her ruhta! Çıta yükseliyor, gözün dermanı kesilmiş. Havai fişeklerin külleri dökülüyor yere. Yıldızlar çok uzakta. Bir sıçrayışa ihtiyacım var. Porselen gözlerimi bir sirtaki coşkusuyla kırmaya.


Gözün yolunu şaşırdığı yerde hangi âzâ istikamet üzere olacak. Her kervanın ipi bir göze bağlı. Her gözün kapağı kilitli, anahtarıyla tanışana dek. Ey ışık! Ey büyük karşılaşma! Ey gözlerin anahtarı! Küflü kovuklarda dön artık! Her göze yeni bir açı bağışla! Gözü basiret zemzemiyle yıka! Feraset nehirlerine daldır. Daldır ki kirlerinden kurtulur kurtulmaz Allah’ın nuruyla görmeye başlasın. Eşyaların ve olayların içyüzünü seyret orada. İdrak ve sezgi akvaryumlarında dolaşsın kırmızı balık. Beş katın üzerine çıktığın o kat seni gökyüzüne bağlasın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir