Gözkapağının üstündeki saç teli

Bir saç teli bazen hafifliği bazen de ağırlığı yüzünden tartılamaz. Öyle bir terazi bulmalıdır ki en hafif rüzgârla dili titresin. Öyle bir terazi bulmalıdır ki en ağır yüklere direnebilsin. İşte gözkapağından kefeleri olan bir terazi!

İşte o kefelere özenle yerleştirilen iki saç teli! Hücrenin kapısı sürgülendikten, cellâtlar kırbaçlarını soğuk taşlara bırakıp evlerine döndükten sonra, mahkûm cebinden bir mendil çıkarıyor ve geceyi kara merheme çeviren büyülü bir koku yayılıyor açılan mendilden. Üç tel saç, üç gülfidanı; büyüyerek hücreye sarılıyor şefkatle.

Mahkûm, sırtındaki kırbaç izlerinin, gülsularının aktığı arklara dönüştüğünü anlayıp sırt üstü uzanıyor yere. Gözlerini yumup mendildeki üç saç telinden birini sağ, diğerini sol gözünün üzerine yerleştiriyor. Ve tabiri eskimeyen bir rüya, gözkapaklarından taşıp süzülüyor, süzerek yaralarını.

Bir çocuğun eliyle gizlice hapishaneye sokulan bu saç tellerine tutunuyor mahkûm yıllarca. Her gün kırbaçlansa da o iki kelimeyi söylemiyor. İlk halkası Me’mûn’la başlayan paslı zincirin diğer halkalarını Mu’tasım ve Vâsik oluşturuyor.

Bu üç Abbasi halifesi zulmü birbirlerine miras bırakarak 14 yılını çalıyorlar mahkûmun. Hapse attıklarında işkence ediyor, serbest bıraktıklarında baskı altında tutuyorlar. Tek istedikleri tutuklunun, “Kur’ân mahlûktur” demesi. Yuhanna ed-Dimeşkî adlı Hıristiyan münazaracının oyunundaki piyonlar, bütün kaleleri kolayca teslim aldıkları için bu son kalenin yıllarca nasıl direnebildiğine şaşıyorlar.

Halktan korkmasalar öldürecekler. Halktan korkuyor ve sonunda serbest bırakıyorlar onu. Bişr el-Hâfî’nin ifadesiyle, atıldığı ateşten som altın olarak çıkıyor mahkûm. İsmi Ahmed bin Hanbel; 280 hocası ve 5000 talebesi olan efsane İmam.

Dünyanın ilim merkezi Bağdat’ın paha biçilmez elması! İmânı, “Kesin bir karar, kararda sebat ve karara uygun davranış” olarak özetleyen fıkıh otoritesi! Yüz binlerce hadisi râvi zinciriyle hafızasında yaşatan âlim! İlim yolunda azığı tükendiğinde hamallık yapmayı borç almaya tercih eden soylu! “Allah’ım! Yüzümü senden başkasına secde etmekten nasıl koruduysan, senden başkasına yalvarmaktan da öylece koru!” diye dua eden âbid!

Kendisinden dua isteyenleri “Biz sizin duanıza herkesten çok muhtacız!” diyerek geri çeviren, ancak onlar uzaklaştıktan sonra ellerini havaya kaldıran zâhid! Herkesin sultanların ihsanlarına sinekler gibi üşüştüğü bir dönemde kapısına bırakılan keseleri her seferinde sinekler gibi kovan, kuru ekmekle yetinip, “Ölümlü insana bu bile fazla!” diyen sultan!

“Kalpler nasıl yumuşar?” sorusuyla karşılaştığında çevresindeki dostlarını süzüyor, gözlerini kısıp duraksıyor, ardından yüzünü soru sahibine bir ayna gibi tutup şu cevabı veriyor: “OĞULCAĞIZIM! ANCAK HELAL YEMEKLE!” Soru sahibi cevaba razı olmak yerine aynı soruyu önce Bişr b. Hâris’e sonra Abdülvahab b. Ebi’l-Hasen’e soruyor.

İkisi de soruyu Ra’d Sûresi’nin 28. âyetiyle cevaplıyorlar: “Biliniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” Bunun üzerine soru sahibi, Ahmed bin Hanbel’in cevabını naklediyor onlara. İlki: “Tamam işte! O, meselenin esasını söylemiş sana!” ikincisi, “O sana işin cevherini söylemiş! Asıl odur, asıl odur!” diyerek sevinçle onaylıyorlar İmam’ı.

Çünkü biliyorlar ki, haram lokma, kul hakkı demektir. Ve hak yiyenler ne yüzle yaklaşabilir “Kul hakkıyla yanıma gelmeyin!” diyenin yüce ismine!

Şöhreti sevmiyor. Keşke Mekke’nin ücra bir mahallesinde tanınmadan yaşasa! Feyiz alma düşüncesiyle elini elbisesine süren Ali b. Abdussamed’e bu yüzden kükrüyor, “Kimden aldınız bu âdeti!” diye. Hocası İmam Şâfiî’nin üzerinde olduğu bineğin yularından tutup yürümekte bir beis görmüyor.

Tıpkı “Baban yaptığından utanmıyor mu?” diyen Yahya b. Maîn’e, oğlu Salih’le “Bize katılmak isterse, gelsin yuların diğer ucundan da kendisi tutsun!” diye haber göndermekte beis görmediği gibi. Fakirliği seviyor. En mutlu gününü ‘sabah kalktığında hiçbir şeyinin olmadığını gördüğü gün’ olarak tanımlayacak kadar.

Hapse düştüğünde Fadl b. Rebî’nin çocuklarından birinin getirip, “Bunlar Resûlullah’ın saçındandır!” diye fısıldadığı o üç tel saçı hep yanında taşıyor. Zaman zaman gözleriyle tarttığı hazinesiyle ilgili bir de vasiyette bulunuyor ölümün yaklaştığını hissettiğinde: “Öldüğümde bu üç telden ikisini gözlerime, üçüncüsünü dilime koyun!” Vasiyet yerine getiriliyor.

İmam Ahmed bin Hanbel yaklaşık bir milyon kişinin katıldığı bir cenaze namazından sonra toprağa verilmek üzere omuzlara alınıyor. Kuşlar gölge yapıyorlar cenazeye. Bazıları gövdeleriyle tabuta dokunuyor, bazıları yere atıyor kendilerini. Bu manzarayı gören pek çok Yahudi ve Hıristiyan Müslüman oluyor o gün.

Bağdat’taki tüm evlerin penceresinde gözyaşı dökülüyor. Üç tel saç, üç gülfidanı, sarılıyor toprağa şefkatle. Ahmed b. Hanbel’in gözlerinden ve dilinden dualar yükseliyor gökyüzüne.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir