Gül’ü Harcarsanız Millet de Sizi Harcar!

Söz verdiğinizde sözünüzde duracaksınız. Burada da geri adım atarsanız, bir daha nerede, ne zaman geri adım atacağınızı kestiremeyiz. Bu kadar haklı ve güçlü olduğunuz bir noktada bile böyle yapıyorsanız, bir dahaki seçimde size “Adayını da al git” derler..

Seçimden sonra yelkenler suya inmişti. Herkes bu sonucu Cumhurbaşkanlığı için bir referandum gibi algılamıştı. Gül’ün seçilmesine kesin gözü ile bakılıyordu. İster Parlamento’da, ister referandumla bu iş olacaktı. Yeni bir seçim AK Parti’nin anayasal çoğunlukla tek başına iktidarı demekti.. Bu iş milli bir galeyana, bir halk hareketine dönüşebilirdi. Zaten MHP’nin “Meclis’e gireceğiz” demesi ile bu iş kapanmıştı. Kaldı ki, Baykal daha o gün yaptıkları yanlışın farkına varmış, Ekrem Dumanlı’nın dediğine göre, DP ve ANAP’ın, 367 konusunda sorun yaşanmaması için Meclis’e girmesini bizzat Baykal istemişti.. Yani Baykal da tehlikenin farkındaydı.. Ta ki AK Parti üst yönetiminde durup dururken yeniden kurumsal mutabakattan söz edilinceye ve yeni arayışların sözkonusu olacağı dillendirilinceye kadar. AKP kendi topuğuna kurşun sıktı.. ABD, AB, derin güçler bu sonucu çaresiz kabullenmişti. Şimdi yeniden toparlandılar, canlandılar, cür’et ve cesaret kazandılar, bindiriyorlar.. AK Parti’nin çatısında derin bir çelişki, rekabet, rahatsızlık olduğunu düşünüyorlar.. Vahim bir durum.
Vatandaş ise aldatılmışlık duygusuna kapılmış durumda. Milli mutabakatın üstünde başka bir mutabakat anlayışı kabul edilemez. “Kurumlar arası mutabakat” gibi bir saçmalık kabul edilemez. Herkes ayağını milli iradeye göre uzatsın.. Bakın nasıl su görünce teyemmüm bozulursa, milli irade ortaya çıktıktan sonra kurumsal mutabakat aranmaz. Çünkü, Anayasa ve yasaların, o kurumların varlık ve meşruiyet temeli, milli mutabakatın referansı olan milli iradedir..
Bir vatandaş, “Bu kadar fazla oy, AK Parti’ye biraz büyük geldi galiba” diye ifade ediyor düşüncelerini..
AK Parti’nin çeşitli gerekçe ve bahaneler arkasına saklanıp, bu işi savsaklamaya hakkı yok.. Kim Gül’ün adını çizerse, bu millet de onu çizer. Gül bir “kurtarıcı” değil. O olmazsa kıyamet de kopmaz, dünyanın sonu da olmaz. Ama iktidara duyulan güvenin sonu olur.. Söz verdiğinizde sözünüzde duracaksınız. Burada da geri adım atarsanız, bir daha nerede, ne zaman geri adım atacağınızı kestiremeyiz. Bu kadar haklı ve güçlü olduğunuz bir noktada bile böyle yapıyorsanız, bir dahaki seçimde size “Adayını da al git” derler.. Zaten iyi bir kadro çıkartmadınız milletin önüne, şimdiden böyle bir taviz vermeye kalkarsanız, o zaman “ürkek” damgasını siz yersiniz.. Bu gidiş, iyiye gidiş değil beyler. Bakanlar Kurulu’nu oluştururken de bu tavrınızı sürdürürseniz kendinize yazık edersiniz.. Sezer gibi, en az oy alanı rektör yapmaya kalkışırsanız, ne farkınız kalır?. Biri diyor ki, ABD Gül’ü çizdi.. Gül globalistmiş. Bir başkası Gül’ün yakın çevresinin “Kırıkkale ekolü” içinde yer aldığını söylüyor.. Şimdi her kafadan bir ses… Yıpratma kampanyası. Yalan, iftira.. Buna siz sebeb oldunuz!
Ben Gül’cü filan değilim. Gül’ü de savunmuyorum. Bir yurttaş olarak kendi hakkımın-hukukumun ve onurumun mücadelesini veriyorum.. Sonucu tayin edecek olan Allah (cc)’tır ve ben kendi nefsimi o şartlarda bir imtihana hazırlamakla mükellefim. Yoksa sizin iktidarınız, Çankaya ya da Meclis başkanlıkları, beni amellerim dışında cennete ve cehenneme götürecek değiller. Rızkımı, ecelimi tayin ve tesbit edecek de değiller. Onlar da sadece birer vesile. Ben yaptıklarımdan ve yapmadıklarımdan, söylediklerimden ve söylemediklerimden mes’ulüm. Bu yazı da o sorumluluğun eseridir.. Elbette hayra (marufa) çağıran, münkeri (reddedileni reddeden, masiyetten uzaklaştıran) birini tercih ederim. Bu da benim mükellefiyetim..
Bu süreçte yaşananlar hem iktidar sahiplerinin ve hem de toplumun fıkıh ve itikadını zorlayıcı bir temelde gerçekleşiyor.. Dünya ve ahiretinizi berbad edecek işlerden uzak durun.. Bu işleri izleyen, bilen, gün görmüş bir dostumdan bir mail aldım. Diyor ki: “Malumunuz savaşlar vardır; isimsiz kahramanlarca cephede kazanılır, ancak basiretsiz temsilciler nedeniyle masada kaybedilir. Müsabakalar vardır; sahada, ringde, minderde sporcular tarafından kazanılır, ancak basiretsiz yöneticilerin acizlikleri nedeniyle hakem kararıyla kaybedilir. Galiba son seçimlerin, sandıktan kazanılan galibiyeti, korkak, ürkek yöneticiler nedeniyle mağlubiyete dönüşmek üzere. Düşünebiliyor musunuz sandıklar açılmış, YSK galibiyeti ilan etmiş, hükümeti kurma, cumhurbaşkanını seçme yetkisi verilmiş, siz kalkınız ‘biz uzlaşmadan yanayız’ diye açıklama yapınız. Bu korkaklık, bu ürkeklik değil midir? Bu düpedüz seçmene ihanet değil midir?
Karşı mahallede tanıdıklarım vardı, telefonla görüştüm. Söyledikleri aynen şu: 22 Temmuz akşamı herkes kendi kabuğuna çekilmişti. Şayet 23 Temmuz sabahı AKP, Abdullah Gül’ün adaylığını açıklamış olsa idi, karşı tavır alacak ne bir güç, ne de bir kuvvet vardı. Gül’ün adaylığı kabul görmüştü bile. Ancak durup dururken AKP’nin ‘Cumhurbaşkanını uzlaşma ile seçeceğiz’ beyanatı, karşı tarafa güç verdi. Dikkat ederseniz seçimden sonra belli bir süre kimse konuşma cesareti gösteremedi. Hatta bazıları ‘acaba biz kendi konumumuzu koruyabilir miyiz’ telaşına kapıldı. Şayet 23 Temmuz sabahı, 28 Nisan’da gösterilen irade gösterilmiş olsaydı.. Aslında iktidarın karşısında tavır alacak bir güç yok. Türkiye eski Türkiye olmadığı gibi, halk da eski halk değil. 28 Nisan’ı hatırlayınız. Çıt çıktı mı? Ben şunu çok iyi biliyorum ki, Sayın Başbakan, tüm kurum ve kuruluşlara ‘herkes görevini yapsın’ diye bir beyanat verse hiçbir şeye gerek yok. Yıllardır özlemini çektiğimiz demokrasi kendiliğinden gelecektir. Dikkat ederseniz iktidar elinize geçtiğinde bir müddet susuyorlar, bakıyorlar ki demokratlaşma yönünde bir icraat yok, öncelikle kiralık kalemleri, maaşlı elemanları vasıtasıyla televizyon ekranlarında, gazete sayfalarında hükümete gönderme yaptırarak nabız yokluyorlar. Karşı tepki gelmeyince kendileri meydana çıkıyorlar. Son zamanlarda televizyon ekranlarında, gazete sayfalarında, Cumhurbaşkanlığı ile ilgili bir kampanya başlatıldı. Sayın Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olması ‘gerilim yaratırmış, çatışma çıkarmış. Bu nedenle (…) gibi isimlerin olması daha uygunmuş.’ Bunu kim söylüyor? Daha açık sormak gerekirse bu isimleri kimler söylettiriyor? Eski plan tutmadı, şimdi yeni planlar, yeni oyunlar oynanmaya çalışılıyor. Şayet bu hükümet de ele geçirdiği fırsatı değerlendirip Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı seçemezse, hem ülkeye, hem AKP’ye, hem seçmene, hem de demokrasiye yazık olacak.”
Bir okurum yazıyor: “Abdullah Gül’ü devreden çıkartma girişimlerini esefle karşılıyoruz. Ardındaki sebep ‘Dolmabahçe kriterleri’ midir, yoksa önümüzdeki 29 Ekim’de ‘Bizim çocuklar’ Köşk’e gelmez ve ipler yine gerilir korkusu mudur bilemiyorum ama, asıl tartışılan cumhurbaşkanının nasıl bir kişi olacağı değil, eşinin dış özellikleridir; ama bu toplum mühendislerini bu noktaya getiren de bana göre psikiyatrik bir seviyeye gelmiş olan aşağılık kompleksidir.” Bu tarafın bu kompleksi korku sendromuna, bir darbe travmasına çevirmeye hakkı yoktur..
Bir başka mail: “Ve malum süreç… Cumhuriyet mitingleri. Baykal’ın hırçınlığı. 367 engeli. Muhtıra. Anayasa Mahkemesi’nin akıl almaz işleri.. Ve de Menderes’in, Özal’ın peşinden gittiklerini iddia edenlerin inanılmaz korkaklığı. Ve karar.. 22 Temmuz erken seçimi. Demokrasiye darbe vuranlarla hesaplaşma günü 22 Temmuz.. Ve Gül’e yapılan haksızlığa en kesin ve net cevap 22 Temmuz.. ‘Ben Cumhurbaşkanı olarak Gül’ü görmek istiyorum’ diyen Türkiye’nin neredeyse yarısı… Bu tablodan sonra Gül’ün ‘adaylıktan çekiliyorum’ demesinin anlamı şu olur: ‘Bu ülkede % 95 ile de gelseniz biz sizi çalıştırmayız’ diyen rektörler ve YÖK gerçekten haklıymış. Bunun anlamı şu, bu ülkede Baykal % 1 bile alsa, onun zihniyetinin iktidarı devam edecek. Bunun anlamı şu. Bu ülkede halkın dediği değil, bürokratik oligarşinin ne dediği daha önemli. Bunun anlamı şu, 22 Temmuz’dan sadece muhalefet değil, iktidar da ders alamamış. Bunun anlamı şu. Bu ülkede birilerinin borusu ötüyor ve ötmeye devam edecek.
Milletle inatlaşmayın.. Uysal atın çiftesi pektir.
Kendinize yazık etmeyin.. Sizin ne yaptığınız kadar milletin o işten ne anladığı da önemlidir.. Başkalarını hesaba kattığınız kadar bizi de hesaba katın! Söz verdiğinizde sözünüzde durun! Meclis’e gelmeyenlere millet ne yaptı ise, bu millet AK Parti’ye de aynı yanlışın devamı mahiyetinde bir iş yaparsa aynı dersi verir.. Denemek isteyen varsa buyursun! Siyaset bugün velayet değil vekalet müessesesidir. Size verilen vekalete ihanet etmeyin..
Ayıptır, yazıktır, günahtır.. Selam ve dua ile..

Abdurrahman Dilipak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir