Güneydoğu’da Yaşanan Olayların Perde Arkası

Kürt halkı İslamî gelenekten, bin yıllık gelenekten, inancından kopartılarak PKK’nın kucağına adeta bilinçli şekilde atılmak istendi. PKK da bundan nemalandı, prim aldı. İnsan hakları, barış, özgürlük, kalkınma gibi söylemler var olan altyapı ve eğitimsizlik nedeniyle taban oluşmasına sebep oldu.

Sebgatullah Seydaoğlu, Güneydoğu’da yaşanan olayların perde arkasıyla ilgili önemli açıklamalar yaptı

Diyarbakır’da meydana gelen son olaylar, bölgenin sorunlarını yeniden gündeme getirdi. Başbakan Erdoğan’ın önce ‘Kürt sorunu’ sonra lokal dediği bu sorunun kaynağı nedir?

Bölgede bir sorun var bunu kabul etmek lazım. Bu sorunun, yetkililer tarafından dile getirilmesi lazım. Hiçbir insan, anne-babasını tercih etmek hakkına sahip değildir. Irkını, menşeini, soyunu seçme hakkı yoktur. İnsanlar; ticaretini, mesleğini hatta dinini seçebilirler.

Allah, bu konuda insanlara sonsuz bir yetenek vermiştir. Kürtler de, Türkiye’nin ulusal yapısı içerisinde, Osmanlı geleneğinden bugüne kadar 1000 yıldır, imparatorluk yapısı içinde kendi dili, geleneği, örfi, yapısıyla, toplumuyla yaşamıştır. Tarihte en zor dönemde, bile hiçbir sorun çıkmamıştır. Malazgirt’te, Bizans ordusuna karşı birçok aşiret, Alpaslan’ın yanında savaşarak şehitler vermiştir. Yine Çanakkale’de, Rus cephesi Hasankale’de, Yemen’de, yakın tarihimizde Kıbrıs’ta, Kürtler ve Türkler ortak bir değer için savaşmışlardır. O da, inancıdır, dinidir. Allah’ın takdir ettiği ümmet anlayışı içinde hep kardeş olarak yan yana olmuşlardır.

Fakat bazen talihsiz olaylar da yaşanmıştır. Dört harfin yerine gelmesine karşı, rengine karşı, şoven, ön yargılı zihniyete karşı birilerine hep prim verilmiştir. Etki, tepki olayı. Kürt halkının varlığını yokluğunu çok basit noktalara çekmek isteyenler, Ergenekon geleneği, bir Asena geleneğine çekmek isteyenlere karşı pan milliyetçilik değerleri başlatılmıştır. Ancak bunlardan Kürtler hiçbir zaman hayır görmemişlerdir.

Son 20-30 yıldır Ortadoğu’da, bölgemizde özellikle Diyarbakır’da çok ciddi bir kardeş kavgasına tanıklık ediyoruz.

Şemdinli’den başlayıp Mardin, Van, Diyarbakır ve en son İstanbul’da üzücü olaylar yaşandı. Bölgede neler oluyor? Kim ne yapmak istiyor?

Bir kere bölge insanının, Türk insanıyla hiçbir sorunu yoktur. Bölge insanının, Cumhuriyetle başlayan sistemle, düzenle sorunu vardır. Nedir bu sorunlar? Doğu ve Güneydoğu’da, tek partili dönemle birlikte bölgede bütün medreseler kapatılmış, ilim irfan yuvaları yasaklanmış, kıyafetlere kadar müdahale edilmiş bir sistemle karşılaşıldı. Camisiden, türbesinden, maneviyatından uzak, inancını istediği gibi yaşayamayan yasaklı bir süreç.

Bu yasaklar o kadar ileri gitti ki, 12 Eylül’de Allah’ın verdiği dil Kürtçeyi konuşmak bile yasalarla yasaklandı. Bu çok büyük bir yanlıştı. O zaman Kürt köy isimleri değiştirildi. İnsanların isimleri değiştirildi. Ben çocuğumun adını koymak için bir yıl uğraştım. Kendi peygamberimin adı olan Muhammed yerine Mehmet koymamı istediler. Buna benzer onlarca örnek vardır.

Bölge insanını sistemden uzaklaştıran ve çatışmaya sokacak, bir sebep oluşturuldu. Bu sebepler içerisinde, etnik kimliğe dayalı siyasal oluşumlar oluştu. Bu oluşumlar içinde, 12 Eylül’ün içindeki onlarca siyasi hareketin hepsi, her nedense tarihe karıştırıldı. Bir PKK dediğimiz örgüt ortaya çıkarıldı.

Bu örgüt, sözde bütün Kürt halkı adına, özgürlük savaşı vermek için zaten var olan ekonomik, soysal, kültürel boşluktan faydalanarak bir alan hakimiyetine girmek istedi. 12 Eylül’e kadar olan bütün oluşumlar tarihe karıştı, 12 Eylül’de bu yeni güç ortaya çıkarıldı.

PKK sloganlarla sempati kazandı

Size göre kim ortaya çıkardı, kim destekledi bu örgütü? Halkın bakışı nasıl?

Örgütün yapısı, konumu, kimin desteklediği konusunda bilim adamları, araştırmacılar binlerce kitap yazdı. Birçok iddialar ortaya atıldı. Benim bildiğim kadarıyla Kürt halkı potansiyel olarak bu sürecin, bu yapının dışındaydı. PKK’dan haberi bile yoktu. Ama yaşanan süreçte ön yargılı tutum nedeniyle, PKK eşittir Kürt halkı haline getirildi.

Kürt halkı İslamî gelenekten, bin yıllık gelenekten, inancından kopartılarak PKK’nın kucağına adeta bilinçli şekilde atılmak istendi. PKK da bundan nemalandı, prim aldı. Prim aldıkça da, toplumun hoşuna giden sloganlar attı. İnsan hakları, barış, özgürlük, kalkınma gibi söylemler var olan altyapı ve eğitimsizlik nedeniyle taban oluşmasına sebep oldu. Süreç öyle başladı.

Sürekli bir tahrik var. Maçlarda bile olay çıkıyor?

Evet, evet. Değerlerin ayaklar altına alınmaması gerekiyor. Bugün Filistin halkı, özgürlük mücadelesi yapıyor. Bu mücadeleyi veren Filistinliler, hiçbir Filistinlinin dükkanının camını kırmamış, canına malına zarar vermemiştir. İşgalci güç İsrail’e, Yahudilere karşı, mücadele etmiştir.

Son olaylara bakınca burada büyük bir çelişki var. Oynanan oyun Kürt halkı için hiçbir kazanım getirmiyor. Bunun faturasını da halk ödüyor. 10-15 yaş arası, 9 tane insanımız, gencimiz ölmüş. 150’ye yakın insan hastanede. 400’e yakın kişi tutuklu. Ve 5 gün boyunca şehirde yaşam durmuş, alışveriş durmuş. Bankalar, marketler, fabrikalar kapatılmış. Kaybeden yine bölge insanı, Zarar ise, 100 trilyona yakın.

Sinsi ve gizli plan

Bunu yapanlar kim o zaman? Kürtler, Türkler, devlet zarar görüyorsa kim çıkar sağlıyor?

Bu olaylar, ABD’nin Büyük Ortadoğu Planı (BOP) veya Büyük İsrail Projesi (BİP) çerçevesinde gerçekleştirilen en alt planlardan birisidir. Bölgeye son yıllarda, Kuzey Irak’tan başlayan bir süreç yaşanıyor. Bu süreçte, dış güçler ve mihraklar bölgeyi kaşıyorlar. Kendi planlarına alet etmek isteyen güçlerin tamamıyla sinsi ve gizli bir planıdır.

Bundan 2 ay önce Danimarka’dan başlayan Hz. Muhammed’e yönelik hakaret ve saldırılara dünyada en büyük tepkiyi Diyarbakır verdi. Resmi rakamlara göre, 200 bine yakın insan, hiçbir parti, sivil toplum örgütünün organize etmemesine rağmen Diyarbakır’ın en büyük miting alanına gelerek, demokrasi ve özgürlük adına Peygamber Efendimize hakaret eden vahşi kapitalizmi protesto etti.

Olayın çapı büyüktü. Senaryo başkaydı. Şimdi ise birileri sanki Diyarbakır’ın manevi kimliğini ön plana çıkaran o mitinge karşı kendi gücünü göstermek için Diyarbakır’da adeta test yaptı. Güce karşı güç gösterisi. Tabi başarı olamadılar. Çünkü Diyarbakırlı büyük bir sağduyu içinde, kendi manevi değerlerine bağlı olarak olaylardan uzak durdu.

Oyun tutmadı. Tutsa idi bu kadar kısa sürede durmazdı. Devam edecekti. Bölgemiz şu anda sakin. Esnaf dükkanlarını açmaya başladı. Halk, devleti ile milleti ile barışık. Bu olayı, çıkaranları kınıyor. Hiçbir sorun yok demek yanlıştır. Ama çözülemeyecek sorun da yoktur.

Hükümetin olaylara karşı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sayın Başbakan 2 ay önce Kürt sorununun varlığını kabul etti ve muhatabın da kendisi olduğunu söyledi. Ondan sonra geri adım atarak öyle bir sorun olmadığını, lokal bir sorun olduğu şeklinde muğlak kelimeler kullandı. Başbakanın bu çelişkili ifadeleri, halkı sükutu hayale uğrattı.

Bölgede, demokrasi ve insan hakları tam olarak oluşmamış. Devamlı uygulanan OHAL büyük sıkıntı olmuş. Diyarbakır’da merkeze bağlı 400 genelde ise 4 bine yakın boşaltılmış köy vardır. Bütün köylüler şehre göç etmiş. Köylü ile şehirli arasındaki, sosyal yaşam çelişkileri sokağa yansıyor. Ve bu yıllardır, ekonomik çöküntü ile ihmal edilmiş bir sorundur.

3 gün boyunca Diyarbakır yanıyor, hiçbir siyasetçi gitmiyor. Neticede, 9 ölü, 100’lerce yaralıdan sonra 4. gün ilin milletvekilleri ve bir bakan Diyarbakır’a gidiyor. Asker ve polis şehre girdikten sonra giriyorlar. Bu büyük bir talihsizliktir.

Başbakan Erdoğan’ın olaylara karşı bakışını ve ailelere çağrısını nasıl buldunuz?

Bence bu çıkış talihsizliktir. Sayın Başbakan, Annelere çağrı yapıyorum, çocuklarınıza sahip çıkın, yoksa sonuçlarına katlanırsınız diyor. Bu, çocuklarınızı yok edeceğiz, öldüreceğiz demektir. İnsanlar böyle kazanılmaz. Tehditle, şiddetle bir yere varılamaz. Sayın Başbakanın bölgeye yaklaşımı, hissi ve duygusal. Daha şefkatli, daha barışçı olmalı. Ölen 9 çocuğa başsağlığı dilemek büyük bir erdemdir. Bu çocuklar kim tarafından öldürüldü, bunların da araştırılması lazım. Yarın bu dosyalar da AİHM’e gider, milyonlarca Euro tazminata mahkum olur.

Hükümete, bazı güçler tuzak kuruyorlar. Şemdinli, Hakkari, Diyarbakır’da şekillenen olaylarla tekrar OHAL yasası getirtmek, bölge insanın haklarını kısıtlayacak, değer yargılarını yok edecek bazı yasalar tekrar dayatılmak isteniyor. Oynanan oyun budur. Suni olaylardır.

Son olaylarda Diyarbakır halkı masumdur suçsuzdur. 5 bin kişinin eylemi, 1.5 milyonluk şehre mal edilemez. Ben Diyarbakırlı olarak bunu kabul edemem.

Eğitimsizlik ve cehalet

Kısa bir süre önce Güneydoğu sorunu çözümü için aydınlar grubu ortaya çıktı. Hatta Başbakan ile görüştü. Siz bu girişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu sözde aydınlar, Güneydoğuyu ve halkını temsil etmiyor. İçki masasında hazırlanan raporları vererek sorunlar çözülmek isteniyor. Bunlar Kürt kökenli değiller. Bölgeyi, insanı bilmiyorlar. Bu aydınlar, tanımadıkları, gitmedikleri, yaşamadıkları bir coğrafyanın, halkın tarihsel sorununu çözemezler. İstanbul boğazından ahkam kesiyorlar.

Kürt halkı adına parti kuranlar, yazı yazanlar, insan hakkı diyen kalemşörler elini çeksin bu mazlum milletin yakasından sorun çözülür. Milletin ortak değer yargıları vardır. Maneviyat ve din. Bu millet yıllarca ümmet anlayışı ile birlikte huzur içinde yaşadı.

Sayın Başbakan onların yerine, alim ulemadan bilim adamlarını davet etse, dinlese, sorunu daha iyi anlar ve çözer.

Bugün sorun, etnik ayrımcılık, bölgecilik şeklinde sürekli provoke ediliyor. Kamplaşma, yapılmaya çalışılıyor. Bu sorun, Vatikan’da ne AB’de çözülmez. Kendi aramızda çözülür. Ne başka Güneydoğu ne de Türkiye var. Bu ülkenin nimetleri nasıl kullandıysak bu sorunları da çözmek herhalde zor olmasa gerek. Elimiz buna mahkumdur.

Halkın özellikle de gençlerin sokağa dökülmesinin arkasındaki sebep sizce nelerdir?

Bugünkü olayların arkasında, büyük bir manevi boşluk ve ahlak erozyonu yatıyor. Göçle başlayan soyso- ekonomik çalkantı ve hükümetin bölgeye yanlış politikası. Başbakan, iktidarının 4. yılında Diyarbakır’a 1 defa kendi bölgesine 10 defa gitmesi, bu gelişmelerin bir sonucu olsa gerek.

Son yıllarda Diyarbakır’da alkol ve uyuşturucu bağımlılık oranı hızla arttı. Güvenlik güçleri buna seyirci kalıyor. Siyasetçiler bu konuya ilgisizler. Bu sosyal patlamanın en önemli nedenlerinden birisi de budur.

28 Şubat sürecinin etkileriyle, bazıları vakıfları ve medreseleri kapatmaya çalıştılar. Oradan kopan insanların, sosyal yaşantısı boşlukta kaldı. Halk da bu konulara, bana ne, neme lazım diye yaklaşınca bu olaylara zemin hazırlanmış oldu.

Son olaylarda çocuklara para karşılığı molotof kokteyli attırılmış? Ne düşünüyorsunuz?

Peygamber Efendimizin bir sözü vardır: “Ya Rabbi beni ve ümmetimi iki şeyden koru: Cehaletten ve fakirlikten”. Bu ikisi, insanı delalete, küfre ve anarşiye götürür. İşte o zavallı çocuklar, hem eğitimsiz hem de ekonomik yönden çökmüş. Aç ve eğitimsiz cahil insanın yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Çünkü mantık yoktur. Eline ekmeği verirsen, taş, sopa, bomba ne olursa atar. Meselenin özünü sorgulamak lazım. O çocukların neden o duruma getirildiğini sorgulamak lazım. Manevi boşluk, neden oluştu?

Yerel yöneticilerin soruna bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Diyarbakır’ın nüfusu, son 10 yılda 400 binden 2 milyona yaklaşmıştır. Yerel yönetimler ise, kendi sorumluluklarının dışında, politika yapıp kitleleri etkilediler. Bu çok yanlıştır. Yerel yönetimlerin görevleri bellidir, sınırlıdır. Şehrin altyapısı, suyu, yolu, parkları ile hizmetleri sağlamaktır.

Korkunç bir Yahudi ajanlığı var

BOP ve İsrail’in hedeflerinden bahsettiniz. Son günlerde Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan olayların dış bağlantısı da olabilir mi?

Diyarbakır’daki son olaylar, Güneydoğu’ya yönelik planların bir parçasıdır. Dört yıl önce Filistin’e destek için gittiğimiz İsrail’de şahit olduğumuz Nil’den Fırat’a kadar olan toprakların Kutsal Topraklar olduğu gerekçesiyle Yahudiler’e ait olduğu temel görüşü nedeniyle bölgede korkunç bir Yahudi ajanlığı başlamıştır.

Dünyanın konjöktürü sürekli değişiyor. ABD’nin ortaya koyduğu BOP’un içine Türkiye’yi de dahil ettiler. Afganistan ve Irak’ta emellerine kavuştular. İki ülkeyi de işgal ettiler. Arkasından sıranın Suriye ve İran’da olduğunu hiç çekinmeden dillendiriliyor. Yakın tarihte, Türkiye’yi siyasi arenaya çevirdiler. CIA, FBI sürekli gelip gidiyor.

İsrail GAP’ta toprak alıyor

Yıllardır İsrail’in Güneydoğu’ya yönelik planlarından bahsediliyor. Kısa bir süre önce Kuzey Irak’ta idiniz. İsrail’in hem orada hem de GAP’taki faaliyetleri ne boyuttadır?

Bazı gerçekleri görmek lazım. Dünyanın 100 yıllık petrol rezervi Ortadoğu ve özellikle Irak’ta. Önümüzdeki yüzyıl, petrolün yanı sıra su savaşlarına şahit olacak. Su rezervleri ise yine Mezopotamya’da. Dicle ile Fırat’ın olduğu bölge.

İsrail’in bu bölgeye yönelik emelleri var. 5 yıl önce TBMM’de söyledim. GAP İsrail’in işgali altındadır. Yahudiler, son 10 yıldır Diyarbakır’da, Urfa’da hızlı bir şekilde arazi alıyorlar. Tıpkı Filistin’de olduğu gibi. Önce arazileri aldılar, sonra binaları yapıp site şehirleri kurdular. Bugün de aynı şekilde, taşeron firmalarla bölgemizin en bakir topraklarını almaya başladılar.

İsrail, bölgedeki niyetini açıkça ortaya koyuyor. İsrail, Ortadoğu’da terörü ve kimyasal silahları gerekçe göstererek ABD’ye vermiş olduğu aktöriyel rolünü tamamlamasını istiyor.

Bölgede, Siyonizm’in büyük bir oyunu oynanıyor. Mahsun Kürt milleti, kirli emellere alet edilmek isteniyor. Bu konuda, vatandaşlarımızı her defasında uyarıyoruz.

Son dönemde ABD tarafından Türkiye’ye bazı şartlar da dayatılmaktadır. Türkiye’nin müslüman devletlerden uzaklaştırılması, AB projesine gönülsüz şekilde sokulmaya çalışılması ve Irak politikasında masabaşından uzaklaştırılması buna alamettir. Kıbrıs’ta başlayan yalnızlaştırma politikası Kuzey Irak ile devam ediyor.

Yakın tarihte kominizmin yok edilmesi ile birlikte dünyada İslama karşı topyekun saldırı planı uygulamaya konuldu. Bunu hiç gizlemiyorlar. Haçlı seferlerinin arkasında ayrıca Yahudi lobileri de bulunuyor. Bunun aktörleri ise, İngiliz ve ABD’dir. Suriye’ye yönelik operasyonda, Türkiye’yi de buna katmak istiyorlar. Yakın tarihte buna seyirci kalacağız.

Düne kadar kominizmi yıkan Afganistan’a bir şey olmaz diyorduk. Ama ABD’nin işgali altında. Yine Irak’a bir şey olmaz diyorduk. Ama Irak’ta işgal edildi. Yakın tarihte aynı senaryo, Suriye ile başlayıp İran’la bütünleşecek. İleride Türkiye’nin de başını ağrıtacak.

Eskiden bölgede, 3-5 bin ajanın görev yaptığından bahsedilirdi. Şimdi ne tür bilgiler geliyor acaba?

Bölgede Yahudi ajanları, CIA ajanları cirit atıyor. Bölgeyi karıştırmak ve kaşımak için görev yapıyorlar. Bunları biliyoruz, duyuyoruz. Gerek Kuzey Irak ziyaretimde gerekse bölgedeki izlenimim böyle. Burada uygulanan plan, İsrail senaryosudur. Yahudilerin politikasıdır.

Bölge ve insanı, ABD tarafından laboratuar olarak kullanılmak isteniyor. Biz bunun farkındayız. Bölge insanın da, bunun farkında olması lazım. Gözyaşından rant kazanan güçler, bölgede cirit atıyor. Bunlara fırsat vermemek lazım.

Diyarbakır olayları ülke geneline yayılmak istenen büyük bir oyundu

Diyarbakır’daki olaylar bir provokasyon muydu? Ve niçin Diyarbakır?

Büyük bir dramdı. Ülke geneline yayılmak istenen bir büyük bir oyundu. Ve olayın boyutu, her ne kadar mevcut hükümet tarafından idrak edilmemişse de,biz bunu gördük yaşadık. Fakat halkın bunun sağduyusu, olayların büyümesini engelledi. Ateş düştüğünü yere yakar. En kötü barış, en iyi savaştan iyidir. Şiddet çözüm değildir. Şiddet, şiddeti çıkarır. Bir musibet, bin nasihattan iyidir. Bu son çıkan olaylar da, bölgede oynanmak istenen oyunun çok küçük bir müsveddesi idi. Cenabı Allah, Diyarbakır’da olayı bertaraf etti.

Diyarbakır, konumu, tarihi, maneviyatı bakımından dünyanın en büyük şehirlerinden birisidir. Newyork, Washington yokken Diyarbakır hep vardı. Binlerce medeniyete başkentlik yapmış. Ortadoğu’nun en büyük kenti.

Şu anda merkezde, 1000’e yakın cami vardır. Birçoğu 300-500 yaşında. Muazzam bir şekilde halkın inancına saygısı vardır. Ama bugüne kadar bunu hep saklamak, göz ardı etmek istediler. Bu bir gerçektir. Bugün, dünyaya Diyarbakır eşittir terör şeklinde lanse etmeye çalışıyorlar. Bu bütün Diyarbakırlılar gibi beni de çok derinden üzüyor.

2

Diyarbakır test edildi

Diyarbakır’da devreye sokulan senaryo başkaydı. Şimdi ise birileri sanki Diyarbakır’ın manevi kimliğini ön plana çıkaran “İnanca Saygı Mitingi”ne karşı kendi gücünü göstermek için Diyarbakır’da adeta test yaptı. Güce karşı güç gösterisi…

Bunları yapanlar kim o zaman? Kürtler, Türkler, devlet zarar görüyorsa kim çıkar sağlıyor?

Bu olaylar, ABD’nin Büyük Ortadoğu Planı (BOP) veya Büyük İsrail Projesi (BİP) çerçevesinde gerçekleştirilen en alt planlardan birisidir. Bölgeye son yıllarda, Kuzey Irak’tan başlayan bir süreç yaşanıyor. Bu süreçte, dış güçler ve mihraklar bölgeyi kaşıyorlar. Kendi planlarına alet etmek isteyen güçlerin tamamıyla sinsi ve gizli bir planıdır.

Bundan 2 ay önce Danimarka’dan başlayan Hz. Muhammed’e yönelik hakaret ve saldırılara dünyada en büyük tepkiyi Diyarbakır verdi. Resmi rakamlara göre, 200 bine yakın insan, hiçbir parti, sivil toplum örgütünün organize etmemesine rağmen Diyarbakır’ın en büyük miting alanına gelerek, demokrasi ve özgürlük adına Peygamber Efendimize hakaret eden vahşi kapitalizmi protesto etti.

Olayın çapı büyüktü. Senaryo başkaydı. Şimdi ise birileri sanki Diyarbakır’ın manevi kimliğini ön plana çıkaran o mitinge karşı kendi gücünü göstermek için Diyarbakır’da adeta test yaptı. Güce karşı güç gösterisi. Tabi başarı olamadılar. Çünkü Diyarbakırlı büyük bir sağduyu içinde, kendi manevi değerlerine bağlı olarak olaylardan uzak durdu.

Oyun tutmadı. Tutsa idi bu kadar kısa sürede durmazdı. Devam edecekti. Bölgemiz şu anda sakin. Esnaf dükkanlarını açmaya başladı. Halk, devleti ile milleti ile barışık. Bu olayı, çıkaranları kınıyor. Hiçbir sorun yok demek yanlıştır. Ama çözülemeyecek sorun da yoktur.

Hükümetin olaylara karşı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sayın Başbakan 2 ay önce Kürt sorununun varlığını kabul etti ve muhatabın da kendisi olduğunu söyledi. Ondan sonra geri adım atarak öyle bir sorun olmadığını, lokal bir sorun olduğu şeklinde muğlak kelimeler kullandı. Başbakanın bu çelişkili ifadeleri, halkı sükutu hayale uğrattı.

Bölgede, demokrasi ve insan hakları tam olarak oluşmamış. Devamlı uygulanan OHAL büyük sıkıntı olmuş. Diyarbakır’da merkeze bağlı 400 genelde ise 4 bine yakın boşaltılmış köy vardır. Bütün köylüler şehre göç etmiş. Köylü ile şehirli arasındaki, sosyal yaşam çelişkileri sokağa yansıyor. Ve bu yıllardır, ekonomik çöküntü ile ihmal edilmiş bir sorundur.

3 gün boyunca Diyarbakır yanıyor, hiçbir siyasetçi gitmiyor. Neticede, 9 ölü, 100’lerce yaralıdan sonra 4. gün ilin milletvekilleri ve bir bakan Diyarbakır’a gidiyor. Asker ve polis şehre girdikten sonra giriyorlar. Bu büyük bir talihsizliktir.

Başbakan Erdoğan’ın olaylara karşı bakışını ve ailelere çağrısını nasıl buldunuz?

Bence bu çıkış talihsizliktir. Sayın Başbakan, Annelere çağrı yapıyorum, çocuklarınıza sahip çıkın, yoksa sonuçlarına katlanırsınız diyor. Bu, çocuklarınızı yok edeceğiz, öldüreceğiz demektir. İnsanlar böyle kazanılmaz. Tehditle, şiddetle bir yere varılamaz.

Yarın: Olaylar, Güneydoğu’ya yönelik planların bir parçası

Olayların maddi bilançosu 100 trilyon

Sürekli bir tahrik var. Maçlarda bile olay çıkıyor?

Evet, evet. Değerlerin ayaklar altına alınmaması gerekiyor. Bugün Filistin halkı, özgürlük mücadelesi yapıyor. Bu mücadeleyi veren Filistinliler, hiçbir Filistinlinin dükkanının camını kırmamış, canına malına zarar vermemiştir. İşgalci güç İsrail’e, Yahudilere karşı, mücadele etmiştir. Son olaylara bakınca burada büyük bir çelişki var. Oynanan oyun Kürt halkı için hiçbir kazanım getirmiyor. Bunun faturasını da halk ödüyor. 10-15 yaş arası, 9 tane insanımız, gencimiz ölmüş. 150’ye yakın insan hastanede. 400’e yakın kişi tutuklu. Ve 5 gün boyunca şehirde yaşam durmuş, alışveriş durmuş. Bankalar, marketler, fabrikalar kapatılmış. Kaybeden yine bölge insanı, Zarar ise, 100 trilyona yakın.

Röportaj: Ebubekir GÜLÜM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir