Hablemitoğlu Cinayetinde ABD ve İsrail’in Parmağı mı Var?

Atatürkçü ve milliyetçi bir sembol haline gelerek, yabancı istihbarat örgütlerinin gözüne batan Ankara üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi öğretim üyesi Dr. Necip Hablemitoğlu’nun ölümünün ardından üç yıl geçti. Ölümünün ardındaki sır perdesini, böyle bir cinayetin önlenmesinde Genelkurmay istihbaratının, Emniyet istihbaratının ve MİT’in önlemlerini ve yabancı istihbarat örgütlerinin rolünü İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Öğretim üyesi Doç.Dr. Ümit Sayın’la konuştuk.

Bu cinayette tıpkı Uğur Mumcu cinayetinde olduğu gibi Amerika ve İsrail parmağı olduğunu düşünüyorum…

İsrail’in başka gizli servisleri de var, MOSSAD’ın işin içinde olma olasılığı var. ABD’de 11 Eylül saldırısından sonra başka kaatil istihbarat örgütleri de kuruldu. Özellikle gölge Hükümetin başındaki Dick Cheney bu yeni gölge istihbarat örgütlerini oluşturdu.

“Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter ve laik yapısına göz diken tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve mihnete değer mi diyorsanız, Atatürk’ün manevi mirasçısı olarak evet değer, diyorum. Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!” Doç. Dr. Necip HABLEMİTOĞLU

– Onu öldüren güçler, iz bırakmadan, çok ustaca, en ideal anı seçmişlerdi. Bunu ancak bir istihbarat örgütü yapabilir.

– Amerika’nın Yeni Dünya Düzeni içinde yer alan Büyük Ortadoğu Projesi’nin gerçekleştirilebilmesi için büyük bir tehdit teşkil ediyordu.

– O’nu koruması gereken güçler (Emniyet, MİT ve Genelkurmay, Jandarma istihbaratı) bu konuda etkisiz kaldılar.

Ulusalcı-Milliyetçi bazı dostlarım aracılığıyla tanıştığım Hablemitoğlu ile Amerika’da bulunduğu süre içinde

de Türkiye’yi ilgilendiren gelişmeler çerçevesinde sık sık bilgi alışverişinde bulunuyorduk. Özellikle Atatürkçü Cumhuriyet Türkiyesi’nin korunması konusunda büyük, çok değerli çalışmalar yaptığını düşünüyorum. Özellikle KÖSTEBEK isimli kitapta Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaya çalışan odakları, BERGAMA dosyasında ise Türkiye’de altın konusunda oynanan oyunları deşifre etti. Enteresan olan milliyetçi, ülkesini seven insanların bir bir katledilmesi! Necip’in hunharca emperyalist güçlerin istihbarat uzantıları tarafından katledilmesi beni çok yaraladı. O zaman anladım ki, artık bu Cumhuriyet hızla çökmekte! Necip’e tonlarca istihbarat bilgisini verenler onu korumadılar. Benzer bir duruma Muammer Aksoy ve İhsan Güven cinayetlerinde de rastlıyoruz. Onlarında ortak özelliği Necip’in ALTIN konusunu araştırıyor olduğu gibi, PETROL konusunu araştırıyor olmalarıydı. İhsan Güven son 25 yılık çalışmalarında Türkiye’nin bir petrol okyanusu üzerinde yüzdüğünü kanıtlamıştı, onun avukatı ise ADD’nin kurucularından Muammer Aksoy’du. Önce Muammer Aksoy 1991’de, İhsan Güven de 2003’de öldürüldü. Bu konudaki benzerlikler gözönüne alınmalıdır.

İstihbarat uzantıları tarafından katledildikleri doğru mu? Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz?

Sevgili Necip’e kendini korumasını telefonda defalarca söylemiştim. Silah bile taşımıyordu. Onu öldüren güçler, O’nu yakından günlerce takip etmiş olmalı ki, hiçbir iz bırakmadan, çok usta bir biçimde alışverişten dönerken, en ideal anı seçmişlerdi. Bu bir kere tüm telefonlarının dinlendiğini, onu öldürmek için kararın çoktan verildiğini kanıtlıyor. Bunu ancak bir istihbarat örgütü yapabilir. Necip’in öldürülmesi konusunda tek neden olabilir: Fethullahçı örgütlenme konusunda yaptığı araştırmalar üzerinde durulmasına karşın, temel neden yukarıda da belirtildiği gibi Bergama dosyasını ulusalcı çizgide açmasıdır. Kendisinin MİT ile bağlantılarını biliyordum, geleceğin müsteşarı olma olasılığını ve askeri istihbarat tarafından bu konuda destek aldığını bizzat söylemişti. Ortadoğu politikası konusunda milliyetçi ve Atatürkçü bir çizgisi vardı; bu nedenle Amerika’nın küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni içinde yer alan Büyük Ortadoğu Projesi’nin gerçekleştirilebilmesi için büyük bir tehdit teşkil ediyordu. MİT’in başına askeri istihbarat desteğiyle gelseydi durum çok farklı olabilirdi. Bu cinayette tıpkı Uğur Mumcu cinayetinde olduğu gibi Amerika ve İsrail parmağı olduğunu düşünüyorum. Çünkü şu dönemde bir “Büyük İsrail” projesi olan Büyük Ortadoğu Projesi bağlamında tüm ulusalcılara ve milli çizgideki aydınlara büyük bir saldırı var. Bu konuda ulusalcı ve Atatürkçü bilim adamı olarak bana da büyük saldırı ve ölüm tehditleri mevcut. Ölürsek de vatan sağolsun. Ama Amerika’nın ve İsrail’in en büyük korkusu sevgili Necip Hablemitoğlu gibi vatansever aydınların örgütlenmesi ve ulus devleti korumak için direnişe geçmesidir. Burada olayın gelişmesi ve cinayetin işleniş şekli tam bir profesyonellik arzediyor. Söylediğim gibi, bu uluslararası bir istihbarat örgütünün yapabileceği bir eylem türüdür. Bu konuda Türk istihbarat birimleri ne yazık ki sessiz ve yetersiz kalmışlardır. Hablemitoğlu korunabilirdi, ama nedense ulusalcı aydınları sindirme kararı gereğince susturuldu.

Uluslararası örgütler diye CIA ve MOSSAD’ı mı kastediyorsunuz?

İsrail’in başka gizli servisleri de var, MOSSAD’ın işin içinde olma olasılığı var. ABD’de 11 Eylül saldırısından sonra başka kaatil istihbarat örgütleri de kuruldu. Özellikle gölge Hükümetin başındaki Dick Cheney bu yeni gölge istihbarat örgütlerini oluşturdu. Amerika ne yaparsa mübah; tamamen mafya mantığı… Dolayısı ile Amerika ve İsrail günümüzde en terörist ve haydut devletlerdir. Artık Uğur Mumcu’nun deyimiyle Uluslararası Hukuk ’Guguk’ olmuştur. Şu anda 3. Dünya savaşının içindeyiz. Bu savaş 11 Eylül saldırısı ile başladı, yani ABD kendi kendine saldırarak, terörü bahane edip Afganistan’a ve Irak’a hiç bir hukuki gerekçesi olmadan saldırdı. Yakında Suriye, İran ve hali hazırda işgal etmiş olduğu Türkiye’ye de saldıracak. Türkiye’de ulusalcı çatının oluşması çok tehlikeli olduğu için bir çok aydın katledildi. Necip Hablemitoğlu da bu cinayet zinciri dahilinde öldürüldü, yakında başka cinayetler de işlenebilir.

Olayın soruşturulmasında neden sonuca varılamadı?

Bu olayın arkasında yabancı istihbarat örgütleri olduğuna göre, bu cinayetler çözülemez. “NATO’nun gizli orduları” isimli bir kitap çıktı. Danielle Ganser, bu kitapta NATO’ya üye olan ülkelerin istihbarat örgütlerine ve paramiliter güçlerine nasıl sızıldığı anlatılıyor. NATO’ya girdiğiniz zaman otomatik olarak NATO’nun sizin

ülkenizde kuracağı gizli istihbarat örgütlerine de izin veriyorsunuz. Bunlara Süper NATO veya ‘Stay Behind’

gruplar deniyor. Bu örgütler sizin içinizde her türlü örtülü operasyonu yapabiliyorlar. Dolayısı ile istihbarat örgütleriniz de bunlara esir ediliyor; bağımsız bir istihbaratınız kalmıyor. Bizim istihbarat örgütlerimizin elemanlarının veya paramiliter örgütlenmenin maaşlarını bir zamanlar CIA ödemiş. Başka ülkelerde de bunları yapmış (İtalya’da Gladyo ve P2 locası yapılanması, Yunanistan’da Sheep Skin, Almanya’da ve İngiltere’de benzer yapılanmalar). Bu gölge örgütler uyuşturucu, ticaretinden silah ticaretine, madenlerin işletilmesine, petrol araştırmalarına kadar pek çok işin içinde. Dolayısı ile lokal emniyet güçlerinin ve istihbarat örgütlerinin de içine sızmış durumdalar; işledikleri cinayetleri çözmek hemen hemen imkansız. Bilinmeyen ve açıklanmayan pek çok gizli anlaşma var. Öreğin ABD’ye ve NATO’ya sormadan ve desteğini almadan Türkiye’de bir askeri darbe yapmak mümkün değil; ikili gizli anlaşmalara göre hemen devreye NATO giriyor.

Hablemitoğlu’na ölüm tehditi gelmesine rağmen öldürülmesine göz mü yumuldu?

Evet. 2000 yılında defalarca tehdit aldığını söylemişti. Ayrıca arabasının da takip edildiğini söylemişti. Öldürülmeden önce de tehdit ediliyordu. O’nu zayıflatmak için tonlarca iftira yapıldı, dava açıldı, defalarca Üniversiteden uzaklaştırıldı ve mahkemeyle döndü. Üniversite içinde ve dışında büyük bir saldırıya maruz kaldı. O’nu bezdirmek için ellerinden geleni yaptılar. Yılmadı. O’nu koruması gereken güçler (Emniyet, MİT ve Genelkurmay, Jandarma istihbaratı) O’nu korumadılar; bu konuda etkisiz kaldılar. Yani kurda bırakılan bir kuzu gibi yem olarak yabancı istihbarat örgütlerinin ellerine bırakıldı ve profesyonel bir cinayetle hunharca katledildi. Necip’in telefonu dinleniyordu, takip ediliyordu. İstense rahatlıkla korunabilirdi. Koruma bile verilmedi. Sonuçta bu cinayet ortamı rahat bırakıldı, pek çok aydına yapıldığı gibi. Necip’in davasına bakan DGM başsavcısı ile konuştuğumda; 1 milyona yakın telefon konuşmasını analiz ettiklerini ama bir sonuca varamadıklarını söyledi. Bir gün bizler de öldürülürsek, hiç kimse bizi koruyamayacak ve daha sonra da adımızı anmayacak.

Röportaj: Yüksel Mutlu

Fatih ERBOZ

ATATÜRKÇÜ Düşünce Derneği tarafından düzenlenen panelde ölümünün üçüncü yıldönümünde Prof. Dr. Necip Hablernitoğlu anıldı. Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkam Ertuğrul Kazancı’nın başkanlık ettiği panele Macit Soydan, Hulki Cevizoğlu, Murat Çelik ve Mustafa Balbay konuşmacı olarak katıldı. İlk konuşmayı yapan Bugün gazetesi Ankara Temsilcisi Murat Çelik, öldürülen aydınların ailelerinin üzerine çok büyük bir yük bindiğini ve bu nedenle geride kalanların durumunun da daha zor olduğunu belirtti. Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay da, “Aydın ülkesinin geleceğine harç koyan, içinde yaşadığı toplumla ve devletiyle barışık kişi anlamına gelmektedir. Ancak günümüzde aydın topluma harç koyan değil, haraç yiyen olarak tanımlanmakta” dedi.

AYDINLARI TEK TEK ÖLDÜRDÜLER

Türkiye’de katledilen aydınların ortak özelliğinin devlet ve toplumla barışık olmaları olduğunu ifade eden Balbay, şunları söyledi: “Eğer bugün Hablemitoğlu yaşasaydı AKP’nin yurtdışındaki cemaatlerle ilişkilerinin çok daha değişik boyutlarım öğrenecektik, eğer Uğur Mumcu yaşasaydı o zamanda ABD’li CIA ve FBI yöneticilerinin ziyaretlerinin perde arkasını daha geniş olarak öğrenecektik. Türkiye’yi bugünkü hale getirebilmek için aydınları tek tek öldürdüler. Bu cinayetlerin arkasında gizli servisler olduğunu da düşünüyorum. Bugün Irak’a “demokrasi” getirenler bu ülkeyi fiili olarak üçe bölmüş durumdalar. Türkiye’de aydınlara yönelik cinayetlerin anlamı herhalde uluslar arası güçlerin politikaları incelendiğinde anlam kazamnaktadır.”

SANDIK BAŞINIZA YIKILIR

Kanal Türk Televizyonu Ankara Temsilcisi Hulki Cevizoğlu ise, Hablemitoğlu’nun öldürülmesinden sonra toplumun büyük bir hüzün yaşadığını, bunun yanında hükümetlerin de bu hüznü destekleyecek uygulamalarda bulunduğunu belirterek, “Hablemitoğlu ailesi kendisinin onurlu duruşunu devam ettirdi. Oysa Türkiye’de onursuzluk para ediyor. Onura prim verilmiyor. Bugün Türkiye’de bir AB’li yetkili yargılanan Orhan Pamuk

değil, Türkiye’dir açıklaması yapabiliyor. Orhan Pamuk’un yargılandığı güne Türkiye için bir kara gündür diyebiliyor. Bu sözcükleri umarsız bir biçimde kullananlar Hablemitoğlu öldürüldüğünde neredeydi. Türkiye için böyle sözleri sarf etme cesaretini nereden buluyorlar? Neden bu sözler karşısında kimsenin sesi çıkmıyor? Ama her şeye rağmen karamsar bir tablo ortaya koymanın da bir anlamı yok. Anadolu’nun gücü her yerde hissediliyor. Sürekli bir dip dalgasından bahsediyorum. Bu dip dalgasıyla dalga geçmek isteyenler de var. Bu dip dalgasının sandık başında mutlaka adres bulması gerekiyor. Bu nedenle bu dip dalgasının sahipleri sizler mutlaka sandık başına gitmelisiniz. Yoksa sandık başımıza yıkılıyor” dedi.

DÜŞÜNCELERİ İYİ BİLİNMELİ

Yeniçağ Gazetesi Ankara Temsilcisi Macit Soydan da, Ankara’da gazeteci yazarlara ve aydınlara karşı düzenlenen suikastların anlaşılabilmesi için uluslararası konjonktörün ve öldürülen aydınların tam bağımsız Türkiye düşüncelerinin çok iyi anlaşılması gerektiğini söyledi. Ankara’da işlenmiş olan siyasi cinayetlerin veya daha genel bir tanımlamayla Türkiye’deki siyasi cinayetler söz konusu olduğunda, günümüz gençliğinin aklına

gelen, kendilerinden bir kuşak önceki ağabeylerinin ve ablalarının sokaklarda yaptıkları kavgalar ve karıştıkları silahlı eylemler olmakta olduğunu belirten Soydan, “Unutulmamalı ki, bu durum bir “sonuç”tur. Bu sonuca yol açan “sebep”lerin neler oldukları hiç umursanmadan, sadece sonuca bakıldığında görülen gözyaşı ve

kanla dolu bir vahşi manzara gençlerimizde, bu tür kabusların tekrarlanmaması arzusunu bir sabit fikir haline getirmektedir” dedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir