HAYAT BİR SINAV, AMA YARIŞMA SINAVI DEĞİL…

Hayatın bir sınav olduğunu savunan felsefe ekolleri var mıdır bilmem. Zaten ben de onlardan söz etmeyeceğim. Dinler de genelde bu dünya hayatını bir sınav yeri olarak görürler. Sınav sonuçları ahirettedir. Konumuz bu da değil. Sınavlarla bloke edilmiş günümüzün hayatından söz ediyorum.

Modern hayatın hemen her aşaması bir yarışma sınavı ile parsellenmiş durumda. İlköğretim ortalarında başlıyor çocuklarımızın OKS telaşı. Gerçi sistem değişiyor OKS kalkıyor ama yeni sistemde de yine sınav olduğu için bir sınav değilse bile her yıl bir sınav olmak üzere aynı telaş, aynı okul-dersane-ev üçgeninde geçecek çocukların hayatı. Liseye gidince daha büyük bir telaş ve daha büyük hedeflerle ÖSS bekliyor.

Dört kişilik bir ailede bakıyorum küçük kız OKS, oğlan ÖSS için gömülmüş derslere. Anne pratisyen hekimlikle bu iş olmuyor diye yıllar geçmesine rağmen uzman olmaya karar vermiş ve TUS çalışıyor. Baba 3 yıldır geçemediği ve bu yüzden akademik kariyerinin önüne taş olan şu ÜDS’yi çözmek için hayata küsmüş. Kızın dersi, oğlanın deneme sınavı, annenin nöbeti, babanın kursu derken aile bireyleri hiç biraraya gelemiyorlar. Bir yere davet edilseler bahane hazır: çocuklar sınava hazırlanıyor. Sadece çocuklar da değil tüm aile.

Bu kadar dramatik örnekler çok mu bilmem ama en azından ikisinin üçünün biraraya geldiği birçok aile var çevremde.

Herbirinin hayatımızın birkaç yılını parsellediği bu sınavların hemen hepsi de yarışma sınavı. Yani ayrılmış kadro ve kontenjanlar var. Herkes aynı sınava giriyor ve tercihlerini yukarıdan aşağıya sıralıyor. Sınava girip soruları cevaplıyor. sonra ne mi oluyor? İstatistik uzmanı arkadaşlar en yüksek puandan başlayarak tercihlere göre dağıtıyorlar. Kabul ediyorum sistem bu kadar basit değil. Birçok katsayı, birçok ağırlık puanı var. Herşeye rağmen yetenek, kabiliyet ve beceriler ölçülmüyor. Yıllardır var olan ve formalite icabı uygulandığını düşündüğüm yöneltme sistemi ne kadar etikili çalışıyor acaba?

Çocuklarımız acaba tercihlerini ailelerinin isteğine göre yapıyorlar, yoksa çevrenin etkisinde mi kalıyorlar. Okullardaki rehberl öğretmenler bu konuda neler yapıyorlar? Bunlar bambaşka bir yazının konuları olabilir. Hatta biraz daha ileri gidip sadece çocukların deği, yetişkinlerin de yönlendirilmesi gerekip gerekmediğini sorabiliriz. Yani TUS’a girenler seçtikleri uzmanlığı yapabilecekleri için mi ne kadar para kazanabileceklerine göre mi seçiyorlar? ÜDS zorunluluğu tüm akdemisyenler için var. Ama bunların kaçı için gerçekten mesleki olarak önemli bir gereklilik. Bir matematik profesörü ingilizceyi bilmezse ne olur, ilahiyatçı ingilizce öğrenmezse mesleki olarak eksik kalır mı?

Bir yarışma sınavında bir puanla dışarıda kalması bir şans faktörü müdür yoksa başarısızlık mı? Sınavların hep yarışma sınavı olması, herkesin aynı konuları çalışması ve aynı soruları cevaplaması bazı kabiliyetlerin körelmesine sebep olabilir mi? Bunları da araştırmacılara bırakalım.

Allahaşkına biri söylesin: sınavı biri bitip biri başlıyor, biz normal bir hayatı ne zaman yaşayacağız?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir