HAYRULLAH MAHMUD İÇİN BİR AÇIKLAMA / GAZETECİLİK ONURU

Hayrullah Mahmud`dan büyük oranda bahsettiğim “Gazeteciden Darbeci, Yani Kâğıttan Kaplan” başlıklı yazım dolayısıyla, Hayrullah Bey, doğal olarak bir tepki yazısı yazmış.

Hayrullah Mahmud’un söz konusu yazısını, http://www.alaturkaonline.com/yazi.asp?2736/d-day adresinde okuyabilirsiniz.

Kendisinin, Ergenekon Davası dolayısıyla yargılandığını, malûm iddianâme içinde sanık olarak yer aldığını, internetteki dokümanlardan, yazının yayına girmesinden sonra, iddianâme açıklanınca öğrendim. Yazı yazılmış olduğundan, hiç bir yerine dokunmadım. Bugüne kadar sitede kaldı ve öylece kalmaya devam edecek. Altına bu yüzden tarih atıyorum. Zira, değişen şartlarda, yazıldığı zamanın havasını solumak gerekiyor. Bazen, buna şiddetle ihtiyaç duyuyoruz gerçekten. Bakın şu tesadüfe ki, yazıyı yazdığım tarih, Hayrullah Bey`in doğum tarihi imiş. Kutlarım.

Her ne kadar, söz konusu yazım, Ergenekon`un kaynağının Hayrullah Bey’in kendisi olduğuna dâir bir espri içinde yazılmışsa da, elbette bu olayın gideceği yer ve sonuçları şimdiden kestirmek mümkün olmadığından, kesin bir ciddiyetle ele alınmaması gerektiği konusunda uyarıda bulunmaktan başka çarem yok.

Yalnız, yazının ana esprisi bu değil, dikkat ederseniz: Bir gazetecinin, Ergenekon gibi gizli kapaklı olduğu varsayılan oluşumlar içinde yer alması, (iddianâme açıklanmadan önceki hava dolayısıyla) bir takım darbe planları içinde adı geçiyor olması, gerçekten ama gerçekten imkânsız, hatta imkânsız ötesi bir şeydir. Sebebini açıkladım. Gazeteci, enformasyoncudur. Enformasyonu isterse dezenformasyon amacıyla da kullanabilir, o ayrı. Dezenformasyon amaçlı kullanım, ne kadar ahlâkîdir, o da ayrı. Fakat tam da bu özellikleri dolayısıyla, “gerçek” bir darbe girişiminin içinde böyle bir gazeteci, yer alamaz. Zira, enformasyon da yapsa, dezenformasyon da yapsa, darbe, her şekilde ifşa edilmiş olur ve orada, o gazeteci, darbeci değil, basbayağı bir enformasyoncu, hatta ajan konumundadır. Yani, GAZETECİDEN DARBECİ O-LA-MAZ! İki kere iki dört!

E, tabiî gazeteci kılığına girmiş başka her türden biri de olabilir. Ama zaten o, gazeteci değildir işte o noktada. Böyle birine gazeteci demek, doğru da değildir. Enformasyon veya dezenformasyon yapmıyorsa, kimse kendisine gazeteci filan demesin artık lütfen.

Bütün bunlar, Ergenekon veya darbe iddialarıyla bir kez daha kafa bulandırmak için yazılmıyor. Benim derdim, eski bir gazeteci olarak, bu yapılanların, doğru olmadığını ortaya koymak ve mesleğe verdiği zararı göstermek, o kadar. Bugün Ergenekon veya darbe iddiaları içinde gazeteci olarak adı geçenlerin, her şeyden önce, gazetecilik mesleğinin etik kurallarını ortaya koymaları ve kendilerinin gerçek gazeteciler olarak, böyle bir iddianâmede adlarının geçmesinin yanlışlığını kesinkes, kamuoyu önünde vurgulamaları gerekiyor. Gelin görün ki, bir Allah’ın kulu da çıkıp, “Ben gazeteciyim, ne alâkam var bu işlerle” demiyor yahu!

Hemen hepsi, aslî işleri imiş gibi tam gaz hükümete yüklenen siyasî bir tavır içindeler.

Hayrullah Mahmud, özellikle ve özellikle, gidip, gizli kapaklı bir takım işler varmış gibi resmen komplo teorileri yazıyor ve sonra da sanık konumuna düştüğünde, hiç istifini bozmuyor, bilakis hoşuna gider tarzda, olayın daha da üstüne gidiyor. Bu nasıl bir gazeteciliktir, şaştım kaldım doğrusu…

BU YAŞTAN SONRA, MİTÇİ OLDUM, HANİ MAAŞIM?

Hayrullah Mahmud Özgür (Gerçekten adı buymuş ama bana hâlâ tuhaf geliyor, nedense), neye inanmak istiyorsa, kafasına göre takılıyor.

Yukarıdaki adreste belirtilen tepki yazısında, “Gazeteciden Darbeci, Yani Kâğıttan Kaplan” başlıklı yazımın, MİT tarafından yazdırıldığını ve dolayısıyla, benim de herhalde MİT adına çalıştığımı yazıp durmuş. Her paragrafını hayretle okudum ve kusura bakmayın Hayrullah Bey ama, güldüm. Acı acı güldüm hem de…

Vallahi keşke MİT ajanı filan olsam da, düzenli bir maaşım olsa bari.

Sizin gibi işsiz bir gazeteciyim ne yazık ki. Hatta sizden bin defa daha beter bir işsizlik! Dokuz köyden kovulmuş, yaşasın onuncu köy, yani kendi işim, demiş biriyim. Bazı gazetelerde çalışma konusunda ambargoluyum resmen (Aman çalışmayayım oralarda zaten bir daha). Bir emekli maaşım bile yok. Ödenmeyen 5953 sayılı sigorta kapsamındaki primlerim için dava açtım, onunla uğraşıyorum. Kendi davamı kendim takip ediyorum, çünkü, avukata para veremiyorum. Sizin böyle dertleriniz var mıdır, bilmem ama MİT’e çalışıyor olsaydım, herhalde düzenli maaşım olacağı için en çok buna ben sevinirdim.

Netpano’da yazıyorum diye para filan kazandığımı zannetmeyin. Kim internette ücretle yazı yazıyor Allah aşkına? Baki Bey’e beni bir sorun rica ederim.

Fakat, bugün Başbakan’a danışmanlık yaptığını zanneden kimilerini, bir zamanlar gazete sayfalarından def etmiş, kovmuş biriyimdir aynı zamanda. Acaba bu yüzden midir, bana yapılan bu zulüm dersiniz?

Neyse, tok açın halinden anlamaz. Siz beni yine MİTçi olarak bilin. Belki korkarlar azıcık benden sayenizde. Belki MİT gerçekten maaş filan da bağlar. Oh, ne güzel, oturduğum yerden, bilgisayarın başından, MİT’e çalışayım, var mı böyle güzel hayat? Memleketi el birliğiyle batıralım, ister misiniz? Efendim, battı balık yan mı gider?

YENİ MAHALLE: DURMADAN ŞİFRELE

Hayrullah Mahmud’u internette özel olarak takip etmedim. Ergenekon lafları, zaten çoktandır ortada dolaşıyordu. Dava süreci başlamaya yakın, onun, 2005’de Yahoo gruplarına gönderdiği yazısı aklıma geldi, yazıyı aradım, buldum. Yazıyı yeniden okuyunca, ilginç tesadüfler ve bir takım ilginç şifrelemeler yine gözüme çarptı.

Daha sonra neler yaptığını, nerelere ulaştığını şöyle bir google taraması yapınca, zaten rahatlıkla buluyorsunuz. Vardığım sonuç, Hayrullah Mahmud’un gazeteciliğine yakışmayan bir takım acaip işlere girdiği ve basbayağı dezenformasyon yaptığı idi. Bunu niye yapıyordu, az çok anlıyorum. Komplo teoriciliği, iyi prim yapıyor, Türkiye’de…

İnternet grupları, herkese açık, evet… Açık istihbarat da böyle ortamlarda yapılmıyor mu? Sızma veya dezenformasyon hareketini gerçekleştirme eylemi, yazdığı yazıda (Ultra Türkler) fazlasıyla mevcut. Daha sonra, bunu “Uydurdum” diye inkâr edip, savcıya, yazdığı kitabın hazırlığı diye izah etmesini okuyunca, insanın kanı beynine sıçrıyor. Yahu, iki yıl önce, sen, Yahoo gruptaki okuyucuları, kobay yerine mi koydun be adam!

Onlara mutlu, mesut, Ultra Türklerin koruyuculuğunda pembe Türkiye manzaraları neden çizdiniz öyleyse?.. Sorulan sorulara verdiğiniz cevaplardan birini, söz konusu yazıma da aldım. Bu cevap yazılarının amacı neydi? Tuhaf cevaplarınızla, o internet gruplarında yaptığınız işin adına, “manav”lık mı diyecektik? Basbayağı sızma işi bu!

Velhasıl, sizin nasıl biri olduğunuzu ben anlayamadım.

Açık istihbarat sitesinden yaptığım alıntı ile kendi yazımı da ustalıkla birbirine karıştırmışsınız ya, hani bir MİTçi (!) olarak, dezenformasyon yöntemleri konusunda size bir ders mi versek diye düşünüyoruz, arkadaşlarla… :))

Şimdi de “Yeni Mahalle” (Herhalde MİT demek bu da) diye bir başka şifre icat edip, adımın yanına koyuyorsunuz. Tuhaf, garip, hiç bir amaca hizmet etmeyen boş işler bunlar. Yazık oluyor böyle gazetecilere, çok yazık…

Yerinizi alan (Yoksa gasp eden mi demeliyim) beyefendiye de bakınca, bir hayli kafam dönüyor, midem bulanıyor, ne yalan söyleyeyim…

Muhtemel bir darbenin Ankara Sıkıyönetim Komutanı’na şimdiden arz ederim (!):

Lütfen, Star Gazetesi Ankara Temsilciliği’ne, “ikinci bir emre kadar” kimseyi atamayın. Allah aşkına, vatan aşkına…

6 Ağustos 2008

iks Yayınları

(iks Yayınları sitesi yeniden yayında)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir