HAZİNEN VARSA BAĞIŞLA

Şiir bu, fil yükü altın da bağışlatır, fillerin ayakları altında da ezdirir. Şair bu, hükümdarı göklere de çıkarır, gayya kuyusuna da indirir. Hükümdarlar sözü buyruk atına, şairler sözü büyü atına bindirirler.
Sözün pahası büyüktür sultanlara cömertlik düşer. Kudretli olduklarını kim bilecek şairler sussa. Ha altmış bin altın, ha altmış bin beyit! Kırk yaşında yontsun kalemini şair kırk sene yazmak için. Sarayda bir oda versin sultan ona kapısı bahçesine açılan. Vezire buyrulsun: “Her beytine bir altın bağışlana!” Şaire buyrulsun: “Yazıldıkça huzura çıkarılsın şiir!” Gazneli Mahmud, meclisi titretsin gür sesiyle: “Ey Firdevsî meclisimizi firdevse çevirdin!” Kırmızı bütün tonlarıyla yüklensin Firdevsî’nin yüzüne. “Şehnâme” kazdıkça ortaya çıkan bir gömü gibi üflesin efsanenin ruhunu: “İki ordu birbirine Çin Denizi gibi karışıp kaynaşmaya başladı. Sanki canlanıyordu toprak. Savaş eri Karen, köpüre köpüre bir yandan, fil bedenli pehlivan Gersiyuz da öbür yandan ortaya çıktılar. At kişnemelerinden ve havaya kalkan tozlardan, ne güneş görünüyordu, ne de parlak ay! Elmas kılıçlar ve kanlı mızraklar tozların arasında güneşin zehirli kızıl boyasını sürdüğü kartal kanatları gibi parlıyordu. Etrafı kaplayan tozların içiyse davul sesleriyle dolmuştu…”

Firdevsî mi istemedi parça parça almayı mükâfatı yoksa vezir mi cimrilik suyuyla söndürdü kerem ateşini? Bildiğimiz “Şehnâme” yazılırken şairin el sürmediği vaat edilmiş servetine. Derler ki bir su bendi yaptırmak istermiş doğduğu Tûs şehrine. Biriksin ki işe yarasın altın. Derler ki, vezirin kıskançlığındanmış geri durması vermekten dirhemleri. Her neyse. Beyitler dalga dalga yayılmış beldelerde. Firdevsî bu büyük destanın “Rüstem ve İsfendiyar” bölümünü şeytana uyup ya da yoksulluğuna, Rüstem İbni Fakrüddevle’ye yollamış; bir başka sultan. Bin altın ve bir davet almış saraya şair. Bin kıskançlık ateşi yağmış sonra üstüne. Yine de kıyamamış yetmiş yaşındaki şaire Mahmud. Ta ki şekillensin Şehnâme tarihi yontup. Ta ki seksen yaşındayken bitsin altmış bin beyit. Ta ki bir fil yükü altınla ödüllendirsin.

Şair, “Kötülerden kötülük gelmesine şaşmamak gerek. Gece karanlıktan ayrı tutulur mu hiç!” derken şiirde, vezir, “Bir fil yükü altın çok! Altmış bin altın yerine altmış bin gümüş verin sultanım!” demiş huzurda. Böylece güneş aya kalbolmuş, altın gümüşe. Hükümdarın elçisi Ayaz, Firdevsî’yi hamamda bulmuş. Şair ayı kabul etmemiş güneş yerine. Bir anda kızarıp güneşe dönen eliyle, üçe bölmüş gümüşten ayı. Birini Ayaz’a vermiş, birini hamamcıya, birini şerbetçiye bir tas ferahlık için. Gazneli Mahmud altmış bin gümüş dirhemi savuran şairden korkmuş. Lâkin pişmanlığa gerek yok, demiş vezir. Hakarettir bu. Mademki huzurdan ihsan edilmiş, gümüşü de altındır Sultan’ın. Ve söz buyruk olmuş o zaman: “Fillerin ayakları altına atılsın, Firdevsî denen densiz!”

Şair, terk etmiş Gazne’yi bir mektup bırakarak geride. Fısıldamış: “Yirmi gün sonra verilsin mektup Gazneli’ye!” Hükümdar af dilediğini sanarak açmış Firdevsî’nin mektubunu. O da ne: Zehirli mısralar bu! Yüz dizede yüz kere yerle yeksan eden tahtını. Yüz dizede yüz kere gayya kuyusuna atan. “Tez yakalansın bu şarlatan!”. Altmış bin altını çok gören Firdevsî’ye, elli bin altın vaat etmiş şairi getirene. Şair bu, durur mu, sözün büyülü atına binip çoktan sarınmış toz bulutuna. Gürcan sultanı Kâvus’a sığınmış önce, sonra Bağdatlı bir tüccara. Tüccar kurtarmak için şairi ona ticareti öğretmiş. “Bir övgü şiiri yaz Halife’nin vezirine! Nasıl hiciv düşürdüyse seni buraya, övgü çıkartsın seni saraya!” Bu kez Arapça yazmış Firdevsî methiyeyi. Tüccarın dediği gibi, art arda kapılar açılmış. Fakat Gazneli Mahmud tespit edince şairin yerini, bir mektup yazmış Halife’ye: “Çek himayeni!” Kader seksen yaşındaki şairin tutup tutup elinden, önce Ehvaz’a, sonra Kuhistan’a savurmuş. Kuhistan hakimi Nasır Lek, Gazneli Mahmud’un dostuysa da, Firdevsî’ye kucak açmış, yani büyüsüne sözün. Bir ticaret de o yapmış. Gazneli’yi hicveden yüz dizeyi yüz bin dirhem gümüşe satın almış şairden. Satın almış ve yakmış, hem kurtarmak için Sultan’ı bu zehirli sözlerden, hem iade etmek için itibarını şairin. Bir mektupla ara bulunmuş. Pişman olmuş kararından Gazneli.

Vatanına geri dönmüş şair. Dönmüş ama yığılmış Tus Çarşısı’nda. Rivayet o ki ertesi gün altmış bin altın değerinde ihsanla girerken on iki deve şehrin bir kapısından, diğer kapısından cenazesi çıkıyormuş şairin. Arkasında bir mısra: “Madem son yerin toprak, iyilik tohumundan başka şey ekme! Hazinen varsa bağışla!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir