HER ŞEY MERKEZİNDE

Pergel bir ayağını toprağa sıkıca basıp öbür ayağını kaldırdığı anda oldu her şey.
Kuşlar atom çekirdekleri gibi aynı kafesin etrafında dönmeye, denizler dalgalarını sırtlayıp aynı kayalığı dövmeye, nehirler yataklarını değiştirip, aynı denize dökülmeye başladılar. Dağlara gelince omuz omza verip halay çektiler pergeli ortalarına alıp. Fakat pergel hem yerinde sabit kaldı hem de öyle bir adım attı ki dağların üzerinden, şahitlerin gözlerini sabun köpüğünden kürelere çevirip üfledi semaya. İşte sema! Açılıp genişleyen bir semazen tennuresi kuşatıyor her şeyi. Dönüyor ve döndükçe derinleştiriyor merkezi. Yedi Esmâ’dan Yedi Etvâr’a yol alıyor dualar. Yeryüzündeki bütün trenler aynı istasyona…

Musa el-Germiyânî, İstanbul’a geldiğinde ne çok kapısı olduğunu gördü ilmin. Tefsir, hadis, akâid ve tıp… Çaldı her kapıyı parmaklarını kanatıp. Açılan her kapı ona bir anahtar bağışladı ve o her anahtarı besmeleyle taktı halkasına. Besmeleyle, yani o tılsımlı sözle yola çıkan herkesin elinden tuttuğu gibi onun da elinden tuttu kapılar. Fakat şerbetler kesmedi susuzluğunu. Her seferinde bir başka kapıya bıraktılar. Musa el-Germiyânî, bir gün kapattı elindeki kitabı ve terk etti medreseyi. Bir sarrafa koşup ilimle aşkı değiştirdi. Aşk önce Habîb-i Karamânî’nin eşiğine attı ve bir isim ikram etti ona: Muslihüdîn. Ancak yanlış adrese geldiği fısıldandı kulağına. “Nasibiniz elimizden değildir” dendi. Bir adres daha vardı; ama Tezkire-i Halvetiye’nin diliyle “devran ederler, vahdet-i vücud söyleşirlerdi” Devir Ebu’s-Suud Efendi’nin devriydi ve Musa el-Germiyânî mahzurlu alanlardan bilirdi o sisli daireyi.

Kapısına yükleniliyor ve o yığınak yapıyor kapının arkasına. Yüklenen Sümbül Sinan, direnen Musa Muslihüddîn. Sonunda açılıyor kapı ve gözkapakları. Rüyasının elinden tutup merkezine gidiyor. “Mûsâ Efendi! Biz seni genç ve güçlü biri sanırdık. Meğer sen de hanımın da çok yaşlıymışsınız. Akşam bizi kapıdan içeri sokmamaya kuvvetiniz yetmedi!” diyor Sümbül Sinan. “Ciğerden eylerim feryâd/ Bu benlik davasından dâd/ İkilikten kılıp azâd/ Tecelli kıl, teselli kıl” sözlerinin sahibi teselliyi bu sitemde buluyor. Meyve bu bahçede kızarıyor, olgunlaşıyor. Ve bir gün Bahçıvan dünyayı değerlendirmelerini istiyor müritlerinden. Herkes bir eksik buluyor devranda, bir kusur, bir günah, bir aymazlık, bir sapma. Yalnız Musa Muslihüddin görüyor her şeyin merkezinde olduğunu. “Her şey merkezinde!” diye cevaplıyor, “Ne gördün?” sorusunu.

Merkez Efendi artık o. Çocukların evliyası. Cepleri tıka basa şekerle dolu. Merkez Efendi o. Hayvanların hâmisi. Aç kalanların da yanında fazla yük taşıyanların da. Tertemiz elbiseler giyiyor, kokular sürünüyor, sürme çekiyor gözlerine kürsüye çıkarken. Nasihatte bulunurken gözlerini yumuyor. Fakir zengin, genç yaşlı herkesi selamlıyor bineğinden inip. Bir işe başlarken; “Müslümanlara faydalı olmak, helâlinden rızık kazanmak istiyorum” diye niyet edilmesini öğütlüyor ve böylece elde ettiği ürünün boşa gitmeyeceğini müjdeliyor çalışanların. Yavuz Sultan Selim’in eşi Hafsa Sultan Manisa’ya bir hekim göndermek istiyor da, Sümbül Sinan, işaret ediyor onu. Her nevruzda kırk bir çeşit baharattan yoğurduğu macunu Sultan Camii kubbesinden saçıyor halka.

Denizli’de bir medresede kız öğrencilerle erkek öğrencileri bir arada okuttuğundan, İstanbul’a çağrılıyor ve saraya girdiğinde padişahı namaz kılarken görüp selam veriyor. Namaz bittiğinde sultan, “Namaz kılana selam verilir mi!” diye çıkışıyor ona ve şu cevabı alıyor: “Sarayın tamirini düşünüyordunuz namazda!” Bunun üzerine, “Ya kızlarla oğlanların bir arada okuması! Ateşle barut!” diye sual ediyor sultan. Merkez Efendi kavuğunu çıkartıp gösteriyor ateşle barutu içinde. “Durur elbette!” diyerek.

Sümbül Sinan “Cüneyd-i Bağdâdî ve Bayazid-i Bistâmî’yi görmedim diyen, Merkez Efendi’yi görsün!” dediği talebesini işaret ediyor vefat ederken. Sultan Süleyman’ın şehzadeliğinde “Bizim Merkez” dediği Musa Muslihiddîn 1551’de Kâinatın Asıl Merkezi’ne yürüdüğünde cenaze namazını Şeyhülislam Ebussuud Efendi kıldırıyor şu sözlerle: “Ömrümde gördüğüm en riyasız kişiydi o!” Ve yeryüzündeki bütün trenler Topkapı’dan iki durak sonraki o istasyona varıyor: MERKEZ EFENDİ. “Sür tevhidi gözün gönlün açıla/Varma Hakk’ın dergahına suç ile/Sırat köprüsünü âsan vech ile/Geçer cân ü dilden tevhid edenler” sözü her yolcuya hatırlatıyor merkezi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir