Her üç dakikada bir yalan!

Kayık iriliğinde fasulyeler, göktaşı iriliğinde karpuzlar, gülle iriliğinde kirazlar, asma yaprağı iriliğinde maydanozlar yolumuzun henüz levhalarda gösterilmeyen kilometrelerinde bizi bekleyedursun, yalan yanı başımızda hormonlu meyveler gibi büyüyor.

O kadar hızlı büyüyor ki, tohum daha toprağa düşmeden çimleniyor, toprağa düşer düşmez kök salıyor, kök salar salmaz göğe yükseliyor, başı göğe değmeden dalları ve yaprakları yere sarkıyor, gölgesi serinletmeden meyvesi yakmaya, kırmızı boyaya batırdığı fırçasıyla güneş ilk darbesini vurmadan olgunlaşıp yağmaya başlıyor. Sağanak dindiğinde yere düşüp yarılan binlerce elma, portakal ve narın içinden binlerce solucan çıkıyor yılan olma arzusuyla yanıp tutuşan. Çok geçmeden bu arzu onları parlak, kaygan ve çevik yılanlara dönüştürmeyi başarıyor ve mezuniyet törenlerinin uçuşan kepleri gibi dünyanın dört yanına fırlatıyor. Binlerce yalan düştükleri yerde hızla kayarak yayılıyor, ormanlarına değil, şehirlerine dünyanın.

Yalancı taşlar, yüzüklerden zümrütleri, yakutları ve elmasları, yalancı şahitler mahkemelerden adaleti kovarken, yalancı inciler istiridyelerin, yalancı sanatçılar şöhretin kapısını kurcalarken, yalancı pehlivanlar yalancı dolmalar gibi parlarken Geppetto Usta Pinokyo’yu yontuyordu ağaçtan. Modern zamanlar henüz koyun Dolly gibi kopyalar çıkarmadan, Pinokyo’nun ustası iyi bir iş çıkararak bir gün milyonlarca kopyası yapılacak bir örnekle yeryüzünün bütün ormanlarını tehlikeye atıyordu.

Yıldırımlardan korunmak için paratoneri icat eden insan, yalandan korunmak için neden kılını kıpırdatmıyordu? Yakıp kül eden yıldırımlardan korkan insan yalandan neden korkmuyordu? Delil yetersizliğinden zanlıları beraat ettirmemek istediğinde icat ettilerse de yalan makinelerini önce mucitleri inanmadı. En gelişmiş yalan makineleri dahi yalanı tespit etmekte aciz kaldı. Çünkü yalan o kadar çoğaldı ve normalleşti ki, yalan söyleyenlerin değil yalan söylemeyenlerin nabzı arttı, yüzü kızardı.

“Normal bir insan günde 20 kez yalan söylüyor!” Bu cümle ne yazık ki bir haberin başlığı. Norm, kural olarak benimsenmiş, yerleşmiş ilke veya kanuna uygun durumsa, vay halimize! Vay normalliğimize bizim! Dünyaca ünlü araştırma şirketi Gallup bu kez yalancılığını yüzüne vurmuş insanın. Gün içinde ağzın açık olduğu her üç dakikada bir yalan söylüyormuş insanlar. Ama korkmamıza gerek yokmuş! Yalnız ‘kötü’ insanlar yalan söylemiyormuş, normal insanlar da nedensiz yere yalan söyleyebiliyormuş. Mesela Pulitzer ödüllü tarihçi Joseph Ellis, hiçbir çıkarı olmadığı halde yıllarca en yakın dostlarına dahi savaş gazisi olduğunu söylemiş, ancak daha sonra Ellis’in hiçbir savaşa katılmadığı ortaya çıkmış! Ağzın açık olduğu her üç dakikada bir yalan! Bu müthiş ifşaatın ardından ortalığın karışması, bütün köşe yazarlarının en azından bir yazılarını, bütün televizyon programlarının en azından bir yayınını buna ayırması gerektiğini düşünmeyin sakın. Doktorunuzun on dakika içinde size üç yalan söylediğini, avukatınızın, yarım saatlik görüşmenizde dokuz takla attığını, kasabınızın bir kilo kıyma çekerken söze iki yüz gram yağ kattığını aklınıza bile getirmeyin. Zaten araştırmalar da insanların karşılarındaki herkesin doğruyu söylediğini zannettiğini vurguluyor. İnsanlar önemli bir gerekçeleri olmadıkça karşılarındakilerin yalan söyleyebileceklerini hiç hesaba katmıyormuş. İşte güven! İşte insanlık! İşte saflığın tarihi gelişimi!

Öte yandan basit yalanları söylemek için bile beynin ekstra bir çaba gösterdiğini ileri sürüyor İngiltere’deki Sheffeld Üniversitesi. Yalan söyleme anında beynin ‘prefrontal korteks’ adı verilen ön kısmında yoğun aktiviteler gözlendiğini söyleyen uzmanlar, bu bölgenin aktif hale gelmesini, kişinin her yalan söylediğinde doğruyu söyleme dürtüsünü bastırmasıyla açıklıyorlar. İşte fıtrat! İşte üstü örtülen insan! İşte delili!

Yalan söylemenin sosyal getirileri bu eylemin stresinden daha fazla olduğunda yalan söylemeyi alışkanlık haline getiriyormuş birey! Kendisini olduğundan daha iyi göstermek, zor bir durumdan ya da anlaşmazlıktan kaçmak, karşı cinse kendini beğendirmek için pembeden başlayıp, zengin bir yalan skalasını semasına gökkuşağı olarak yerleştiriyormuş. Ve her zaman olduğu gibi suçu genlerine atıyormuş rahatlamak için. Yalanın içgüdüsel ve evrensel olduğunu ispatlasa ne güzel olacak! Deli raporu alıp elini kolunu sallayarak cinayetler işleyen cin fikirlilere katılsa! Hadi Goril Noko yetiş yalancıların imdadına! Kafesine konulan oyuncağı kırdıktan sonra yine kafesine cin fikirlilerce konulan kediyi işaret et ve el hareketleriyle “O yaptı! O yaptı!” de.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir