İçki değmemiş 30 bin bardak

İşte bu sıcak günlerde dünyanın en güzel şehri İstanbul, bir düğüne ev sahipliği yapma hazırlıkları içindedir. Gelin ve damat, güneşin dağları kuma çevirdiği bir beldeden gelmişlerdir İstanbul’a. Sarah ve Malik için Çırağan Sarayı hazırlanmış, üç gün sürecek muhteşem bir düğün için hiçbir masraftan kaçılmamıştır. Arabistan’dan gelen aşçılar, Çırağan Sarayı’nın aşçılarıyla lezzet formüllerini paylaşmışlar, sarayın bahçesi özel getirilen ağaçlarla bir vahaya çevrilerek, 40 palmiye ağacıyla 100 çam, Babil’in Asma Bahçeleri’ni İstanbul’a taşımıştır.

Güneş son günlerde öyle eğildi ki dünyaya, neredeyse bütün ormanlar tutuşacak, bütün göller kuruyacak, bütün nehirler deniz yerine gökyüzüne karışacaklar. Akşam olup bir nar topu gibi büyük bir cızırtıyla denize gömüldüğünde güneşten kurtulacaklarını sananlar, bu küçük cehennemin, yanında rüzgârları da götürdüğünü, bütün pencereleri açtıkları hâlde kan ter içinde uykusuz sabahladıklarında anlayacaklar. Evet güneş, rüzgârları da yanına katarak yerini ay ve yıldızlara bırakmış, yokluğunda bile tekrar geleceğinin işaretlerini fosforlu oklarla gecenin böğrüne fırlatmıştır. Nitekim gözleri kan çanağına dönmüş uykusuzlar, gün ağarırken gözleriyle aynı renkte doğan güneşi endişeyle karşılamışlar, yeni günü hangi buzdağına çarptırarak soğutacaklarını düşünüp, dünya atlaslarının kutup sayfalarını iştahla çevirmeye başlamışlardır. Ancak güneş yükseldikçe aysberglerin su altında kalan kısmı suya, su üstünde kalan kısmı buluta karışmış, eskimolar eriyen evlerinin yerini alan su birikintilerine bakarak korkuyla saçlarını taramışlardır.

Güneş neyi merak etmiştir bilinmez, bir şeyleri görmek için eğilmiştir dünyaya. Yemek yiyenlerin elinden kaşıklarını, yazı yazanların elinden kalemlerini almış, sıcakta hem dilin hem de dilin lezzetini kaçırmış, canının hiçbir şey istemediğini söyleyenleri yalanlarcasına, susuzluğun bütün şifrelerini her canlının ruhuna kodlamıştır. Ağaçlar köklerini toprağın daha derinliklerine daldırarak, böcekler yaprakların gözeneklerinden özsularını emmeye çalışarak, develer hörgüçlerini bir mutluluk anıtı gibi seyrederek güneşin batmasını beklerken insanlar buzdolaplarının kapılarına bir fetih ordusu gibi dayanarak evlerinde sığınılacak bir kaleyi ele geçirmenin heyecanını yaşamışlardır.

İşte bu sıcak günlerde dünyanın en güzel şehri İstanbul, bir düğüne ev sahipliği yapma hazırlıkları içindedir. Gelin ve damat, güneşin dağları kuma çevirdiği bir beldeden gelmişlerdir İstanbul’a. Sarah ve Malik için Çırağan Sarayı hazırlanmış, üç gün sürecek muhteşem bir düğün için hiçbir masraftan kaçılmamıştır. Arabistan’dan gelen aşçılar, Çırağan Sarayı’nın aşçılarıyla lezzet formüllerini paylaşmışlar, sarayın bahçesi özel getirilen ağaçlarla bir vahaya çevrilerek, 40 palmiye ağacıyla 100 çam, Babil’in Asma Bahçeleri’ni İstanbul’a taşımıştır. İçlerinde devlet başkanları ve bakanlar da bulunan çok sayıda seçkin ziyaretçiyi ağırlamıştır Çırağan. Masa örtüleri Vakko’dan, gelinlik Yıldırım Mayruk’tan, çiçekler Avrupa’dan, şarkılar Sibel Can’dan, 200 kişilik özel güvenlik ekibi İngiltere’den. Ha bir de altın işlemeli bardaklar var; Paşabahçe’den.

Düğün konsepti gelin Sarah’ın rüyası olarak tasarlanmış; vahada uyanan Sarah, yakışıklı prensini bulmuş ve hemen evlenmişlerdir. Meteoroloji “Düğün günü yağmur yağabilir.” dediği için Çırağan Sarayı’nın bahçesine çelik konstrüksiyonlar yapılmış, Suudi Arabistan eski petrol bakanı Şeyh Zeki Yemani dünyanın 27. (Yazıyla: yirmi yedinci) büyük yatını Boğaz’a demirlemiştir. Yemani, düğün öncesi ayağının tozuyla 200 aile dostuna Ortaköy sahilinde bir yemek vermiş, yemek esnasında İngiliz balıkadamlar deniz dibi güvenliğini büyük bir özveriyle sağlamışlardır.

* * *

Geçtiğimiz çarşamba, Çırağan’da kına gecesi vardı Sarah’ın. Erkekler sarayın bahçesinde otururken kadınlar Balo Salonu’nda eğlendi. Gecede Kur’ân-ı Kerim okundu, dinî nikah kıyıldı. Erkek tarafında okunan Kur’ân, barkovizyonla kadınlara da dinletildi. Gecede Arabistan’dan gelen Dj’ler müzik yaparken, masaları Hollanda’dan getirilen kırmızı-yeşil-beyaz renkli çiçekler süsledi. 500.000 (Yazıyla: Beş yüz bin) dolara, mal olduğu söylenen özel sipariş masa örtülerinin üzerinde ise altın işlemeli su bardakları vardı.

İşte benim yazımın başından beri anlatmak istediğim bardaklar bunlar! Tam 30.000 (Yazıyla: otuz bin) cam bardak! Bardakların sayısını havanın sıcaklığına bağlayalım isterseniz ve bir stadyum insana yetecek bardağı bin hararetli davetliye çok görmeyelim. Bardakların altın yaldız işlemeli oluşunu da kız babası Zeki Yemani’nin bon/körlüğüne verelim. Zenginin malının çenemizi yorduğunu aklından geçirenlere önemle beyan edelim ki bardakların bizi ilgilendiren yönü içki değmemiş oluşlarıdır. Kullanılmış bardaklara sarayın daha önceki davetlerinde içki değmiş olabileceğini düşünen düğün sahipleri, İslamî hassasiyetlerini gösterip, Paşabahçe’ye 30.000 altın işlemeli yeni bardak siparişi vermişler; böylece 2.000.000 USD (Yazıyla: İki milyon dolar) harcadıkları bu kutlu düğüne günah gölgesi düşürmemeyi başarmışlardır (!). Düğün sahiplerini bu hassasiyetlerinden (!) ötürü kutluyor, Sarah ve Malik’e mutluluklar diliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir