İki ayrı olay,İki ayrı insan

Sizlere başımdan geçen iki farklı olayı anlatmak istiyorum… ikisi de yurtdışında meydana geliyor… Aynı ülkede, aynı şehirde ama iki ayrı milletin, iki ayrı dine mensup insanın bakış açısını yansıtıyor bize bu olaylar… Bu iki olay bana çok acı verdiği için de sizlerle paylaşmak istedim…


EREN KÜRŞAD ATAGUN/



Önce isterseniz size yaşanılan bu iki olayı aktarayım ve yaşadığım bu olayların yorumunu ise sonraya bırakalım…



Birinci olay A(Kanada/Toronto) ülkesinde C şehrinde geçiyor… Olayın kahramanları bu satırların yazarı aciz, bir Türk vatandaşı müslüman tanıdığım ve tanıdığımın Türk ve Müslüman diye bildiğim bir akrabası… Yaşanan bu olaylarda kişi ve yer adları vermemeyi yeğlememin sebebi sadece etik anlayışım… Olayın geçtiği yer tanıdığım kişinin arabası… Olay aynen şöyle gerçekleşiyor… Arabada üç kişi bir yere gitmekteyiz ve haliyle muhabbet ediyoruz, muhabbet esnasında sohbet koyulaşıyor ve konu Türkiye’deki dini inançlarına uymaya çalışan insanlar ve haliyle başörtülü insanların mağduriyetlerine geliyor… Ben ve tanıdığım kişi uzun yıllardır yurt dışında yaşadığımız için olaya yumuşak bir uslupla yaklaşmaktayız… Ve inançlı insanlar olarak haliyle Türkiye’de yapılan uygulamalardan son derece rahatsızlık duyduğumuzu dile getiriyoruz fakat tam bu sırada konuya müdahale eden yakınımın akrabası bayan hemen sözümüzü keserek “siz gerçekten bunları hakli mi görüyorsunuz?” diye bir soru yöneltti ve ekleyerek “bunlar (başörtülü hanımlarımızı kastederek) hepsi çingene, dini kullanarak bir yerlere gelmek istiyorlar, ben bunlarla aynı çatı altında bile durmaya tahammül edemiyorum, hepsi hamamböceği gibiler, hepsini okullardan, işyerlerinden attık dahasını da yapacağız” dedi… Bunun üzerine hemen bizde “sen ne demek istiyorsun, bu nasıl bir anlayış?” diye tepkimizi dile getirdik ve hemen ekledik “örneğin, bu ülkede hiç kimse ne dini inançlarından ötürü bu tür bir yaklaşımla karşılaşır, ne de dini inançları gereği giyim tarzından dolayı bu tur müdahalelere maruz kalır” … “İste siz bu insanları böyle ezdiğiniz için, yasama hakki vermediğiniz için bu insanlarımız da belki de hiç istemedikleri halde ülkelerini terk etmek zorunda kalarak buralara iltica etmekteler ve buradaki yapıyı gördüklerinde ise biz müslüman bir ülkede yaşadığımızı sanıyorduk ancak burası mı daha müslüman, irticacı(!) yoksa benim ülkem mi diye şaşırmaktalar dedim… Daha sonra başörtülü hanımlara karşı görüşlere sahip bayan söze girerek “iyi ya iste biz onları istemiyoruz böyle demokratik ülkelere gelsinler istedikleri gibi yaşasınlar biz bunları istemiyoruz zaten” deyiverdi ve bundan sonra da bunlarin üzerine bu hanımla asla konuşulmayacağını düşünerek derhal sustum ve gideceğimiz yere kadar zor sabrettim…



İkinci olay ise yine aynı ülkede ayni şehirde yaşanıyor… Olayın kahramanları ise bu sefer bu aciz, Hintli bir şirket sahibi dostum kendisi budist ve bir Yunanlı hristıyan satıcı… Ben ve Hintli dostum, arkadaşımın dükkanında muhabbet ediyoruz ve tam o sırada içeriye orta yaşlı bir Yunanlı giriyor, elinde bir çanta… Çantasından bazı içki şişeleri çıkartarak alıp almak istemediğimizi soruyor… Bizler bu tip satıcılara Türkiye’de isportacı da deriz… İste bunlardan birisi… Ancak bu olay anladığınız üzere Türkiye’de geçmiyor… Her neyse, daha sonra Hintli dükkan sahibi dostum kendisinin ihtiyacı olmadığını söylüyor ve adam bu sefer bana yöneliyor alıp almak istemediğimi soruyor… O zaman ben de, “Ben müslümanım” dememle birlikte satıcı içki şişelerini hemen apar topar çantasına koyarak benden özür diliyor… Daha sonra kendisine niye böyle bir özüre ihtiyaç duyduğunu soruyorum ve verdiği çok enteresan bir cevap alıyorum… “Siz Müslümanlar içki içmiyorsunuz” diyor ve bana bunun sebebini soruyor… Bende dini inançlarımız gereği olduğunu ve kutsal kitabımızda bize haram kılındığı için kullanmadığımızı açıklıyorum… Bu arada Hintli dostum derhal söze girerek “hemen niye ortadan kaldırdın belki alırdı o da insan hem her Müslüman bir değil ki ” diye satıcıya soruyor satıcı ise hemen “benim tüm insanların dini inanışlarına saygım vardır onları asla yorumlamam ve onlara karsıda bir tavırda bulunamam sadece saygı duyarım dedi” ve ayaküstü kısa bir sohbetten sonra teşekkür ederek ayrıldı dükkandan …



Evet dostlar iste o an kendimize nasıl yabancılaştırıldığımızı, nasıl düşman edildiğimizi düşünerek yaşadığım ilk olayı hatırladım…Bu olaylar bana o kadar dokundu ki sizlerle paylaşmak istedim… iki ayrı insan, birisi benim milletimden, benim dinimden olduğunu belirten bir kişi ve Türkiye’de yetişmiş Türk gelenek görenekleriyle büyümüş birisi, bir diğeri yurtdışında doğmuş, orada büyümüş tamamen bize düşman olarak öğretilen bir millete mensup ve Hıristiyan bir kişi… şimdi soruyorum size acaba hangisi daha insan… İnsan olabilmek ayrı bir meziyet efendim



Saygılarımla


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir