İKİ REKTÖR, İKİ ZİHNİYET

Akdeniz Üniversitesi eski rektörü ve aynı zamanda Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) Başkanı Prof. Dr. Akaydın, görevini devrederken şöyle bir konuşma yapmış: ”Bu misyon tanrısal olarak bana geldi, tesadüfî bir görevdi çünkü. Bunu iyi bir şekilde yürüttüğüme inanıyorum. Ola ki benim yürüttüğüm bu misyondan rahatsız olan siyasi ve politik çevreler, ola ki en üst düzey makama atanmış kişi, ki her kimse, henüz siyasi geçmişinden arınmamış olsa gerek ki, kendisini soyutlamamış olsa gerek ki takdirini böyle kullanmıştır. Yani bana Cumhuriyetin temel ilkelerini savunmanın (kusursa, suçsa) cezası, faturası kesilmiştir diye düşünüyorum”


Akdeniz Üniversitesi’nin (AÜ) yeni rektörü Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe ise özetle şunları konuşmuş: “Kamuoyu bundan sonra üzerimizde siyasi bir gömlek göremeyecektir. Sloganlarla değil, bilimle yöneteceğiz. Üniversiteleri asla günlük politikaya bulaştırmamak gerekir. Siyaset tarih boyunca vardır. Bundan sonra da olacaktır. Üniversitede siyasetin bilimi yapılır. Yani siyaset bilimi dersleri verilir. Ülkenin sorunları tartışılır. Çözümler üretilir ve politikacılara bunlar bilimin süzgecinden geçmiş doğrular olarak sunulur. Bilim üretecek, kafası aydın, çağdaş insanlar yetiştirecek ve ürettiği bilgiyi teknolojiye çevirerek bu ülkenin bilgi çağında yarışmasına katkı sağlayacak bir üniversite olacağız. Tartışmalar ve rakamlar gösteriyor ki, üniversiteler tarihi misyonlarını yerine getiremiyor. Dünyanın ilk 500 üniversitesi içerisinde ‘Türkiye’den baktığımızda hangi üniversiteyi görebiliyoruz?’ sorusuna birden çok cevap alabilseydik herhalde üniversitelerimiz bu misyonunu yerine getirebiliyor diyebilirdik ama diyemiyoruz.”


İşte halef-selef iki rektörün konuşması ve zihniyet farkı. Bir tarafta çelişkilerle dolu, içi boş bir konuşma. Öte yandan ayakları yere basan ve üniversitenin misyonunu çok güzel özetleyen tarihi bir konuşma. Özellikle de Üniversiteler arası kurul başkanı olan eski rektör Mustafa Akaydın’ın yerine seçilen bir kişinin bu açıklamayı yapıyor olması son derece önemli. Bu konuşmayı görünce gelecek adına ümitlendim. Zira anlaşılıyor ki, üniversitelerimizde artık günlük siyasi polemiklerle zaman kaybedilmeyecek, siyasetin bilimi yapılacak. Yani bilim asli hüviyetine kavuşacak. Siyasetin hizmetinde olan sahte bilim devri kapanacak, gerektiğinde siyasetçilere de yol gösterecek gerçek bilim devreye girecek ….


Üniversiteler artık sorun üreten yerler olmaktan çıkacak, ülkenin sorunlarını çözen ve insanların ümit bağladığı merkezlere dönüşecekler. Sokaklarda yürüyüş yapan, “asker göreve” pankartı taşıyan ve marşlar eşliğinde brifingler alan akademisyenler yerine, saygın, bilimin vakarını taşıyan ve bilimsel başarılarla toplumun gündemine gelen gerçek bilimi adamları göreceğiz karşımızda… Kısacası üniversite denince, yasakları ve baskıları değil, düşünce özgürlüğünü ve ifade hürriyetini hatırlayacağız. İnşallah bu örnek adım iyi bir başlangıç olur ve hayalimizdeki üniversiteye en kısa zamanda kavuşuruz. Ve ümit ediyoruz ki, birileri rahatsız olsa da, ülkemizdeki gerçek bilim adamlarının özlediği ortam böylece oluşmaya başlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir