İlaç firmalarının pazarlama oyununa gelmeyin

İnsanın kendi doğal savunma mekanizmalarını kırmak, sonuçları vahim olacak büyük bir hatadır. Doğal olarak sahip olduğumuz mekanizmaları güçlendirmek yerine kimyasal ilaçlara niçin öncelik verelim?

Üreticiler ilaçlarını öyle pazarlıyorlar ki kişiler bunu kendileri, gönüllü olarak alıyor. Bu haysiyetsiz global deneyin denekleri olmak istemiyorsanız sevdiklerinizi uyarın.


Menopoz bir hastalık olarak kodlandı son zamanlarda. Menopoz hastalıksa dünya kuruldu kurulalı bütün kadınlar ya hasta ya da potansiyel hasta mı oluyor?


Menopoz kimi çevrelerde gösterildiği, kimi mesajlarda verildiği gibi bir hastalık değildir. Menopoz çağında hastalıklar vardır. Herkesi menopoz dönemine girecek diye potansiyel hasta görüyorsanız burada bir art niyet söz konusudur. Sağlığa ve etiğe aykırı bir durum vardır.

Menopoz östrojen kaybı olarak tanımlanınca, bu maddenin eksikliğini tamamlama işi, yani ilaç satışı meşrulaştırılmış oluyor. Öte yandan bu hormon ilaçlarının meme kanserine, kalp krizine, vs.’ye yol açtığı gizleniyor.

Mesela tansiyonda da aynı şey var. Tansiyonun sınırları daha aşağıya çekildi eskiye göre. Daha aşağıya çekilince bu sefer tansiyon ilacı kullanması önerilen insan sayısı birdenbire üç katı arttı Amerika’da. Bir gecede şüpheli tansiyon hastası grubu üç kat büyüdü. Bunlar tıbben kabul edemeyeceğimiz şeyler. Şu an piyasada satılan ürünlerin kendisi yanlış değil. Ama ilacı kullanmaması gereken kitleye kullanmasının empoze edilmesi çok yanlış.

İlaç firmaları, Tabipler Birliği, Sağlık Bakanlığı, herhangi bir üniversitedeki bir grup bilim adamı başka başka şeyler önerebiliyor. İlaç kullanımı konusunda kime inanacağız?

Burada yapılması gereken şey, suistimalleri, art niyetleri ortaya çıkarmak. Herkes kendisine göre bir otorite olursa, kurumların işbirliği olmazsa, bütünlük oluşmazsa bu deprem devam eder. Menopoz konusunda ilaç kullanan kişilerin yarıdan çoğu doktoruna danışmadan alıyor.

Bir sağlık ocağına gidin. Menopoz ilaçlarının yazılmasına bakın. Herkes sağlık karnesini getirir, ’Benim şu ilacım bitti bunu alacağım, devam edeceğim’ der. Ve çoğu hasta kendi kafasından devam eder. Başlangıçta doktor belki bir süre için vermiştir ilacı; ama kişi yönlendirmelerin etkisinde sürekli almaktadır.

Çünkü bilinçaltı dolu bu kadının. Kendilerini falanca hastalığın tedavisine adamış ünlü şarkıcılar, artistler televizyonlarda, “Aman sakın ihmal etmeyin ilaç almayı” diyorlar.

Sağlıkla ilgili otorite olmayan kişilerin söylediği sözlerde bir art niyet ve çıkar aramak lazım.

Bunun arkasındaki bilimsel gerçeği aslında insanın sorgulaması gerekiyor. Sorgulayamadığı ölçüde, cehaleti ölçüsünde yapılacak bir şey yok burada. Menopoz konusunda bizim önerimiz şu: Öncelikle, hastanın hekimine tam olarak güvenmesi lazım. Kesinlikle tetkikleri yapmadan kafasına göre ilaç almaması lazım. ’Yaşım geldi, benim menopoz dönemim geldi. İlaç alayım’ diye bir düşünce olmaması lazım. Kişiler, bire bir hekimlerinden çok diğer etkileşim alanlarından etkilenerek kendi kafalarına göre ilacı kullanmakta. Türkiye’de etkin takip sistemi olmadığı için oradaki doktor, ’Ha bunun gittiği uzman var, istemiş. Ama ilacı yazdırmak için bana geliyor Emekli Sandığı’ndan. O zaman kırmayayım yaşlı teyzemi yazayım’ diyor, yazıyor.

Ama siz asla ’menopoz ilacı almayalım’ demiyorsunuz…

Tabii, ergenlik çağındaki bir kızda östrojen seviyesi farklıdır, doğurganlık çağındaki kadında farklıdır, menopoz dönemindeki kadında farklıdır. Her yaşın kendi içerisindeki normal değerlerin çok dışında olan özel durumlarda eksiklik neyse, ne gerekirse onun yapılması lazım. Çocuk da şeker hastası olabilir, erişkin birisi de, gebe birisi de, astımlı birisi de şeker hastası olabilir. Menopozdaki birisi de, yaşlı birisi de şeker hastası olabilir. Hepsindeki yaklaşım farklı şekildedir. İlaçlar ve cihazlar insan sağlığı için üretiliyor. Ama ben bu ilacı madem ürettim, buna hedef olan kitle on kişiyse yüz kişiye çiklet gibi bunu satayım diye, yasal ve etik boşlukları daha üst düzeyden denetleyen çokuluslu bir sistem varsa orada durmak lazım. ’Aa bak şu ülke başıboş, şu ülkeye de şunu uygulayalım da birkaç milyon dolar da buradan kazanalım’ dendiği takdirde bize ancak konuşmak düşüyor.

Durmadan normal değerleriyle oynanan yüksek tansiyon bir hastalık mıdır? Yoksa kalp krizi, felç vs. hastalıklar için bir risk faktörü müdür?

Tansiyon normal bildiğimiz sağlıklı, atletik, sporunu yapan genç bir insanda 12’ye 8’dir. 7’de olursa, 9’da olursa fena değil. 12 olan tansiyonumuz da 10 buçuk ile 13, 14 arasında olursa yine normaldir. Biraz yüksek çıkarsa ’Acaba heyecanlandınız mı, korktunuz mu, merdiven mi çıktınız, üşüttünüz mü, bir sıkıntınız mı var?’ diye düşünülebilir. Yani o an heyecanlanmıştır, doktorun muayenesine ilk defa geliyordur, tansiyonu yüksektir. Sonraki normal çıkar. Öteki türlü de ölçtükleriniz neye bağlıdır? Tok karnına, aç karnına rahatken, gevşekken farklıdır. Bir kardiyolog ve dahiliye uzmanının yönlendireceği şekilde kalbi dinlenir, elektrosu çekilir, kanda tansiyonu yükseltici bir madde var mı ona bakılır, bu şekilde tetkiklerden sonra tansiyon yüksekliği varsa probleminin çözülmesi lazım. Şimdi günlük yaşantımıza bakıyoruz, birisi komşusuyla kavga ediyor evdeki aletle tansiyonu ölçülüyor, yüksek çıkınca gidip eczaneden ilaç alınıyor. Veya bir polikliniğe girilip ona bu tetkikler yapılmadan ’al şu ilacı kullan, şu kadar süre sonra gel’ deniliyor. Bu yasal ve etik boşlukları da promosyona dayalı uluslararası sistem dolduruyor. Üreticiler ilaçlarını öyle pazarlıyorlar ki kişiler bunu kendileri, gönüllü olarak alıyor.

Doktorlarla ilaç şirketleri arasındaki ilişkileri düzenleyen yasa var mı?

Yok. Sadece Sağlık Bakanlığı’nın haziran ayında ilaç firmalarının doktorları ziyaret saatiyle ilgili bir genelge yayınladığını biliyorum.

Size göre ilaç represantları doktorun yanına girebilmeli mi?

Kesinlikle girmemeli. Ama ilaç firmalarının yaptığı ilacı sadece hekime tanıtması gerekiyor. Bir doktora bir ilacı, bir pazarlamacı hangi bilimsellikle tanıtabilir? Daha bilimsel yollar denenmeli.

İlaç firmaları fakirlerde görülen hastalıklar için çaba göstermiyor sanki?

Mesela girin internete, tüberküloz hastaları için hiçbir sponsorluk, hiçbir destek, hiçbir kongre, hiçbir faaliyet göremezsiniz. Çünkü tüberküloz fakir hastalığıdır. Para veremez, alamazsınız zaten ondan bir şey. Verem savaş dispanserine gidersiniz ilacınızı alırsınız. Onlarla ilgili hiçbir promosyon, hiçbir tanıtım yapılmaz. Ama işte menopoz denince herkes ayağa kalkar. Kolesterol deyince herkes hoplar zıplar. Biraz da tüberküloz pistinde dans etsenize. Bu arada sivil toplum örgütleri gerçekten iyi bir şey yapmak istiyorsa tekrar hortlayan tüberkülozla ilgilensin.

Niye ilgilensin ki! Çocuklarda ’dikkat eksikliği sendromu’ diye bir şey uydurulmuşken, sınav problemi olan bütün çocuklara ilaç satmak varken, üreticileri kazançlarıyla yetinmezken, çocukluğun en fazla 10 yıl sürdüğünün farkına varıp, ’yahu ben yetişkinlere de dikkat eksikliği sendromu ilaçları üreteyim’ derken… Bu toplum nasıl toplayacak dikkatini hocam?

Sağlık Bakanlığı’nın halkı bilgilendirmeye daha aktif bir şekilde zaman ayırması lazım. Hem kuruluş bünyelerinde hem de internet sitesinde, bu bilgileri çok daha detaylı, anlaşılır, uyarıcı biçimde vermesi lazım. Mağdur durumda olan kişi en azından Sağlık Bakanlığı’nın sitesine girip doğru bilgiyi oradan almalı. Üniversitelerin de yine aynı şekilde bilgilendirme sitelerini oluşturmaları gerekiyor. Çoğu üniversitenin web sitesinde o ayın yemek listesi bile yayımlanıyor personel için, ama hastaları uyarıcı bilgi fazla bulamazsınız. Bakın kolesterol düşürdüğü iddia edilen bazı gıdaların reklamlarının yasaklanması gündemde. Sanayi Bakanlığı ile firmalar tartışıyor, acaba vatandaş bu konuyla ilgili Sağlık Bakanlığı’ndan veya diğer kuruluşlardan, üniversitelerden, sivil toplum kuruluşlarından aydınlatıcı ve doğru bilgi alabiliyor mu?

Kolesterol ilacından insanlar öldü


FDA (Food and Drug Administration) diye bir kurum var. İlaç ve gıda konusunda en büyük otorite. Kitaptan öğrendiğime göre oradaki karar vericilerin çoğu özel ilaç firmalarından maaş alıyormuş.

FDA, Amerikan hükümetinin sağlıkta en önemli kurumudur. Bütün ilaçların ruhsatı FDA tarafından verilir. O vermedikçe de diğer ülkeler bunu almazlar ve ithal etmezler. Çünkü gümrük sizden FDA onayını ister. FDA’nın çeşitli komisyonlarında bilirkişi olarak görev yapan etkili dokuz kişiden sekizinin ilaç şirketleriyle mali ilişkide olduğu kitapta çok net gösteriliyor. Yüksek seviyede kullanılan ilk jenerasyon kolesterol ilaçlarından dolayı insanlar ölmeye başlayınca FDA ruhsatını iptal etti geçmişte. Kitapta hangi ilaçlar olduğu tarih ve isimleriyle yazıyor. Şimdi burada konu şu: İlaç sektörü insanlık için çok iyi buluşlar yapacak. İlaçlar üretecek. Ve bu ilaçları satıp para kazanacak. Bunlar hayır kurumları değil, özel şirketler. Dolayısıyla para getirecek ilacı üretmek için gayret sarf edecekler. Hayır için değil.

TV’deki sağlık programları eksik ve yetersiz


Bazı gazetelerde yanıltıcı reklamların yasaklanma haberleri “haksız rekabet” imasıyla verildi. Kimse bu ürünleri destekleyen Kalp Vakfı’nı sorgulamıyor. Televizyondaki sağlık programlarını izlerken nelere dikkat ediyorsunuz?

Çok acele yapılan programlar olduğunu görüyoruz. O konuda hiç detaya girilmemiş, incelenmemiş, eksik olduğunu görüyoruz. Seyirci tüm detayıyla sağlıklı bir bilgi alamıyor. Bir ilaç, cihaz ya da hastanenin promosyonu yapılıyor gördüğüm kadarıyla. Dolaylı da olsa onun empozesi var.

Doktor Bey, ben sağlıklı olduğumu düşünüyorum. Acaba yeterince test yaptırmadım mı?!.

(Gülüyor) Çok güzel. Bu iyi bir slogan. Kitaptan almışsınız. İki insana elli tane test yaptınız. Biri birine uymayacaktır. Hangisi normal? Birine bozuk demeniz lazım, birine normal demeniz için. Beş yüz insanda da bunu yaptığınız zaman, her insanda mutlaka farklılıklar olur. Bu farklılıkları hastalık gibi gösterirseniz kişi der ki, ’madem ben hastayım, tedavi et’. Tedavi etmek için de ilaçlara ihtiyacınız var. Dolayısıyla önce insanların sağlıklı olduğu noktaları bilip onlara destek olabilir ve hasta olmalarına engel olmaya çalışırsak sağlık sektörü olarak bizler görevimizi yapmış oluruz. Hastalık haline gelmiş ciddi vakalar için zaten ilaçlar bellidir. Onlar kullanılır. Ama işte burada hastalık ortaya çıkmadan sadece hastalık ihtimali ortaya çıkmışken insanlara, ’fırsatını bulduk, bu ilacı satalım’ demek tamamen büyük bir hata.

Sadece maddi sömürü değil bu, insanın acıyla baş edebilme kapasitesini de çökertmek oluyor sanırım.

Evet, insanın kendi doğal savunma mekanizmalarını kırmak da sonuçları vahim olacak büyük bir hatadır. Doğal olarak sahip olduğumuz mekanizmaları güçlendirmek yerine kimyasal ilaçlara niçin öncelik verelim? Kitabın önsözünde de belirttiğim gibi bu haysiyetsiz global deneyin denekleri olmak istemiyorsanız sevdiklerinizi uyarın.

Ben de zaten bu tavsiyeyi dikkate alarak geldim. Ben de okurlarımı uyarıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir