İLK 500 ÜNİVERSİTE VE BİZ

İlk 500 üniversite sıralamasında yine yokuz. 2006 yılına ait liste geçtiğimiz günlerde yayınlandı ama maalesef Türkiye’den tek bir üniversite bile bu listeye giremedi. Sadece Türkiye değil- Mısır’ı saymazsak- İslam ülkelerinden hiçbir üniversite yok bu listede.

Öte yandan ABD’den tam 167 tane üniversite bu listeye girdi. Güney Afrika Cumhuriyeti bile 4 üniversite ile temsil ediliyor. Ama Türkiye’den tek bir üniversite bile bu sıralamaya giremedi. Peki neden? Bugünlerde basında yer alan bir haber aslında bu nedeni çok iyi açıklıyor:
1984 doğumlu olan Ayşegül İlhan, normal süresi 6 yıl olan okulunu 4,5 yılda bitirerek 22 yasında doktor olma başarısını gösterdi. Okulunu Kasım ayında bitirmesinin ardından Akh´da Nefroloji bölümünde bilimsel çalışma asistanlığına başlayan burslu öğrencimiz Ayşegül’ü bu mutlu gününde doktora hocası Prof. Wagner de yalnız bırakmadı. Halen Schifa Derneği´nin de başkanlığını yürütmekte olan Dr. Ayşegül İlhan uluslararası kongrelerde tebliğ sunmaya da başladı. 22 yaşında doktorasını tamamlayan Ayşegül, Düzceli bir kızımız ve başörtüsünden dolayı Türkiye’de okuma imkanı bulamadığı için Viyana’ya gitmiş, orada el üstünde tutulmuş. Gerçek bilim ortamlarında bunlar oluyor. Yasakların olduğu ülkelerde ise en yetenekli insanlara kapılar kapatılıyor.
Dünyanın en seçkin beyinlerini cezbeden Batı, onların bilgisinden, enerjisinden sonuna kadar yararlanıyor. Geçmişte ise İslam dünyası bu açıdan mükemmel bir zemindi. Şimdi tarihe ufak bir pencere açalım ve şartların nasıl tepetaklak olduğunu görelim: “Çok eskiden, daha 12. yüzyılda İspanya’nın kuzeybatı ucundaki en büyük ziyaret yeri olan Havari Jakob’un mezarından dönen hacılar, Endülüs’ten gelen din kardeşlerinden almış oldukları ilk kağıt parçalarını yurtlarına getirmişlerdi.” (Allah’ın güneşi Avrupa’nın üzerinde, Sigrid Hunke, Altın Kitaplar, 2001). Aynı yazar diyor ki: Avrupa karanlık çağları yaşarken buralarda kitaplar yazılıyordu ve herkes okuma-yazma biliyordu.

Meşhur Leonardo d Vinci, ikinci ve üçündü derece denklemler üzerindeki bilgiyi Mısr’da yaşayan Ebu Kamil’den, El Biruni, İbn Sina ve El Karaci’nin eserlerinden almıştır. Selçuklu veziri Nizamül Mülk’ün çocukluk arkadaşı Ömer Hayam olmasaydı cebir ve matematik bugünlere gelemezdi. Bugün uzaya araç gönderirken ince hesaplar yapan matematikçiler ve bilgisayarcılar onlara çok şey borçlu olduklarının farkındalar.

BSF Akademi’de yürütülen “düşünce okulu” çerçevesinde bir konferans veren Prof. Dr. Sadettin Ökten’in de belirttiği gibi, bizde hiçbir zaman rasyonel manada bilim zihniyeti ile bir üniversite kurulamadı. Peşine düştüğümüz Medeniyet Tasavvuru hiç olmazsa bilgi ile gerçekleşebilirdi. İcatçı ve keşifçi olmaktan bahsediliyor. Soyut düşüncenin olmadığı yerde bunlar gelişmez. Matematiği ve dili bilen kimseler soyut düşünebilir. Aksi takdirde tabii ki ezberci nesiller yetişecektir. İslam Dünyasında 16.yüzyıla kadar muazzam bir soyut düşünce gücü vardı. Ne zaman ki soyut düşünceyi kaybettik, icatçılık ve keşifçiliğimiz de silinip gitti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir