İmparatorluk Elbiseleri

Osmanlıda giyim simgesel olduğundan, giyenin mesleğini ve hangi dine mensup olduğunu vurgulardı. Başkent İstanbul’da son derece zengin bir halk giyim kültürü vardı

Osmanlı coğrafyası Orta Asya ve Ön Asya uygarlıklarının birbiri içinde erimesiyle adeta uygarlıklar sentezi ortaya çıkarmıştı. Bu oluşumun yanında Anadolu topraklarında giyim kuşamı etkileyen faktörler vardı. Bu faktörlerin başında iklim, ekonomi, gelenek, geçmiş uygarlıklar, din, mezhep, etnik yapı geliyordu. Farklı etnik azınlıklardan oluşan imparatorluğun başkenti İstanbul tüm bu çeşitliliği içinde barındırıyordu. Başkent İstanbul’da son derece zengin bir halk giyim kültürü oluşmuştu. El emeği göz nuru ile üretilen bu giyim kuşam kültürü, asırlarca devam ederek nesilden nesile gelenekselleşmişti.

Yaşamın yansıması

Giyim kuşamı oluşturan genel etkenlerin yanında kişinin özellikleri de kıyafeti oluşturan önemli unsurlardı. Kişinin ekonomik, kültürel, mesleki durumunun yanında; evli, bekar, nişanlı, dul, çocuklu oluşu gibi sosyal durumu ile giyim zamanının da kıyafetin oluşmasında önemli rolü vardı. Bayram, düğün, nişan, kına gibi günlerde Anadolu insanı ‘Adamlık’ dediği en güzel giysilerini giyer. Ev içi kıyafetleri de ayrı özellikler taşırdı. Gündelik kıyafetler çok kullanımdan çabuk yıpranması sebebiyle günümüze çok azı ulaşabilmiştir. Etnograflara göre Osmanlı coğrafyasındaki kıyafetleri görsel olarak 600 yıl öncesine dayanmakta idi.

Saray elbiseleri

Fatih Sultan Mehmed’in ölümünden sonra sarayda gelişen ölen sultanların giysilerini bohçalayarak saklama geleneği Osmanlı İmparatorluğu Dönemi işlemelerini 20. yüzyıl başlarına kadar kopmadan izlememize olanak sağlıyor. Osmanlı sultanları giyime önem verir, lüks kumaşlardan dikilmiş kaftanlar giyerdi. Onların kalite arayışları dokumacılığın gelişmesinde önemli bir yer tutar. Saray kıyafetleri ve mefruşat için kullanılan kumaşlar saray bünyesindeki atölyelerde hassa nakkaşları tarafından hazırlanan desenlere göre dokunurdu. Bu atölyeler yeterli olmadığı zamansa İstanbul ve Bursa’daki diğer atölyelere sipariş verilirdi. İpekliler devlet tarafından kontrol altında tutulur, çözgü tellerinin sayısından boyasına dek her detayın esaslarına uygunluğuna bakılırdı. Görkemli giyecekler kemha (brokar), kadife, çatma (bir kadife türü), seraser (altın ve gümüş alaşımlı telle dokunmuş ipekli kumaş), diba, atlas, canfes, tafta, vala, çuha, sof ve şal gibi kumaşlarla oluşturulurdu. Topkapı Sarayı’nın sayıları 1550’yi bulan giyim-kuşam koleksiyonu ölen padişahın üzerinden çıkan ve sahip olduğu diğer giysilerinin saklanmasıyla oluştu.

Kadın giyimi

Osmanlı devri kadınlarının kıyafetleri sokak ve ev içi giyimi olarak ayrılıyordu. 16.yüzyıl başlarından itibaren kadınlar sokak kıyafeti olarak ferace, yaşmak ve peçeyi kullandılar. Kışın yünlü, yazın ipekli kumaşlardan yapılan feraceler kolları ve bedeni bol, önden açık ve yere kadar inen bir giysi türüydü. 18. yüzyıldan itibaren feracelere yakalar takılmış ve bu yakalar II. Mahmud döneminde topuklara kadar uzamıştı. 19. yüzyılın ikinci yarısında ön etekler yuvarlak kesimli, tek düğmeli, yakalar kırmalarla süslenmişti. Feracelerin renklerinden giyenin Müslüman veya gayrimüslüm olduğu anlaşılıyordu.

Müslümanlar kırmızı, mavi, yeşil renklerde, gayrimüslimler ise daha açık renklerde ferace giyiyorlardı.Yaşmaklar ise ince, beyaz, yumuşak kumaştan, başın etrafına sarılarak kaşa kadar örten üst parça ve yüzün alt kısmını burna kadar örten alt parçadan oluşuyordu. 1872’den sonra feracenin yanı sıra kullanılmaya başlanan çarşaf Suriye’den gelmişti. Osmanlı’da kadınlar; şalvar ve entarinin üzerinde kuşak ve kemer kullanılırdı.

Dokuma kumaşlardan yapılmış kemerler kullanıldığı gibi, madeni kemerler de bele takılırdı Şalvarı bele bağlayan bütün kuşağa uçkur adı verilmekte idi. Uçkur bağlandıktan sonra belden aşağı sarkıtılan uçkurun uçlarına, güzel işlemeler yapılırdı. Şalvarın üzerine, bürümcük adı verilen kumaştan yapılmış gömlekler giyilir, bürümcük kumaşlar ipek ipliği ile pamuk ipliği de kullanılarak dokunurdu.

Kadın pabuçları

Kadınlar ayaklarına evde ve sokakta yün ve pamuktan yapılmış çoraplar giyerlerdi. Köylerde, elde beş şişle örülen köylü çorapları çeşitli renklerden yapılmış motiflerden oluşmaktaydı. Varlıklı ailelerde, ayaklara mercan terlik, deriden yapılmış kısa ve uzun konçlu çizme, sedef kakmalı nalınlar giyilirdi. Halk arasında ise, keçe, çizme, çarık, dolak sade nalınlar ve yemeniler giyilmekteydi. Ancak sokakta Müslüman ve gayrimüslim kadınların ayırt edilebilmesi için için ferace ve ayakkabılarını statülerini belirleyici renklerde giymeleri öngörülmüştü. Müslümanlar sarı, Ermeniler kırmızı, Rumlar siyah, Museviler mavi ayakkabı giyerlerdi. Müslüman kadınlar kırmızı yeşil mavi gibi renklerde ferace giyerken gayrımüslümlerin eraceleri daha açık renklerde olurdu; yeşil renk giymeleri ise özellikle yasaklanmıştı.

Erkek giysileri

Erkekler ise ayaklarına tulumbacı yemeni veya ökçeli, altı kalın köseleli, çivili yemeni adı verilen arkaları basık ayakkabılar giyerlerdi. Burun kısmı sivri kesilen deriden yapılan, topuk ve yan kısımlarına ip geçirilerek ayak gibi şekil verilen çarık, köylü halk arasında giyilirdi. Çarık, cumhuriyet döneminde de bir süre daha çobanlar tarafından keçeden yapılmış, kebe ile birlikte giyilmiştir. Erkek giyiminde daha çok bele kuşak takılarak, potur ve ağlı şalvar giyilmiştir. Elbiselerin üzerine bölgelerin farklılıklarına göre, camadan, fermene, kolsuz camadan, kavuşturmalı yelek, mintan, salto giyilir, başı örtmek için fes kullanılırdı. Potur; karapınar, rusçuk, tek gözlü ve kulaklı olmak üzere dört çeşit

BAKİ GÜNAY

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir