İnsana dert lazımdır!

Ayşe Sevim, yazarların aşklarını yazdı. Ahmet Haşim’den’den Sylvia Plath’a, Peyami Safa’dan Goethe’ye onbeş yazarın aşklarının anlatıldığı kitapta, aşkın onbeş tarifi var gibi. Yahya Kemal aşkı, “günlerce pek anlam veremediği bir ateş”olarak tanımlıyor mesela. Feridüddin Attar için ise aşk, “insana lazım olan ve dermanı dilenmeyecek bir dert”…

Hayatını merak ettiğiniz bir yazar mutlaka olmuştur. Hikayeleriyle “gönül telinizi titreten”, “damardan” mısralarıyla başınızı ellerinizi arasına alıp saatlerce düşündüren, koca bir romanın bir tek cümlesiyle bile adımlarınızı sahil kenarına sürükleyen bu insanların, “gerçekte” neler yaşadığını, ne yiyip içtiklerini, neye sevinip neye üzüldüklerini merak etmişsinizdir.


Onlar başkalarının korkularını, başkalarının umutlarını, başkalarının aşklarını yazdılar. İsimlerini değiştirip “kendi” öykülerini gizleyenler de oldu, kendini tutamayıp “kendini” yazanlar da oldu. “Yazmak, ille de yazmak…” çünkü.


Bu insanların ruhlarını en çok ne etkilemişti? Aşkları belki de. Belki de bazı geceler dişlerini sıkıp, kalemlerini kırarcasına hırslanarak yazmalarının, bazı geceler susup karanlık geceye bakarak sabahlamalarının sebebi; bir türlü dile getiremedikleri aşklarıydı. Veya tam tersiydi; tek başına yaşamak istedikleri aşklarının, artık herkesin diline düşmesi… Acılarla, bilinmezlerle, endişelerle, terk ediş ve terk edilişlerle yaşanan ve mutlaka her birinden derin izler kalan aşklar… Onları buhrana, deliliğe, intihara götüren aşklarının, eserlerine illa ki yansıyıp yansımayacağı hakkında siz ne düşünürsünüz? Yüreğinin acısıyla çektiği sancıyı tarif edebilen biri için, “ateş” aynı ateş midir artık; geçmişinden kurtulup bir adım öteye gidemeyen için “yarın” nasıl tarif edilebilir; sevgilisini yalnız rüyalarında gülümserken görebilen bir şairin dizelerinde “gülümseyiş özlemi” hep aynı mı kalacaktır…?

“ONLARIN” HAYATINI YAZMAK


Birileri çıkar; yazdıklarıyla kendilerinden sonrakilere bile uzanıp ruhları darmadağın eden bu üstadların ardından “onların hikayesini” yazar. Ayşe Sevim de bunlardan biri. Daha önce Güneşe Yolculuk isimli kitabından tanıdığımız Ayşe Sevim’in Şule Yayınları’ndan çıkan Yazarlar ve Aşkları, eserleriyle günümüze kadar uzanan isimlerden sadece onbeşine yer verebilmiş. Belki de sayının az olmasının altında yatan sebep, Ayşe Sevim’in “aşka bakışını değiştirecek” kadar etkilenmesi, her birinde bütün o aşkları yaşamışçasına yorulmasıdır. Korku dolu, acı dolu, ihanet dolu aşkların perdesini aralayan Ayşe Sevim’in bu kitabı, aşkın kıyısında dolaşmaya çekinenlere bile, dalga seslerini ulaştırıyor sanki. “Aşk, ille de aşk…”


Ayşe Sevim, bu yazarların hayatlarını çocukluklarından itibaren anlatmaya başlıyor ve aşklarına, aşklarını yaşayış ve hatta hissediş biçimlerine yön veren kültür farklarını, inanış biçimlerini, serseri karakterleri, vurdumduymazlıkları, çapkınlıkları ortak bir noktada birleştiriyor; yaşanan-yoran-acı veren her şeyin sebebi, çocuklukları…


Genleri arasında çarmıha gerilen melez Puşkin, cebinde uskumru dolması bulduğuna tahammül edemeyip nişan bozan Ahmet Haşim, “zıt anlamlı kadınların” aşığı Dostoyovski, kıskançlık yüzünden şöyle rahatça arkasına yaslanıp kalbini dinlendiremeyen Yahya Kemal, Madam de Hanska isimli güzele gönlünü kaptıran ve kendi ölümüne davetiye çıkaran Honore de Balzac, kendisini “başka kadınlarla” paylaşmayı reddeden karısının “felçi rolü” yapması nedeniyle bir yere kıpırdayamayan Peyami Safa, “aşk pazarının sokaklarında kaybolan” Jean-Jacgues Rousseau, Hürrem’e gönlünü kaptıran Kanuni Sultan Süleyman, iki kadın arasında kalıp acı çeken ve ölürken “kalbinin bomboş olduğunu” fısıldayan Çehov, “bir Hintli gence” verdiği gönlünü huzura kavuşturamayan Safiye Erol, aşkın belki de “terk etmek” olduğunu sanan Goethe, ilahi aşk denizinde boğulan Feridüddin Attar, intihar yolculuğuna kızıyla birlikte giden Sylvia Plath ve Lübnanlı bir bar kadınına karşı hissettiklerinden kurtulmak için ruhuna büyülerle-tütsülerle çare arayan Neyzen Tevfik.


Müstehcenlik ve sapkınlıkla yaşadığı hayatının son demlerini bir akıl hastanesinde geçiren Guy de Maupassant’ın hayatında aşka yer yoktu. Ayşe Sevim, Maupassant’a “kadınları aşağılık bulduğu” için kitabında yer vermiş.


* ÜMMÜHAN ATAK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir