İNSANLIĞIN VİCDANI İSTANBUL’DA İDİ.

Geçtiğimiz Pazar günü, İstanbul çok önemli bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Uluslarası Adalet sempozyumu dolaysiyle bir araya gelen çok sayıda bilim adamı, mükemmel bir fikir ve gönül ziyafeti çektiler.

İstanbul İlim ve Kültür Vakfı tarafından organize edilen sempozyuma dünyanın çeşitli bölgelerinden 100’ü aşkın bilim adamı katıldı. Belki de ilk defa bilimsel bir etkinlik bu kadar yoğun ilgi görüyordu. Zira sempozyumun izleyici sayısı onbin civarıdaydı. Bu da gösteriyor ki insanımız adalete susamış. Irkı, dili, hatta dini farklı birçok insan, adalet konusunda benzer şeyler düşünüyor. İlginç olanı ise, hepsi de Kuran’ı ve Bedizüüzaman’ı referans gösteriyor.

İngiltere’den katılan Colin Turner, nefis analizlerle sürdürdüğü konuşmasında özetle şunları söyledi: “Bediüzzaman, ütopyacı değil gerçekçidir. Onun yolu inancın bireysel seviyede tekâmülünü öngörüyordu. Bu yol devrimden çok evrimin yolu; Müslüman toplumu tavandan tabana değil, tabandan tavana yöntemiyle kurma yoludur. Bediüzzaman, İslam’ı bir siyaset problemine indirgeme hatasını yapmadı. Onun için İslam, Rabb’in karşısındaki ferdî bir sorumluluk meselesidir. Bireysel seviyede içselleştirilmiş bir adalet olmaksızın sosyal adalet imkânsızdır. Bugün İslam dünyasının dört bir köşesinde Müslümanlar ‘Hazreti Peygamber’in altın çağı’ denilen
dönemi yeniden var edebilmek için ‘Medine hayalleri’ kuruyorlar. Ama bunu yaparken gerçek adalet dersinin öğretildiği Mekke döneminin zorluklarına katlanmak da istemiyorlar. Bu anlamda Bediüzzaman bizi Mekke’ye geri çağırıyor; çünkü Mekke tecrübesi yaşandıktan sonra Medine kendiliğinden onu takibecektir.”

Prof. Dr. Nevzat Tahran ise “Adalet Genetik midir?” konulu tebliğinde şunları söyledi. “Adil olma eğilimi insanda biyolojik eğilim olarak vardır. Ancak nasıl adil
olunacağının öğrenilmesi gerekir. Anaokulu çocukları için uygulanan çikolata
testinde sınıf dolusu çocuğa dörder çikolata veriliyor. Bütün çocuklar neşeli bir
şekilde paylaşıp oynuyorlar. Başka bir gün 3-4-5’er adet olarak aynı çocuklara
ayrı ayrı çikolata veriliyor. Bu defa çikolata alan çocuklar arasında kavga ve tartıtışmalar başlıyor. Çocuklarda bu davranış, öğrenmeden çok biyolojik eğilim olarak
değerlendirilebilir. Benzer durum erişkinler için de geçerlidir. Adil paylaşımın olmaması insanda savunma duygusunu uyandırır. Savunma duygusu tehdit kaygısını artırır ve güveni azaltır. Güvenin azaldığı yerde düşmanlık duyguları uyanır. Böylece tartışma ve çatışmalar yaşanmaya başlar.”

Singapur’dan Fas’a, Rusya’dan Cezayir’e, Mısır’dan İngiltere’ye, Malezya’dan İspanya’ya kadar çok değişik ülkelerden gelen bilim adamları hep benzer şeyler söylediler. İşin özeti şu: İnsanoğlunun ihtiyaç duyduğu çözüm İslam’da. Ancak dünya bunun farkında değil. Bu konuda müthiş bir cehalet ve önyargı var. Sadece yabancılar değil, Müslümanlar da bu cevherden habersiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir