İNTERNET VE TELEVİZYONUN GELECEĞİ

Geçtiğimiz günlerde Fransa’nın Cannes şehrindeydim. Burası aslında küçük bir sahil kasabası. Ama aynı zamanda ev sahipliği yaptığı
etkinliklerle, film ve medya endüstrisinin nabzını tutan bir yer. Katıldığım
MIPCOM fuarı dolayısıyla, burada yaptığım bazı gözlemleri ve bu vesileyle
televizyon sektörünün geleceğine dair düşüncelerimi sizlerle paylaşmak
istiyorum.

Bu yılki MİPCOM fuarında dijital endüstriler ve yükselen
piyasalar gündemi işgal ediyordu. Her yıl Ekim ayında Fransa’da
gerçekleştirilen MIPCOM’da, medya dünyasının geleceğini ilgilendiren çok önemli
konular tartışılıyor. Geçen yıla göre katılımcı sayısında önemli bir artış gözlemleniyordu.
12.800 katılımcı vardı ve bunların 4.000 tanesi alıcı firmalardan
oluşuyordu. Dünyanın dört bir tarafından
gelen katılımcılar arasında PWC ve Sony gibi sektörün devleri yer alıyordu. Ayrıca “X Files”, “Terminatör”, “Görevimiz
Tehlike” gibi çok önemli ve unutulmaz TV-sinema ürünlerinin yapımcıları ve
yönetmenleri de buradaydı. Dahası, dijital ürünlerin alıcıları olan Netflix,
Google, Hulu ve YouTube gibi firmaların orada yer alması dikkate değer bir
gelişmeydi. Ayrıca Çin, Rusya, Güney
Kore gibi ülkelerin kurdukları yeni dijital platformlar da orada gövde gösteri
yaptılar. Geçen yılki fuarda 310 olan dijital
platform sayısı bu yıl 500’ün üzerindeydi.

Gerçekleşen toplantılarda ve beyin fırtınalarında ön plana
çıkan tespitlerin başında şunlar geliyordu: TV endüstrisi yeni bir tüketici
kitlesiyle karşı karşıya. Eskisi gibi pasif olarak ekran başında oturan TV
izleyicisi yok artık. Onların yerine, daha çok etkileşime giren, paylaşan ve
“ben buradayım” diyen bir televizyon izleyicisi kuşağı geliyor. Daha doğrusu
“izleyici” yok, “katılımcı” var bundan sonra. Bunlar aynı zamanda sosyal
platformların aktif katılımcıları. Birden
fazla cihazdan veya ekrandan olaylara dahil oluyorlar. İşini bilen TV yöneticileri ve yapımcılar, bu gerçeğin farkındalar ve sosyal medya
müşterilerine ulaşmanın yollarını araştırıyorlar. Mesela bu yaz gerçekleşen Londra
Olimpiyatlarında izleyicilerin çoğu sosyal medya kullanıcılarından
oluşuyordu. NBC, NBCSN, CNBC, MSNBC ve
Bravo gibi televizyonlar bu platformlardan bol miktarda yararlandılar. Ve bu
sayede söz konusu yayın kuruluşları sosyal medya takipçilerinin gündeminde hep var
oldular. Hatta onları gönüllü elçiler gibi kullandılar.

İkinci ekran, çoklu
platform, TV+dijital medya+soysal medya, İpad, phone, youtube , facebook, vb. Bütün bunlar ne ifade ediyor? Televizyonun
sonu mu geliyor? Hayır, sadece “televizyon” kavramı ciddi bir değişim ve
dönüşüm yaşıyor. Bugün gazeteler de internetin rekabetini yok sayma lüksüne
sahip değiller. Bu yüzden interneti bir
yan unsur olarak kullanıyorlar. Televizyonları
da aynı akıbet bekliyor. Dijital teknolojiyi bir düşman olarak değil, ama
müttefik olarak görmek zorundalar.

Sosyal medya, evde dolaşan bir file benzetiliyor. Onu
görmezden gelemezsiniz. Çevrenizi ona göre düzenlemek ve onunla birlikte
yaşamak zorundasınız. Aksi takdirde bir süre sonra o evde size yaşanacak yer
kalmaz.

Aslında yeni medya
düzeni aynı zamanda fırsat eşitliğini de beraberinde getiriyor. Sıradan
insanlar kolayca seslerini duyurma ve
fark edilme imkânına sahipler artık. Ürün ve hizmet satan herkes sosyal medyayı
dikkate almak zorunda. Zira insanlar yüzünüze karşı söyleyemediklerini burada
dile getiriyorlar. Çekindikleri veya cesaret edemedikleri, belki ide fırsat bulamadıkları
şeyleri orta yerde rahatça konuşabiliyorlar.

CNN Türk’ün son günlerde ana haber bültenini Londra’dan
sunmaya başlaması da aslında yaşanmakta olan yeni televizyon anlayışının sonuçlarından
biri. Zira mekan kavramı artık eskisinden çok farklı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir