Irak Anayasa Referandumu Dönüm Noktası Mı?

Irak`taki Anayasa referandumu , ülkeye barışın gelmesi için geçirmesi gereken önemli bir aşama . Peki bu, ülke için Anayasa gerçek bir dönüm noktası olacak mı?

Iraklıların seçime katılımını değerlendirirken, Şiilerin katılımının yüksek olmasının zaten beklendiğini unutmamak gerek. Çoğunluğu oluşturan Şiiler, Irak`ın yönetiminin artık kendilerine geçeneğine inanmış durumda. Ayrıca sandık başına gitmeleri için dini önderlerin teşviki de söz konusuydu. Kürtlerin böyle bir direktife ihtiyacı yoktu. Zira farklı konumlarını korumak için sandık başına gitmeleri gerektiğini gayet iyi biliyorlardı. Henüz bilinmeyen ise, Sünnilerin katılımının ne oranda olduğu. ABD`nin şimdi ki stratejisi, 2005`te yapılamayanı, 2006`te yapmak. Bu siyasi sürecin, 15 Ekim`de bir anayasa ve yıl sonuna kadar da bu anayasaya dayanan yeni bir hükümet ortaya çıkarması umuluyor. Ankara`nın iki beklentisi var Anayasa referandumundan Irak seçimlerinde yaşanan tablonun yaşanamaması yanı oluşacak Yeni Irak parlamentosu Şii Arap ve Kürt ağırlıklı oyların yanı sıra Türkmenlerin oyununda artması ve eski Seçim sonuçlarının, Ankara`da rahatsızlık yarattığını söylemeye bile gerek yok. Ankara, Türkmen oylarının hem Kerkük`te, hem Irak`ın genelinde çok az çıkmasının nedenlerini saptamaya çalışıyor ve tekrarlanmaması içinde ABD’li yetkililere Seçim hileleri, mükerrer oy kullanma, Kerkük`te olduğu gibi taşıma oyların tekrarlanmasın arzulamamaktadır
Birçok yönüyle itiraz gerektiren, meşruiyet tartışmasına aday bir seçim yapılmış oldu Irak`ta. Ama Anayasa referandumu böyle olmaması gerekir ; Ankara`da yapılan ortak değerlendirme şöyle özetlenebilir: “Seçimler temsil bakımından sakat sonuçlar verebilir çünkü Sünni Araplar katılmama kararı aldı , Bu, meşruiyet tartışmasının nedenlerinden biri olacaktır. Ayrıca Kürtler taşıdıkları gerçek güçlerinin çok üzerinde temsil ediliyorlar. Şiiler de öyle. Irak toplumunun yüzde 35`u temsil edilmemiş durumda.” Unutmamak gerekir ki Ankara bu saptamadan sonra, gelecek için iki önemli beklenti üzerinde duruyor birincisi ; Anayasa yazımında Sünni Arapların da temsil edilmesi ki edilmedi ve Bunun sağlanması için de yeni meclisin oluşturacağı Anayasa Yazım Komisyonu`na, meclis dışında da olsa Sünni Arapların alınması ki bunu Şiiler karşı çıkmaktadır ayrıca Anayasanın Irak toplumunun tüm kesimlerini temsil eden bir heyetçe yazılması ki Türkmenler 3 unsur olarak hakları tesbit edilmedi Anayasada ,ikinci olarak ta yeni yazılacak anayasada Kerkük`ün özel statüsünün korunması idi . Federal bir yapı oluşacaksa Kerkük`ün herhangi bir federe yapıya dahil edilmemesi. Bağdat gibi Irak kenti olarak korunması.bu noktaya da Kürtler karşı çıkmaktadır
Türkmenler seçimlere itirazlarını sürdürecekler. Bu koşullarda bu itirazlardan bir sonuç alınır mı? Umutlu olmamak daha gerçekçi olur ve Kerkük`le ilgili olarak da Barzani`nin yaklaşımı, bu kentin bir Kürt kenti olduğu iddiasının seçimle kanıtlandığı, tescil ve ilan edildiği, biçiminde olacağı da belli. Türkiye`nin seçimle ilgili yapabileceği fazla çok şey var ama yaparsa tabi ki . Anayasa referandumundan sonrası için kollamaya çalışacağı, Kerkük`ün, Kürt bölgesine dahil edilmemesi olacak. Böyle bir gelişmeye Türkmenlerin ve Arapların da karşı duracağı açık.Kürtler Kerkük`te ve Kuzey Irak`ta hâkimiyetlerini pekiştirdikleri gibi Bağdat`ta da çok daha etkin hale gelmeye çalışıyorlar Kürt liderlerin, Bağdat`ta etkin olmaları, önemli görevlere getirilmelerinin, ayrılıkçı süreci yavaşlatacağı, hatta durduracağı beklentisi de yok değil. Tabii, Anayasa referandumu ile birlikte ikinci kez yapılacak olan bağımsızlık referandumu veya anketi de Kürt liderlerin ceplerinde hazır duruyor.ABD`nin desteğiyle emin adımlarla ilerliyorlar.

Seçimler Irak Kapılarını Nereye Açacak: Cennete mi, Cehenneme mi?

Sûninler ise işgal altında yapılan seçimleri boykot emekte kararlı. Irak’taki seçimler, herkes için başka bir anlam taşıyor ve herkes yüklediği anlamlarla tatlandırdığı Irak pastasından kendine bir dilim almak için mücadele ediyor. Ortadoğu, gerek devlet yapısı, gerek bu yapının uluslararası arenayla ilişkisi, gerekse de toplumların tarihi tecrübeleri bakımından tarihin her döneminde son derece karmaşık bir coğrafya olmaya devam ediyor. Milliyetçilik, modernizem, aydınlanma gibi akımlar, sömürgeci dönem ve sonrasında oluşan devlet ve hukuki sınırların siyasi arenaya etkisi ve tarihi-kültürel birikimle uyumsuzluğu gibi yoğun bir etkileşim halinde olan etkenlerin şekillendirdiği “modern Ortadoğu” bugün demokratikleşme” mücadelelerine sahne oluyor. Peki bugüne kadar neden Ortadoğu’da demokrasi yoktu ve niçin çoğu ülke hâlâ otoriter-monarşik yönetim altında? Ortadou, bugün tıpkı bir salgın hastalık gibi sözde de olsa yayılan demokrasi sürecinin neden dışında? Ya da Ortadoğu’nun bugün “demokrasi değneği”ne sahip ol(a)maması ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda açıklanabilir mi? Bunlar ve bunlar gibi Ortadoğu demokrasisine ilişkin birçok sorun bugün dünyanın gündeminde. En önemli sorunlardan biri de -demokrasiyi bir “rüya” olarak adlandıranların deyimiyle- Ortadoğu’nun ne zaman mevcut şiddetten, işgalci yönetimden arınarak bu rüyaya kavuşacağı yönünde. “Şiddet”le Demokratikleşme Mücadelesi
Şiddetin hayatımızın her alanına yerleştiği günümüzde demokratik bir yaşam biçiminden söz etmek kolay olsa da hayata geçirebilmek sanıldığı kadar kolay değil. Uluslararası İnsan Hakları Örgütü’nün hazırladığı bir çok raporda Irak polisinin yasa dışı ve keyfi tutuklamalar yaptığı, tutuklanan insanların da uzun süre gözaltında tutulduğu ve çocuklar da dahil olmak üzere gözaltındakilerin rutin olarak işkenceye maruz bırakıldığı açıklandı. Aslında bu rapor dikkatle incelendiğinde birçok kilit nokta için anahtar görevine sahip. Irak’ta fiziksel boyutta yaşanan şiddetin ötesinde şiddetin başka bir boyutu da var. İnsanların güvensiz bir ortamda sadece yaşıyor olmaları bile başlı başına bir şiddet aslında. Yani Irak’ta verilen yaşam mücadelesi bile hayatın her alanında fiziksel, sözsel veya herhangi bir boyutta şiddetin varlığını ortaya koyuyor. Bu şiddet ortamında demokratikleşmenin ne kadar mümkün olabileceği ise büyük bir soru işareti. Irak’ta güvenliğin sağlanması için geceleri sokağa çıkma yasağının konulması aslında bu soruya küçük de olsa bir yanıt bulabilmemiz için bize yol gösteriyor. Aynı zamanda kurucu meclis görevini de üstlenecek bu meclisin Irak’ın temellerini atacağına ilişkin bir beklenti var. Bu da kafamızda oluşan soru işaretlerinden bir başkası.

Anayasa referandumu ve Rekabet Oyunları

Biz kafamızda bütün bu soru işaretlerine cevap bulmaya çalışırken, Anayasa referandumuna sadece birkaç gün kala Irak’ta rekabet oyunları oynanıyor. Birçok adayın henüz Anayasa referandumu hakkında bilgilendirilmediği ve siyasi partilerin halkı yanlış yönlendirdiği ve Kuzey Irak’ta özellikle de Kerkük’te Kürt, Türkmen ve Araplar arasında ciddi bir çekişme yaşanıyor. Bu çekişmenin en büyük aracı da gün boyu Kürtçe, Türkmence, Arapça ve Süryanice dillerinden Anayasa referandumu için oy kullanması için çağrılar yapan radyo ve televizyonlar. Seçimler hem ülkenin yeniden inşası hem de demokratik bir yaşamı hayata geçirmek için önemli bir adım gibi gözükse de Sûnilerin büyük bir çoğunluğu Anayasa referandumuna katılmıyor. Sûnniler işgal altında yapılacak seçimleri protesto etmekte kararlı iken; Şiilerin önemli bir bölümü referandumun demokrasi yolunda atılacak bir adım olarak nitelendiriyor. Kürtler ise özerk statülerini garantiye almak ve kendi parlamentolarını da belirleyecekleri bu referandumun , meşruluklarını sağlamak için uygun bir seçim olarak görüyor. Yani Irak’taki seçimler, herkes için başka bir anlam taşıyor ve herkes yüklediği anlamlarla tatlandırdığı Irak pastasından kendine bir dilim almak için mücadele ediyor. Tabii ki bu mücadele de doğal olarak katılımları etkiliyor. ABD tarafından desteklenen Kürtler, şehir meclisinde çoğunluğa sahip olabilmek için dışarıdan seçmen taşımayı sürdürüyor. Daha iki hafta önce BM ve Müttefikler desteğinde İran’dan Kerkük’e getirilen 250 Bin İran Kökenli Kürt vatandaşa Irak kimliği verildi ve bu rakamların kayıtları BM tutanaklarında . Geçici Anayasa’da Saddam döneminde Kerkük’ten sürülen halkın kente dönüşünün sağlanmasına ilişkin yer alan 58. maddeye ABD’nin de destek verdiği ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher tarafından açıklanmıştı. Bunun da etkisiyle Kürt seçmenlerin sayısı 450 binden 800 bine ulaştı. Dolayısıyla ABD’nin de desteği ile 41 kişilik Kerkük Meclisi’nde terazinin Kürtlerden yana ağır basacağına yönelik beklentiler var. Türkmenler ise Kürtlerin verdiği bu mücadeleyi karşı propagandalarla engellemeye çalışıyor. Saddam Hüseyin döneminde yönetimde etkin rol oynamalarına izin verilmeyen Şiiler ise kitlesel gösterilerle ve siyasi gruplarla seslerini duyurmayı ve yönetimde etkin olmayı amaçlıyorlar. Kürtlerin katılım oranının yüzde 85-98, Arapların yüzde 60, Türkmenlerin ise yüzde 75 civarında referandumun katılacağı sanılıyor. Kürtlerin bu egemen yapısına karşılık Sûnilerin mecliste yeterince temsil edilemeyeceği öngörülüyor. Bu durumun iç savaşa neden olacağına dair görüşler de oldukça yaygın. Üst düzey bir Kürt yetkili bugün yaptığı açıklamada, Irak geçici anayasasının gelecek ay yapılacak referandumla onaylanması halinde, Kuzey Irak`taki petrol keşifleri konusundaki anlaşmaların, hem merkezi Irak hükümeti hem de bölgesel Kürdistan hükümetleri ile müzakere edileceğini söyledi. Bölgesel Kürt hükümetinin Başbakanı Ömer Fatah, bir Irak-Singapur ekonomik forumunun ardından yaptığı basın toplantısında, bölgesel hükümetin bölgedeki üretim ve yapılacak ihracat üzerinde kontrolü olacağını söyledi. Ömer Fatah, `Onaylama Irak petrol bakanlığının işbirliğinde olacaktır. Irak`ın şimdiye kadar sahip olduğu tüm petrol kaynakları, merkezi hükümetin kontrolündeydi. Anayasa ilan edildiğinde petrol kaynakları üretim ve ihracat bakımından bölgesel hükümetin denetiminde olacak` dedi. Petrol sektöründeki sorumluluklar meselesi, Irak`ın rezervlerini işletme isteğinde olan çokuluslu şirketler için önemli bir endişe kaynağı. Analistler, anayasa belgesinin ifade tarzının, çeşitli bölgelerin yorumuna ve rekabetine açık olduğuna işaret ediyor. Ömer Fatah, yeni anayasa uyarınca petrol gelirlerinin tüm Irak nüfusu arasında yeniden pay edileceğini ancak Kürt hükümetinin, Irak`ın kuzeyindeki en büyük petrol merkezi olan Kerkük`ün ve Kürt bölgesinin hemen güneyinin bölgeye ilhak edilmesinden sonra . Fatah, `Bize göre bu çok küçük bir pay. Eğer Kerkük Kürdistan`a dönerse, gelirler yüzde 55-60`e yükselecektir `dedi.

Referandum Öncesi Kürtlerin Kerkük’teki “nüfus oyunu”

Irak anayasa referandumu ve genel seçimler için gün sayarken Kuzey Irak’ta çoklu etnik yapıya sahip Kerkük kenti, anlaşmazlıkların merkezinde yer almaya devam ediyor, Çok sayıda İran’dan getirilen Kürtün bölgeye yerleştirilmesi, kaçak yapılanmayı da beraberinde getiriyor. Ünlü Internet sitesi Google’ın “Google Earth” adlı uydu fotoğrafı hizmeti, Saddam sonrası dönemde başlayan kaçak yapılaşmayı açıkça gözler önüne seriyor. Kerkük’ü “Kürt şehri” olarak gören Kürtler, kentin kendi kaderine kendisinin karar vermesini talep ederken, bir yandan da seçim ve referandumda kilit rol oynayacak Kerkük’ün demografik yapısını kendi lehlerinde değiştirmek için var güçleriyle ve Müttefiklerinin yardımıyla çalışıyor.
Saddam döneminde kentten göçe zorlananlar geri dönerken, Kürtler başka bölgelerden de Kürtleri Kerkük’e yerleştirerek nüfus dengesini bozmaya çalışıyor. Çok sayıda Kürtün bölgeye yerleştirilmesi, kaçak yapılanmayı da beraberinde getiriyor. Google Earth programı dünyanın tamamına ait uydu fotoğraflarını iki boyutlu bir modellemede topluyor. Kerkük’te ise valilik binasının etrafında beton engeller bulunmuyor ve Amerikan bombardımanında vurulan istihbarat binası sapasağlam duruyor. Bütün bunlar uydu fotoğrafları, İkiz Kuleler’in hedef alındığı 11 Eylül 2001 ile Saddam rejiminin yıkıldığı 9 Nisan 2003 tarihleri arasında çekilmiş olduğunu gösteriyor. Bir başka deyişle uydu görüntüleri Saddam’ın devrilmesinden yakın bir zaman önce çekildi. Uydu görüntüleriyle şimdiki durum karşılaştırıldığında Kerkük’teki kaçak yapılaşma ve Kürtlerin lehine değişen demografik yapı açıkça ortaya çıkıyor. İlk görüntü Kerkük’ün kuzeybatısındaki su depolarına ait. Uydu fotoğrafları su depolarının bulunduğu tepeyi ve eteklerini çıplak bir arazi olarak gösterirken, IHA haber ajansının aynı bölgede Eylül 2005’te çektiği fotoğraflarda ise sıvasız kaçak yapılar görülüyor.
İkinci görüntü kentin Erbil girişine ait. Buralar Erbil kentinde hüküm süren Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) yandaşlarının yoğun olarak yaşadığı bir bölge. Uydu fotoğrafları Saddam öncesi dönemde Erbil yol ayrımı ve ilaç deposunun etrafını boş olarak belgelerken, Eylül 2005 tarihli IHA fotoğraflarında ise rast gele inşa edilmiş sıvasız binalar göze çarpıyor.
Üçüncü görüntü ise kentin Süleymaniye girişine ait.Uydudan alınan fotoğraflar Süleymaniye’ye giden ana yoldan ayrılan bir caddenin her iki tarafını boş arazi olarak gösterirken, güncel görüntüler sağlı sollu yükselen sıvasız binalarıyla tamamen farklı bir tablo çiziyor. Kentin Kürt göçmenlerin akınına uğrayan bir başka noktası da Olimpiyat Stadı’nın bulunduğu doğu yakası. Uydudan stadın çevresi tamamen boş olarak görülürken Eylül 2005 tarihli görüntülerde stad, önüne yapılan binalar nedeniyle güçlükle görülüyor. Son görüntü de Kerkük polis akademisinin hemen karşısında bulunan Tören Alanı’na ait. Uydu fotoğraflarında boş alan olarak görülen Tören Alanı’nın arka tarafı Kürt göçmenlerce çoktan paylaşıldı. Hatta alandaki tribünlerin arasına duvar örülerek onlar bile konut haline getirilmiş. Bu son örnekte ihlalin Polis Akademisi’nin hemen karşısında olması kolluk kuvvetlerinin kaçak yapılaşma karşısında etkisiz kalışına en güzel örneği teşkil ediyor.bu Kürtler İran’dan getirildi, Türkmenler ve Kerküklü Araplar Kürt kökenli olan Kerkük Valisi’ni ve Belediye Başkanı’nı kaçak yapılaşmaya göz yummakla suçluyor.duyan yok!!!
İddialar, belediyenin Kürt göçmenlere devlet arazilerini göstererek, gelecekte çıkarılacak bir imar affında yasal tapularını almanın yolunu açtığını savunuyor. Kerkük Valisi Abdurrahman Mustafa, kaçak yapıların yıkılacağını söylemesine rağmen 2 yıldan bu yana bu yönde bir uygulamaya gidilmedi tam tersine Kerkük’e göç eden her Kürt ailesine 15 bin dolar ve 1ton çimento ve demir ve dağıtmaktadır .yanı açıkçası Kürtler Şiilerin ve Müttefiklerin yardımlarıyla Kerkük ve Musul`a Haritada Yer Aranıyor demektedirler .11 Mart 1970 deklarasyonu hükümlerine göre; gelecek 4 yıl içinde bir referandum yapılacak ve Kerküklülerin referandum sonrasında otonom bir Kürt yönetiminde mi yoksa Arap yönetiminde mi yaşamak istedikleri ortaya çıkacaktı. Türkiye, aniden Kerkük ve Musul`un Kürdistan haritasında yer aldığını fark etti; Barzani`nin Türkiye ve Türkmenlere yönelik gizli bazı düşünceleri keşfedildi.Şimdi, Barzani babasının yolunda ,Bilindiği gibi, Irak yönetimi adına Saddam Hüseyin ile Kürtler adına Molla Mustafa Barzani arasında imzalanan 11 Mart 1970 deklarasyonu hükümlerine göre; gelecek 4 yıl içinde bir referandum yapılacak ve Kerküklülerin referandum sonrasında otonom bir Kürt yönetiminde mi yoksa Arap yönetiminde mi yaşamak istedikleri ortaya çıkacaktı. Yapılamayan referandum 1974`e gelindiğinde, Saddam`ın bunu uygulamaya niyetli olmadığı anlaşıldı. Çok belirgin olarak Musul ve Kerkük şehirlerinde de Bağdat yönetiminin zorlamasıyla Arap nüfusunun arttırıldığı gözlenmeye başlandı Buna rağmen, Saddam referandumdan kaçtı. 1974 OPEC toplantısı sonrasında Saddam`ın Molla Mustafa Barzani ile anlaşamayıp uygulamaya koymak istemediği başlıca hususlardan biri budur. O günkü koşullarda dünyanın kabul ettiği ve bütün Irak`a barış ve sükunet getirecek olan bu anlaşma hükümleri, Kürtler için her zaman hayata geçirilmek istendi. Şu andaki, Irak anayasası yazıldığı gibi uygulanıyor olsaydı pek çok sorun çözülmüş olacaktı. Kürtlerin orada ayrı bir devlet değil, 1970 koşullarda kabul edilen otonom yönetim biçimini istedikleri açıktır. Ancak ilgeçtir ki 1970 yıllında sunulan proje değişiklik yapılmadan 2 hafta sonra uygulanacaktır .

35 yıl sonra, komplo mu acaba ?

Kerkük ve Musul`un Kürdistan haritasında yer alması bugünün bir meselesi değildir, tarihseldir. 35 yıl sonra, Türkiye cumhuriyeti aleyhine bir komplo olduğunu söylemek mümkün çünkü Barzani ve Talabani Iraklı Kürtlerin , Kuzey Irak`ta bağımsız bir Kürt devleti kurulmasıyla ilgili olarak referandum yapılması taleplerini bir dilekçeyle BM`e bildirdi.ve ikinci kez yine yapılmasını istemektedirler .Grubun bildirisinde, “Uluslararası koruma altındaki Kürtler kuzey Irak`ta 16 yıldır fiili olarak bağımsızlar ve Arapların egemenliğindeki bir Irak`ın kontrolü altında olmak istemiyorlar“ denildi. Washington Kürt Enstitüsü Başkanı ve grubun üyesi olan Necmaldin Kerim, dilekçeyi Irak hükümetine de verdiklerini söyledi.
Grup üyeleri, referandum konusundaki bir kararın muhtemelen Irak`ta 15 Ekim`de yapılacak referandum sonrasına kadar bekleyeceğini belirttiler. Adını vermeyen İngiliz yetkili, ABD’lilerin stratejik bir hareket şekli belirleyemediklerini belirtti ve “Bu benim hayatımda gördüğüm ve görev aldığım en kaotik organizasyon” dedi.Paul Bremer’ın, çöküşün eşiğinde olan bir ülkeyi 600’den daha az bir personelle yönetmeye çalıştığına işaret eden yetkili, yeniden yapılanma için gerekli kaynakların da bulunmadığını vurguladı. İngiliz yetkiliye göre, bu sorunun en önemli nedeni, ABD kurumları arasında yaşanan mücadelenin Irak’a yansıması. Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, Federal Kürdistan Başkanı Mesut Barzani ve ABD’nin Irak’taki temsilcisi Zalmay Halilzad Dukan kentinde bir araya geldi.Dukan’da dün yapılan Toplantıya KDP ve YNK politbüro üyeleri de katılırken, yeni Irak Anayasası oylamasına tam katılımın sağlanması ve ’Evet’ oylarının artırılması konusunda neler yapılabileceği ele alındı. Dukan kasabasındaki buluşmada, 15 Ekim’de yeni Irak Anayasası’nın kabul edilmesi konusunda neler yapılabileceği tartışıldı. Barzani, referandumdan ’Evet’ oyu çıkması ile Kürtlerin, bugüne kadar elde ettiği hakların garanti altına alınmış olacağını, aksi halde yeni bir genel seçimin yapılması gerekeceğini söyledi.Barzani, “Bu anayasa, Kürtlerin çıkarınadır ve kabul edilmesi gerekir. Sünni Arapların, Kürtlerin Irak sınırları içinde haklarını kullanmasını anlayışla karşılamalarını bekliyoruz” dedi. Mesut Barzani, Yeni anayasada Irak’ta yaşayan tüm halkların haklarının gözetildiğini anlatan sandıktan ’Evet’ oyu çıkması halinde Kürtler dışında Arapların da bu anayasaya bağlı kalması gerektiğini ekledi.Talabani, yeni anayasanın hazırlanmasında Amerika’nın küçümsenemeyecek katkısı olduğunu, Kürtlerin önümüzdeki dönemde tek hükümet ve meclisle yönetileceğini söyledi. Bu konuda hazırlıkların sürdüğünü kaydetti.ABD Temsilcisi Halilzad ise, bu aşamada Irak’ın en istikrarlı bölgesinin Kürdistan olduğunu, Kürtler arasındaki birliğin korunması gerektiğini belirtti ve Kerkük Kürtlerin olacak referandumdan sonra söylemsi planların hazır olduğu ve her şey daha önceden hazırlanmış gibi görülmektedir .

Ürdün`de bir araya gelen 150 sünni din adamı ve Arap aşiret lideri, yeni Irak anayasasının reddedilmesi çağrısında bulundu. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı el-Faysal, yeni bir anayasa ve seçimin de Irak`taki sorunları çözeceğine inanmadığını söyledi. Iraklı yaklaşık 150 Sünni imam ve aşiret lideri, 15 Ekim`de referanduma sunulacak yeni anayasayı reddetmeleri çağrısında bulundu. Irak`ta Sünnilerin merkezlerinden Anbar eyaletinin önde gelen isimleri, 15 Ekim`de yapılacak referandum öncesi tavırlarını ortaya koymak üzere Ürdün`ün başkenti Amman`da düzenledikleri üç günlük konferansta bir araya geldiler. Güvenlik gerekçesiyle Amman`da yapılan konferansın düzenleyicilerinden Anbar`daki önde gelen din adamlarından Şeyh Abdüllatif Himayem, yaptığı açıklamada, Irak halkına sandığa gitmeleri ve anayasaya “hayır“ demeleri çağrısında bulunduklarını kaydetti. Hazırlanan anayasanın Irak`ı Arap kimliğinden çıkarıp, dini, etnik ve siyasi ayrıma yönlendirdiğini ifade eden Himayem, konferansın iç savaşı önlemek için ulusal barış ve uzlaşma çağrısında bulunacağını söyledi. Felluce kentinin önde gelen Sünni isimlerinden Şeyh Kasım el-Cumali de, konferanstaki konuşmasında, “Irak`ın bölünmesine, ve Kürt devleti kurmak istenmektedir Şii Kürt ittifakı asıl amacı Sünileri saf dışı bırakmaktır dedi bunun için federalizme ve anayasaya hayır“ diyoruz dedi . Irak`ta 15 Ekim`de referanduma sunulması beklenen anayasa taslağı, herhangi 3 vilayette üçte iki çoğunlukla reddedilirse, tamamen reddedilmiş sayılacak. Sünniler, Irak`ın 18 vilayetinin 4`ünde çoğunlukta bulunuyorlar.bunu anlamı yanı Türkmenler veya Şii Muktada SADIR yanlıları hayır oyu kullanmazsa bile Sünniler hayır oyu veremsi yeterli iptali için eğer hile yapılmazsa seçimlerde .

`Yeni anayasa sorunları çözmez`
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Suud el-Faysal, Bush yönetiminin Irak`ın işgali konusunda uyarılarını dikkate almadığını söyledi ;Faysal yeni bir anayasa ve seçimin de Irak`taki sorunları çözeceğine inanmadığını belirtti. Amerikan politikalarının Irak`ı Kürt, Sünni Arap ve Şii Arap olarak 3 parçaya ayırıma riski taşıdığını kaydeden Prens Suud, Irak`ta, ülkenin ulusal birliğini, dolayısıyla toprak bütünlüğünü garanti edecek şekilde kendilerini memnun kılacak bir adım görmediklerini söyledi. ABD Irak`a girmeden önce, bunun olası sonuçları konusunda Suudi Arabistan`ın şüpheleri olduğunu vurgulayan el-Faysal, ancak bu endişelerinin dikkate alınmadığını ifade etti. El Faysal, Suudi Arabistan`ın Bağdat`a elçi atamayı düşünmediğini, atanacak diplomatın bir suikastın hedefi olabileceğini söyledi.
Iraklı Şiiler siyasal tutum ve görüş açısından bütünlük içerisinde değillerdir. Iraklı Şiiler liberalizm, sosyalizm ve siyasal İslam akımları temelinde parçalanmıştır. Şiiler içerisinde güç açısından bakıldığında siyasal İslamcı akım daha güçlü ve daha etkin konumdadır.
Iraklı Şiiler içerisinde din adamları çok önemli siyasal ve sosyal etkinliğe sahiplerdir. Iraklı Şiiler içerisinde temel belirleyici olgu din adamları ve Havza`dır (Şii din adamlarının yetiştirildiği okul). Din adamları içerisinde, Irak devlet yapısı ve ABD bağlamında da bir bütünlük yoktur. Fikir farklılığı ve ayrılığı bulunmaktadır. ABD`nin Irak`taki varlığını destekleyen ve isteyen din adamları bulunmasına rağmen Iraklı din adamları genelde ABD`nin işgaline karşıdırlar. Iraklı Şiiler nüfusun çoğunluğunu oluşturdukları için Irak`ta stratejik denge faktörü konumundadırlar. Şiiler içerisinde “Irak`ta başat olma”, “İslam devleti kurma”, “geleneksel-mezhepsel güç odaklarını merkez alma” olguları ciddi şekilde güçlüdür. Söz konusu siyasal olgular Iraklı Şiiler ve ABD karşıtlığının temel esaslarını oluşturmaktadır.
Ancak Şii din adamları ve partileri bu amaçlara ulaşmalarının ne kadar zor olduğunun farkındadırlar. Bu sebeple genelde daha rasyonel ve akılcı bir politika takip etmeye çalışmaktadırlar. Şiilerin rasyonel ve faydacı davranmaları hem siyasi söylemleri hem de siyasi davranışlarında açık bir şekilde gözükmektedir. Şiiler içerisinde rasyonel ve faydacı söylem ve davranışa sahip olmayan gruplar da bulunmaktadır. Bu akımın en önemli temsilcisi Muktada El Sadr`dır. Muktada El Sadr, Şii din adamları ve partileri tarafından desteklenmemektedir ama Şii halk üzerinde etkin olabilecek potansiyele sahiptir. El Sadr`ın söylemleri Iraklı Şii halkın özlem ve taleplerini dile getirmektedir. Ancak Iraklı Şii din adamları ve Partilerin tutumu, Mukteda Sadr`ın nüfuz alanını ciddi şekilde sınırlandırmaktadır. Şiiler içerisinde “İslam devleti kurma”, “geleneksel-mezhepsel güç odaklarını merkez alma” olgularının ciddi şekilde güçlü olması, ılımlı-akılcı din adamlarının işini ciddi şekilde zora sokmaktadır. Çünkü Şii halkın, dinsel ve siyasal elitlerin sonuç vermeyen davranışlarına ne zamana kadar bağlı olacakları da tartışmalı bir konudur. Bu sebeple Iraklı Şiilerin siyasi davranışları ciddi şekilde karmaşıklaşmaya başlamıştır. Iraklı Şiilerin ılımlı ve akılcı din adamları ve partilerden vazgeçip daha radikal bir yol seçme ihtimalleri de bulunmaktadır. ABD, Iraklı Şiiler konusunda daha hassas davranmak zorundadır. Ilımlı-akılcı Şii grupları güçlendirecek politikalar üretmelidir. Necef gibi kutsal yerlere askeri operasyon düzenleme ve Şiiler ile olan sorununu asker ve şiddet yolu ile çözmeye kalkışması ılımlı-akılcı Şii din adamlarının ve partilerin sonu anlamına gelir. ABD böyle davranışlardan uzak durmalıdır. Böyle davranışlardan uzak durmaması durumunda Şii halk içerisinde potansiyel olarak güçlü olan radikalizm ile karşı karşıya kalabilir. Söz konusu durum ise Irak dengelerini altüst eder.

SİSTANİ `ANAYASAYA EVET` FETVASI ÇIKARIYOR
Irak`ın Şii lideri Büyük Ayetullah Ali es-Sistani`nin, 15 ekimde referanduma sunulacak yeni anayasaya “evet“ oyu kullanılması yönünde bir fetva çıkaracağı bildirildi. Sistani`ye yakın bir kaynak, “Irak halkına anayasa referandumunda `evet` oyu kullanmalarının tebliğ edileceği bir fetva önümüzdeki günlerde çıkarılacak“ dedi. Sistani önceki gün de, halka, yeni anayasaya “evet“ oyu vermeleri çağrısında bulunmuştu. Bu arada İngiliz Daily Telegraph gazetesi, Kuzey Irak’ta referandum isteyen ve iki ana Kürt partisinden ayrı çalışan bir komitenin, bir ‘bağımsızlık referandumu’ için imza topladığını bildirdi. Haberde, bu kampanyayı takiben, sokak gösterileri olabileceği de vurgulandı, Iraklı Kürt liderlerin federal bir Irak’tan ayrılmayacaklarını vaat etmelerine karşın, imza toplayan komitenin bağımsızlık olasılığının Kuzey Irak’ta halkoylamasına sunulması için çalıştığını belirtti. Gazete, Kürdistan Yurtsever Birliği’nin (KYB) bu fikri sahiplenmese de, desteklediği yorumunu yaptı. Daily Telegraph’a konuşan KYB’li yetkili Cemal Mırza Aziz, bağımsızlık isteyen Kürtlerin ezici çoğunluğunu gösteren bir referandumun, diğer Iraklı gruplarla yaptıkları anayasa pazarlıklarında ellerini güçlendireceğini söyledi. KYB’li yetkili, ‘Bağımsızlık konusunun fazla zorlamaya gelmeyecek kadar hassas olduğunun bilincindeler; ama öte yandan, Kürtlerin rüyasının bağımsızlık olduğu da bir sır değil’ şeklinde konuştu. Referandum fikrine neden bu kadar tepki verildiğini anlamadığını kaydeden Aziz, Doğu Timor’dan, Quebec’e kadar tüm dünyada bu yönetemin kullanıldığını belirtti.Gazete, bu rüyanın Türkiye ve Suriye’nin hükümetleri tarafından ise bir kabus olarak yorumlandığını yazdıktan sonra, ‘beş yıl önce savaşın eşiğine gelmiş iki komşu, şimdi Kuzey Irak’taki Kürtlerin bağımsızlık talebini kınamak için birlik oldu’ yorumunu yaptı.ancak Iraklı Şiiler`in dini lideri Ayetullah Ali Sistani, yaşanan gelişmeler karşısında Iraklı Şiiler`i sakin olmaya çağırdı. Cuma vaazında konuşan Abdül Mehdi El-Kerbelai ise, “Sabırlı ve dayanıklı olmak zorundayız” dedi.
Iraklı Şiiler`in dini lideri Ayetullah Ali Sistani, Irak`ta Şiiler`in yoğun olarak yaşadığı Balad ve Hilla kentlerine yapılan saldırıların ardından, Iraklı Şiiler`i tahriklere kapılmamaları konusunda uyardı. Şiilerce kutsal sayılan Kerbela şehrindeki Cuma vaazında konuşan Abdul Mehdi el-Kerbelai ise, “Bazıları bizi sivil savaşın içine doğru çekmek istiyor Türkmen Şiiler ve Sünni Türkmenler kardeştir Kürtlerin oyununa gelmeyeceğiz dedi . Eğer bu dilekleri gerçekleşirse, kaç kişinin öleceğini ya da ne kadar kan döküleceğini yalnızca Allah bilir” dedi. El-Mehdi, Şii halka seslenerek “sabırlı ve dayanıklı” olmaları çağrısında bulundu.
Irak`ta Şiiler`in yoğun olarak yaşadığı Bağdat`ın kuzey ve güneyindeki Balad ve Hilla kentlerine bomba yüklü araçlarla düzenlenen eş zamanlı saldırılarda 100`ün üzerinde kişi ölmüştü. Balad`daki saldırıları, El-Kaide`nin Irak`taki lideri Ebu Musab El-Zerkavi üstlenmişti. Ancak Iraklı Şiiler`in dini lideri Ayetullah Ali Sistani açıklamalarına hemen Irak`ın Süleymaniye kentine bağlı Dohukan bölgesinde bir basın toplantısı düzenleyen Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’den yanıt gecikmedi Talabani çok yakında `Kürt parlamentosu` ile Bağdat parlamentosunun birleşeceğini söyledi.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talabani, federalizm konusunda hiçbir taviz vermeyeceklerini belirtti. Talabani yaptığı açıklamada, “Federalizm konusunda hiçbir değişiklik yapılmadı, anayasaya aynı şekilde girdi ve bu şekilde de çıkartılacaktır. Şu an Irak`ta iki hükümet bulunmaktadır. En yakın zamanda bu parlamentolar birleşecek ve Irak`ın tek parlamentosu olacaktır. Buradan duyduğum kadarıyla Kerkük`e gelen bazı Kürtler bazı yerleri sahiplenmeye kalkmış ve oranın asıl sahiplerine zulmetmiştir. Anayasada böyle bir madde yoktur ve kimse kendisine ait olmayan bir şeye sahip çıkamaz. Ben bu konuda gerekeni yapacağım” şeklinde konuştu.ve Türkmen ve Kürt iç savaşının yaşanmaması için Barzani’ye tahrik edici açıklamalardan vazgeçmesinin gerektiğini bildirdi ,Nihai anayasa taslağı, ancak bu sözler Talabanin Kerkük`te seçmen kütüğü skandalını engelemeyediğini gösterdi , çünkü Irak`ta yeni anayasa referandumuna sayılı günler kala bu defa Kerkük`te seçmen kütüklerinde hile yapıldığı ortaya çıktı. 15 Ekim`de yapılacak yeni anayasa referandumu ile 15 Aralık`ta yapılması planlanan genel seçimlerde oy kullanabilmek için yeni kayıt yaptıran seçmen sayısı Irak genelinde yüzde 6`yı bulurken bu sayının Kerkük`te yüzde 69 olduğu ortaya çıktı. Yüksek Seçim Kurulu tarafından 900 bin nüfusa sahip Kerkük`te toplam 750 bin seçmenin oy kullanacağı duyurulan haber, El Taaği isimli Kürt gazetesinde yayımlanınca skandal ortaya çıktı.Yani Kerkük`ten 9 kat daha fazla nüfusa sahip başkent Bağdat`ta yeni kayıt yaptıran seçmen sayısı 20 bine çıkarken, Kerkük`te 527 bin kişinin yeni kayıt olması dikkatleri bu şehre çekti. Haber Kerkük`te yaşayan Türkmen ve Araplardan büyük tepki alırken, bu durumun sahtekârlıktan öte siyasi büyük bir skandal olduğu belirtildi.
KDP lideri Mesud Barzani, Türkiye’ye karşı üslubunu sertleştirmeye başladığı bilinmektedir . Kerkük’teki nüfus ve tapu kayıtlarını tahrip eden peşmergeler bununla kalmayıp Türkiye’den 5500 Kürt’ü transfer etti. PKK/KADEK destek için 3 bin Kürt’ün daha gönderilmesi emrini verdi. Geçici olarak kente yerleşecek olan militanlar aylık 500 dolar maaş alacak. Kuzey Irak… Binlerce yıllık tarihi boyunca sürekli kargaşaya, istikrarsızlığa gebe olan bir yer.
Adım başı entrikaların döndüğü, bir ipte birden fazla cambazın oynadığı bu bölgede özellikle son 50 yılda taşlar bir türlü sabit kalmıyor. Kürtlerin Rusya, İsrail, İngiltere ve Amerika ile yakınlaşması, yarım asırlık sürecin her geçen gününde tehlike arz etti. I. Körfez Savaşı’nda kısmen kıpırdanan Kürt gruplar, son savaşla birlikte hem piyon hem de vezir rolünü üstlendi. Savaş sonrasında Irak’ta Geçici Hükümet Konseyi’nin kurulmasıyla vezir olan Kürtler ‘kendi şahlıklarını’ dillendirmeye başladı. Bölgede önemli bir güç haline gelen Kürtler, hayalini kura geldikleri ‘Kürt devleti’ni oluşturmak için yakaladıkları tarihi fırsatı kaçırmak istemiyor.

Bunun için kendilerini tam bağımsız bir devlete götürecek yolun başlangıcı sayılan federatif yapıyı oluşturacaklarını dünya kamuoyuna yüksek sesle duyurmakta problem görmüyorlar. Öyle ki, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani’nin başta Türkiye ve Amerika olmak üzere bölge ülkelerine kafa tutacak tavırlar sergilemesi, önümüzdeki günlerin Irak’ın kuzeyi için hiç de sakin geçmeyeceğinin sinyalini veriyor. Barzani’nin son açıklaması ise tehlike sinyalinin eyleme düştüğünü gösteriyor; Mesud Barzani’nin çırpınışının ve çıkışının altında yatan sebep, geçmişte yaşanan acı tecrübelerden kaynaklanıyor. Barzani; “Geçmişin tekerrür etmeyeceğini umuyoruz” diyerek korkusunu dile getiriyor. Barzani için bir sendroma dönüşen iki hadise yıllar önce yaşandı. 1975 ve 1991 tarihlerinde Amerika, Saddam rejimine karşı Kürtleri her türlü desteği sağlayıp isyana teşvik etti. Kürtler her iki seferde de başkaldırdığı sırada Amerika aynı oyunu oynayıp desteğini çekti. Kürtler direkt Saddam Hüseyin’le karşı karşıya kaldı. İşte ne olduysa o zaman oldu ve Kürtler uzun bir süre bellerini doğrultamayacak darbeyi Saddam’ın askerlerinden aldı. Barzani özerk yapı isterken, Amerika’nın Irak’taki yapılanmada Kürtlere etkin bir rol vermeyeceğini düşünerek üçüncü kez oyuna gelmek istemiyor. Barzani’nin, Kürtlerin Kerkük dahil ‘tarihi vatanları’ olarak gördükleri bölgede kendi kendilerini yönetme emellerinin geçici hükümet tarafından yerine getirileceğine dair inançlarının kalmadığını söylemesi özerk Kürt devleti ile birlikte Kerkük’ü de gündeme taşıdı. Tarih boyunca Türkmenlerin yoğunlukta yaşadığı Kerkük, Barzani haritasının ana parçasını oluşturuyor. Bu sebeple Kürtlerle yapılan görüşmeler her seferinde Kerkük’ün statüsü konusunda düğümleniyor. Bu konudaki anlaşmazlığın, farklı etnik gruplar arasındaki gerilimi giderek artıracağını ve şiddetli çatışmalara yol açacağını söylemek yanlış olmaz. Kürtler petrol ve tarım alanları açısından zengin olan kenti ekonomik bağımsızlıklarının anahtarı olarak değerlendiriyor. Bu nedenle “Kürdistan’ın Kudüsü” olarak adlandırdıkları kentten vazgeçmeyi istemiyorlar. Zaten, özerkliği hedeflenen devletin ekonomik açıdan geleceği için Kerük’ün sınırlar içinde kalması şart. Kürtler Kerkük’ü istiyor ancak Amerika’nın Kerkük için hazırladığı bütün seçeneklerde burayı unutmaları gerekiyor. Amerika’nın söylediklerini kulak ardı eden Kürtler, Kerkük üzerine ciddi bir şekilde oynamaya başladı. Saddam döneminde kente yerleştirilen Arapları bölgeden uzaklaştırmaya başlayan peşmergeler, boşalan alanlara Kürtleri transfer ediyor. Buradaki amaç, tarihi şehirin demografik yapısını değiştirmek.

Türkiye’den Kürt aldılar
Aslında Talabani ve Barzani’ye bağlı peşmergelerin Kerkük’e yönelik operasyonları savaş sırasında da devam etmişti. Kerkük’te tapu ve nüfus kayıtlarını yakıp yok etmeyle başlayan operasyon hâlâ sürüyor. Amerika’nın bütün uyarılarına rağmen, Saddam’ın devrilmesinden bu yana Kerkük’e başlayan Kürt akınları gün geçtikçe artıyor. Özellikle Barzani’nin tasarladığı özerk yapı içerisinde Kerkük’ün bulunduğunun açıklanması üzerine göçler yoğunlaştı.
Gıda Dağıtım Merkezi’nin tespitlerine göre Kerkük’ten 21 bin 500 (2 bin 500 aile) Arap’ın ayrılmasına karşılık 350 bin (9 bin aile) Kürt kente yerleşti. Kimi göçmenlerin boş buldukları evlere kimilerinin de kiraladıkları yerlere veya kullanılmayan kamu binalarına yerleştiği açıklanıyor. Kerkük’ü Kürtleştirme operasyonundaki son hamle ise Kürtlerin bu işe ne kadar önem verdiğini gösteriyor. PKK/KADEK terör örgütü, bin 500 Kürt’ü Türkiye’den tarihi kente transfer etti. Ayrıca Kandil Dağı’nda bulunan 5 bin teröristten bin kadarı da Kerkük’e gönderildi. Bölgede görev yapan Türk güvenlik birimleri bu bilgileri doğruluyor. Aynı şekilde Gıda Dağıtım Merkezi de Kerkük’e Kürtler’in Erbil, Süleymaniye ve Türkiye’den geldiği tespitinde bulunuyor

Irak seçimleri ve Kerkük üzerine koparılan fırtına

15 Ekim 2005 tarihinde Irak`ta referandum yapılacak . Ama yapılan ilk değerlendirmelerde , seçime katılım oranının yüzde eli ile yüzde altmış arasında olacağı söyleniyor. Kesin sonuçların bir hafta içinde belli olacağı belirtiliyor. Kuşkusuz bunlar soru işareti , olayın siyasal yönünü etkilese de daha çok teknik boyutu niteliğindeki bilgilerdir; bizi ilgilendiren esas olarak siyasal yönleridir, bu konuda görüşlerimizi ve tutumumuzu özetlemek istiyoruz.
Irak Referandumu ne anlam ifade ediyor, Irak`ın yeniden yapılanmasında ne gibi bir rolü olacak, bu Referandumun ABD planları içindeki yeri nedir` Öncelikle yanıtlanması gereken sorular bunlardır. Bu soruların doğru yanıtlanması, bizi doğru bir değerlendirmeye ve tutum almaya da götürecektir. Bir de Referandumu ve bu eksendeki gelişmelerin Türkiye’deki boyutu var. Bunun genel gelişmelerle kopmaz bağlantıları olduğu kadar, kendine özgü farklılıkları, kendi ulusal ve tarihsel dinamiklerinden kaynaklanan boyutları var; bunlar değerlendirme dışı tutulduğunda önemli yanlışlıkların yapılması kaçınılmaz olmaktadır.
ABD`nin Irak işgali, genel olarak Ortadoğu ve dünyayı tek başına yönetme stratejisiyle doğrudan bağlantılı olduğu bugüne dek birçok kez yazdık, düşüncelerimizi ve tutumumuzu ifade ettik. Tekrarlamak gerekirse; ABD, Irak ve Ortadoğu`ya demokrasi ve yine BOP planları çevrecinde artık ABD ile İngilizlerin yollarının ayrıldığını söyleyebiliriz . Kürtler`e ve diğer ezilen halklara özgürlük getirmek için Irak işgal hareketini gerçekleştirmedi. ABD, 1990`ların başından bu yana yakaladığı tek kutuplu dünya sistemini kurumlaştırma, başka bir ifadeyle dünyayı tek başına yönetme, olası rakiplerini bugünden önleme stratejisini gerçekleştirmenin çok önemli bir ayağı olarak Irak`ı işgal etti. Bu işgal hareketinin ve arkasındaki stratejinin emperyalist ve gerici niteliği çok açıktır çünkü Kürtler başaka Türkmenlere ve Sünilere başka şekilde çalışmaktadır , bu hareketi, Güney Kürtleri açısından kimi olanaklar ve fırsatlar anlamına gelse de bu yine böyledir. Yine işgalden bu yana geçen sürecin gösterdiği gibi, anılan bu ‘olanak ve fırsatlar` görece ve geçici niteliktedir, kaderi, iç ve bölgesel dengelere bağlıdır. Bu kısa özetten de anlaşılacağı gibi, 15 Ekim Referandumu , yürürlükteki ABD stratejisinden bağımsız olarak düşünmek mümkün değildir. Referandumu Suni ve Türkmen siyasi partilerine göre , bir ABD planlamasıdır ve Kürtlerin l hareketini meşrulaştırmada, ABD hegemonyasını bir ‘iç olgu` haline getirmede bir basamak olarak düşünülen politik bir araçtır. Bu nedenle bu seçimlerle ve Referandumcularla demokrasi, özgürlük, halkın özgür iradesinin tescil edilmesi tezleri arasında bir bağlantı kurmak, gerçeklerle alay etmekten başka bir şey değildir. Peşmerge ve Kürtler gölgesinde demokrasi ve özgür iradeden söz etmek anılan kavramların içini boşaltmaktır. Seçime katılım oranı, seçilen parti ve kişilerin durumundan bağımsız olarak gerçeklik budur! Kısacası ABD ve Kerkük’ü emperyalist işgal ( Peşmerge Güçüne ) vermek ve bu hareketi ne kadar meşru ve demokratikse, bunun bir devamı ve uzantısı konumundaki Referandumu ve seçimler de o kadar meşru ve demokratiktir!

ABD, hegemonyasının ‘yerel` ayaklarını oluşturmak ve bundan sonra işleri bu ayaklarla götürmek istiyor, bu anlamda işgali perdelemek istiyor; elbette seçimler ve Referandumu
sonuçları bunda belli bir rol oynayacaktır. Irak`ın yeniden biçimlendirilmesinde, iç dengeler ve bunun seçim sonuçlarına yansıyan boyutları etkili olacaktır. Seçimlerden beklenen bir de bu yönüdür. Ama bu, yine de seçimlerin niteliğini ve anlamını değiştirmeyecektir.
Bu Referandumu sonuçlarının Irak iç dengelerinin yeniden kurulmasında belli bir etkisi olacaktır, Şiiler`in ağırlık kazanması gibi` Yine farklı ulusal, toplumsal, dinsel grupların ilişkileri ve çelişkilerine ek boyutlar da getirebilir` Bunlar ayrı bir tartışma konusudur!
Yine bu seçim sonuçlarının Arap devletlerinin iç dengelerinde dolaylı bir etkide bulunacağı çeşitli çevreler tarafında ifade ediliyor. Ancak bu etkinin çok abartılmaması gerektiği kanısındayız. Bu Referandumu emperyalist Kürt devletini oluşturmak için yapılacaktır . Irak politikalarında da belli bir etkisi olabilir. Almanya ve Fransa`nın seçimleri ve katılım oranını başarılı ve olumlu bulmaları, Irak politikasında daha etkin olma, daha fazla pay kapma istemlerinin dışavurumudur. Seçimlerden sonra kurdurulacak ‘yeni hükümet` üzerinde bu istemlerini dillendireceklerinden kuşku duymamak gerekir. Başka bir deyişle, diğer emperyalist devletler, seçimleri ve olası sonuçlarını, Irak politikasında atağa geçmede bir vesile olarak değerlendirme eğilimindedirler. Bunda ne kadar başarılı olurlar veya olmazlar, bu, ayrı bir tartışma konusudur ve bu değerlendirmenin konusu değildir.

Ortadoğu’daki Kürtler üzerinde bu Referandumu sonuçları dahil meydana gelen gelişmeleri kendi özgün boyutlarıyla değerlendirmek gerekir. Toptancı bir yaklaşım bir dizi hataya neden olabilir. Evet, Irak genelinde düzenlenen seçimler, ABD planlamasının bir ürünüdür. Güney Kürt partileri de bu eksende davranmaktadırlar. Ancak Irak’taki fiili devletleşme düzeyi Irak işgali ile birlikte ortaya çıkmadı. 1991 baharındaki ayaklanma, ayaklanmanın ezilmesi, milyonların sömürge sınırlara yığılması ve bunun toplumsal ve siyasal sonuçlarının kaldırılamaz boyutlar kazanması sonucu ‘Güvenlikli Bölge` uygulamasına geçme zorunluluğu, Kuzey`deki gerilla eksenli devrimci mücadelenin düzeyi, bütün bunların içinde ağır yenilgiler ve kesintiler barındırsa da en az iki yüz yıllık bir direnişe dayanıyor olması, Güney`deki fiili gelişmeler hakkında önemli bir fikir vermektedir. Dolayısıyla Güney`deki fiili gelişmeleri, devletleşme, federe devlet oluşumunu birebir ABD işgali ile açıklamak yanılgılıdır Türkiye sınır kapısın Barzani’ye verdi Kürtlere destek verdi ama sonra şımaran Kürtler ,Yine bu gelişmeleri birebir ve bütün boyutlarıyla KDP ve YNK ile özdeşleştirmek de başka bir yanılgıdır meşruiyeti de tartışılamaz. Bu anlamda ortaya çıkan boşlukları, kimi fırsatları değerlendirmeleri, bunlardan azami düzeyde yararlanmaları doğaldır, ulusal demokratik haklarıdır. Bağımsız Sünni duruş, ABD işgaline ve bunun ardındaki dünya hegemonya stratejisine karşı net tavır almaktadır Irak’ta , Referandumu da Şiiler de ikiye ayrılacaktır çünkü artık İran ve ABD eksenindeki çizgiler ile arasına net ve kesin çizgi koyma ve bunlarla birlikte ortaya çıkan boşlukları, olanak ve fırsatları ise ulusal demokratik hedefler doğrultusunda kullanma ve değerlendirme yaklaşımını içermektedir Şii liderlerin politikaları !

Peter W. Galbraith`in The New York Times gazetesinin 1 Şubat 2005 tarihli sayısında yazdığına göre, seçim sandıklarının yanında kurulan çadırlarda bağımsızlık referandumu oylamasının yapıldığı ve ortaya çıkan sonucun bire karşı on bir düzeyinde olduğudur. Aynı yazar yaptığı yorumda, bağımsızlık eğilimin güçlendiğini ve bunun gelecekte ciddi bir soruna dönüşme potansiyelini taşıdığını, ABD ve İngiltere`nin bundan pek hoşnut olmadığını belirtmektedir. Gelişen bu eğilimin bağımsız bir çizgi niteliğini kazanması durumunda orta ve uzun vadede önemli sonuçlara işaret edebileceğini belirtmek gerekir.

Irak seçimleri, Kürtler`in Kerkük ile ilgili istemleri ve Saddam döneminde zorla göçettirilenlerin yeniden dönüşlerini sağlayacak önlemler geliştirmeleri, TC`yi, iktidar organı Genelkurmayı harekete geçirtti. Genelkurmay İkinci Başkanı`nın işaretiyle histeri boyutlarına varan bir kampanya başlatıldı. Kerkük`ün federe Kürdistan sınırlarına dahil edilmesinin bağımsız Kürdistan`a yolaçacağını, buna seyirci kalmayacaklarını sayısız kez tekrarladılar. Medya da bu temayı sürekli işleyip durdu. Şovenizm ve Kürt düşmanlığı yeniden kışkırtıldı, bu, önemli bir ‘dış politika` aracına dönüştürüldü.

Kerkük üzerinden bu kadar gürültünün koparılması boşuna değildir. Kerkük, kaliteli ve zengin petrol yataklarıyla genelde Irak petrol rezervlerinin yarısını, bilinen toplam dünya petrol rezervlerinin ise %5`ini oluşturuyor. Bu, çok büyük bir zenginlik ve büyük savaşların konusudur. Bu kadar büyük zenginliğin Kürtler tarafından denetlenmesinin ekonomik ve politik sonuçları TC`yi ve onun kurmaylarını çılgına çevirmeye yetiyor. Kullanılan Türkmen kartının altında yatan temel gerçek budur. ‘Türkmen katliamı olursa müdahale ederiz` tehdidi, sadece bir kararlılık gösterisi!
!

Irak pastasından dilim kapma mücadelesi, yabancı askerlerin durumu, ülkedeki Kürt, Arap ve Türkmen cepheleri arasındaki mücadele Irak’ta zıtlıkları bir arada barındıran bir dönemin yaşandığını açık bir şekilde gösteriyor. Yani Irak’ta iyiyi kötüden, beyazı siyahtan, gerçeği gerçek olmayandan ayırtmak oldukça zor.15 Ekim günü gerçekleştirilecek referandum sürprizlerle dolu. referandum Irak’ta atılan her adım, beklenen her sonuç, söylenen her söz seçimlerin ve yönetimin ne derece demokratik olduğunu ortaya koyuyor. Irak’ta referandum günlüğüne düşülen notlar arasında öncelikli olarak seçime sadece birkaç gün kala günden güne azalan seçmenler, bombalanan seçim büroları, katılımın düşük olmasına karşı yurtdışındaki Iraklıları oy kullanmamamsı yer alıyor. Seçim günlüğüne Türkiye’nin düştüğü en büyük umut ise seçimlerin sadece takvimin uygulanması anlamında atılan bir adım olmaması yönünde. İşgal sona ermeden, tüm gruplar kendi güçleri oranında temsil hakkına kavuşmadan ve ortak bir paydada buluşmadan Irak’ta demokratikleşme sürecinin başlaması şimdilik çok da mümkün gözükmüyor. Bakalım referandum Irak’ta kapıları ne yöne açacak: cennete mi yoksa cehenneme mi?

SONUÇ

Sünniler Referandumu boykot etmekle ‘yapılması doğru olan yanlışı’ yaptılar. yoksa referandum sandıklarını bombalayanlar ise ‘yapılması yanlış olan doğruyu mu yaptılar ’. Irak’ın geleceğini, işgalin meyvesi olan ve meşruiyeti hep sorgulanabilecek bir parlamento kurgulayacak. Anayasayı yapacak olan bu parlamentoda Sünniler haricindeki bütün gruplar hak ettiklerinden fazla ‘temsil’ edilecekler. Anayasal süreç sadece Irak Sünnilerinin hak ettiklerini alıp alamayacağını belirleyecek. Buna karşılık boykot ve bombalamalar Sünnilerle Şiiler arasında kalıcı bir çatışma potansiyelini doğuracak. Seçimlerin dışladığı Mukteda el-Sadr yeniden ‘silahlı mücadeleye’ dönmezse mevcut resim netleşmiştir Ki gelişmeler döneceğini göstermektedir ; ayrıca Şiiler ve Kürtler işgal kuvvetleriyle işbirliği yapmak suretiyle ‘mevcut durumdan maksimum faydalanmaya’, Sünni Araplar ise mevcut durumu değiştirmek için silahlı mücadeleye karar vermiştir ABD Sünnilerle gizliden masaya oturduğunu açıklayan bazı haber Arap Tv’leri var bunun ne kadar doğru olup olmadığını önümüzdeki günlerde göreceğiz ! İstisnası olabilir, ancak direnişin bir Sünni Arap değil bir Irak fenomeni olduğu dönemdeki ortak cuma namazlarının vuku bulması artık çok zordur.
Irak, esaslı bir şekilde mezhep çizgilerinde bölünmenin eşiğine gelmiştir.Türkmen Kürt Şii ve Sünni ; Şiilerin ‘atması sevap’ dediği oyu tekfir eden, sandık yakınında ölen herkesi cehenneme gönderen yaklaşım kimden geliyor olursa olsun Şiilerin algılayışıyla Sünni bir yaklaşımdır. O Sünnilerin sandığa gitmek suretiyle işgalin kurumlarını benimseyen Şiileri ‘hain’ ilan ettiği de malum. Peki sandıkta başlayan bu çatışma sandıkta biter mi? Tabi ki yanıtım Hayır. Şiiler birinci görevi bir anayasa yapmak olan yeni parlamentodaki üstünlüklerini ve kurulacak hükümetin tesis edeceği güvenlik güçlerini Sünni direnişçilere karşı kullanmaktan çekinmeyeceklerdir. Bu durumda Irak’ın içine sürükleneceği iç savaşı bir kenara bırakın, Şii tarihinin en üretken medreseleri olan Necef medreselerinin ortaya çıkan bu karşıtlık durumunu yansıtacağı da muhakkaktır. Bu da Irak’ın içini karıştıracak bir silahlı mücadelenin bütün İslam coğrafyasını karıştıracak bir ‘fikrî mücadeleyi’ doğurması anlamına gelir.işte o zaman ABD gerçekten Irak’tan çekinmekten başka bir şey yapamaz ; Necef Şiilerinin Arapça yazdıkları ve Arap dünyasının entelektüel merkezlerine rahatlıkla uzanabildikleri hesaba katılırsa bu mücadelenin uzun süreli ve kalıcı etkilerinin olma ihtimali de büyüktür. Sünni entelektüeller bu meydan okumaya hazır mı? Sistani’nin Şii ‘takiyye fıkhı’na bina ettiği açık olan ‘işgalcisiyle iyi geçinme yaklaşımı’nın palazlandıracağı ‘takiyye’ tartışmalarını kaldırabilecek durumda mıyız? pozisyonunu netleştirememiş olan Sünni fukahası ne diyebilir? Bu tartışmanın sonunda ‘mutlak adalet’, ‘izafi adalet’ tartışmasına dayanması ve yeni Sıffin savaşlarının kapısının aralanması mümkün müdür? Irak seçimleri hakikaten tarihî öneme haizdi. Yeni kurulacak hükümetin İran eksenine kayacağını ve Anglo-Amerikan işgal güçlerine fazla hayat hakkı tanımayacağını tahmin ediyorum. Ama bu hükümetin sağlayacağı izafi özgürlük ortamının Irak Şiiliğini aşırı anti-Sünni bir çizgiye kaydırma ihtimalinden de ürküyorum,geçen seçimlerde Sünniler seçimleri boykot etti, 14 milyon seçmenden 8 milyon 500 bini oy kullandı.ve Irak tarihinde ilk defa Şiilerin “iktidar”a gelmesi `teokrasi`ye yol açacak mı? İran`ın bölgede nüfuzu artacak mı? Irak`ta yaşanan “seçim” faktörü otokritik rejimlere dayanan bugünkü Ortadoğu dengelerini nasıl etkileyecek?
Sünni boykotu sayesinde ülkenin ikinci büyük siyasi gücü haline gelen Kürtler “Federatif Irak”a sadık kalacak mı? “Arap milliyetçiliği” ile “Kürt milliyetçiliği” barış içinde yaşayabilecek mi? Sünniler hatalarını görüp bundan sonra Irak`ın yeniden inşası sürecine katılacaklar mı, yoksa dışlanarak daha da mı radikalleşecekler?işte Irak için, herkes için hayati derecede önemli sorular. Referandum öncesi tablo şöyle idi ;ŞİİLER ülke nüfusunun yüzde 60`ıdır. Ayetullah Sistani`nin desteklediği “Şii İttifakı” yüzde 48 oy aldı. “Laik Şii” denilen Başbakan Allavi`nin “Irak Listesi”nin oyu ise yüzde 13 idi ,Seçime katılmayan bir miktar Şii olduğu gibi, bazı ılımlı Sünniler de “laik” Allavi`ye oy verdi. Irak Şiiliğinin büyük ruhani önderi Ayetullah Sistani, bir sözü ile “Şii İttifakı”na yüzde 48 oy kazandırmakla ne kadar güçlü olduğunu gösterdi. Acaba Referandumda ne olacak , İran doğumlu ve İran vatandaşı Iraklı Ayetullah Sistani, baştan beri Humeyni`nin “velayet-i fakih”, yani ulemanın üstün siyasi otoriteye sahip olması doktrinine karşıdır. Onun için Irak Şiiliğinin ruhani liderleri ulemadır ama siyasi liderleri politikacılardır: Sistani`ye çok yakın olan nükleer fizikçi Hüseyin El Şehristani gibi.Abdülaziz El Hakîm`e çok yakın olan maliyeci İbrahim El Caferi gibi , Iraklı Şiiler teokrasiye yönelirse, Kürtler laiklik adına Batı desteğini alacak.
Irak`ta Şiiler “velayet-i fakih” doktrinini kabul etmedikleri için, “İran gibi bir teokrasi” yani ayetullahların yönettiği bir devlet kurulmayacak. Ayrıca, Şii Araplar İran-Irak savaşında Irak`a sadık kaldılar. “Şii İttifakı” dediğimiz hareketin tam adının “Birleşik Irak İttifakı” olması da, ülke bütünlüğü konusundaki hassasiyetini gösteriyor. Şii liderlerden İbrahim Caferi, Kerkük için “bütün Iraklıların şehri” vurgusunu yapıyor.ve Irak`ta “din adamlarının rejimi” anlamında teokrasi kurulmayacak ama “yasaların İslamın özüne aykırı olmaması” gibi bir kural hem geçici anayasada yer alıyor hem Kürtler de kabul ettiklerini söylüyor.
Bu ne demek? Yorum farkları büyük kavgalar çıkarabilir. İktidar için Şiilerin Kürtlerle koalisyon kurmaları da nasıl bir sonuç doğuracağı kestirilemeyen çok ilginç bir tecrübe olacak. Devletin üst makamlarının etnik ve dinî gruplar arasında nasıl bölüşüleceği ve bunun kavga mı, uzlaşma mı getireceği de belli değil. Aralık ayında Sünnilerin de katılımıyla ve muhtemelen daha düzgün işlemlerle yapılacak gerçek seçimlerde nasıl bir tablonun ortaya çıkacağını da kimse bilemez. Irak`ta tarih yeniden yazılıyor. Hem de 1920`lerde olduğu gibi sil baştan! Irak’ta 1957 yılında yapılan nüfus sayımına göre kentin yüzde 40’ını Türkmenler, yüzde 35’ini Kürtler ve gerisini de diğer unsurlar oluşturuyordu. Fakat bugün, Kürtlerin oranının dışarıdan getirilenlerle birlikte yüzde 70’yi geçtiği tahmin ediliyor. Bu da yapılacak ilk referandumda kentin Kürdistan Federasyonu’na dahil olmasının yolunu açıyor. Amerikalılar ise gelişmelere açıkça göz yumuyor. Bir süre önce Kerkük’ün sivil yönetiminden sorumlu Amerikalı komutan Albay Kenneth’in yaptığı açıklama bu durumu gözler önüne seriyor: “Geçici Irak Anayasası’nın 58. maddesini gerekçe göstererek, Kerkük’e gelen aileleri geri çevirmemiz söz konusu değil. Böyle bir duruma kalkışmamız Saddam yönetiminden bir farkımız olmadığını gösterir.”, kentin nüfusunun yüzde 35 Kürt, yüzde 35 Arap, yüzde 25 Türkmen, yüzde 5 Hıristiyanlardan oluştuğunu da öne sürüyor. Lozan barış görüşmeleri sırasında, Musul’la birlikte Kerkük’ün de sınırlarımıza dahil edilmesinde ısrar ettiğimizde İngilizler, bölge halkının çok cahil olduğunu, okur yazar bile olmadığını öne sürerek buna karşı çıkmış ve bu iki kent İngiliz sömürgesi altında kalmıştı. Bundan sonra da bu iki kentte İngilizlerin başlattığı Türkleri asim ile ve yerlerinden etme çabaları daha sonra Saddam rejimi döneminde doruk noktasına çıkmıştı. Türkmenlerin şimdiki endişesi ise muhtemel bir Kürt Federasyonu’na dahil olma durumunda bu kez Kürtleştirilme tehlikesiyle karşı karşıya kalacakları ve bir zamanlar Türk damgası taşıyan Erbil’in durumuna düşebilecekleri… Erbil, şu anda neredeyse tamamen Kürtleşmiş durumda. Hasa Nehri’nin ikiye böldüğü kent, özellikle yer altında yatan petrolden dolayı 5 bin yıldır büyük bir önem taşıyor. Bölgeyi elinde bulunduran pek çok devletin petrolü silah olarak kullandığı ifade ediliyor. Kent özellikle Asurlular döneminde en parlak devrini yaşamış ve Harrapha ismiyle ün salmıştı. Osmanlılar zamanında zengin bir Türk şehri olan kent en büyük talihsizliğini Saddam Hüseyin döneminde yaşadı ve farklı milletleri barış içinde yüzyıllarca bünyesinde barındırmasıyla bilinen kentin yapısını hızla değiştirmeye başladı. Kürt kaynaklara göre Saddam döneminde 250 bin ile 450 bin arasında Kürt Kerkük bölgesinden başka vilayetlere sürüldü. Türkmen ve Araplar ise bu sayının en fazla 10 ile 50 bin arasında olabileceğini ileri sürüyor. Bu durum, kentle ilgili yaşanan en önemli sorunun kaynağını teşkil ediyor. Türkmen kaynaklara göre bu safhadan sonra Türkiye’nin başta BM olmak üzere uluslararası kuruluşları Kerkük’e davet ederek, kentin asli unsurlarını ortaya koyması gerekiyor. Bu şekilde daha önce kentte yaşayan, fakat Saddam Hüseyin’in zulmüyle kaçmak zorunda kalan asıl Kerküklüler geri dönebilecek ve sorun da ortadan kalkacak. Seçim oyunu ve şoven kışkırtmalar tutmayacak ve direnen halklar kazanacak.

Irak referandumu ile ilgili, üzerinde düşünülmesini gerekli gördüğüm bazı hususlar şöyle: -Irak halkı genelde seçimi önemsiyor, benimsiyor. Ancak işgal ve referandum dendiğinde iki farklı çizgi ortaya çıkıyor. Irak halkının bir kesimi (Şiiler) işgalden bir an önce kurtulmak için seçimlere ve referandum gitmeyi tercih ederken, diğer kesim (Sünniler), seçim gibi halk iradesinin özgürce belirlenmesini gerektiren bir referandumu ( mekanizmanın ) işgal altında işlemeyeceği düşüncesiyle referanduma karşı çıktılar. Her iki tavırda da, “bir an önce özgürlük” ve “işgalin reddi” gerçeği var. Dolayısıyla, Amerika`nın Irak`ta referandumu gerçekleştirmeyi işgalin başarı hanesine yazması boşuna bir gayret. Şiilerin seçime gösterdiği ilgide, çoğunluğa sahip olmaktan kaynaklanan bir değerlendirmenin de katkısı olduğunu unutmamak gerekiyor. Seçim ve referandum olacak ve Irak`ta Şii etkinliği artacak, bu, Irak demokrasisinin bugünkü ve yarınki gerçeği, Tabii uzun vadede etnik, dini veya mezhebi bir bloklaşma mı olur, yoksa mezhepleri, etnisiteyi de aşan siyasi gruplaşmalar mı ortaya çıkar, sorusu her zaman saklı.Irak`ta bir de Kürt gerçeği var. Kürtlerin bir kısmı Amerikan işgaline karşı idi, işgal güçleri onları bombaladı ve saf dışı bıraktı. İkinci grup Kürtler ise işgali selamladı. Bu grup, işgalle başlayan süreci ve seçimleri Irak`taki Kürt etkinliğini perçinlemenin önemli bir merhalesi olarak değerlendiriyor. Onun için referandumun en heyecanlı tarafının Kürtler olduğu söylenebilir.Kürtler birbirine girmezse bile bu savaşa karşı çıkan Kürtlr ile uğraşacakları gözükmektedir Türkmenler Irak`ta bir başka gerçeklik. Ancak Türkmenler`in tavrı, Kuzey Irak`ta yoğunlaşan Kürt etkinliği karşısında varlıklarını ispat ve görmezden gelinmeme çabası şeklinde gözleniyor. Seçimlere de, bu saik ile heyecanlı bir katılım gösterdiler. Irak referandumunun en belirgin sorunu Sünni bölgelerin seçimlere neredeyse hiç katılmamış olması. Irak`ta bundan sonraki dönem, yeniden yapılanma dönemi olacak ve bu dönemde, Sünni gerçekliğinin yok var sayılması söz konusu olamayacağına göre, ortada bir “Sünnilerin temsili” sorunu bulunacak. İşgal ve direniş devam ettiği sürece bu gerçekleşebilir mi, bu gerçekleşmediği takdirde yeniden yapılanma ve normalleşme nasıl sağlanır? Seçimlere rağmen bunlar hâlâ önemli sorular olarak duruyor. Irak dışında seçimlerin en heyecanla takip edildiği iki ülkeden birisi Amerika ise, diğerinin de Türkiye olduğu rahatça söylenebilir. Irak seçimleri, Türkiye`nin ABD ile ilişkilerini bile etkileyecek bir nitelik arz ediyorum . Dışardan bakıldığında Türkiye`nin yaşadığı halet-i ruhiye herhalde “tedirginlik” olarak niteleniyordur. Türkiye Amerika`ya tedirginliğini bildiriyor, bölge ülkelerine ve Irak`taki gruplara tedirginliğini bildiriyor. Tedirginliğini giderecek sonuçlara ulaşmakta da zorlandığı intibaını veriyor. Tedirginlik konusunun en çok yoğunlaştığı alan herhalde “Irak`ın parçalanması” olmalı. Bununla bağlantılı olarak “Bağımsız bir Kürt devleti”nin oluşumu, Şii etkinliğinin artması ve Türkmenlerin ezilmesi… ihtimalleri de tedirginliğin somutlaştığı alanlar gibi gözüküyor. Gelişmelere bakıldığında sürecin “Türkiye`ye rağmen” işlediği gibi bir görüntü doğuyor. Bu da, bir yandan dış politika alanında son dönemde ciddi hamleler yapan Türkiye`nin imajını bozarken, diğer yandan ortaya çıkan zaaf görüntüsüyle daha olumsuz gelişmelere zemin hazırlıyor. Oysa Türkiye Irak`a baktığında değiştiremeyeceği bazı gerçekler olduğunu görüyor olmalıdır. Neler mesela? Irak`ta bir Şii çoğunluğu var. Bunu kabul etmek gerekiyor. Demokratik bir sistemde bu çoğunluk bir biçimde etkili olacak. Eğer bu çoğunluk, bir mezhep diktatoryası kurma peşinde değilse ve başka toplum kesimlerinin haklarına riayeti önemsiyorsa bu kesimle sağlıklı ilişki kurulabilir demektir. İkincisi Irak`ta, Kürtlerle iç içe yaşayan bir Türkmen varlığının bulunması. Hani teşbihte hata olmaz denir, Türkiye`de “Kürt realitesi”nin kabulü gibi, Irak`ta da Kürtlerin “Türkmen realitesi”ni kabulü meselesi bulunuyor. Ve bu iki gereklilik, tarihin bu kırılma noktasında buluşuyor. İşte ABD’nin BOP planları çerçevesindeki en büyük oyuncu Kürtler ve Irak bağımsız l bir devlet ve Türkiye`nin Irak`ı ve daha ötede Irak Kürtlerini tanzimi imkan dışı ise, bu gerçeklik içinde bir durum değerlendirmesine ve yeni bir strateji belirlenmesine ihtiyaç bulunuyor. Evet, Ortadoğu`da Türkiye`nin ağırlığı göz ardı edilemez, Irak`ın yeniden inşasında Türkiye`nin sözü dinlenecektir ama, Irak en sonunda, bünyesindeki nüfus gerçekliği ile şekillenecektir. Ve Türkiye`nin çıkarı, bu nüfusun her kesimi ile barışçı, dostça, hatta kardeşçe bir ilişki çerçevesi oluşturmasındadır. Burada ana mesele, Türkler -Kürtler ilişkisini de, Sünniler-Şiiler ilişkisini de, kardeşlik ikliminde çözmekte odaklaşıyor. Türkiye, bu meselede tedirginliklerden kurtulup, büyük devlet üslubu geliştirebilmeli, Irak`ta bir Kürt yapılanması yolunda ilerleyenler de, Türkiye`yi rahatsız edecek bir sürecin uzun vadede hiç kimseye hayır getirmeyeceğini bilerek hareket etmeli, bunun sadece kardeşliği besleyici davranışlarla mümkün olacağını görmelidirler. Aynı üslubun Sünni-Şii ilişkisinde de geliştirilmesi, bölge ülkelerinin sorumluluğudur. Bir işgalin tüm bölgeye bedel ödettiğini unutmadan.çünkü Irak’ta asıl sorunlar şimdi başlıyor

Türkmeneli Gazetesi Türkiye Temsilcisi CAN LATİF

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir