İrtica Bahane

Mesele irticanın gelmesi değil, iktidarın gitmesi. İrtica bağırışları, gerçekten irtica korkusundan değil, İttihat Terakki’den beri sürüp giden iktidarın her gün biraz daha ve geri dönülmez bir biçimde ayaklarının altından kayıp gittiğini görmenin yarattığı panikten kaynaklanıyor.

Başbakan Erdoğan’ı anlıyorum. Gelin tartışalım, irtica tanımı yapalım, derken iyi niyetle gerilimi düşürmeye çalışıyor. Ama doğrusu bu “zeytin dalı” atağından bir sonuç bekleyecek kadar saf değilim.


Eğer askerin endişesi gerçekten irticai oluşumlardan kaynaklansaydı, böyle bir diyalogdan bir sonuç alınabilirdi belki. İrtica kavramı üzerinde enine boyuna konuşulup ortak bir noktaya varılabilirdi. Tarikatların varlığının ya da başı örtülü kızların üniversiteye girmesinin ya da cemaat okullarının ya da ne bileyim, devlet denetimi dışında Kur’an kursları açılmasının irticanın değil, laikliğin liberal bir yorumunun gereği olduğu anlatılabilirdi. Bütün bunların demokratik rejimi zayıflatmak değil tersine güçlendireceğine ikna edilebilirdi askerler. Onlar da şikâyetlerini, korkularını anlatırlardı; karşılıklı bir empati kurulabilirdi belki. Ama mesele bu değil.


Mesele irticanın gelmesi değil, iktidarın gitmesi. İrtica bağırışları, gerçekten irtica korkusundan değil, İttihat Terakki’den beri sürüp giden iktidarın her gün biraz daha ve geri dönülmez bir biçimde ayaklarının altından kayıp gittiğini görmenin yarattığı panikten kaynaklanıyor. Bugün iktidarda AK Parti gibi bir parti olmasaydı da, Türkiye yine AB’ye giriş süreci içinde olsaydı ve mevcut hükümet AB’nin zoruyla siyasetteki asker vesayetini kaldırmak için tedbirler almaya yönelseydi, yine benzer çığlıklar duyacak; ama farklı bir tehdit senaryosu dinleyecektik. Kimbilir belki de vurgu “bağımsızlık elden gidiyor”a yapılacaktı o zaman. “Son Türk devletini Batı emperyalizmine teslim etmekle” suçlanacaktı iktidar.


Bugün irtica diyorlar; dün “komünistler kızıl siyasi iktidarlar kurmak üzereler; köylerden şehirleri kuşatmaya hazırlanıyorlar” diyorlardı. Daha önce de, yine böyle fol yok yumurta yokken Menderes iktidarı faşist diktatörlük kurdu, gençleri kıyma makinesinden geçiriyor, demişlerdi… Problemler yok muydu? Vardı, ama hepsi de demokratik rejimin kendi kuralları içinde ve kendi kurumları harekete geçirilerek çözülebilecek problemlerdi. Ama onlar, ısrarla, durumun olağanüstü olduğuna inandırdılar kamuoyunu. Önce fiktif bir “olağanüstü durum” yaratmak, sonra da bu olağanüstü durumdan “vazife çıkarmak” hep uygulanan yöntem oldu.


***


E rdoğan “gelin konuşalım, tartışalım, irticanın tanımını yapalım, eğer gerçekten varsa biz de gereğini yapalım” derken bütün bunları bilmez mi? Böyle bir tartışmadan bir şey çıkmayacağının farkında değil mi? Farkında elbette. Ama aşırı saf görünmeyi göze alıp böyle bir politik çıkış yapıyor işte… Basının ifadesiyle zeytin dalı uzatmaya, ortalığı yumuşatmaya, hem partisi hem de Türkiye için zaman kazanmaya çalışıyor… Ne için zaman?


AB ilişkileri çıkmaza girmeden, terör kontrol edilebilir olmaktan çıkmadan, ekonomik göstergeler bozulmadan Türkiye’yi Cumhurbaşkanlığı seçimlerine, oradan da genel seçimlere sağ salim taşıyabilmek için… Bu aynı zamanda demokrasi için kazanılmış bir zamandır. Demokratik rejimin, askerlerin ayak sesleriyle birlikte tası tarağı toplayıp ülkeyi terk ettiği günlerin geride kalması için; toplumun rejimin bekçisi haline gelmesi için; askerlerin yeni pozisyonlarını içlerine sindirmeleri için kazanmamız gereken bir zamandır. Bundan otuz kırk yıl sonranın Türkiye’sinde yaşayanlar, arşivlere dönüp baktıklarında, şu komutan konuşmalarını okuduklarında, irtica tartışmalarını incelediklerinde, 2000 başlarında hüküm süren demokrasinin ne kadar naif, ne kadar kırılgan ve -kimse kusura bakmasın- ne kadar “karikatür” bir demokrasi olduğunu görecekler. “Ne günlermiş yahu, iyi ki o zamanlar yaşamadık” diyecekler… Ben bunu adım gibi biliyorum. Bunu bilmek bile insanın içini bir nebze olsun rahatlatıyor. Ya bir de şu “28 Şubatların ilelebet süreceği” masalına inansaydık…

GÜLAY GÖKTÜRK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir