İŞADAMLARININ YATLARINDA ÇUVALLAYAN DIŞ POLİTİKA

Kafkasya’daki olayların özellikle 2003’den itibaren izlediği gelişim seyri, Türkiye’nin, Rusya’nın ciddiye almayacağı bir pozisyona doğru sürüklendiğini, bu itibarla, Türkiye’nin Sovyetler Birliği ile kurduğu eski statükoyu sağlamak için tek taraflı olarak, Türkiye’yi “hizaya getirebilecek” adımlar atmakta olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin, bu savaşın içinde yeri olmadığını söylemesi veya tarafsız davranır gözükmesi, sorunu çözmeyecektir. Rusya, Türkiye’yi hâlâ bölgedeki denge partneri olarak görmektedir. Gürcistan, bu anlamda Rusya’nın dengede hesaba dahi katmayacağı bir aktördür. Gürcistan, istediği kadar AB ve ABD’ni arkasına alsın…

Birleşik Kafkasya Cumhuriyeti’ne tekabül eden Çerkes Birliği (Abhazlar da Çerkes kabul ediliyor), Türkiye’de Çerkes asıllı geniş bir halk kesimini ilgilendirmektedir. Çerkes diasporası, Türkiye’den bu olayları dikkatle izlemektedir. Rusya’nın, Gürcistan aleyhine Çerkes bloğu lehine olabilecek adımlar atması, “zımnen” Çerkesleri memnun edecektir. Ancak tarihî Rusya karşıtlığı, hatta nefreti, özellikle Türkiye’deki Çerkesleri memnuniyetlerini açığa vurmaktan alıkoyacaktır. Bu anlamda, Türkiye’deki Çerkesler ile Kafkasya’daki Çerkesler arasında derinleşen, ama kolay kolay su yüzüne çıkmayacak görüş ayrılıkları ortaya çıkacaktır.

Aslında gerçek şudur: Bölgede acımasız bir Ruslaştırma (Russification) ve asimilasyon politikası yürütülmektedir. Osetler, çoktan Ruslaşmıştır. Abhazların tamamen Ruslaşmasına ise az kalmıştır.

Kuzey Kafkasya ve Kırım’da sık sık, aşiret eksenli (Atamanlık yönetimi) Hristiyan Kazakların (Kozaklar) Rusya tarafından silahlandırılmış faaliyetleri görülmektedir (Etnik kökenleri tam olarak bilinmemekle birlikte, Ukrayna halkı ile aynı kökenden gelmektedirler). Bunlar, Krasnodar ve Stavropol kray’larında özellikle yoğun olarak yerleştirilmiştir. Rus Kazakları, Çar’ın özel milis gücü gibi hareket ederlerdi. O zamandan bu zamana, Rus devleti, bunları hep paramiliter güç gibi kullanmakta ve Rus Ordusu’na ait her türlü mühimmat ve teçhizatı vermektedir. Gürcistan’ın Gori şehrine giren Osetlerin yanında, bu Rus Kazakları da vardır. Kırım’da da sık sık Kırım Tatarlarına karşı düzenlenen terör eylemleri ile boy göstermektedirler.

Lazlar ise Gürcistan’daki akrabalıkları açısından Kafkasya’daki çatışmalara baktıklarında Rusya karşıtı olabilirler. Lazların Gürcistan’dan daha fazla, daha büyük bir nüfus oranıyla Türkiye’de bulunduğunu ve Müslüman olduklarını dikkate almalıyız. Görünüşte, Lazların çoğunluğunun, Gürcistan ile bağlantısı güçlü değildir. Bu yüzden, olaylar konusunda net bir taraf pozisyonunda gözükmemektedirler.

Rusya’nın az yukarıda yapmaya çalıştığı Ruslaştırma siyasetinin bir benzerini de, Gürcistan yapmaktadır. “Gürcü” ismiyle tek bir millet olmadığı halde, bütün Gürcistan’da tek bir Gürcü kültürünü egemen kılmaya uğraşmaktadır. Kartvel egemenliği (Gürcistan’ın adını da Sa-Kartvel-o, yani “Kartvel ülkesi” diye lanse ediyorlar), özellikle Ahıska Türklerinin eski topraklarında empoze edilmekte, oraya yerleştirilen Ermeniler de bundan huzursuz olmaktadır. Acaristan’da da benzer bir milliyetçi propaganda yürümektedir. Gürcistan, Trabzon da dahil olmak üzere, Rize, Artvin, Ardahan gibi bölgelerin, doğal Gürcü toprağı olduğu propagandasını yapmaktadır.

Rusya’da kökenleri ve halen akrabalıkları bulunan halklar açısından, Türkiye ile Rusya, hassas bir konumdadır. Rusya nüfusunun neredeyse yüzde 40’a yakınının Müslüman olduğunu ve bunların da bir kısmının (içlerinde Çerkesler ve Tatarlar olmak üzere) tarihî süreçte Türkiye’ye göç edenlerle akraba olduğunu her zaman göz önüne almak gerekir.

Rusya’nın Türkiye’ye yönelik eleştirileri, özellikle 2003 yılında Saakaşvili’nin Gürcistan’da iktidara gelmesinden sonra giderek artan oranda başladı. Öncelikle, Çeçenlere destek sağladığına ilişkin suçlamalarda bulunan Rusya, Gürcistan’a sığınan Çeçenler üzerinden Gürcistan ve Türkiye’ye baskı yapmaya başladı. Türk vatandaşlarının Çeçenlerin yanında savaştığını, “belgeleriyle” (ele geçirilen nüfus cüzdanları gibi) açıklayan Rusya, daha 2004’de de tespit ettiğim gibi, sınır ötesi harekâta hazırlanıyordu. Rusya, durup durduk yerde böyle bir sınır ötesi harekâtın haksız bulunacağını hesaba katarak, Beslan baskınını tezgâhladı. Görünürde Çeçenlerin yaptığı izlenimi verilen bu kanlı ve masum insanların, zavallı çocukların hayatına mâl olan eylemin gerçekleştiği yer, özellikle Kuzey Osetya olarak seçilmişti. Güney Osetya’daki operasyonlarında haklı çıkmak isteyen Rusya, Osetleri topyekûn arkasına almak ve Gürcistan’a karşı nefret duygularını körüklemek için Beslan baskınını kullandı. Gürcistan’ın Çeçen mültecilere sığınacak yer sağlaması, böylece Kuzey Kafkasya nezdinde cezalandırılmış olacaktı. Nitekim, bugün, Rusya’nın Güney Osetya ve Abhazya’dan sonra açacağı bir üçüncü cephe varsa, o da Çeçenistan-Gürcistan sınırı ve Pankisi Vadisi’dir.

Elbette, Çeçen mültecileri yığınlar halinde kabul eden Türkiye’nin bundan payını alması, kaçınılmaz olacaktı. Fakat gelişmeler, o yılın sonunda, âniden başka bir noktaya kaydı. Üstelik, bu, Türkiye’nin olayların içine çekilmesinde, Rusya tarafından mükemmel biçimde kullanılabilecek bir argümandı. 2004’de, Acara Özerk Cumhuriyeti’ndeki Rusya yanlısı Aslan Abaşidze yönetimi, tıpkı 8 Ağustos’da Gürcistan’ın Osetya’ya yapmaya çalıştığı gibi, Gürcü askerî operasyonu ile devrildi. Saakaşvili, ilk zaferini kazanmıştı. Abaşidze, Rusya’ya kaçtı, Acara’da, Gürcistan yanlısı, Saakaşvili’yi destekleyen Batılı sponsorların (Soros v.b) istediği şekilde bir hükümet kuruldu. Bütün bunlar, Saakaşvili’nin zafer sarhoşluğunu arttırdı.

Saakaşvili, Acara’ya askerî operasyon yaparken, Türkiye’ye hiçbir şey sormadı. Oysa, 1921 Moskova ve Kars Antlaşmaları ile 1992 Dostluk ve İşbirliği Antlaşması gereğince, en azından, Türkiye’ye bilgi vermesi gerekiyordu. Türkiye de, orada bir tür garantörlük anlamına gelecek haklarına sahip çıkmadı. Saakaşvili ile herhalde benzerlkleri olduğunu düşünerek, Türkiye’yi yönetenler, yani AKP’nin önde gelenleri, Saakaşvili’nin bu gibi hesapsız girişimlerine ses çıkartamadılar. Üstüne üstlük, Gürcistan’a giderek artan oranlarda, askerî yardım yapmaya devam ettiler. Abhazya’da kullanılacağı gün gibi aşikâr olan çıkarma gemisi gibi askerî malzeme yardımı yaptılar, askerî eğitim vermek için askerî uzmanlar gönderdiler… Bütün bunları, Rusya’nın artık zayıflamış olduğunu düşünerek, “hasta adam” pozisyonunda bulunduğunu zannederek yaptılar. Rusya hakkında yeterli istihbarat toplamadan veya istihbarat yetkililerinin uyarılarını dinlemeden, körü körüne, Saakaşvili Gürcistan’ına, Rusya’nın bütün kindar bakışları altında, destek verdiler.

Rusya’nın, Gürcistan’ın 8 Ağustos’daki saldırısını püskürtüp, sürpriz şekilde Gürcistan içlerine âniden dalması karşısında, AKP patronlarının yaptığı tek şey, tatile kaçmak oldu. Yanı başımızda, Kafkasya’da büyük ve sonu daha da büyük felâketlere sebep olabilecek bir savaş yaşanıyor ve bizim yöneticilerimiz, Anayasa Mahkemesi-Ergenekon muharebesinden çıkmış bir halet-i ruhiye içinde, Bodrum’un koylarında, iş adamlarının yatlarında, hiç istiflerini bozmadan, tatil yapıyorlar! Bu ne yaman çelişkidir böyle?..

Nihayet, bir-iki gün sonra uyanıp apar topar Ankara’ya döndüklerinde, bölgede çözüm adına sunabilecek hiçbir şeyleri olmadığını itiraf edercesine, Demirel döneminde planlanan “Kafkas Barış İttifakı” projesine, sarılıyorlar. Kafkas İttifakı projesi, sözümona Rusya’da ilgi görmüş (!).

Medvedev, Erdoğan’ı Moskova’da kabul etmiş. Gürcistan’ın toprak bütünlüğünden bahseden Erdoğan’a karşılık olarak, Medvedev’in ne söylediğine kimse dikkat etmiyor: “Gürcistan’ın toprak bütünlüğü, artık ölmüş bir meseledir.”

Bu, ne anlama geliyor dersiniz? Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü umursamayan Rusya, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü umursayacak mıdır? Rusya, 1921 Moskova ve Kars Antlaşmaları ile 1992 Dostluk ve İşbirliği Antlaşması’nı Gürcistan bile umursamazken, Türkiye’nin bölgedeki stratejik denge partnerliğini neden dikkate alsın?

Rusya, neo-Sovyet dönemde, Batı’ya, “Siz Sırbistan’ın toprak bütünlüğünü ihlâl ettiniz, Kosova’yı kurdurdunuz, siz Irak’ın toprak bütünlüğünü ihlâl ettiniz, Kürdistan’ı fiilen kurdurdunuz, ben niye bu kadar tartışmalı toprağa sahip olan Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü tanıyayım” restini çekmektedir. Bu, açık restleşme, dünyanın yeniden iki kutuplu hale dönmesine, nükleer silahlanmaya ve daha başka bir dizi soruna yol açacaktır. Dünyada demokratik hareketlere destek sağlamak istemeyen, kendi tüketim toplumlarını doyurmak için dünyayı yiyip bitiren Batı, şimdi, bu hantallığı ile iftihar etsin…

Türkiye ise bölgede başka alternatif boru hatları varken, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı uğruna, sponsor zorlamasıyla, Gürcistan’a verdiği hesapsız desteğin bedelini ödemek zorunda kalabilir. Bu politikanın, bir an önce dengelenmesi ve AKP’nin dış politika miyopluğundan sıyrılması gerekmektedir, eğer Türkiye’yi gerçekten yönetmek istiyorlarsa… Çünkü, bölge politikası, Türkiye’nin sadece iç meselelerini değil, aynı zamanda dışarıdaki bağlantılı meselelerini de gözetmeyi gerektirmektedir.

RUSYA’NIN MUHTEMEL BÖLGESEL ADIMLARI

Bundan sonra, Rusya’nın nerelere müdahale edebileceğini kestirmek, artık kolaylaştı.

Her şeyden önce, Abhazya ve Güney Osetya’nın, tıpkı Kosova ve Irak Kürdistan`ı gibi kendi kaderini tayin hakkı vardır. Gürcistan içinde kalmak istemiyorlarsa ve federatif yapı kurulmuşsa, federal yapıdan ayrılma haklarının tanınması, en başta, dünya barışı için gereklidir. Fakat, aynı hakların, Adige’den Dağıstan’a kadar (Çeçenistan dahil) Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerine de tanınması gerekecektir. Bu, Rusya’nın işine gelmiyor.

Muhtemelen, Saakaşvili, çok yakında, Gürcistan‘daki koltuğundan olacak ve yerine, Rusya’yı kızdırmayacak biri gelecektir.

Rusya’nın bundan sonraki adımı, Kafkasya dışında, ama yakınında olabilir. İlk sorunlu yer, Kırım’dır ve muhtemelen Rus çoğunluğun yaşadığı, yarımadanın otokton halkı Kırım Tatarlarının, yığınlar halinde sürgün edildikleri yerden geri dönmeye çalıştığı Kırım Özerk Cumhuriyeti’ni, Ukrayna’dan ayıracaktır. Böylece, Sivastopol’da bulunan (Sivastopol, Kırım içinde ayrı bir özel yönetim bölgesidir) Rusya’nın Karadeniz Filosu üssü, Ukrayna’nın tehditlerinden sıyrılacaktır.

Kırım’ın ardından, Ukrayna’nın Rusça konuşan ve Rus Ortodoks Kilisesi’ne bağlı doğu illerinin ayrılması söz konusu olacak, Ukrayna, fiilen ikiye bölünecektir.

Üçüncü olarak, Moldova’da fiilen kurdurulan ve hiç bir ülke tarafından tanınmayan, Rus çoğunluğun yaşadığı Dinyester Cumhuriyeti’nin Rusya’ya katılması gündeme gelecektir. Rusya, orada halen askerî güç bulundurmaktadır. Karadeniz’in kuzeyi ile Kafkaslar’da güç üstünlüğünü arttıran Rusya, otomatik olarak, güneye, Türkiye’ye odaklanacaktır.

Bu ihtimalleri göz önüne almayan bir dış politika ekseni, başarısızlığa mahkûmdur. Bütün argümanlarını BTC boru hattı veya Saakaşvili’nin kadim dostluğu (!) üzerine kurmuş bir dış politika anlayışı, Bodrum’da, iş adamlarının lüks yatlarında, iflas etmiştir.

15-16-18 Ağustos 2008

iks Yayınları

(iks Yayınları sitesi yeniden yayında)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir