İSA’NIN KANINI İÇİP, ETİNİ YİYEN HIRISTİYANLAR

Papanın İstanbul alâyişlerinde, ekrana gelen ayin görüntülerinde, patrikhanenin sözcüsünün de izah ettiği, İsa’nın kanını içme, etini yeme sahnesini izlemişsinizdir. Sanırım böyle bir ritüel, çok şükür olmaz ya, İslam’ın ibadet anlayışında olsa, bizim laik, çağdaş, modern (!) aydınlarımız tiksinç edalarla, kabullenilemez bir gericilik olarak davullar çalardı…

Bir zamanlar, memleketin fuhuş merkezi olarak bilinen İskenderun’un Soğukoluk beldesinde, nedense kimse bilmez, pek dile gelmez, dünya rahiplerinin dinlenme merkezi vardır. Yıllar evvel sırf meraktan, orada Dünya rahiplerinin katıldığı, bir ayini izlemiştim. Ayin bittikten sonra cemaat sıra halinde, papazın önünde bir şeyler yapıp çekiliyordu, ben de en arkadan takipteyim, bizatihi şahit olduğum üzere, papaz herkesin ağzına bir parça gofret veriyor ve bir maşrapadan bir yudum şarap içiriyordu.

Derken herkes çekildi ve sıra bana geldi. Papazla göz göze gelmiştik. Çok net bir ifadeyle: “size veremem” dedi. Ben de “kesinlikle alamam zaten” dedim ve ne yaptıklarını sordum: “isa’nın kanını içiyor, etini yiyoruz.” (!) Dedi. Güya, böylece İsa’nın bedeninde fani olduklarına inanıyorlardı. Kan içip, et yemek ifadesi bile insana ürperti veriyor diyecektim ki, Hıristiyan dünyanın Irak ta uyguladığı vahşeti hatırlayınca, anladım ki, adamlar ayinlerinden zaten antremanlılar. Basında sık sık yer alan işkence görüntüleri malum…

Geçtiğimiz günlerde Mehmet Ali Ağca nın da bir İncil yazdığı haberi basında yer almıştı. Üzerinde çok durulmadı, durmaya da değmezdi zaten. Hâlbuki, gümbür, gümbür Hıristiyanlık propagandasının yapıldığı şu günlerde, zamanlama çok yerindeydi bence, Ağca isabetli bir iş yapmıştı. Mahzuru yok, ha Matta, Markos ya da Luka yazmış, ha Ağca… Neticede İncil, önüne gelen din adamın yazdığı bir kitap. Onların İsa’sı da, İncili de biliyorsunuz muhtelif. Yoksa Kur’an-ı Kerim de bildirilen ve bizim inandığımız Hz. İsa (as) ı tenzih ederim.

Tam da kendim yazdım, kendim oynadım, bir durum. Sadece kurgu ve hurafeden müteşekkil bir dinin (aslında, sadece dinmiş gibi sunulan bir yutturmacanın; zira Allah indinde din tekdir.) sözde Müslüman sempatizanlarının, bu kan içip, kan döken dinin başpapazına saygı ve sevgide kusur etmemeleri, ayrıca dikkate şayandır. Biz burada hürmette kusur etmez iken, batıdan her gün başka tahripkâr, ajite eden hakaret, Irak tan da katliam haberleri gelmektedir.

Din faktörü, kendi siyasi politik duruşları gereği, toplumlar üzerinde etki yaratmak için çok güzel kurguladıkları bir olgu sadece… Nitekim, iki kilisenin arasındaki bin yıllardır süregelen lanet bir çırpıda kaldırılmış, öyle gerektiği için ittifak yapılmıştır. Uzun sözün kısası, vakit saat tamam diyerek, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana sadece asimilasyon için verilen sürenin, sonuna gelinmiştir. Papa da bu sonun başlangıcının hayaliyle, bu ziyareti gerçekleştirmiştir.

Türkiye de, kendi anlayışlarına göre bir laisizm vaaz edilip, tartışılamaz ve vazgeçilemez bir şekilde tesis edilirken, onların din adamları, devlet başkanı sıfatında, hürmet ve itibar görmektedir. Biz, trende mescit isteyince sert tepkiyle karşılaşıp, her gün ya, Çankaya ya örtü çıkarsa kriziyle yatıp, kalkarken, papa kendi dini entarisiyle Çankaya da arz-ı endam etmiş, kimsenin de canı yanmamıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir