İsmailağa cemaati ve Fener Patrikhanesi

Yazarımız Oktan Keleş’in gündeme getirdiği Fener Patrikhanesinin İsmailağa cinayeti ile ilgisini Tercüman gazetesi yazarı Ömer Lütfi Mete’den sonra Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç’ta yer verdi..

Cami içinde işlenen cinayetten sonra birden herkesin dikkati İsmailağa cemaati üzerine çevrildi. Malum medya yine kelle avcılığına girişti; her gün bu cemaatle ilgili fotoğraflar boy boy gazetelerde ve ekranlarda yer almaya başladı.


Aslında son aylarda bütün cemaatlerde “28 Şubat’ın devamı gelişmeler başlıyor” diye belli belirsiz bir tedirginlik var. Bu tedirginliği yaşayanlar dört önemli sebep öne sürüyorlar:

1) 28 Şubat’ta yeterli bulmayanlar dini hayatını ciddiye alıp yaşayanlara ve bu arada bazı kesimlere bir darbe daha indirmek istiyorlar; 2) 28 Şubat’ın devamını hükümete yaptırıp toplumsal desteğini aşındırmayı planlıyorlar; 3) AB üyelik sürecinde “görüntüyü bozan” pürüzleri, modern hayat tarzıyla uyuşmayan bilumum manzaraları silmek istiyorlar; 4) ABD, Mısır’dan Suudi Arabistan’a, Ürdün’den Pakistan’a kadar dini grupların, medreselerin, özerk dini cemaatlerin tasfiyesini, en azından sıkı kontrol altına alınmasını istiyor. Bu çerçevede İsmailağa vb. cemaat yapıları da gündeme alınmış görünüyor.

Ben son günlerdeki gelişmelerde her dört faktörün rolü olduğunu kabul etmekle beraber asıl belirleyici olan faktörün 3.sü olduğunu düşünüyorum ve bunun ucu Yunanistan’ın kamuoyunda açıkça telaffuz edilmeyen taleplerine kadar uzanır. Sebebi şu: Önce cemaat hakkında özet bir bilgi vermekte yarar var: İsmailağa adı verilen cemaat Türkiye’nin en sakin, kendi halinde yaşayan insanlarından oluşur. Modern ve postmodern toplumlarda da demodernist, antimodernist gruplar var. Bizim demodernist, antimodernist gruplarımız İsmailağa’da kendini ifade eder. Fakat böyle derin felsefi analizlerle ortaya çıkmış değiller. Bunlar modern hayat tarzı dışında kendi sivil alanlarında çarşaf, cübbe, sarık, sakalla gezerler, hiçbir kompleksleri yok. Ne televizyon seyrederler ne gazete okurlar. Mesela onların lehlerinde ve aleyhlerinde yazanlardan haberleri olmaz, üstelik ilgilenmezler de. Cemaat genel olarak iç ve dış siyasi gelişmeleri de takip etmez, fiilen siyasete girmez. Zaten hiçbir siyasi parti bu çarşafları, cübbe ve şalvarları ile onları ne üye kaydeder ne parti binasında görmek ister. Ama oylarını almak için türlü taktikler geliştirirler. Cemaat üyeleri hocalarının vaazlarını dinler, tefsir derslerini takip eder ve gerçekten çok ibadet ederler. Cemaat genellikle yoksul ve orta sınıfın alt ve orta katmanlarından oluşur. Kendi ülkesinin cahili medyanın iddia ve tasvir ettiğinin aksine hiçbiri saldırgan değildir, aksine munis, hoşgörülü, sevecen ve yumuşak huylu insanlardır. İslamcıların mektebinin arka kapısından mezun olup malum medyada deşifretörlük yaparak geçinenlerin yazdıklarının aksine bunalım içinde değiller; ama elbette her insan grubu gibi çeşitli sorunları, sıkıntıları vardır. Bu da normal değil mi?

Diğer cemaatler gibi Türkiye’nin bu cemaate hem ihtiyacı vardır hem borcu. Çünkü üç büyük hızlı göç dalgasında köylerden, küçük şehirlerden gelen kitleleri bunlar şehre yerleştirmiş; önlenemez toplumsal çalkantı ve sarsıntıları, belki kitlesel ayaklanmaları önlemiş, suç oranlarının düşük seviyede seyretmesini sağlamışlardır. Son yıllarda büyük kentlerdeki suç oranlarının artmasında ekonomik sorunlar, medyanın dini ve ahlaki değerleri yıpratması ve 28 Şubat’ın baskılarıyla cemaatlerin daralması önemli rol oynamaktadır. Farkında değiliz veya bir türlü kabullenemiyoruz, ama Türkiye’de din ve cemaatler toplumsal barışın ve siyasi birliğin sigortasıdır.

Fakat İsmailağa cemaatinin bir başka özelliği var ki, bu da Fener Patrikhanesi’yle ilgilidir. Bilindiği üzere cemaatin binlerce üyesinin kümelendiği İsmailağa ile Fener Patrikhanesi arasında birkaç metrelik mesafe vardır. Öteden beri bazıları, Fener’in bu cemaat tarafından adeta muhasara altına alındığını, boğulduğunu, gelişmesinin engellendiğini iddia etmektedirler. Fener’in rahatlatılması, bu cemaatin dağıtılması ile ilişkili görülmektedir. Cemaatin dağıtılması yetmez, aynı zamanda mekan olarak tuttuğu Çarşamba semtinin tarihi Bizans kimliğiyle yeniden restore edilmesi, Bizans kimliğinin ortaya çıkarılması gerekir. Bu Yunanistan’ın en büyük arzusu ve isteğidir. Yunanistan’ın arzuları ve istekleri genellikle AB üyelik sürecinde karşımıza çıkar. Son cinayetin cemaatin dağıtılmasını hedefleyen bir provokasyon olduğu her halinden belli.

Oktan Keleş’in Konu ile ilgili yorumu


http://www.netpano.com/haber/897/İsmail/Ağa/Cinayeti/Fenere/mi/Uzanıyor

Ömer Lütfi Mete’nin konu ile ilgili yorumu


http://www.netpano.com/haber/911/Cemaatte/infaz/ve/cemaate/infaz/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir