İsmi Azam Duaları

Ayet Kerime ’ Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var’ diyor. Dua, inanmış her insanın hayatında bir sığınma, bir iltica merciidir.

O’ndan başka güvenilecek, yardım dilenecek gerçek dost olmadığının kanıtıdır. Aynı zamanda kulun aczini itirafıdır. Dualarla insanın ruhu rahatlar, itmiana erer, huzur bulur. Eminim herkesin favori duası vardır. Dualarda niyetlerin samimiyeti ölçüsünde eğer münafıklık, inançsızlık, küçümseme yoksa makes bulur. Allah, hastanın hastalığına göre kimisine bu dünyada kimisine ahirette cevap verir. Ama mutlaka karşılığını bulursunuz. Duaları yaşayarak, hissederek ve kalben tüm ruhuyla Yaradana teslim olarak etmek elzemdir.

1983 ve 1986 arasında en fazla ettiğim dua ve okuduğum ayetler Ayet-el Kürsi, Felak, Nas ve İhlas süreleriydi. Muhiddin Arabi’nin Gizli İlimler Hazinesi kitabında zikredilen 7777 Ayet-el Kürsi okunarak ve bir bardak suya üflenip, içilerek yapılan duayı hiç unutamam. Şirret bir insani şeytanı müslüman bir Cine havale etmeyi sağlayan bu duanın karşılığını hemen görmüştüm ve bu duayı bir daha yapmamaya yemin etmiştim. Tasavvufun derinliklerine dua ile inilir; ancak o derin sularda boğulmamak için önce gerçekten derinleşmek gerekirdi. Bir kandil gecesinde 1000 rekat namaz kılmak yeterli değildi. Manevi derinlik, vehbi ilmimiz olmadığına göre okumayla edinilen ilimle ve zamanla ihlasla, sadece rıza-i ilahiyle kazanılacak bir erdemdi. Bu kapıyı açmanın tek yolu ise daha fazla duaydı.

Bu dönemden 1991 Şubat’ına kadar en sık yaptığım dua ise şehit olmak yolundaydı. Herhalde bekar ve çocuk sahibi olmadığimdan olacak, yerin altı üstünden daha emniyetli geliyordu bana; hemde öldüğünü bilmeyen bir şehit olarak. Aslında Allah, bu duama 1987 Martında bir nevi cevap verdi. Bir zalimin elinde işkence gördüğüm bir dönemdi. 1980’lerde Mamak Cezaevinde yüzlerce insana binlerce işkence yapmış birinin eline düşmüştüm. İftiharla bana yapacağı işkenceleri anlatıyordu. Bir ara korkmadığını görünce kravatımla boğazımı 3 dakika sıktı ve beni nefessiz bıraktı. 18 yaşında bir delikanlıydım. O anda kısa hayatım gözümün önünden film şeridi gibi geçti. Galiba şehit oluyorum dedim kendi kendime. Son bir hamleyle zalimin gözlerinin içine keskin bir nazarla baktım ve tam 7 defa içimden Yunus Peygamberin balık karnında yaptığı Kuran’da geçen İsmi-Azam duasını okudum:

La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin.

Bir yıl sonra bu hadiseyi Barla ziyaretimde Üstad’ın yaşayan talabelerinden birine anlattığımda yüzüme şaşkın şaşkın baktı ve ağzından şu ilginç sözler döküldü: Oğlum sen şehid olmuşsun ve şu anda Allah’ın sana bahşettiği ikinci hayatı yaşıyorsun. Ve sonra şu soruyu sordu. Üstadın yazdığı Risale-i Nurların gayesini bana bir cümlede beş kelime ile anlatabilir misin? Dedimki, Taklid-i İmanı tahkik-i imana çevirmek.Yüzü güldü: Aferin oğlum doğru anlamışsın.

Azerbaycan’a gittikten sadece bir gün sonra günlüğüme, babama ve Harun Bulut hocama, ölmeden önce yapılması gereken hayırlı işler olduğunu gördüğüm için şehit olma duasını kestiğimi yazdım. Dile kolay 7 yıl aralıksız şehit olmayı istemiş biri, artık yaşayıp insanlara faydalı olmayı ahsen görür hale gelmişti. Elbette Cevşen ve Esma-i Hüsna herzaman vazgeçmediğim virdimdi. Ashabı Bedr ve Ashabı Uhud, ayrıca Sekine duası en sevdiğim güçlü dualardandı. Sahabelerin hayatlarını çok sevdiğim için okuduğum Yusuf Kardavi’nin Hayat-u Sahabe kitabında geçen tüm sahabelerin isimlerini bir telefon rehberine başharflerine göre yazarak, sıkıştığımda okumak zevk veriyordu; halen bu rehberi saklarım. Sahabeler bu dinin yıldızlarıdır; hiçbir Kutup onlara yetişemez, tüm insanların sevapları silsile yoluyla onlara gittiği için isimleriyle dua etmek kabule şayandır. Sahabeleri sevmek ve adlarını okumak şifadır, her derde devadır.

1991 yılı, duada zirveye çıktığım bir dönemdi. Bugün bile şaşırdığım bir imkansızı yaşamıştım. Tam bir yıl boyunca her akşam teheccüd namazını Yasin ile kılmak insanı kuş kadar hafifleten, ruhunu incelten ve meleklerle yarışır hale getiren bir dua yöntemiydi. Bu dönemde iki defa hafızlık namazını eda etmiş olmam nedeniyle ezber kabiliyetimin geliştiğini ve hafızamnın herzaman duru, canlı kaldığını müşahade ettim. Malesef bu getiriyi gazetecilik mesleğinde kullandım. Bu dönem ayrıca her hafta 350 sayfa Risale-i Nur okuma bahtiyarlığına erdiğim ve kendimi devrin alimi kadar dini açıdan bilgili hissettiğim ilginç bir yıldı. 70 bin meleğin korumasına girmek için Sabah ve akşam namazından sonra Haşr süresinin son 3 ayeti, ikindi namazından sonra Feth süresinin son üç ayeti, Yatsı namazından sonra ve yatarken mutlaka Amene rasulüyle başlayan Bakara süresinin son iki ayetini okumayı hiç ihmal etmedim. Tesbihatları düzenli yaptığım için dualarım hep aşklı şevkliydi.

Bu dönemde en unutamadığım hadise bir dua ile cezalandırılmamdı. Bir Tasavvuf devi olan Mustafa Tezcan Uşaki ile birgün evinde randevulaşmıştık, ama her zaman randevularına sadık olan ve klasik bir Doğulunun tersine zamanında giden bendeniz, bir hasta ile ilgilenmem nedeniyle haber vermeden randevusuna gidememişti. Mazeretim vardı, ama Tezcan Hoca bunu kabul etmedi. Hakkını helal etmek için 8888 defa ’ Estagirullah ve etubü İleyh’ çekmemi şart koştu. Çaresizdim. Bu cezayı severek yerine getirdim ve helallik aldım. Bir daha da mazeretim ne olursa olsun randevularıma gitmemezlik yapmadım.

Azerbaycan seferine çıkmadan önce bir büyüğümüz bir kağıda İsmi Azam duaları yazıp vermişti. Her türlü ulaşım vasıtasına binerken, evden çıkarken ve bilhassa Cinni ve insani şeytanlara karşı etkili bir kısa dua var ki, hergün okuduğum en sevdiğim dua olmayı sürdürür : ( Tecvid ve okuma kurallarını Latince yazamadığım için kusura bakmayın)

Bismillahillezi la yadurru maasmihi şeyün fil ardı vela fissemai ve hüvesemiül alim. ( 3 defa okunmalı)

Halkımızın dilinde pelesenk olmuş öyle İsmi-Azam dualar vardır ki, pek çokları ne kadar büyük bir dua ettiğinin farkında değildir. Mesele 7 defa ’ Hasbinallahi ve ni’mel vekil’ demek, her bela ve müsibeti gördüğünüzde ’ La havle vela kuvvet illa billahil aliyyül Azim’ çekmek, iyi günde kötü günde hayrın ve şerrin mercini bilerek tevekül ile teslim olurken, ’ La ilahe illa aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşıl Azim’ diye mırıldanmak hep vazgeçemediğim zikrim, alışkanlığım oldu. Elbette, Salavatlar, Salli ve Barik duaları ve gözümün nuru Salat-ı Tefriciye, Resul-i Ekrem’in şefaatine nail olabilmek ve iltica ederken ismini referans yapmak adına bir girizgahımdı.

Geçen hafta STV’de İnancın Dünyasında programını izlerken Hüseyin Yağmur hocadan Bismillahillezi gibi anahtar bir İsm-i Azam dua daha öğrendim:

Bismillah Tevekkeltü Alallah La havle vela kuvvet illa billah.

Bilmiyorum, bu satırları yazarak sevaplarını mı kaçırıyorum. Dua’nın kibri olmaz düşüncesindeyim. Çünkü dua, şeytandan uzaklaşma, onun kapsama alanından çıkmak için bir tılsımdır, manevi zırhtır. Dualarımı yazmama bugüne kadar engel olan gücün, ’ Kibirleniyorsun’ bahanesiyle sağdan yaklaşan şeytan olduğuna karar verdim. Çok şükür Allah’a ki, 1991’deki manevi gerilimimi kaybetsemde bir ilaç gibi yapıştığım İsmi Azam dualarım var; şeytanın kapsama alanına girme ihtimalim hergün okumakta inat ve ısrar ettiğim dualarım sayesinde en aza indirgenmiş durumda. Rahip Basira örneğini hatırladıkça bu dünyadan imanlı göçme konusunda kimsenin garantisi olmadığını anımsıyor, dualarla manevi zırhı kuşanmaya devam diyorum. Birgün dularımı okumama gafletine düşersem kapsama alanına gireceğim şeytan ve nefsi emmaremin ne yaptıracağı bilinmez! Dua ile…

Ömer Şerif/ sonsaniye.net

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir