İsrail şeytanlarının sırları “Q’’ enerji

Bin atlı o gün çocuklar gibi şendik.
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik.

Mısralarını bilirsiniz. Muhterem Vatan Şairimiz Yahya Kemal Beyatlı’nın bu mısralarını hatırlatmamım gereği hafta sonu birbirinden güzel dostlarla karşılaşmamdan dolayı idi.

Bu karşılaşma akabinde nedense bu mısralar aklıma takıldı. Ve bendeniz bu yüzden mısralardaki “bin” atlıyı “dört” atlıya çevirerek kendi kendime saatlerce güfteden onlarca beste çıkardım…

Belki de bu dostlardan birinin sürekli olarak merhum şairin, “… BU SON ORDUSUDUR İSLAMIN” mısralarına sık sık atıfta bulunması da bu şiiri hatırlamama vesile olabilir. Bilemiyorum…

Hakikat şu ki; o gün inanmış dört atlı, o dev gibi ordunun cephelerine fütursuzca daldık…

Malumunuz bu cephe coğrafi bölgeler değil artık, çünkü karşınızda serden geçmiş mert adamlar yok. Pek iyi bildiğiniz gibi bu cepheler insanların zihinleri. İnsanların zihinleri idrakleri kuşatılıyor, programlanıyor. Netice ortada; insan suretinde ‘’doz doz şeytansı’’lar ve nüveleri geziyor ortalıkta…

Bu; “üns” ve “nisyan” eşittir İnsan ve düşünce kritiği” konulu uzun bir çalışmanın konusu. Bu mevzu yeri ve zamanı gelince tüm yurdum ve dünya insanlığıyla irdelenecek İnşaallah!..

Biliyorsunuz sık sık hatırlatıyoruz İsrail’in Dünya hakimiyeti için başlattığı histerik 3. Dünya savaşı olan Hermeciddun Savaşı’nı. Bunun büyük bir bölümü “Psikolojik Harp Cepheleri”nde geçiyor. Biz de bu yazılarla onların filmlerini nasıl montaja girmeden “izleme odalarında” izlediğimiz gibi müşahede ettiğimizi ima ediyoruz.
Şimdi bu filmlerden, en önemlilerinden birine değineceğim.

Bu film Güneydoğu’da PKK terör örgütü üzerinden dizi olarak oynandı ve halen oynanıyor. Ayrıca bu film K. Irak’ın işgaliyle müthiş bir efekt zenginliğine girdi.

* Evet, bu coğrafyalar Muharref Tevrat’ta; Tanrı Ye-hova denilen Şeytan’a vaad edilen topraklar ancak bu topraklar niye bu kadar değerli acaba? Sadece sulu, petrollü, kutsal topraklar olması sizce yeterli olabilir ancak Yahudi bir yumurta da çift sarı olmazsa onu yemezmiş misali bu yumurtanın ikinci sarısı ne?. Bunu bu adamların paraya olan güçsel tapıcılıkta aramak gerekiyor…

* Hani Akdeniz kıyıları Karadeniz Bölgesi olsa anlarsınız ancak bu yarı çölümsü topraklar niye bu kadar cazip değil mi hani?..

* Yoksa Jeomanyetik kutupların değişmesiyle buraların yeni yaşam sahası olması mı onları bu denli cezbediyor?..

Bu konu da uzun ancak şurası önemli: Biliyorsunuz Peygamber Efendimize isnat edilen bir hadis vardır, bu hadiste Fırat’ın altından altın bir dağ çıkacağı ve bu altın dağ yüzünden çok büyük savaşların çıkacağı anlatılır. Ardından da burada ki fitne ateşine yanaşılmaması gerektiği tavsiye edilir?..

Külliyen yalan!..

İsrail stratejistleri şeytansı hahamların sokuşturduğu bu cümle yumağıyla, Güneydoğu meselelilerinden muzdarip “Ver de kurtulcu” eşrafın stratejisi aynı!!! Aynı tasarrufa hizmet etmektedir.

“Bin Meczubun Rüyası” kitabıyla insanların gönül gözünü açan esere imza atan Oktan Keleş beyin de yeni çıkacak kitabında daha detaylı değineceği gibi ;bu Fırat’ın altındaki enerjiye azami dikkat etmenizi rica ediyorum.

Zira bulunduğu bölgeyi hadislerin ifadesiyle ‘’YEŞİL VADİ’’ye çevirecek bu enerji hakkında çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Hatta bu enerjinin gittikçe önemini artıran ‘’SU ‘’olduğunu dahi düşünenler var. Ancak Su’yun artan stratejik önemini takdir etmekle birlikte bu enerjinin başka bir enerji olduğunu belirtmeliyiz..

Bugün ‘’İsrail metafizik stratejistlerinin’’bildiği bu enerji özellikle Güneydoğu Fırat Havzasında mevcut. Müthiş bir enerji kudretiyle insanlığa çağ atlatacak olan bu enerji; yeryüzündeki enerjiye dayalı bütün sistemlerin değişmesine sebep olacak. Bor’dan, Toryumdan, Uranyum’dan daha önemli. Bu günlerde gündeme gelen 9 Trilyonluk Neptünyum’dan bile daha önemli. İsrail Kohenlerinin çok iyi bildiği gibi nasıl “buğday”, “demir” dünyadaki oluşum kurallarıyla irtibatlandıralamayacak şifreler taşıyorsa bu enerji de ukbaya ait şifreler ve sırlar taşıyor. Hz. Nuh bile gemisinde bu enerjiyi kullandı. Bu yüzden ilgili ayetlerde ‘’Tennur feveran ettiğinde…’’ ifadeleri kullanılır. Bu mevzuyu günü gelince paylaşacağız İnşallah. Bundan dolayıdır ki Yahudi Rabbiler ve görevlendirdikleri Amerikalı Astronat eskileri zaman zaman bu geminin üzerine oturduğuna inandıkları ‘’CUDİ DAĞINI’’ araştırmaya çıkarlar. Hem gemiyi hem de kullandığı yakıtı hem de üzerinde oturduğuna inandıkları bu dağı yakın takibe almış DURUMDADIRLAR. Turistik gezi mavraları, arkeolojik araştırma tripleri işin kılıfı…

Dikkat ederseniz, Dünyanın maddi ve manevi enerji cazibeleri değişiyor. İstanbul bu manevi enerji merkezinin hiç olmadığı kadar tam merkezinde.

Kabe-i Şerif; Güneş’ten kopan ilk parçanın tohum merkezi olmakla da önemli! Dünya tıpkı tohumdan açan çiçek gibi bu merkezden arzı endam etti. Ya İstanbul?

* Ya İstanbul’un altındaki YİTİK ŞEHİR?

* Ya Hz. Musa’nın ‘’İKİ DENİZİN BİRLEŞTİĞİ YER’’ dediği yer…

* Ya Üsküdar ‘’Kız Kulesi’’nin derinliklerindeki sırlar?

Bunlar İsrailli Kohenlerin İstanbul’a verdikleri ehemmiyetin sırları. Zira Dünya İstanbul’dan dönüşecek! Dönüşeceği yerim mistik kudretini kavramak gerek…

Her seferinde söylemeye çalışıyorum:

“YERYÜZÜNDE HİKAYELER; GÖKLERDE İSE HAKİKATLER VARDIR”.

Kim, nerede ne arıyorsa;

“O”; O’nu bulur….

Vesselam…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir