İsrail-Türkiye Gizli Müzakereleri

Orta Doğu’da son yıllarda ortaya çıkan gelişmelerden önce Kürtler, hakimiyetten yoksun avare bir topluluk olarak biliniyordu. Son gelişmelerin ardından ABD aşağıdaki amaçlara ulaştı: Saddam’ın devrilmesi ve yok edilmesi, Orta Doğu petrol kaynaklarının büyük çoğunluğuna hakim olunması, Türkiye ve Körfez ülkelerinde bulunan üslerindeki harcamalardan kurtulması, İsrail’in korunması için asli düşman İran etrafında bir siper oluşturulması, İran etrafındaki kuşatma halkasının tamamlanması, Orta Doğu’daki komuta üslerinde operasyon alanının genişletilmesi…

Türkiye, ABD ve İsrail ordusunun üst düzey yetkililerinin katıldığı söz konusu toplantı, 20 Kasım’da gerçekleştirildi ve toplantıda Peşmerge gruplarının ileri gelenleri de yer aldı. Toplantıda hazır bulunanlar, Türkiye ile yapılacak anlaşmalara dayalı bir şekilde kurulacak bir Kürt Devleti’nin İsrail ile de ilişkileri iyileştirmesinin ve geliştirmesinin imkanlarını araştırdılar. Toplantı öncesi Türkiye, ABD’ye İncirlik Üssü’nü dilediği gibi kullanma izni verdi.
Kürdistan’ın bağımsızlığının duyurulması için uygun şartların belirlenmesi konusu, İsrail’in katılımıyla Erbil toplantısında incelendi. İLNA’nın haberine göre, pazar günü Kuzey Irak’ta ABD-İsrail ve Türkiye’den üst düzey makamların ve Kürt Peşmerge Güçleri Komutanı’nın katılımıyla bir güvenlik toplantısı yapıldı. Katar merkezli ve ABD’de yayımlanan El Vatan gazetesi ilgili kaynaklara dayanarak, üç günlük toplantının, yıllar önce Erbil’in yakınlarında kurulan İsrail’e ait bir güvenlik merkezinde yapıldığını haber verdi. Gazete, toplantı alanının tamamen trafiğe kapatıldığını bildiren kaynakların, iki helikopterin de dahil olduğu sıkı güvenlik önlemlerinden bahsettiklerini duyurdu. Toplantı öncesi Türkiye, ABD’ye İncirlik Üssü’nü dilediği gibi kullanma izni verdi. Kaynaklara göre, toplantıya katılan taraflar, Kürt devletinin bağımsızlığının ilan edilmesi için uygun şartları ve İsrail’in Kürtler ile olan ilişkilerinin geliştirilmesi konularını görüştüler.
Irak’taki Kürt liderler ile ilişkileri iyi seviyede olan İsrail, hali hazırda Kuzey Irak’ta şehir ve havaalanları inşa ediyor ve aynı zamanda Kürdistanlı güçleri eğitiyor. Erbil’de düzenlenen söz konusu dörtlü toplantı, ABD’nin, Irak kentlerinden güçlerini çekip güvenliği Irak ordusu ve Arap ülkelerinin özel güçlerine devretme planları hazırlığında olduğu bir sırada yapıldı. ABD, Irak’a özel güçler gönderilmesi konusunda Arap ülkeleriyle müzakere halinde.
Dünya Gündemi’nin güvenilir kaynaklardan edindiği bilgiye göre Türkiye, ABD ve İsrail ordusunun üst düzey yetkililerinin katıldığı söz konusu toplantı, 20 Kasım’da gerçekleştirildi ve toplantıda Peşmerge gruplarının ileri gelenleri de yer aldı. Toplantıda hazır bulunanlar, Türkiye ile yapılacak anlaşmalara dayalı bir şekilde kurulacak bir Kürt Devleti’nin İsrail ile de ilişkileri iyileştirmesinin ve geliştirmesinin imkanlarını araştırdılar.

Kuzey Irak’taki Kürtler Tehdit mi, Fırsat mı!

Orta Doğu’da son yıllarda ortaya çıkan gelişmelerden önce Kürtler, hakimiyetten yoksun avare bir topluluk olarak biliniyordu. Son gelişmelerin ardından ABD aşağıdaki amaçlara ulaştı: Saddam’ın devrilmesi ve yok edilmesi, Orta Doğu petrol kaynaklarının büyük çoğunluğuna hakim olunması, Türkiye ve Körfez ülkelerinde bulunan üslerindeki harcamalardan kurtulması, İsrail’in korunması için asli düşman İran etrafında bir siper oluşturulması, İran etrafındaki kuşatma halkasının tamamlanması, Orta Doğu’daki komuta üslerinde operasyon alanının genişletilmesi…
ABD’nin kazanımlarının yanı sıra, Kuzey Irak’taki son gelişmelerden en fazla menfaati Kürtler sağladılar. Kof bir kahraman olan Saddam’ın yok olmasıyla Araplar için direniş duvarı yıkılarak istenmeyen koşullar meydana geldi. ABD, Saddam’ın devrilmesiyle Irak’ı tamamen ele geçirdiğini zannetti; Kuzey Irak’ta Kürtlerin görevini bitmiş sayarak silahsızlanmayı ve Kürt liderleri dikkate almamayı gündemine aldı. Ancak aşırılık yanlısı Arapların geniş çaplı direnişi ve Irak’ın merkezi ve güneyinde şiddetin başlamasının hemen ardından, ABD’ nin dikkati Kuzey Irak’taki Kürtlere çevrildi ve deneyimli Kürt liderler, aldıkları teminatlarla bölgede ABD’ nin resmi olmayan iyi bir müttefiki haline dönüştüler.
ABD ile Kürtlerin karşılıklı faaliyetleri bölgede yeni koşullar yarattı. Arapların tutumu karşısında Kürtlerin aralarında birlik oluşturması ve kimlik arayışları, yönetimde üst düzey konumlar elde etmelerini ve federal bir hükümet için onay almalarını sağladı. Kaos yaratan, belirsiz noktalarla dolu ve ihtilaflar içeren Irak Anayasası’nda Irak’ın toprak bütünlüğü değil, daha fazla toprağın selametine işaret edilmiştir. Anayasadaki ilgili maddelere göre, Kürtler her an bölücülüğe ve ayrılmaya teşebbüs edebilirler. Dolayısıyla Kürtlerin bağımsız bir hükümet kurmaları imkansız veya hayal edilmez değildir. Şu anda ayrılma girişiminde bulunmamalarının nedeni, koşulların tam olarak oluşmamış olmasıdır. Bu koşullardan birisi, kaderinin belirlenmesi 2007’ye ertelenen Kerkük sorunudur. Aslında bu konu, Kürtlerin kesin bağımsızlık eylemlerinde belirleyici rol oynayacaktır. Kürtler, Arapların ve komşu ülkelerin hassasiyetlerini gözönüne alarak, federasyon konusunu şimdilik Irak’ın toprak bütünlüğü çerçevesinde söz konusu ediyorlar; ancak Kuzey Irak’ı bağımsız Kürt hükümetinin odak noktası haline dönüştürecekler ki, bunun gerçekleşmesi halinde, diğer Kürtlerin de onlara katılması olağandır.
Kuzey Irak’taki gelişmeler, ülkemizdeki (İran) Kürt bölgelerini doğrudan etkileyecektir. Iraklı Kürt liderlerin, İran ve diğer komşu ülkelerle mevcut uzlaşmacı tavırları taktik gereğidir. Kürt basın-yayın organlarında yer alan bilgiler ve ülke içindeki kültürel gelişmeler, Kuzey Irak’la bir çeşit bağlılığı ortaya koyuyor. Kürtler ideal hükümetlerine ulaşmak için tüm imkanlarını kullandılar. Etnik konulara geniş çapta yer veren Kürt basın-yayın organları, bu doğrultuda en büyük rolü oynuyor ve diğer ülkelerdeki Kürtlerin de tek, ideal bir hükümete kavuşma peşinde oldukları kesindir. Federasyon imtiyazına sahip Iraklı Kürtler, diğer Kürtlerin ve Kürt topluluğu liderlerinin en büyük destekçileridir. İranlı Kürtler hala, Iraklı Kürtlerin başaracağından emin değiller. Buna rağmen bölgesel krizlerde amaçlarına ulaşmak için Kuzey Irak örneğini kullanarak tehlikeyi göze alabiliyorlar. Şu anda İran’ın Kürt bölgelerinde farklı koşullar söz konusudur. Kürtlerin bir kısmı, Kuzey Irak’taki Kürtlerin zafer kazanacağına kesin olarak inanmıyor.
Diğer taraftan da geçmişe nazaran kazandıkları ekonomik ve kültürel kalkınmışlıktan vazgeçemiyorlar. Bir kısmı da, İran hükümeti ve kültürüne entegre olmuşlardır. Dolayısıyla Kürt bölgelerinde ortaya çıkan krizler, kitleler tarafından destek bulmuyor. Krizlerin kaynağı daha çok geçmişteki ilgisizlik ve dışlanmışlığa dayanıyor. Kürt bölgelerinde bölücülük ve ayrımcılığı yok etmek istiyorsak, büyük İran ailesi çerçevesinde toplumsal isteklerin gerçekleştirilmesine özen göstermeliyiz. Kürt bölgelerindeki suskunluğu, onların memnuniyetine yormamalıyız. Çünkü sessizlikte, çığırtkanlıkta olmayan çok fazla anlam gizlidir. Ayrıca Kürt kültürünü daha derinden incelediğimizde, asil İran kültürü kaynaklarına yaklaşıyoruz. Kürtleri İran kültürüne entegre ettiğimiz ölçüde, Kuzey Irak’la etnik bağlarının zayıflamasına yardım etmiş oluruz.
İranlı Kürtlerin hükümetten beklentileri: Kürt bölgeleriyle ilgili güvenlik endişesini yok etmek, Yerel ve bölgesel yönetimlerde, ehliyet ve liyakata dayalı makul katılımlarını arttırmak, Kürt bölgelerinin kalkınması için, ciddi ekonomik altyapıya ve sanayi altyapısına önem vermek, Toplumun asayişi ve refahını temin etmek, toplu eğlence alanlarını yaygınlaştırmak, Toplu iş olanakları sağlanması doğrultusunda kolaylıklar sağlamak, Bilim adamlarının kültürel endişelerini dikkate almak, Kültürel altyapıyı güçlendirmek, sosyal faaliyet imkanlarını arttırmak, Vatansever gençlerin askeri teşkilatlar ve emniyet teşkilatlarına alınması yönünde kolaylıklar sağlamak, Kürtleri diğer bölgelerdeki yöneticilik veya uzmanlık mevkilerinde işe almak; böylece Kürt topluluğu ile hükümet arasında bir güven ortamı yaratmak Kürt bölgeleri ile yeni hükümet arasında birliğin sağlanmasına her zamandan daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Batı komşumuzda bir federasyonun belirmesiyle eş zamanlı olarak, yeni hükümetin toplumsal adaleti vaat etmesi, mahrum Kürt bölge halkını özel bir beklenti içerisine sokmuştur. Yeni hükümet döneminde bölge halkının ciddi isteği, bölgedeki uzman kişilerin yönetiminde reformların yapılmasına imkan tanımaktır. Kürtler arasında siyasi partilerin girdabından uzak liyakatli yöneticilerin var olduğu bilinmelidir.

İsrail, Türkiye, Kuzey Irak Üçgeni

İsrail’in Kuzey Irak’taki Kürt güçlerinin eğitimini yürüttüğü söylentileri ortaya atılalı bir yılı geçmiş ama bu iddialar şimdiye kadar taraflarca reddedilmişti. İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronot, bugün, bazı İsrail şirketlerinin Kuzey Irak’taki bölgesel hükümetle anlaşmalı olarak, son bir buçuk yıldır gizlice Kürt güvenlik güçlerini eğittiklerini ve onları milyonlarca dolarlık malzeme ile donattıklarını ayrıca, Erbil’deki bir havaalanı inşaatına da gizli katkı sağladıklarını öne süren ayrıntılı bir habere yer verdi.Haberde, İsrailli komandoların Irak’a, amaçlarını gizlemek suretiyle Türkiye üzerinden giriş yaptıkları da ileri sürülüyor. Habere göre, Kürt yönetimi yetkilileri İsrail firmalarıyla yürütülen projelerin niçin gizli tutulduğu sorulduğunda, “güvenlik nedeniyle” diyorlar. Haberde adı verilen iki İsrail şirketi ise yaptıkları açıklamalarda haberleri ne yalanlıyor ne doğruluyor.İsrail gazetesine göre, son 18 ay boyunca bir çok İsrailli güvenlik şirketi tarafından Kuzey Irak’a gönderilen eski komandolar, burada Kürdistan Bölgesel hükümeti tarafından düzenlenen özel bir program çerçevesinde, Peşmerge güçlerini eğitiyorlar.

Gazete İsrail şirketlerinin Erbil yakınındaki “Hawler International” adı verilen büyük havaalanı için gizli inşa çalışmalarına da katıldığını öne sürüyor. Habere göre, askeri eğitim projesine katılan bu çok deneyimli ve seçkin İsrailli eski komandolar çölde “KOD Z” adı verilen bir üste kalıyorlar. Ve Kürt güvenlik güçlerini gelişkin silahların kullanımı, savunma ve terörle mücadele teknikleri konusunda eğitiyorlar. Programın bir parçası olarak İsrail firmalarının Kürt güvenlik güçlerine, İsrail’de imal edilen tonlarca askeri mühimmat da temin ettiği öne sürülüyor. Bunlar arasında onlarca motosiklet, çeşitli arazi araçları, özel eğitilmiş köpekler, Kalaşnikov tüfeklerini geliştirmeye yarayan araçlar, çelik yelek, üniforma, ve miğferler sayılıyor. Haberde İsrailli komandoların Kuzey Irak’a kuzeyden, Türkiye üzerinden, İsrail pasaportlarıyla, ama mühendis ya da tarım uzmanı kisvesi altında giriş yaptıkları da öne sürülüyor. Haberde, adı verilmeyen Kürt yetkililerin, projelerin güvenlik kaygıları nedeniyle gizli tutulduğunu belirttikleri aktarılıyor. Ama konuyla ilgili sorulara, Irak Savunma Bakanlığı, “Biz İsraillilere Irak’ta çalışma izni vermedik. Eğer bu tür faaliyetler var ise, bizim bilgimiz dışında özel girişimler mahiyetinde olabilirler. Ve sorumluluk bu girişimleri yürüten şirketler ve çalışanlarına aittir” diye yanıt veriyor.

MOSSAD’ın eski başkanının adı da bu şirketlerle anılıyor. İsrail gazetesi Yedioth Ahronot, Kuzey Irak’ta sözü geçen faaliyetleri yürüten şirketlerden ikisinin ismini de verip, onların cevabi açıklamalarını da yayımlamış.

Motorola İsrail ve Magalcom şirketleri, açıklamalarında haberleri ne yalanlıyor ne doğruluyor, ancak faaliyetlerinde yasadışı hiç bir faaliyette bulunmadıklarını vurguluyorlar.

Bu arada bu iki şirkete ek olarak Kuzey Irak’taki Kürt yönetimine stratejik ve ekonomik konularda danışmanlık hizmeti veren diğer bir şirketin kurucuları arasında şu anda İsrail parlamentosu üyesi ve güvenlik danışmanı olan, İsrail istihbarat teşkilatı MOSSAD’ın eski başkanı Dani Yatom’un da bulunduğu belirtiliyor. Ama konuyla ilgili açıklama yapan Yatom’un parlamentoya seçildikten sonra bu şirketle hiç bir ilişkisi kalmadığı yolundaki açıklamasına da yer veriliyor.

MOSSAD’ın Sürgünleri Toplama Operasyonları

Irak Yahudileri, 2500 yıl önce Babil’e sürülen Yahudilerin torunlarıydı. Sayıları 150 binlere varan ve 60 kadar havraya sahip olan Irak Yahudileri, Müslümanlarla uyum içerisinde yaşamlarını sürdürüyorlardı, ta ki Mossad ajanları Irak’a gelinceye kadar…1950 yılında çıkartılan Göç Kanunu’na rağmen, Irak Yahudileri İsrail’e göç etme konusunda istekli değildi. Aliyah Bet ajanları, onlara “tehlikede olduklarını hissettirmek” amacıyla bir operasyon düzenlediler. Ali Baba Operasyonu olarak adlandırılan bu operasyon, Irak Yahudilerine ülkede gittikçe yükselen bir antisemitizm olduğu izlenimi vermeyi amaçlıyordu. Seçilen yöntem ise basitti: Irak Yahudileri bombalanacaktı!… Bombalamalar, Iraklı Yahudilerin toplu bulunduğu yerlerde yapılacaktı. Fazla can kaybı olması istenmiyordu, ancak istenen korkunun yaratılması için bir kaç Yahudi feda etmekte de fayda vardı. Nitekim Yahudilerin topluca bulundukları yerlere, yani en basta sinagoglara yönelen bombalama eylemleri bir kaç kurban aldı.

Örneğin Masauda Shemtou Sinagogu’na yöneltilen bir bombalı saldırı sonucunda, üç Irak Yahudisi öldü, on tanesi de yaralandı. Aliyah Bet ajanları yalnızca Yahudileri bombalamakla kalmamışlar, öte yandan da Müslüman halk arasında gerçekten de antisemit bir ajitasyon oluşturmaya çalışmışlardı. Kasıtlı olarak dağıtılan “Müslümanlardan satin almayın” ilanları, Müslümanları Iraklı Yahudilerin kendilerine karşı bir “komplo” kurduklarına inandıracaktı. Siyonistler, Naziler’le işbirliği yaparak Avrupa’da oynadıkları oyunu bir kez daha oynamış oluyorlardı böylece: Yahudilerin, Yahudi olmayanlarla bir arada huzur içinde yasamalarına izin vermiyorlardı. Theodor Herzl’in “Yahudiler ve Yahudi olmayanlar kalıtımsal olarak uyum içinde bir arada yasayamazlar” şeklinde ifade ettiği kanun, Yahudilere rağmen de olsa, uygulanıyordu. Irak Yahudilerine atılan bombalar sayesinde, İsrail’in ırk bilincini yitirmiş dünya Yahudilerine karsı giriştiği savaşın Irak cephesi oldukça başarılı bir biçimde kapatıldı: Ali Baba Operasyonu sayesinde 1950-1959 yılları arasında yaklaşık 120 bin Iraklı Yahudi İsrail’e getirildi. İsrail çeşitli kirli yöntemler kullanarak Yemen ve Etiyopya’daki Yahudileri de göç ettirdi. Yemen’deki Yahudiler “Mesih İsrail’de yeryüzüne indi” gibi masallarla kandırıldılar. Etiyopya Yahudileri (Falasalar) ise, Etiyopya hükümetinden para ile satın alındılar ve alınlarına numaralar yapıştırılarak İsrail’e götürüldüler.

Bu arada Mossad, diasporadaki (yani “sürgün”deki) Yahudileri Kenan diyarına dönmeye ikna etmek için, Irak’ta başarıyla uygulandığı bombalama operasyonlarına devam etti. İngiltere’de İsrail’in El-Al Hava yolları’na ait uçağını bombalama girişiminin, ya da Fransa’nın Rue Kopernicce kentindeki bir sinagoga yapılan bombalı saldırının ardında Mossad’in bulunduğu sonradan anlaşılmış ve yetkililerce dile getirilmişti. Mossad’ın “sürgün”deki Yahudilere karşı uygulandığı terörün çarpıcı bir örneği de, İstanbul’daki ünlü Neve Salom katliamıydı.

Batılı Yahudileri Kutsal Topraklara getirme çabası ise fazla başarılı olmuyordu. Ancak Batılı Yahudilerin, özellikle de ABD’deki Yahudilerin oldukları yerde durmalarında bazı yararlar da vardı; genellikle maddi yönden güçlü olan bu Yahudiler, bulundukları ülkelerde İsrail lehine lobi yapıyorlardı. Bu nedenle, özellikle 1960’li yıllardan sonra, İsrail asil olarak dünyadaki üçüncü büyük Yahudi topluluğuna, Sovyet Yahudilerine gözünü dikti. Ancak bu seçim sadece pragmatik bir seçim değildi. Çünkü Sovyet Yahudilerinin “aliya” yapması, yani Kutsal Topraklara dönmesi, başlı başına Mesih Plani’nin bir parçasını oluşturuyordu.

Yeremya’nin Mesih’le ilgili Kehaneti ve Rus Yahudilerinin İsrail’e Göçü

İsrail’in, sürgünleri toplama operasyonlarının gerçekte Mesih Plani’nın bir parçası olduğunu biliyoruz. İsrail’in bu amaçla dünyanın dört bir yanındaki “sürgünleri”ni nasıl topladığına dair örneklere de değindik. Ancak 20 yılı aşkın bir süredir, İsrail’in üzerinde durduğu, en çok “aliya” (Kutsal Topraklara Göç) yaptırmaya çalıştığı “sürgünler”, dünyanın üçüncü büyük yahudi topluluğunu oluşturan Sovyet Yahudileridir. Acaba neden?…

Cevap karmaşık değildir. İsraillileri Sovyet Yahudilerine yönelten önemli bir gerekçe vardır: Resul Yeremya’nin M. Tevrat’ta geçen kehaneti!… Evet, M. Tevrat’ın Yeremya bölümünde, Mesih’in gelişinin ve İsrailoğullar’nın dünya egemenliğinin “alametleri” sayılırken, bir “Kuzey Ülkesi”nden söz edilir. Mesih gelmeden az önce, bu Kuzey Ülkesi’ndeki Yahudiler Kutsal Topraklara döneceklerdir. Böylesine önemli bir kehanet, Mesih Planı’nın uygulayıcıları tarafından elbette atlanmamıştır: İsrailliler, Kuzey ülkesi’nin neresi olabileceğini düşünüp taşınmış ve Sovyetler Birliği (ve Rusya)’da karar kılmışlardır. Türk Yahudilerinin yayınladığı Şalom, konuyu söyle açıklıyor: “Kitabı Mukaddes’te Yeremya’nin kehaneti var. İsrail’den geride kalanların Kuzey ülkesinden dışarı çıkarılmasını buyurur. Yapılan yorumlara göre Kuzey ülkesinin SSCB olduğu görüşüne varılmıştır.”

İşte bu kehanetten yola çıkan İsrailliler, 1967’deki Alt gün Savaşı’ndan bu yana -ki bu savaşla İsrail çok büyük topraklar işgal etmiş ve dışarıdan gelecek “sürgün”lere yer açmıştı – Sovyetler’deki Yahudileri göç ettirmeye çalışıyorlar. Sovyet yönetimi demirperde uygulamasının bir sonucu olarak uzun yıllar bu göçe izin vermemişti. Gorbaçov’la birlikte başlayan liberalleşme, Kuzey Ülkesi’nden yapılan “aliya”yı da etkiledi ve ülkeden çıkan Yahudi sayısında patlama yaşandı.

Ancak İsrailliler klasik sorunla yine karşılaşmışlardı: Sovyet Yahudilerinin büyük bir bölümü İsrail’e göç etmek istemiyordu. Çoğu, “fırsatlar ülkesi” Amerika’yı hedefliyordu. Savaş, terör ve tehlike ile özdeş görülen İsrail’e ise fazla talep yoktu. İsrail’e gitmektense Sovyetler’de kalmayı tercih edenlerin sayısı da oldukça kabarıktı.

Bu durumda yine klasik çözümlere başvuruldu: “Sürgün”ler, “sürgün”lere rağmen toplanacaklardı. İsrail’e gelmek istemeyen Sovyet Yahudileri, Haham Klausner’in ünlü deyimiyle, “ne yapacakları kendilerinden sorulacak değil, kendilerine söylenmesi gereken hasta insanlardı.” Dolayısıyla göçe ikna edilecek, zorla göç ettirileceklerdi. İsrail bu zorla göç programının uygulanma aşamasında ABD’den, bu isi üstlenen Yahudi kuruluşlarından, Sovyet Yahudi liderlerinden ve antisemitlerden yararlandı.

Babil ya da Irak Yahudileri bugün İsrail’in 4. büyük etnik Yahudi cemaati. Birinci cemaat Rus, ikinci Fas ve üçüncüsü de Romanya’dan gelme Yahudiler. Irak Yahudilerinin İsrail’deki nüfusu 450 bin civarında. En çok bulundukları, yaşadıkları iki şehir de Or Yahuda ve Ramat Gan.

İsrail, Moskova’dan bir kaç defa, Sovyetler Birliği’ndeki Yahudileri istedi. Ancak Rus resmi makamları, devletin sağladığı imkanlarla yetişmiş Rus Yahudileri’nin, Rus devletine bir maliyeti olduğunu, İsrail’in bu maliyeti karşılaması durumunda, SSCB’deki Yahudilerin çıkışına ancak müsaade edilebileceğini bildirdi. Bunun üzerine İsrail, gizli taşıma operasyonları düzenledi. Rusya ile İsrail arasındaki ilişkilerin iyi olmamasında , Moskova’nın yukarıdaki tavrının önemli bir etkisi var.

Dünya Gündemi Haber Merkezi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir