İsrail’in Nükleer Silah Cephaneliği

İsrail ta baştan beri ikiyüzlülük siyaseti güttü. Hem nükleer silah üretti hem de yakın zamana kadar ‘var’ ya da ‘yok’ demedi. Bugün itibariyle cephaneliğinde 400 nükleer bombası var. Bu artık biliniyor.

İsrail’in Nükleer Silah Cephaneliği kitabıyla gündem oluşturan Gazeteci-Yazar Yılmaz Dikbaş ile konuştuk.


İran dürüst, İsrail ikiyüzlü İsrail ta baştan beri ikiyüzlülük siyaseti güttü. Hem nükleer silah üretti hem de yakın zamana kadar ‘var’ ya da ‘yok’ demedi. Bugün itibariyle cephaneliğinde 400 nükleer bombası var. Fakat ortada öyle ilginç bir komedi var ki İsrail, uluslararası kuruluşlara üye değil, bunları tanımıyor.


İsrail, Ortadoğu’daki tüm devletlerin sahip olduğundan fazla nükleer savaş başlığına sahip. İsrail, uluslararası denetime açmadığı nükleer, kimyasal ve biyolojik silah programlarıyla, bir büyük cephaneliği andırıyor. Bu altı milyon nüfuslu terörist ülke, nükleer silah sayısı ve gelişmişliği açısından dünya sıralamasında beşinci sırada yer alıyor. Silah bakımından Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa ve Çin’in ardından gelen İsrail, Nükleer Silahsızlanma Anlaşması’na da imza atmıyor. Yazar Yılmaz Dikbaş ile Müslümanlara farklı İsrail’e farklı davranmayı esas alan bu uluslararası ikiyüzlülüğü konuştuk.



İran’a gösterilmeyen sağduyu İsrail’e gösteriliyor, bunu nasıl yorumluyorsunuz?


İsrail öyle değil. İsrail ta baştan beri ikiyüzlülük siyaseti güttü. Hem nükleer silah üretti hem de yakın zamana kadar ‘var’ ya da ‘yok’ demedi. Bugün itibariyle cephaneliğinde 400 nükleer bombası var. Bu artık biliniyor. Fakat ortada öyle ilginç bir komedi var ki İsrail, uluslararası kuruluşlara üye değil, bunları tanımıyor. İki tane önemli uluslararası kuruluş var: Nükleer Silahların Yaygınlaşmasını Önleme Anlaşması ve Avrupa Atomik Enerji Kurumu. Bunların ikisini de tanımıyor. Batı ve ABD de bu durum üzerine “İsrail, kendisinde nükleer silah olduğunu söylemediği için, bu kuruluşları da tanımadığı için” üzerine gidemediklerini söylüyorlar. Oysa üzerine gittikleri İran, dürüst davranmış ve nükleer silah konusundaki uluslararası anlaşmalara imza atmış. Denetçiler de her zaman izlemiş ve gözlemişlerdir. İşin komik tarafı şu: İsrail, Birleşmiş Milletlerde son 25 yılda çıkmış hiçbir anlaşmayı tanımamış. Düşünün, İsrail BM’nin üyesi, oraya gidiyor, oylamalara katılıyor, ‘Hayır’ oyu kullanıyor. Büyük çoğunluk ‘Evet’ oyu kullanıyor. İsrail çıkan karar için “Hayır ben bu kararı tanımıyorum’ diyor. Uluslararası güçler bunu da bilerek konuşmuyorlar, üzerine gitmiyorlar.


Türkiye’de nükleer santrallerin kurulması gibi şeyler konuşuluyor… Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?


Eğer Türkiye’de gerçekten bir nükleer santral kurulacaksa hiç kuşkunuz olmasın bunu İsrail ve ABD kuracaktır. Türkiye’nin ve Türklerin olmayacağı bir oluşum kuracak.


Siyonistlerin Erbakan’a yüklenme sebebi


Bu konulardaki çabalara başlandığında, 1968–1969 yıllarında, ABD-İspanyol firmaları fizibilite çalışması yaptı. 400 MW’lik fakir-doğal uranyum kullanımlı santral önerdi. Bu yapılmıyor. Erbakan-Ecevit Hükümetinde 1974–76 arasında Akkuyu Santrali gündeme geldi. Bu da gerçekleşmedi. Neden kendi tesislerimizi kuramadık?


O MSP-CHP hükümeti her şeye rağmen ulusalcı bir hükümetti. Özellikle İsrail’in, Siyonistlerin, batının etkisine dayanan direnen bir hükümetti. Ama o engeli kıramadılar. İşte bu yüzden Erbakan’a çok yüklendiler zaten. Şimdi mevcut AKP hükümeti mevcut baskılara direnecek konumda değil, ayrıca direnme niyeti de yok. Yani ABD ve İsrail ekseninde hareket ettiği için onların Türkiye’de bir nükleer santral kurma isteğine asla direnmeyeceklerdir. Tam tersine Türk halkına bunu iyi bir şekilde anlatmaya çalışacaklardır, yutturmaya çalışacaklarıdır. Fakat tekrar söylüyorum, kurulacak nükleer santral Türklerin santrali olmayacaktır. Denetimi de yönetimi de her şeyi de ABD ve İsrail’in kontrolünde olacaktır. O günkü hükümet bunun Türkiye’nin aleyhine olacağını görüyordu.


Kıbrıs Barış harekâtında, 1974’te de ABD ve uluslar arası güçler “Yapamazsınız, edemezsiniz” demişlerdi. Yine aynı hükümet, MSP–CHP hükümeti, büyük bir irade sergiledi ve harekâtı kimseye aldırmadan başarıyla yaptı. Ecevit barışçı yolları denerken Erbakan harekâtın yapılması taraftarıydı ve tüm Kıbrıs’ı istiyordu. Bu konularda Erbakan’ın gözü kara olduğunu ve Siyonist lobiye rağmen peki çok şeyi yapabileceğini göz önüne alırsak Nükleer santral konusunda Ecevit samimi miydi? Baskılara Ecevit dayanamadı diyebilir miyiz?


Ecevit’in ondan sonraki icraatlarına bakarsanız, AB’cidir, ABD’cidir. Şimdi anlıyoruz ki o MSP-CHP hükümetinde dış güçlere asıl karşı çıkan, direnen Necmettin Erbakan’mış.


Türkiye’de nükleer bomba olduğu söyleniyor


Her şeye rağmen bunu yapamaz mıyız?


NATO’ya teslim olmuş bir Türkiye, nükleer santral kurduğunda bile bizim irademize bırakmazlar. Yapay devlet İsrail’in tarihine bakalım adamlar 1948’de nükleer teknolojiyi düşünmüşler, İran taa Şah zamanında ABD’lilerle işbirliği yapıyor. Türkiye o zaman uyuyor. ABD’nin güdümünde olduğu için ABD “Yapma” dediği zaman yapamıyor. Türkiye NATO’ya, Batı’ya bağlı olduğu sürece tesislerde egemenliği ve denetimi olmayacaktır. Bu büyük nedendir. Hatta İsrail bile Türkiye’ye “gelin bizim nükleer şemsiyemize girin” demiştir. Bakın kitabıma yazdım ben bunu, Türkiye’de nükleer bomba olduğu söyleniyor. Türkiye’de nükleer bomba varsa bunu ABD getirdi, Türkiye’de bir yere konuşlandırdı ve onların denetiminde gözetiminde bekliyor. İşte aynı şey Türkiye bugün nükleer santral kurarsa o santral Avrupa’nın ve ABD’nin emrinde olacaktır. Yani biz tam bağımsız olmadan bunu kurmamız çok büyük bir tehlikedir.


Yanı başımızdaki İsrail adlı cephaneliği göz ardı edebilir miyiz?


Keşke onlar başladığında biz de başlasaydık diyorum. 50 yıl önce İsrail başladığında Türkiye de bağımsız bir ülke olarak yapsaydı denge unsuru olurdu. Şimdi aradan 50 sene geçmiş İsrail 400 tane bomba üretmiş, şimdi İran’ın da o yolda olduğu iddia ediliyor. Bu saatten sonra Türkiye’ye bağımsız nükleer santral kurdurmazlar.


Müslümanların da nükleer silahları olmalıdır


1981 de Pakistan Devlet Başkanı Ziya ül-Hak “İslam ülkeleri nükleer güce sahip olmak zorunda” diyor. Biliyorsunuz 1988’de uçağı infilak ediyor ve öldürülüyor. O tarihte Güney Asya da ya da Ortadoğu’da Pakistan’ın nükleer çabaları sürüyordu. İran’ın çabaları İslam devrimi öncesine ve sonrasına dayanıyor. Bu bombaların Müslümanların ellerinde de olması denge için gerekli değil midir?


Gereklidir, katılıyorum. İslam dünyasının da tıpkı Hıristiyanların ve Yahudilerin ellerindeki silahlar gibi silahları olmalıdır. Birinci koşul; keşke hiç kimsede olmasaydı. Ama olmuyor, olmuyorsa o zaman batının saldırısına karşı İslam dünyasının da elinde olması gerekir. Ama bakın ne oldu; Hindistan nükleer silah sahibi oldu ama ABD’nin güdümündeler… Yani ABD’nin Siyonistlerin, Avrupalıların güdümüne girmeden bu tesisleri kurup yaşatan Müslümanların başımızın üstünde yeri vardır. Ziya ül-Hak ABD’nin güdümünde değildi ama onu da öldürdüler. Şu andaki devlet başkanı Müşerref, ABD’nin uşağıdır. Elindeki silahları ABD’ye, Avrupalılara karşı kullanması mümkün müdür, mümkün değildir. O zaman ne işe yaradı ki…


İran’ınki “onurlu” bir tavır


“Müşerref İnisiyatif kullanamaz” mı diyorsunuz…


Evet. Elindekini kullanamayacaksa neye yaradı adamın Müslümanlığı…


İran’ın tavrı nasıl?


İran’ın tavrını son derece beğeniyorum. Onurlu, gerçekten ulusalcı, başı dik bir yönetim var orada.


Türkiye’de ağır sanayiyi ve tam bağımsız ekonomik girişimleri konusunda Erbakan Hoca’nın yaptıklarını nasıl görüyorsunuz?


1996’de Erbakan başbakandı. Biliyorsunuz Başbakan olarak ilk önce İslam ülkelerine gitti. Erbakan’ın girişimlerine baktığınızda hepsinin soğukkanlı olduğunu görürsünüz. Erbakan, İslam ülkeleriyle Amerika’dan, Avrupa’dan, Siyonist İsrail’in etkisinden uzak bir birlik düşünüyordu.



Erbakan Hoca’nın kurduğu D-8’den bahsediyorsunuz… Peki, İran’ın nükleer çabaları konusunda D-8’den güç ve destek aldığını düşünüyor musunuz?


Tabi ki… Necmettin Erbakan’ın girişimleri Avrupa’yı ve Amerika’yı çok korkuttu. Erbakan’ı büyük bir felaket olarak gördüler, Türkiye elden gidiyor, dediler. Sanki Türkiye babalarının malıymış gibi….


İrtica yaygarası büyük bir komediydi


Bir de irtica yaygarası çıkarıldı o zaman…


Evet… O çok büyük bir komedidir. İrtica geliyor söylemleri, Sincan’da tankların yürümesi falan… 1997’de Erbakan hükümeti devrildiğinde gerekçe “irtica geliyor” idi. Peki “şeriat geliyor” idiyse Refahyol dağıldıktan sonra kaç kişi mahkemeye verildi. Sadece Bekir Yıldız vardı o da AİHM’de Türkiye’yi mahkûm ettirdi. Peki, kaç kişi “Bunlar cumhuriyeti yıkıyor” diye işten atıldı, kaç kişi işinden el çektirildi.


Var mı böyle bir kayıt… Yok… Peki, nasıl oluyor da koskoca hükümet yıkıldı da sonrasında hiçbir şey olmadı. Hani şeriat geliyordu… Orada gözden kaçırılan gene bugün oynanan oyunun aynısı. Ben cumhuriyet devrimcisiyim. Laiklik benim asla taviz veremeyeceğim bir konu. Onların söylediği gibi şeriat geliyorduysa bizim bir şey görmemiz lazım. Erbakan Türk halkına neler yapacağını söyleyerek oraya gelmiş ve o şekilde de hareket etmiş. Bundan daha doğal bir şey olabilir mi?


Dışişleri bakanlığımız BM ağzıyla konuşuyor


Bizim şanssızlığımız şudur, TBMM’de mevcut hükümete herhangi bir konuda karşı çıkan, ters düşünen bir parti yok. Meclisteki partilerin hepsi ABD’ci, AB’ci, İsrail yanlısı. Hepsi aynı görüşte. Onun için dışişleri bakanı çıkıp Birleşmiş Milletler ağzıyla konuştuğunda birisi çıkıp da “Siz BM kararlarına aynen uyacağız diyorsunuz. Peki, İsrail, BM kararlarına 25 yıldır hiç uymadı, ona ne diyorsunuz” diye sormuyor.


Bunu halkımıza anlatmamız, halkımızın nasıl bir oyun oynandığının farkında olması lazım. Halkımızı “Bakın, bunlar ABD, AB ve İsrail ağzıyla konuşuyorlar, Türk ağzıyla konuşmuyorlar. Bizim ağzımızla konuşmuyorlar. Dışişleri bakanlığında bulunanlar bizim ağzımızla konuşmuyorlar. Hep dışarılıdakilerin ağzıyla konuşuyorlar” diye bilgilendirmemiz lazım.


Türkiye’nin dağılması söz konusu olabilir


ABD’li yetkililer Türkiye’ye geldiklerinde, İran’a vurulduğunda Türkiye hem “evet” diyecek hem Amerika’dan yana olacak hem de topraklarını kullandıracak, diyorlar. Bunu istiyorlar. Eğer bunu TBMM önleyemezse, Türk halkı önleyemezse başımıza bu zamana kadar gelmemiş belalar gelir. Türkiye’nin dağılması da söz konusu olabilir. Çünkü artık Türkiye’nin kendi iradesi yoktur. Böylece Amerika’nın ve Siyonist İsrail’in yanında dostlarına, din bağı, kültür bağı olan komşularına da saldıran bir ülke konumuna geliyoruz. Ondan sonra ne olacağını düşünmek bile istemiyorum, ama hiçbir zaman Türkiye’nin lehine olmayacaktır.


Bağımsızlığımızı Brüksel’e teslim ettiler


Bu hükümet ABD’nin ve AB’nin emrinde hareket ediyordu. Ona şimdi de Telaviv eklendi. TBMM’deki partilerin de hükümetten hiçbir farkı yok. Bakın ‘irtica’ gibi şeyler söyleyenler hiç ‘İran’a vurmayız, vurdurmayız’ diyor mu? Bizim asıl problemimiz birilerinin başörtüsü takıp takmaması değil, birilerini şeriat isteyip istememesi değil, bağımsızlığımızdır.


Bir kere AB’ciler bağımsızlığımızı Brüksel’e teslim ettiler, teslime hazırlar daha doğrusu. TBMM’deki partilerin hepsi egemenliğimizi AB’ye, Hıristiyan Avrupa’ya teslime hazırlar. Türkiye’nin talihsizliği budur.


ABD istedi,İran’a düşman olduk


Bizim İran’la 350 yıldır hiçbir problemimiz olmadı. İran bizden İncirlik Üssü’nü istemedi, Doğu Anadolu’dan toprak istemedi, Karadeniz’de bana da üs verin demedi. İran’ın yüzde 35’i Azeri Türkü. Bugün bir Türk, sadece Türkçe konuşarak rehbere ihtiyaç hissetmeden İran’ı baştanbaşa gezebilir. Ortak kültür bağlarımız, dil bağımız var. Ve siyasi olarak da İran’la sorun yaşamamışız. Peki, nasıl oluyor da biz şimdi düşman oluyoruz. Amerika ve İsrail istiyor da onun için. AB de istiyor. AB Ekim 2004’te Türkiye’ye dayattığı raporlarında ‘Rusya ve İran sizin potansiyel düşmanınızdır’ diyor. Bizi düşman olarak gösteriyorlar. Türkiye’deki yöneticiler de onların uydusu ve güdümünde oldukları için aynı paralelde yürüyorlar. Ama bunu Türk halkı kabul etmeyecektir.


Röportaj: İslam Arslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir