İSTANBUL 2010’UN BİLİNMEYENLERİ

İstanbul kültür başkenti seçildikten sonra birçok göz boyama etkinlikleri oldu. Bunlardan en önemlileri ise tarihi yapıların restorasyonu idi. Bir plan dâhilinde yürütülen etkinliklerin propagandası medyada bir kaç yıl önceden empoze edilmeye başlandı. Bu etkinlikler hala daha medyada geniş bir yer tutuyor.



İstanbul kültür başkenti oldu da ne oldu?



Değişen ne oldu? Kültür başkenti kılıfı ile tanınan yasal toleranslar ve esneklikler sayesinde binlerce yıllık tarihi eser yapıları hoyratça restorasyon adı altında, tarihe sahip çıkma adı altında bilinçsizce (bilinçli bilinçsizce ) tahrip edildi- ediliyor. Kimilerine sanıldığı gibi bir restorasyon yapılmayıp bilimsel metot dışı bir iki fırça darbesi ile boya yapılıp gözler boyanırken kimi tarihi eserlerin üzerine de balyozlar iniyor.


UNESCO’nun de destek verdiği ve yetmişe yakın Avrupa finanslı kurum ve kuruluşun – en önemlileri ise Vatikan devletinin de ödenek ayırdığı- bu proje neyi amaçlıyor? İngiliz arkeolog Trehel Sarkben ve ekibi üçüncü Dünya arkeoloji çalışmalarında amaç dışı etkinliklerinden dolayı daha önce sınır dışı edilmiş bir ekip. Hindistan ve Nepal’den kovulan bu arkeolog ve ekibi Mogolistan’dan da ABD’li arkeologlar ile birlikte yürüttüğü sözde Cengiz Han’ın mezarını arama faaliyetlerinde gerçekleştirdiği yasa dışı etkinlikler yüzünden Moğolistan hükümeti tarafından da sınır dışı edilmişti.


Bu ekibin İstanbul’daki kültür başkenti projelerin de yeri var mıdır soruyoruz.


Geçen sene İstanbul’un uydu destekli teknoloji ile bütün tarihi yapılarının üç boyutlu röntgeninin çekildiği medyaya yansımıştı. En ince ayrıntısına kadar hesaplanan planlanan ve noktalanan yerlere bugün restorasyon adı altında acaba başka şeyler mi yapılıyor? Şimdi bir masal anlatalım :


“Bir varmış bir yokmuş bir şehir varmış. Şehrin çok tarihî yapıları varmış. Bir gün şehrin bu binlerce yıllık yapılarının gerçek sahipleri aslında “biziz” diyerek dışarıdan birileri gelmiş ve demişler ki:


Atalarımızın mabetlerini onaralım, buranın halkı olan yeni nesil ile kültür bağı kurup kaynaşalım. Faaliyetler başlamış, o birilerinin (sözde) atalarının mabetleri çok büyük bir özenle ciddiyetle onarılmış tamir edilmiş. Topraktan gün yüzüne çıkarılmış fakat bugünkü neslin atalarının ve şehrin gerçek sahiplerinin tarihî yapıları sadece üstün körü boyanmış fakat oranın halkına bu belli edilmemiş ciddi bir restorasyon yapılıyormuş imajı verilmiş. Bu durumdan şüphelenen şehrin sahipleri olup biteni araştırmak istemişler, bir de ne görsünler, bu şehir bilimsel olarak da deprem beklemiyor muymuş. Bu nesle ait güzelim mabetler sağlamlaştırılacağına meğer hiçbir şey yapılmamış mı? Aslında yapılmış. Ne mi yapılmış? Sağlam olanlar da riskli hale getirilmiş. Maalesef o malum birilerini kendilerine ait mabetleri sağlamlaştırırken yeni neslin mabetlerinin temelleriyle oynamışlar. Depremde hangi binaların ayakta kalacağına hangilerinin de yıkılacağına depremden önce karar vermişler. Masal burada bitmiş mi peki? Bitmemiş tabii.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir