İSTANBUL BEYEFENDİSİ YALÇINTAŞ

Bugün İstanbul Ticaret Odası’nın olağan Kasım ayı meclis toplantısı vardı. 1990 yılından beri İTO Meclisini takip ederim. Bugüne kadar İTO Meclisinde çok acı ve tatlı olaylar yaşandı, ölümler oldu, gidenler-gelenler oldu. Ama bugünkü meclis kadar duygulu bir meclis açıkçası görmedim diyebilirim. Sebebi ise oda meclisinin tamamı İstanbul Beyefendisi olarak kabul ettikleri Başkanlarının arkasındaydılar ve birkaç üye İTO Başkan Vekili Şekip Avdagıç konuşurken gözlerinden yaşlar geliyordu. Başkan Murat Yalçıntaş, geçtiğimiz Ekim ayının sonunda yurtdışında gezisini yarıda keserek adalete yardımcı olmak için Türkiye’ye döndü. Döndü ama döner dönmez gözaltı ve nihayet tutuklandı… Dileğimiz bugüne kadar sadece İTO’daki görevinde değil kendisine her ne görev verilmişse kesinlikle hayır demesini bilmeyen Murat Yalçıntaş’ın bayramı ailesinin yanında geçirmesi… Ailesi derken sadece Eşi Hanımefendiyi ve çocuklarını kastetmiyorum onun ailesi başta İTO Meclisi olmak üzere sevenleri o kadar çok ki… İnanıyorum ki bayram öncesi sevenlerinin arasına dönmesi hepimizi sevindirecektir…



İstanbul Beyefendisi dedim bunu biraz açmak istiyorum kendisiyle ilk tanışmamız İHA’da 1995 yılında ekonomi müdürü olarak çalışırken oldu. Kendisi o zaman MÜSİAD Yönetim Kurulu üyesi ve Basın Komisyonu Başkanıydı. Nezaket ziyareti için gelmişti ve o gün bugündür dostluğumuz devam ediyor… Özellikle insanları kırmayan konuşması, kibar ve karşısındakini adeta sabah rüzgârı gibi gönlünü okşayan sözleri ile kendisine dost etmesini bilirdi… Bunların içerisinde Basın Komisyonu Başkanı Oktay Ekşi’de var tabi. Yeri gelmişken anlatmadan geçemeyeceğim, MÜSİAD Basın Komisyonunun nezaket ziyareti için geldiği Basın Konseyi Yönetim Kurulu dürüst olmak gerekirse o zaman pek de sıcak karşılamamışlardı… Karşılamamışlardı diyorum o heyette bende vardım, ama Yalçıntaş, hazır cevap ve kibarlığı ile orada bulunanları o kadar etkilemişti ki çıkışta kapıya kadar uğurlama nezaketi göstermelerini bugün bile unutmuyorum… Yani, tatlı dil ve nezaketi hiçbir zaman elden bırakmayan bir lider diyebiliriz… Bugün bile zor durumda olmasına rağmen üyelerine gönderdiği mesajda moralinin iyi olduğunu, sükûnetle hareket edilmesini tavsiye ediyor ve MASUM olduğuna inancının kendisine sevenleri üzecek en ufak bir şey yapmadığının rahatlı içerisinde olduğunu iletiyor…



Kendisiyle çalışanlar bilirler, zira bir müddet MÜSİAD Basın ve Halkla İlişkiler Koordinatörlüğü yaptığım dönemde kendisiyle birebir çalışma imkânım olmuştu. Dakik, sözünde duran, incitmeyen ve incittirmeyen prensip sahibi bir beyefendi idi. Kendisi ile ilgili küçük bir anımı anlatıp yazılarıma son vereceğim. 1999 yılında bir toplantı için masada duran evrakın Pendik’teki bir firmaya gitmesi gerekiyor. Bulunduğumuz yer Rami, gideceğimiz yer ise Pendik… Normalde hele o şartlar içerisinde Rami’den Pendik’e gidiş geliş sanırım bir günümüzü alıyor. Ben bunun hesabını yaparken. Beraber çalıştığımız bir arkadaşımız güzel bir fikir verdi. Neden o dosyayı mail olarak göndermiyorsun ki. Mail mi? Hem de internetin daha yeni yeni geldiği dönemde… Neden olmasın? Dedi. Ben karşı firmayı aradım, interneti varmış ama mail adresi yokmuş. Hemen bir mail adresi aldık, gerekli teknik bilgiyi verdik ve Excel ortamında gitmesi gereken dosyayı Pendik’teki firmaya gönderdik… Tabii saat 10’da başlamıştık saat 11.30 oldu. Dosya karşı tarafa gitti ve alındı cevabı bile geldi… Saat 12, öğle yemeğinde Murat Bey’le karşı karşıya geldik… Kendisi beni görünce şaşırdı, çünkü bir iş verdiğinde o işin mutlaka yapılmasını ister, olumlu veya olumsuz kendisine bilgi verilmesini isterdi. Beni görünce şaşırmasının sebebi şuydu. Sabah söylenmiş olan bir iş, bu saate kadar nasıl yapılmadı? Ama dosyanın gittiğini ve hem de çok kolay bir şekilde gittiğini anlatınca. Hem şaşırmış hem de tüm personeli toplayarak anında olayı duyurarak teşekkürlerini iletmişti… Kendisi mesai mefhumuna karşıydı. Yani bir iş verdiğim zaman işin yapılması önemli derdi, önemli olan işin bitirilmesi mesai içi veya mesai dışı… Sabah 9’da gel ister 10’da gel iş yapılıyor mu ona bakardı. İş bittiyse gidebilirsin veya geç-gel erken git önemli değil: Yeter ki verilen işi en doğru, en etkin bir şekilde yapın…



İşte Murat Yalçıntaş böyle biri… İnşallah bayramlaşmada kendisi ile tekrar görüşmek dileği ile diyoruz. Dürüstlüğünden zerre kadar şüphe etmediğimiz bu değerli dostumuzun hızlı işlemesini temenni ettiğimiz adalet sayesinde tekrar İTO’daki görevinin başına döneceğini temenni ediyorum.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir