İstanbul’u yıkacak deprem beklemiyorum

17 Ağustos 1999’dan bu yana, her deprem sonrası görüşlerine başvurulan bilim adamları sizi de benim gibi serseme çevirdi mi? Nedense onlar konuştukça benim kafam netleşeceğine iyice bulanıklaşıyor


Çünkü hem görüşleri her depremden sonra değişiyor, hem de vardıkları sonuçlar birbirlerini yalanlıyor. Jeolog başka, jeofizikçi başka, inşaatçı başka bir söylem içinde. Disiplinlerarası ortak bir söylem arayışı, bilgiyi paylaşma arzusu yok. Kimin geçmişte ne söylediğini ve neyin olduğunu şöyle bir tarayınca, içlerinde en tutarlı söyleme Şener Üşümezsoy’un sahip olduğunu fark ettim. Kendisi tutarlı; ama söyleşi yapılması zor bir insan. İstiyor ki o hep anlatsın, siz hep dinleyin. Konu teknik ve ben de jeoloji öğrencisi değilim. Müdahale etmesem okurlarım aydınlanamayacak, müdahale edince hocanın insicamı bozuluyor. Velhasıl, metne yansıtmadım; ama bağırış çağırış bitirdik işi. Rahatlayın arkadaşlar: İstanbul yerle bir olmayacak diyor hocamız.


Deprem konusunda jeologlar da konuşuyor, jeofizikçiler de. Fakat söyledikleri birbirini tutmuyor. Jeofizikçi Ahmet Ercan sizi ve diğer jeologları hiç deprem bilgisi dersi almamakla suçluyor. Kime inanacağız biz?

Deprem, yerkabuğundaki kırık zonların hareketidir. Bu zonların kırılma mekanizmalarını ortaya koymak jeolojinin işidir. Jeoloji bu fayları tespit ettikten sonra jeofizikçiler sismolojik kayıtlarıyla depremin nerede olacağını yaklaşık kestirir. Eğer siz fayları arazide görmüyorsanız, istasyona ulaşan verilerin nereden geleceğini bilemiyorsanız, sadece masa başında oturarak, bilgisayarda gördüğünüz bir görüntüyü yorumlarsanız asıl cahil siz olursunuz. Deprem sonrası istasyona gelen verilerden sonra jeologlar hemen araziye gider, fayın kaç kilometre olduğu, kırılmanın ne kadar akımlarla gerçekleştiği ortaya çıktıktan sonra deprem büyüklüğü konusunda daha evvel jeofizikçilerin sismolojik olarak söylediği bütün veriler değişir. Örneğin 1999 depreminde sismolojik kayıtlara göre deprem büyüklüğünün 6,5 olduğu ileri sürüldüğü noktada daha sonra araziye gidilip ölçüm yapılınca bunun 7,5 olduğunun çıkması gibi. Bu da yaklaşık 15 kat daha büyük bir enerjinin çıkışıdır.

Dolayısıyla asıl jeologlara inanmak lazım mı diyorsunuz?

Kesinlikle. Jeofizikçiler oluşacak deprem konusunda bir kestirimde bulunamazlar. Fayın uzunluğu, yutulma derinliği, bu fayda yer değiştirme miktarının çarpımı ile olacak bir enerji açığa çıkar depremde. Fayın uzunluğunu, fay üzerinde stres birikiminin kaç santim olduğunu ve bunun on yılda, yirmi yılda, yüz yılda kaç metrelik bir birikime ulaştığını biliyorsunuz. Ve sonra diyorsunuz ki bu fay bundan evvel şu tarihlerde kırılmıştı. Yüz elli veya iki yüz elli yılda bir kırılıyor. Bu fay üzerinde şu kadar stres birikiyor, bir buçuk santimden, iki santimden. O zaman bu yüz yılda birikmiş stres ile kırılırsa şu kadar akım yapar. Fayın uzunluğu bu. Yırtılma derinliği bu. O halde deprem büyüklüğü bu olur diye kestirmeyi ancak jeologlar yapabilir.

Buna rağmen neden jeofizikçiler konuşmaya devam ediyor?

Bunun adı bilimsel kıskançlık. Jeofizik, jeolojinin bir alt dalı. Eğer siz jeofizik eğitiminde düzgün bir jeoloji temeli görmezseniz, gelen dalgaların kaynağını ve fayların oluşturduğu yapı kesikliklerini değerlendiremezsiniz.

Yedi yıldır depremi konuşuyoruz. Aydınlatıldık mı, karartıldık mı?

Bilimsel bir hipotez mutlaka kendi içinde tutarlı olmalı. 17 Ağustos’tan sonra bilim adına neler söylendiğini hatırlayalım: Dendi ki fay İzmit’ten çıkıyor Gaziköy’e kadar gidiyor. 180 kilometredir. Ve bir seferde kırılacak, 8,1’lik deprem olacak. Bu teze tüm bilim adamları katılıyordu. Yani Naci Görür de, Celal Şengör de fayın Marmara’nın kuzeyinden gittiğini ve Adalar’ın güneyinden geçerek bütün Marmara’yı katedeceğini söylediler.

TAHMİNLER HEP DEĞİŞTİ

Doğru değil miydi bu söyledikleri?

Biz dedik ki, hayır Marmara’yı kuzeyden geçen bir fay yok. Sonra Çınarcık çukuru ortasından geçen yeni bir fay modeli ileri sürdüler. Bunlar MTA Sismik1 gemisinin verilerine göre konuşmuştu. Biz Sismik1’in verilerini incelediğimizde gördük ki bu fay yoktu. Aynı şekilde, Fransız gemisi Le Pichon geldikten sonra anladılar ki fay Marmara Denizi’nin çukurlarından geçerek gitmiyor. Adalar fayından ve sonra Yeşilköy’den başlayıp Gaziköy’e kadar gidiyor. 180 değil, 110 kilometrelik bir fay var. Deprem büyüklüğü 7,5 olur dendi. Daha önceki 8,1’lik tahmin değişti yani.

Tahminler daha sonra da değişti sanırım?

Defalarca. Bilim adamı Ronaldo Arminjo, Victory denizaltısı ile fayları görüntüledikten sonra fayın 110 km olmadığı, 60 km ve 50 km’lik iki fay bulunduğu ve 60 km’lik Tekirdağ fayının 1912’de kırıldığını, geriye 50 km’lik Kumburgaz fayının risk taşıdığını buldu. Bunu da Naci Görür TÜBİTAK adına İstanbullulara müjde olarak açıkladı. “Olabilecek en büyük depremin büyüklüğü 7’yi geçmez.” dedi. Daha sonra bu fayda sürekli akmanın olabileceği ve kitlenmenin olmayabileceğini ileri süren Naci Görür, deniz tabanına akmaölçer yerleştirecek bir proje teklif ederek belki de bu fayda deprem olmayacak müjdesini verebileceğini söyledi.

Siz ne söylüyordunuz o sırada?

Ben hep şunu söyledim. İstanbul’u yıkacak dedikleri bu Kuzey Marmara kenarındaki fay, düşey bir faydır. 17 Ağustos’ta yırtılan fayın devamı Yalova-Çınarcık-İmralı hattındadır. Yani Armutlu yarımadasının hemen kıyısından geçerek gitmektedir. Bu nedenle İstanbul’a gelmiyor. Le Pichon gemisinin bulgularına göre 7,5 büyüklüğünde olacağını iddia ettikleri depremi 1766 depremine dayandırdılar ve eli kulağında dediler. Naci Görür TÜBİTAK sözcüsü olarak her çalışmayı açıklıyordu. Le Pichon’da görev yapan Arminjo dedi ki “Hayır böyle boydan boya giden tek bir fay olmadığı gibi , kuzey Anadolu fayı, Adalar fayından gelip Gaziköy’e kadar giden bir yanal akımlı fay sistemi değildir. Yani Adalar fayı düşey faydır. Öbür fay da 110 kilometre değildir. İki faydır. Biri Tekirdağ fayı 60 kilometre, Kumburgaz fayı 50 kilometredir.”

Amma zikzak çizilmiş. Fay hattı 180 kilometre, 8,1’lik deprem denmiş.. 110 kilometre 7,5’lik deprem denmiş. 50 kilometre 7 denmiş ve en sonunda olmayabilir denmiş. Buna can mı dayanır?

Daha sonra deprem oldu Marmara’nın güneyinde. O zaman dediği nokta şu. Fay güney bölgede on misli fazla stres biriktirmiş. Deformasyon kuvvetli. Ve deprem olduğu zaman güney kıyı yıkılır. Güney kıyıdan kastı, Mudanya-Bandırma hattı. Bilimsel söylemleriniz kendi içinde tutarlı olmalı.

Naci hoca en son açıklamasında masa çatırdıyor, üstten büyük bir baskı var, deprem İstanbul’u vurdu vuracak dedi.

Bir gün evvel bunu söylemiyordu. Kuzeyde stres birikimi yok. Güneyde stres birikimi var. Dolayısıyla deprem güneyde itici olacak söylemiyle kuzey fayı üzerindeki bütün senaryosunu bitirmişti. Eğer siz hep birbirini çürüten şeyler ileri sürerseniz, bunun anlamı, yönetimle aranızdaki bazı çelişkileri, toplumun korkusunu arkanıza alarak medyayı kullanmadan başka bir şey olamaz.

Bilim adamının yönetimlerle nasıl bir çelişkisi olabilir?

Deprem olduktan hemen sonra değişik araştırma projeleri önerildi. O projelerin gerçekleştirilebilmesi için de sürekli “en kuvvetli bilimsel grup biziz, biz alalım, biz yapalım” faaliyetleri oldu. Depremden önceki maddî imkanlarınızla depremden yedi yıl sonra yaşam tarzınızdaki değişikliğe baktığınız zaman bunun arkasındaki faktörleri tahmin edebilirsiniz.

Fransız gemisi gelmeden evvel Türkiye’ye gemi alalım deniyordu. Bu gemiyi de Teknik Üniversite adına alalım diyorlardı. O 15 milyon dolarlık gemiyi almak yerine MTA alır Sismik1’in yerine dendiği zaman, Türkiye’de gemiyi kullanacak uzmanlar yok dendi. Arkasından Fransız gemisini kiralama noktasına gelindi. Naci Görür’ün TÜBİTAK adına söylediği söylemler bir grup bilim adamını bağlayan söylemlerdi. Aslında bu grup sürekli kendi söylediklerini çürüterek sözde bilimsel olan ama bütünüyle birbirini inkar eden bir dizilim içinde oldular. Burada jeolog da vardı, jeofizikçi de.

7,5’LİK DEPREM OLACAK TEZİ ÇÜRÜK

Hatırlayamadım şimdi, bu gemilerin yaptıkları tüm çalışmalardan haberdar edildik mi biz?

Topluma açıklanmayan çalışmalar oldu. Mesela İtalyanlar Urania gemisi ile Marmara Denizi’nde araştırma yaptılar 1509, 1754, 1894 depremlerinin olduğu iddia edilen bölge Adalar fayındaki incelemeden çıkan sonuç şu. Kuzey Marmara fayında yılda yer değiştirme miktarı 10 milimetreden azdır. Yılda 25 milimetrelik yer değiştirme stresi güney fayda yer alıyor olabilir. Bu da, “Kuzey fayda 25 milimetrelik stres birikiyor, yüz yılda 2,5 metre, 200 yılda 5 metre, 240 yılda 6 metrelik stres birikmiştir. Öyleyse 7,5 büyüklüğündeki deprem olacak” söylemini külliyen çürütüyor.

Oğuz Gündoğdu dile getirmişti bunu.

Evet. Urania gemisinin yaptığı çalışmaları biz incelediğimizde Yalova kanyonunda bile 2,5 santimlik, yani 25 milimetrelik bir yer değiştirme yok. Tersine orada yaptığımız çalışmada en fazla yılda 7 milimetrelik yer değiştirme var. Ve fayın büyük ağırlığı güneyden gidiyor. Yani 25 milimetrelik bir yer değiştirme var bu bölgede, ama bu fay kuzeyde değil. Yani kuzeydeki Adalar fayında bir stres birikimi yok. Bu bilindiği halde şimdi çıkıp da Oğuz’un kalkıp burada altı buçuk metrelik stres birikiyor söylemi ya onun bundan haberdar olmadığını veya Urania’nın sonuçlarını anlayamadığını gösteriyor. Son bir şey daha var. MTİ’den Rob Rellinger’ın Marmara’daki GPS’leri belirleyen çalışmasında deformasyon paterni ortaya çıktı. Diyor ki, kuzeyden giden fay modelinde fayın kitlenme derinliği 2 kilometredir. Ortadan giden fayın kitlenme derinliği ise beş kilometredir. Dolayısıyla Kuzey Marmara fayının kırılması mümkün değildir. O halde fay güneydedir sonucunu çıkarıyor.

Hocam İstanbul depremle yıkılacak mı, sen onu söyle bir cümleyle?

Yabancı bilim adamları Kuzey Marmara fayında herhangi bir deformasyon olmadığını ileri sürdükleri halde bizim arkadaşlar bunları ya göz ardı ediyor, ya da haberleri yok. Kuzey Marmara fayında bir stres olmadığına göre Adalar fayında İstanbul’u yıkacak bir deprem de yok. Eğer Adalar’dan geçen bir fayda yedi buçukluk bir deprem olsaydı bunun anlamı İstanbul kıyılarında on şiddetinde bir yıkımdı. Kuzey Marmara fayı 180 km yırtılarak 8 büyüklüğünde deprem yaratacağını ileri süren Lapichon ve takipçileri bunun 1509 depreminde gerçekleştiğini ileri sürdüler.

1509 depremi nasıl incelendi? Var mı elde veri?

Lepichon 8,1’lik 1509 depremini büyük kıyamet olarak sunarken, tarihsel depremleri inceleyen dünyadaki bir numaralı adam Ambresey Türkiye’ye geldi dedi ki, kayıtları inceliyorum. 1509 depreminin etkilediği binalarda, duvarlardadır bu kayıtlar. Mesela Rumelihisarı. Çok kısa sürede yapılmıştır, bir ayda. Dolayısıyla bu binanın yerle bir olması lazımdı. Duruyor. Galata Kulesi’nin yapısını incelediğimiz zaman bu da böyle bir depremde ayakta kalamazdı. Ayasofya ve Dikilitaşları da inceledim, buradan sonra çıktığım sonuç, burada ancak 7’lik bir deprem etkisi söz konusu dedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir