İşte AKP’nin Köşk Planı

AKP’nin “seçilmişler yüksek heyeti”, 2007 Cumhurbaşkanlığı Seçimi için çok ayaklı planını başlattı. İlk ama küçük adımı AKP kongresinde sonuçlanan plan, çok yönlü manevralar içeriyor… Teknik ve pratik maddelere dökülen zihin planına haiz insan sayısı ise sadece 5!

Başbakan Erdoğan’ın Köşk’e çıkıp çıkmayacağına ilişkin bol gerilimli tartışmalar, adaylığını açıklayacağı güne göre aslında çok daha yavan! Zira AKP’nin “en üst yönetimi”-ki buna Erdoğan sırdaşları demek daha doğru olur-Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin plan yaparken bu ön beklentiyi temel alıyorlar.


Bir diğer deyişle, partinin gelecek tasarımcılarına göre “gerilim olacak ve bundan kurtuluş yok.” İşte planın hallice bölümü bu yüksek ısının etrafında soğuk su döndürme projeksiyonuna dayanıyor.


Pazar günü yapılan AKP kongresi birçok politik uzman tarafından Köşk’e giden yolun ilk adımı olarak nitelense de-ki bu çok da yanlış sayılmaz-aslında planın “teknik” aşamalarının ilkiydi. Parti tabanının “hukuksal” zemini mümkün olduğunca “sorun çıkartamaz” hale getirildi ve Başbakan’dan boşalacak koltuğu “herkesin” aday olma ihtimali engellendi.


Kongre’de hayata geçirilen iki madde üzerinde durmak yeterli. Bunların üstünde analizler hakkından fazlasına isabet ediyor. Birinci yüzde 20’lik baraj getirilerek, Erdoğan’dan doğan boşluğu iyi kullanabilecek adayların önü kesildi. Şu anki delegasyonun hakim yapısı zaten Erdoğan’a bağlı olduğundan “sürpriz adayların” bu beşte birlik oranı yakalamaları oldukça zor.


Genel kanı bu oranın en güçlü aday Abdullah Gül’ün önünü temizleme operasyonu şeklinde tezahür etti ama yapısı itibariyle asıl yapılan yeni adayların önünü tıkamak! Bunlardan biri de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek. Gökçek, son derece sakin çalışan bir isim ama özellikle AKP’nin taşra örgütleri üzerinde denemelerde bulunduğu, bunların bir kısmında da etkin olduğu biliniyor.


Gökçek’in tavrını en açık gösteren gelişme olarak, Kongre’de herhangi bir çıkış yapmaktan imtina etmesi. Fakat AKP’nin son anketi Gökçek’in Ankara’dan uzak yerlerde de popülerliğini artırdığını söylüyor!


İkinci değişiklik ise AKP il ve ilçe teşkilatlarındaki erkin bir kısmını törpülemek. Zira büyük kongreye giden süreçte görüldü ki AKP teşkilatları “kendi demokrasilerini” uygulamak konusunda heveskar olabiliyorlar ve bu heves zaman zaman Genel Merkez’in tercihini aşıyor. Çok çekişmeli hatta kavgalı geçen il-ilçe seçimleri bunun iyi örneklerinden.


AKP tüzüğü, görevden alınan teşkilatların yerine yeni seçim öngörüyordu. Bu değiştirildi ve “genel merkez yenisini atar” dendi. Böylece iktidar-biraz gayr-ı demokratik-olsa da kesin olarak Ankara’ya çekildi.


Bunlar planın aslında oldukça basit teknik adımlarıydı. Kolaylıkla yapıldı ve Kongre’den istenen fazlasıyla elde edildi. Bundan sonra planın nasıl işleyeceğine gelince. AKP kurmayları gelişimi “Rolling start” kelimesiyle açıklıyor. Bu Amerikan terminolojisine ait bir tanımlama ama politik değil, askeri!


Son Irak savaşında ABD komuta heyetinin geliştirdiği bir muharebe konsepti olan bu kavramın net Türkçe karşılığı bulunmuyor. Ancak açıklanabilir. “Yavaş yavaş gelişme veya adım adım başlama, sonuca ulaşma”. Neden böyle bir deyimin seçildiğine gelince.


Bir kere kavram “danışmanlardan” çıkmış. Erdoğan’ın kurmayları Cumhurbaşkanlığı sürecinin sancılı olacağının farkında. Bunun için planın en temel argümanı “serinkanlılığı korumaya” dayanıyor. Seçime kadar geçecek süre boyunca toplumun ve devletin hiçbir kesimi ile çekişmeye girmemek ana prensip. Bu ilke kayıtsız-şartsız uygulanacak.


İkinci aşama toplumun nabzını iyi tutmak. AKP, seçildiği günden beri hem sistematik olarak (ayda bir) hem de toplumu etkileyen olaylardan sonra anket yaptıran tek parti. Bunu oldukça önemsiyorlar. Bu anketlere göre Başbakan olarak Erdoğan’ın kredibilitesi hala yüksek. Özellikle diğer liderlere kıyasla. Ancak Cumhurbaşkanlığı makamı için gelen rakamlar aynı sevindirici unsurları taşımıyor.


Bundan sonra bu denge sağlanmaya çalışılacak. Yani kamuoyunun Cumhurbaşkanı olarak Erdoğan’ı neden istemediklerini gösteren maddeleri eritilmeye çalışılacak. AKP, özellikle kırsal alan hem partinin hem de liderinin diğer bölgelere nazaran daha mütevazı destek bulduğu kanısında. Anketler de bunu doğruluyor. Kaldı ki Karadeniz’de durum Fındık fiyatları yüzünden iyice tatsızlaşmış gibi.


İşte tüm açılımların çözümü olarak bir yeni, daha doğrusu iki yeni uygulama geliyor. KÖYDES ve BELDES! Bu projelerle köy ve beldelere 2007 yılı boyunca büyük kaynak aktarılacak. Ve genel seçimlere değin sürdürülecek. Bu uygulamanın Erdoğan’ın hem lider olarak hem de Cumhurbaşkanlığı adayı olarak popülaritesini artıracağına inanılıyor.


Ancak iş kamuoyuyla bitmiyor. Parti içinde de bir takım sıkıntılar bekleniyor. Bunların başında parti içinde konumu güçlü olan kişiliklerin desteğini almak, Cumhurbaşkanlığı konusunda rızalarını almak da var. Örneğin Bülent Arınç ve Abdüllatif Şener bu isimlerden.


Bunlar sadece örnek ve AKP Meclis gurubu içinde Erdoğan’ın adaylığının iyi fikir olmayacağını düşünenler de var. Bunların bir kısmı Köşk’e çıkışın AKP’nin geleceğini ve birliğini tehdit edeceğine inanırken bir kısmı da AKP’nin bu gerginliğe ihtiyacı olmadığını, 2007’deki genel seçimleri de nasıl olsa kazanacaklarını dillendiriyor. Bu munis itirazlar Erdoğan tarafından pek istenmiyor. Eğer aday olursa zaten çekişmeli bir süreç başlayacağından, kendisini Köşk’e gönderecek milletvekillerinin topyekun arkasında durmasını arzu ediyor. Doğrusu da bu! Aksi halde, yani TBMM AKP grubunun çatlaması ihtimali-şu an böyle bir olasılık çok zayıfsa da-başa gelebilecek en tatsız iş olarak görülüyor.


Yani planın bir aşaması da parti ileri gelenlerini ve milletvekillerini birlik halinde tutmak. Bu tam saha presi sağlam zor değil. Daha öncede yapıldı ve başarılı olundu. Fakat mesele şu ki, Cumhurbaşkanlığı seçimleri genel seçimlerden önce! Yani milletvekilleri yeniden seçilebilmek için yoğun güven hissine muhtaçlar. Bu halde milletvekili adaylarını kimin seçeceğini tam olarak bilmeleri gerekiyor. Erdoğan mı Gül mü?


Dezavantaj gibi görünse de bu hal Erdoğan ve kurmayları için aslında bir avantaj. Erdoğan, Başbakan olarak kendi istediği ismi seçtirmek istediğinden, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce grubuna ne yapılması gerektiğini “milletvekili kozunu”da-eğer gerek olursa-kullanabilecek. Abdullah Gül’ün bu duruma bir itirazı olmayacağı anlaşılıyor.


Gül elbette genel seçimlerde kendi adaylarını da TBMM’ye sokacak ama bu baştan başa bir yenilik kesinlikle olmayacak. Erdoğan’a Köşk yolunda destek vermek istemeyen milletvekilleri olursa da, genel seçimler de iyi bir “sıra” elde etmeleri zorlaşacak.


Bu genel hatlara rağmen planın en kritik noktası ise şu… Erdoğan ve kurmaylarının Köşk’e yönelişi “kesin” değil. Plan, sürecin herhangi bir noktasında “geri dönüş” öngörüyor. Bunun için mümkün olan son ana kadar-ki bu adaylık için gerekli hukuki sürecin başlama tarihi-adaylık açıklanmayacak.


Bunun kıstasları da şimdiden belirlenmiş durumda. Eğer son anketler AKP’nin oy oranlarını şu anki seviyede veya üstünde göstermeye devam ederse (%26-27), kamuoyunun Köşk meselesine tepkisi ılımlı bir hal alırsa veya en azından şu anki seviyesinde kalırsa, devlet kurumları (!) içinden ve TBMM işi ve dışı politik odaklardan gelen reaksiyon tolerans boyutlarını aşmazsa, tüm bunlardan etkilenmesi olası ekonomik göstergeler sabit kalırsa ve elbette AKP içi dengeler oynamazsa, Tayyip Erdoğan’ın adaylık süreci işlemeye devam edecek.


Aksi halde ilk söylenen söz yeniden gündeme taşınacak. “TBMM içinden birisi Köşk’e çıkacak.” Ama kim derseniz. iyibilgi olarak bunun da özel bilgisini şimdiden söyleyelim. Erdoğan olmazsa muhtemelen bir “takas” söz konusu olacak!

TAYYİP ERDOGAN’IN AKP


KONGERESİNDE YAPTIĞI KONUŞMA METNİ

Saygıdeğer Divan,


Değerli AK PARTililer,

Saygıdeğer gönüldaşlarım, kardeşlerim,


Bu heyecanımızı bizlerle paylaşmak üzere dünyanın dört bir yanından farklı siyasi hareketlerin içerisinde bulunan, onları temsil eden saygıdeğer konuklarımız; sizleri bu kaynaşma günümüzde, istikbale yürürken adeta AK PARTi hareketinin bir güncelleşme toplantısında en kalbi duygularla selamlıyor ve kongremizin hayırlara vesile olmasını Allah’tan temenni ediyorum.


Hatırlayınız 14 Ağustos 2001 tarihinde hangi umutlarla, hangi ideallerle yola çıkmıştık.


Aradan son dört yılında hükümet sorumluluğunu üstlendiğimiz, beş yıldan fazla zaman geçti.


Bugün ikinci büyük kongremizde yola çıktığımız günkü ümit ve heyecanı sizlerde, gözlerinizde görüyorum.


Milletimize hizmet yolunda tarihi başarılara imza atmanın bahtiyarlığını, mutluluğunu bugün ben de sizlerle paylaşıyorum.


Sözlerimin başında, bu hizmet kervanına katılan, gönül veren, emek veren başından itibaren, o adeta doğumu gerçekleştirdiğimiz günden itibaren bu yolda çeşitli eziyetlere katlanan, ezaya, cefaya katlanan bütün gnüldaşlarımı kutluyorum, tebrik ediyorum.


Bugün milletimize, aldığımız oyları helal ettirmenin günüdür. Bugün milletimize partimizin o kurulma talimatını verdikleri güne yönelik olarak iyi ki AK PARTi’yi kurduk dedirtme günüdür.


Bugün başımız dik alnımız açık halkımızın karşısında durduğumuz gün ve bugün yeni bir gücü toparlama günümüzdür. Bugün yeniden bir heyecanla önümüzdeki sürece hazırlanma günümüz. Bugün aylardır kongrelerini tamamlayan tüm teşkilatlarımızın büyük kongresini yapma günü.


Her gününüz en az bugünkü kadar bahtiyar olsun.


Zira bugün, gerçekten çok özel, gerçekten çok tarihi bir gün.


AK PARTi’mizin İkinci Büyük kongresi, teşkilatımıza, bize gönül veren kardeşlerimize, yediden yetmişe bütün milletimize hayırlı olsun.


Cumhuriyetimize, demokrasimize, milli irademize güç kazandırsın.


Türkiye’nin anayasamızdaki o devlet anlayışında tanımını bulan demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti anlayışındaki o dört ilkenin güç bulduğu gün olsun.


Değerli kardeşlerim,


Demokrasi tarihimize adını şimdiden altın harflerle yazdıran AK PARTi, ülke sathındaki bütün teşkilatlarıyla, bütün birimleriyle, bütün mensuplarıyla “Önce Türkiye” diyenlerin partisidir.


AK PARTi, kendini bu ülkeye, bu millete adayan bir büyük kadronun eseridir.


Bu büyük kadronun öncülük ettiği siyasetimizin esas aktörü hiç kuşkusuz büyük milletimizdir.


AK PARTi kadroları, zor bir zamanda milletimizin umudu olmuştur.


Bu süreci sizler de yaşadınız, gördünüz.


Türkiye, bugünkü güven ve istikrar ortamına öyle hiç de kolay gelmedi.


Bizden önce bu ülkeye hizmeti geçmiş, emeği geçmiş bütün siyaset ve devlet adamlarımızı şükranla hatırlıyoruz.


Bakınız bu vesileyle 68 yıl önce aramızdan ayrılan Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve bugün toprağa verdiğimiz Bülent Ecevit’i saygıyla anıyoruz.


Bu ülke adına her kim taş üstüne taş koymuşsa onu vefa ile anmak boynumuzun borcudur.


Bu salonda Türkiye’nin dört bir yanı var, bu salonda Türkiye var. Tabi yine bu kongremizde bir çok acıyı paylaşarak bir araya geldik. O da ülkemizin güneydoğusunda, doğusunda ve şurada iki gün önce yine Rize’mizde, kendi ilçemde üç tane kardeşimiz orada, öbür tarafta Güneydoğu’da malesef elliye yakın kardeşimizi kaybetmenin bu sel afetlerinde taşkınlarda, hüznü içerisirndeyiz. Hepsine Allan’tan rehmat diliyorum. Ailelerine başsağlığı diiliyor, sabırlar temenni ediyorum. Şu ana kadar tüm bakanlarımız bölgeyi dolaştılar orada tesbitleri yaptılar. Tüm sağolsun belediye başkanlarımızın aynı şekilde destekleri bölgeye ulaşıyor. Kızılay’ımızın desteği bölgeye ulaşıyor. Aynı şekilde bundan sonraki süreçte de gerek konut yapımlarıyla konteynrlarla çadırlarla bölgedeyiz. Inşallah ayın 17’sinde de şahsım, bakan arkadaşlarım ve bazı beylediiye başkanı arkadaşlarımla teknokrat bürokratlarımızla biz de bölgede olacağız.


Değerli Kardeşlerim,


Türk siyaset hayatında AK PARTi’nin ne anlama geldiğini söylemek için iktidarımızdan önceki Türkiye fotoğrafını iyi hatırlamak lazım.


Siyasi istikrarı kaybettiğimiz dönemlerde milletimizin yılları nasıl heba edildi; bu soruyu milletçe kendimize sormamız lazım.


Gerilimden beslenenler, vardı bu ülkede. “Küçük olsun benim olsun” diyenler, siyaseti dar bir alana hapsettiler.


Türkiye’nin tamamına hitap edemedikleri için ya kabile siyaseti ya hizip siyaseti ya da bölge siyasetinden medet umdular.


Sorunları çözmenin yegane aracı olan siyaseti; adaletin, istikrarın, huzurun değil yapay gerilimlerin, kayıkçı kavgalarının aracı haline getirdiler.


Kendi ikballeri için siyaset üretenler milletin taleplerine sağırlaştı,


Milletin adalet talebi, eşitlik talebi, özgürlük talebi, ekmek ve aş talebi, üretim ve yatırım talebi ne yazık ki sürekli ertelendi.


Nihayet 3 Kasım 2002’de bu anlayışlar, bizzat millet eliyle tasfiye edildi.


Biz, büyük olsun, milletin olsun, Türkiye’nin olsun diye yola çıktık.


İşte başarımızın sırrı budur.


Sevgili Kardeşlerim,


Bu cennet vatanın imkanları, potansiyeli kötü yönetimlerin elinde yıllarca boşa akan gür ırmaklar gibi heba edilmiştir.


Ya da birilerinin özel mülkü olan malesef barajlara akıtılmıştır.


Burada sizlere uzun uzun geçmişi anlatacak değilim.


Zira biz, geleceğe bakıyoruz.


Bugün köy köy, şehir şehir Türkiye’yi her alanda imar ve inşa ediyoruz.


Işte KÖYDES projeleriyle bunu yapıyoruz.


Yılların ihmalini telafi etmeye, ertelenmiş sorunlarını çözmeye çalışıyoruz.


Kapı altına süpürülmüş, sümen altı edilmiş meseleleri tek tek çıkararak hal yoluna koymanın gayreti içindeyiz.


Sorunlardan kaçan, üstünü örten anlayışların Türkiye’yi ne hale getirdiğini gördük.


Allah bu millete bir daha böyle dönemler, böyle idareler göstermesin.


Biz, sorunların üstüne giderek Türkiye’yi ayak bağlarından, sırtındaki kamburlardan kurtarmanın mücadelesini veriyoruz.


Onun için ekonomik kalkınma ile demokratik reformları birlikte gerçekleştirdik, birlikte gerçekleştiriyoruz.


Onun için özgürlükler ve refah, ikiz kardeş gibidir, diyoruz. Birinin olmadığı yerde diğerini bulmamız mümkün değildir.


Eğer bugün Türkiye, çatışma ve ihtilaflarla dolu bir bölgede refah ve istikrar adası haline gelebiliyorsa, işte bu anlayışımız sayesindedir.


Soruyorum; hangi insaf, vicdan sahibi bugün Türkiye’nin dünden çok daha iyi olmadığını söyleyebilir?


Bakınız biz, yola çıkarken -Üç Y- dedik. Yasaklar, yolsuzluk ve yoksulluk dedik. Değerli kardeşlerim, gün geçmiyordu ki yolsuzluklarla ilgili bir haber almayalım. Gün geçmiyordu ki bir banka batmasın, bir şirket bir yerlere boca edilmesin. Bunları yaşayan bir Türkiye ve hep bunlarla yattık, bunlarla kalktık. Bunları hep beraber gördük. Şimdi soruyorum, şurada dört yıl geçti. Dört yıl içerisinde sadece kucağımızda bulduğumuz İmar Bankası’nın dışında fona devredilen bir tane banka yok. Ama biz göreve geldiğimizde malesef 22 banka fona devredilmişti. Biz böyle bir Türkiye aldık. Şirketleri konuşmuyorum. Bunların toplam olarak faizleriyle şöyle ele alıpta hesabını yaptığınız zaman bu rakam 100 milyar doları aşıyordu. Böyle bir Türkiye devraldık. Bunları hep beraber yaşadık. Gördünüz, şimdi soruyorum. Zaman zaman bu işi takip edenlere soruyorum, sesleniyorum. Allah aşkına çıkın da buna yönelik bir adım atın, söyleyin, deyin ki sizin döneminizde de şu banka bu şekilde battı. Şimdi o batmak üzere olan bankalar 1’e 5, 1’e 10 üzerine koyarak satılıyorlar. Bu noktaya geldiler ve küresel sermaye şu anda dünyanın değişik yerlerinden Türkiye’deki bankaları satın almaya geliyor. Niye? Türkiye’de istikrar var. Niye? Türkiye’de güven var. Niye? Türkiye’de finansal sermaye içine girilir. Bu sektörün içerisine girilir. Onun için buraya geliyorlar. Nereden? Dünyanın dört bir yanından.


Nereden nereye, böyle gelinir. Her zaman söylüyoruz. Halep oradaysa arşın finans sektöründe. Aç bak orada gör.


Değerli kardeşlerim. Bununla bitmedi. Efendim diyorlar, ’Siz sadece bir firmanın, bir şirketin üzerine gittiniz.’ Kusura bakmasınlar iyi araştırsınlar baksınlar. Kimin adı karışmışsa bu işe, TMSF’ye kim gitimişse; TMSF, cayır cayır hepsinin yakasına yapışmış ve hepsinden de bu tahsilatları yapıyordu. Biz göreve geldiğimiz zaman TMSF hazineye borçlanarak, personelinin maaşını ödüyordu. Böyle bir TMSF aldık. Beyler bunu iyi dinleyin, ekranları başında bizi dinleyen vatandaşlarıma sesleniyorum, aziz milletime sesleniyorum. TMSF personelinin maaşını ödeyemiyordu ve hazineye sürekli olarak borçlanıyordu. Ama şimdi bunlar geride kaldı. O borçlarını hazineye olan borçlarını şimdi TMSF ödemeye başladı. Bak nereden nereye, hepsi içinde.

Değerli kardeşlerim,


Yolsuzlukta ne yaptık? Yolsuzlukta da dikkat edin, en zenginle en fakir arasındaki makas kapanmaya başladı. Biz geldiğimiz zaman açılıyordu, şimdiyse kapanıyor ve bu süreç devam ediyor ve devam edecek. Bunun için de iddia ile söylüyorum. İkinci Büyük Olağan Kogremiz’den bütün Türkiye’ye sesleniyorum. Biz buralardan konuşmuyoruz. Diyorum ki bak geçen gün Türkiye’de çok yaygın olan bir marketler grubunun patronuna dedim ki, lütfen bana en çok satan 200 ürününüzün ortalama olarak dört sene önce asgari ücrette ne kadar bu ürünlerden alma şansı vardı ama şimdi asgari ücretle ne kadar alma şansı var, oran olarak artış nedir?


Değerli kardeşlerim, rakam geldi. Biz dedi ’Normalde 20 bin çeşit ürün satarız’ ve yüzde bir yani 200 ürünün ben hesabını yaptırdım ve artış ne biliyor musunuz değerli kardeşlerim, yüzde 43. Aslında bu Türkiye İstatistik Kurumu’nun yaptırıp bize gönderdiği raporlarda da var. Onda da biz bunu görüyoruz da bir de bizzat marketten bunu şöyle detay olarak alayım istedim, tatmin olayım istedim. Ben de bundan kısa bir süre önce mahallemizdeki marketlere uğradım onlardan da bu rakamları aldım. Görüyorum ki hepsinde yüzde 38’den tut, yüzde 23’lere varıncaya kadar artan bir oranda bir alım gücü var. Tablo bu. Şimdi diyorum ki sevgili vatandaşlarım eğer şu andaki asgari ücret biz göreve geldiğimizdeki asgari ücretle mukayese edildiğinde, hanım kardeşlerime özellikle sesleniyorum eğer daha az yumurta alıyorsanız, daha az süt alıyorsanız, daha az makarna alıyorsanız, daha az ekmek alıyorsanız, daha az şeker alıyorsanız AK PARTi’ye oy vermeyin. Ama daha fazla alıyorsanız o zaman heralde beraber yürüdük biz bu yollarda şarkısını bizimle beraber söylemeye devam etmelisiniz. Niye bunu söylüyorum çünkü daha ülkemizde, Türkiye’mizde çok yapacağımız işler var. Vatanımıza hizmet yolunda çok yapacağımız işler var onun için söylüyorum. Halkımızın cebine giren paranın bu kadar olmasına da eyvallah etmiyoruz.Kişibaşına milli gelir 2 bin 500 dolardı şimdi 5 bin 6 dolar. Bu geçen yılın sonu, bu yıl ne oluyor? Bu yıl şimdi 5 bin 500 doların üzerine çıkıyor. Bakınız milli gelir biz geldik 180 milyar dolardı. Bu yıl ne oluyor evet müjdeyi alacaksınız. kısa süre sonra. İnşallah 400 milyar doların üzerine çıkıyoruz. Nereden nereye.


Değerli kardeşlerim artık büyüyen bir Türkiye var. Küçülen bir Türkiye yok ve açık diyorum artık Türkiye’de bugün düne göre mukayese edildiğinde Allah aşkına her alanda beyaz eşyası, çamaşır makinası, buzdolabı hepsini alın, televizyonunu al, hepsini al, dünden daha yoksul muyuz değil miyiz? Bunun hesabını yap ve buna göre de notu ver diyorum.


Geçiyorum, nereye yasaklara geçiyorum. Yasaklar konusunda da artık Türkiye, demokratikleşme sürecinde hamdolsun bundan önceki dönemlerin yasaklar ülkesi Türkiye yok. Şimdi sağda solda göndemde bazı şeyler konuşuluyor. Yatıp kalkıp, bir 301’dir tutturulup gidiliyor, konuşuluyor. Biz bu noktada alnımız açık, göğsümüzü gere gere söylüyoruz. Kardeşim diyoruz, var mı bir teklifin gönder, biz değerlendirelim diyoruz. Çünkü biz bunu yaparken, Avrupa Birliği üyesi ülkelerle bunu konuştuk. Oralardaki uygulamaları gözden geçirdik. Bunların hepsine baktık ve bunlara baktıktan sonra bizimkini bu şekilde bir metin haline getirdik. Ha onlar ne diyor? Onlar Polonya milleti diyor, İtalyan milleti diyor, şu milleti diyor, bu milleti diyor. Biz ne diyoruz? Biz de Türklük diyoruz fark bu. Başka batılı diyor ki buraya şöyle bir madde ilave edelim, bakın bunları dinlemenizde fayda var, hep bunları anlatacaksınız. Eleştirel düşünce ile eğer bir yaklaşımda bulunuyorsa bunlar kapsam dışındadır diyor. Kaldı ki bu Avrupalıların teklifiydi bunu da ana muhalefet partisi ve partimizden milletvekili arkadaşlarımızın önergeleri ile aynen 301 ’e ilave ettik.yine istişare ile oldu. Bütün bunlardan sonra işte İstanbul’da sivil toplum örgütlerinin talebi üzerine onlarla bir araya geldik. Onlarla görüştük. Dedik ki bize teklif yapın. Bunun dışında daha farklı bir şey gönderiyorsanız, yapıyorsanız bunu da bize gönderin. Biz bunun üzerinde de çalışırız dedi. Niye, bizim derdimiz özgürlükler noktasında, yasaklar noktasında. Evet daha demokratik bir Türkiye’yi inşa edebilmektir hedefimiz bu.


Değerli kardeşlerim,


Zaman zaman ana muhalefet buralara takılıp kalıyor. Ana muhalefetin öyle çamur atmasına bakmayın. Biz onların devri iktidarını gördük. Türkiye, o günleri daha unutmadı. Şiir okuyanların hapislerde nasıl çürütüldüğünü iyi biliriz. Biz onlar unutmadık. Milletimizde onları gayet iyi bilir. Gayet iyi bildiği içindir ki onları elinin tersiyle zaten itiverdi. Bak ’Üç Y’ dedim.


Değerli kardeşlerim,


Dünya Şeffaflık Derneği’nin her yıl yayınladığı yolsuzluk endeksine bakın, nerelerden bugünlere geldiğimizi anlarsınız.


Değerli kardeşlerim Trükiye sürekli yükseliyor. 16 basamak yükseldik, olumlu istikamette. Türkiye bunları artık aşıyor. Milli gelirimize, alım gücü ramaklarına aynı şekilde Türkiye sürekli olarak yükseliyor. Ben burada şuna da bakıyorum, uçaklarımızdaki artan yolcu sayısına bakıyorum. Türk Hava Yolları’nda, özel sektörün uçaklarında adeta otobüs yolculuğu yapar gibi otobüs yolculuklar yapılıyor. Nereden nereye geldik. Artık benim vatandaşım artık uçaklara binebiliyor. Biraz zorladığı zaman şartlarını, hemen uçakla yolculuk yapabiliyor. Buralara geldik. Kusura bakmayın, yoksul bir millet bunu yakalayabilir miydi? Ben bunu geneli için söylemiyorum ama oran yükseliyor, bunu anlatmak istiyorum. İnşallah daya iyi olacak.


Değerli kardeşlerim,


Tabi bu tırmanış her alanda böyle devam ederken, Türkiye bir tarihi süreçten geçiyor. Açık söylüyorum eğer bu imkan ve fırsatları değerlendirebilirsek, evel Allah çok daha iyi bir noktaya geleceğiz. Zira biz başka milletlere benzemeyiz. Biz tarihte derinliği olan bir milletiz. Onun için bölge meselelerine küresel ölçekte tarihsel olarak bakarak, nasıl bir aktör olduğumuzu hep beraber görürüz. Onun için bizi aydınlık ve farklı bir gelecek bekliyor.


Büyük bir sıçramanın eşiğindeyiz.


Değerli kardeşlerim,


Bugün dünya siyasetinin oyun sahnesi bizim bölgemizdir. Ortadoğu’dur, komşumuz Irak’tır, komşumuz İran’dır. Hep bu konuşuluyor. Ama bu mahallede oynanan bir iktidar oyunu var. Işte bu iktidar oyununun aktif bir aktörüyüz biz. Bunu iyi görmek gerekiyor, aktif bir aktörü. Başka milletlere de biz benzemeyiz, bunu tarihe şöyle tarihe bakarak değerlendirdiğimiz zaman nereden nereye geldiğimiz görürüz.


Büyük bir memnuniyetle görüyoruz ki, 83 yıllık Cumhuriyet rejimimiz milletimizle kucaklaşmıştır; milletimiz de demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyet devletini özümsemiştir.


Bu değerleri özümseyen milletimiz aynı istikamette yoluna emin adımlarla yürümektedir.


Cumhuriyetimizin modernleşme projesinin bana göre en büyük başarısı değerli kardeşlerim, Atatürk’ün ifade ettiği, aziz milletimizin her bir ferdini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı temelinde birleştirmeyi başarmıştır. AK PARTi de bunu başarmanın gayreti içerisindedir. Hedefimiz budur.


Onun için de Atatürk’ün ilkeleri üzerinden siyaset yapmayı biz çirkin buluyoruz. Bu diyoruz üzerinden siyaset yapılmaz. Bu uygulanır. Işte AK PARTi iktidarı bunu başarmıştır. Cumhuriyet değerlerimizi her türlü gündelik siyasi tartışmanın üzerinde tutarak, ayrıştırıcı değil birleştirici, milletimizin bütün fertlerini kucaklayan bir mutabakat zemini haline getirmeliyiz.


Bazı yerlerde şu tür böyle bağrışma çağrışmalarla karşılaşıyoruz. Türkiye laiktir, laik kalacak. Bunu kime söylüyorlar, bu işin kavgasını mücadelesini verenlere söylüyorsunuz. Veyahut söylemenin ne anlamı var? Dedik ya bu iş zaten yaşanır. Bunun dışında birşeyler yapanlar mı var da siz bunu söylüyorsunuz. Neden, ilgili ilgisiz, her yerde adeta futbol maçı seyredercesine maçlardaki sloganlar gibi bunu bağırıp çağıranlar var. Bunlar hoş şeyler değil, bunları bir defa bir siyaset pirimi olarak kullanmak gibi bir yanlışın içerisine düşmeyelim. Hele hele siyasei partiler bunun üzerinden rant bekliyorsa aldanıyor. Eğer yapabiliyorsan şunu yap, Türkiye demokratik laik, sosyal bir hukuk devletidir. Dört tane özelliği var. Türkiye demokratiktir, Türkiye laiktir, Türkiye bir hukuk devletidir, Türkiye bir sosyal devlettir, bunu başaracaksın. Bunun bir tanesi eksik kalırsa, evet Türkiye Cumhuriyeti devlet olma yolunda eksiktir. Dolayısıyla dördünün de mükemmel olması lazım ki bu inşa etmekte olduğumuz güçlü Türkiye Cumhuriyeti o zaman eksiksiz ve güçlü olarak dünya sahnesindeki yerini alsın. Bunu başarmak zorundayız.


Cumhuriyetimizi daha yükseklere taşıyacak olan birlik ve beraberliğimizi, toplumsal barışımızı ancak bu şekilde güçlendirebiliriz.


Son 4 yılda siyasi ve ekonomik istikrara kavuşan Türkiye’nin şimdi yapması gereken sosyal istikrar zeminini sağlamlaştırmaktır.


Bunun için önümüzdeki dönemi Türkiye’nin uzun yıllardır ihtiyaç duyduğu bunun altını çiziyorum, lütfen dikkat edin bir ’sosyal restorasyon’ süreci olarak görüyorum ve buna çok önem veriyorum.


2007 bütçemizde ağırlık verdiğimiz sosyo-ekonomik uygulamalar buna yöneliktir.


Kültür ve eğitim programlarımız, bu istikamette devam etmektedir.


Türkiye, dil, din, ırk, bölge, düşünce ve cinsiyeti ayırt edilmeksizin bütün vatandaşlarıyla barışık bir toplum olmalıdır. Bunu böyle bileceğiz.


Uzun yıllardır mücadele ettiğimiz bölücü terörün zeminini kurutacak olan da budur.


Milletimizin devletiyle olan vatandaşlık bağlarını güçlendirmenin, güven ve sadakat ilişkisini sağlamlaştırmanın yolu da buradan geçmektedir.


Unutmayalım ki, birlik ve bütünlüğümüzün güvencesi, devlet-millet kucaklaşmasıdır.


Devletimiz, hiçbir ayrıma gitmeksizin vatandaşlarımızı kucaklayacak, şüphe duvarları aradan kalkacak, vatandaşlarımız da devletimize güvenecektir.


Türkiye aydınlık bir yoldadır.


Birlik ve bütünlüğümüze yönelik tehditler bugün yok mu?


Elbette var.


Elbette devletimiz, hukuk içinde kalarak vatanımızı, milletimizi, bayrağımızı müdafaa edecektir; Cumhuriyetimizin temel niteliklerini koruyacaktır.


Bölücü terörle de, aşırı uçlarla da sonuna kadar mücadele edecektir.


Bunun için gerekli imkan ve kabiliyetlere de sahiptir.


Bu yola çıkarken dedik ki, hukuk devletinde karanlık odalar olmayacaktır.


Bu yanlışlar geçmişte yeterince yapıldı.


Herkes bu yanlışlardan nasibini yeterince aldı.


Aşırı uçlar doğdu, küskünler doğdu, ya sev ya terk et diyenler oldu, devletin, yani milletin malını keyfince taraftarlarına verenler oldu.


Ama Türkiye artık oralardan çok uzaklaşmıştır.


İktidarımız döneminde, gelir adaletini sağlamak, bölgeler arası sosyo-ekonomik farklılıkları ortadan kaldırmak, fırsat eşitliğini tesis etmek için elden gelen bütün imkanları seferber etmiş bulunuyoruz.


Değerli kardeşlerim,


Bakınız yola çıkarken, bir şey daha söyledik, hatırlayın. Bizim üç tane kırmızı çizgimiz var dedik. Hatırlıyor musunuz, neydi?


Bir; biz etnik milliyetçiliğe karşıyız dedik. Biri bu, hatırladınız mı?


İki; bölgesel miliyetçiliğe karşıyız dedik. Hatırladınız mı?


Üç; dinsel milliyetçiliğe de karşıyız dedik. Hatırladınız mı bunları?


Şimdi ben buradan her yere sesleniyorum. Sadece ülkeme değil, Avrupa’ya da sesleniyorum. Çünkü biz oralarda da bunu arıyoruz. Etnik milliyetçilik, bunlar zenginliktir bizim için etnik unsunlar. Ama bu zenginliği teke indirme suretiyle eğer bir etnik milliyetçiliğe dönüştürürsek o zaman sen de fakir fukara arasında kalırsın ve o ülkenin huzurunu yok edersin. Onun için biz ne diyoruz? Işte az önce söyledim. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığında ne yaptık biz bütünleştik ve bununla aydınlık yarınlara yürüyoruz. 30’u aşkın etnik unsur var ülkemizde. Bunlar bizi rahatsız etmeyecek. Tam aksine bizi bunlar sevindirecek. Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Gürcüsüyle, Abazasıyla, Boşnağıyla hepsi bizim için bir zenginlik, bunlar bizim kardeşlerimiz, bunlar bizim vatandaşımız. Bunların hiçbirini dışlama hakkına sahip değiliz. Ama hepsini de birbirine bağlayan bağ, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı. Bundan da kimse üzülmeyecek, gocunmayacak. Anayasamızda bu kendini şu şekilde ’Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan Türk’tür’ ifadesi ile bir anayasal kimlik ifade edilmiş. Bundan da kimsenin gocunmasına gerek yok. Bunu da bir anayasal kimlik olarak ne yapacaksın, bunu da kabul edeceksin. Öbürü senin etnik kimliğindir, onu da göğsünü gere gere ne yaparsın? Söyleyebilirsin. Ama bir etnik unsur bir diğer etnik unsura üstün değildir. Bunu da böyle bilesiniz.


Değerli kardeşlerim,


İkincisi bölgesel milliyetçiliğe karşıyız dedik, nedir o? Yıllar yılı ülkemizde malesef bazı bölgelerimizin alt yapı, üst yapı yatırımları yapılırken ama bazı bölgelerimiz de ne yazık ki ihmal edildi. Edildi mi? Soruyorum edildi mi? Evet ve bizler de şimdi ne yaptık Türkiye Cumhuriyeti’nin 58 ve 59. hükümetleri olarak işte bunu balanse etmeye başladık. Ve şimdi dengeleri kuruyoruz. Onun için de yoğun bir şekilde geri kalmış olan bölgelerimizi ayağa kaldırıyoruz. Bir çok alanda eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette, ulaşımda, toplu konutta, enerjide aklınıza ne gelirse; Devlet Su İşleri olarak su yatırımlarında ve en son biliyorsunuz bu yıl KÖYDES’e başladık. Geçen yılın ortalarında başladık. KÖYDES Projesi yani köye hizmet götürme. Birlikler ile yol ve su, iki amacı var; bunu götürüyoruz. Şimdi 2007 bütçesine yeni bir ilave yaptık, nedir o, KÖYDES’le beraber baktık ki beldeler geri kalıyor, şimdi bir proje daha, BELDES. Beldelerde de bunu gidermek için bir adım attık. Derdimiz bu bölgeler arasındaki dengesizliği ortadan kaldırmak, bunu da yapıyoruz. Hızla bu süreç devam ediyor.


Değerli kardeşlerim,


Unutmayalım, bunları halledeceğiz ve geliyorum üçüncüsüne. O da dinsel milliyetçilik. Farklı dinlere mensub olan vatandaşlarımız olabilir az da olsa veya farklı mezheplere mensup olanlar olabilir. Biz Türkiye Cmuhuriyeti hükümeti olarak bunlar arasında asla bir ayrıma gidemeyiz. Hepsinin inancını yaşaması noktasında güvencesi hükümet olarak biziz. Bu noktada biz rahatız, halkımız da rahat olsun diyoruz. Çünkü birliğimiz için, beraberliğimiz için, dirliğimiz için buna ihtiyaç var. El ele, omuz omuza bunları da gerçekleştireceğiz.


Değerli kardeşlerim,


İnanıyorum ki, üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir güçlük yoktur. Kendimize güveniyoruz ve bunları aşacağız.


Değerli kardeşlerim,


Bütün bunlarla beraber bir adım daha atıyoruz. Şunu unutmayalım bu güne kadar dış politikada içine kapanık bir Türkiye vardı. Ama artık Türkiye içine kapanık politikalar üreten bir ülke değil, tamamiyla dışa açık politikalar üreten bir ülke.


Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesi doğrultusunda bölgemizde ve dünyamızda barışın korunmasında aktif rol oynuyoruz.


Artık düşman üreten değil, dost üreten bir Türkiye var.


Onun için, evlatlarımız bugün Kıbrıs’ta, Bosna-Hersek’te, Kosova’da, Afganistan’da, Lübnan’da, Kafkaslar’dan Afrika’ya uzanan bir coğrafyada insani değerlerimizi temsil etmek ve çıkarlarımızı korumak için görev yapıyor.


Hiç kimse yanlış bir vehme kapılmasın; sadece sınırlarımızın güvenliğini sağlayarak, kendimizi dünyanın geri kalanından izole ederek çıkarlarımızı korumamız mümkün değildir.


Dünya, artık o eski dünya olmaktan çıkmıştır.


Karşılıklı bağımlılık çağında yaşıyoruz.


Biz birşeyler veriyoruz, ama biz birşeyler alıyoruz.


Coğrafi mesafeler ne olursa olsun hiçbir ülkenin menfaatleri, diğerlerinden ayrı düşünülemez.


Türkiye, bu sebeple,


Dünyaya açık bir toplum, dünyaya açık bir ekonomi ve değerli kardeşlerim bunu başardığımız için de sürekli grafik olumlu bir şekilde gelişiyor.


Bizim Türkiye için gelecek vizyonumuz bu anlayış etrafında şekillenmeye devam ediyor.


Cumhuriyetimizin çağdaşlaşma felsefesi bütün icapları ile medeni milletler camiasının itibarlı bir üyesi olmayı hedefledik. Bu da devam ediyor.


Değerli kardeşlerim,


Burada bir şeyin üzerinde yine ısrarla duracağım. Avrupa Birliği süreci, lütfen bunu da iyi takip edelim.


Bakınız Türkiye’de Avrupa Birliği süreci yeni başlamadı. AK PARTi iktidarı ile başlamadı. Bu süreç evet 1959’da fiilen, 1963’te yasal olarak başladı. O günden bu güne 43 yıl geçti. Yaklaşık 39 yıl geçtikten sonra biz bu işin aktörü olduk ve biz göreve geldikten sonra iş daha da ciddi bir şekilde ele alındı.


İşte 17 Aralık böyle gelişti.


3 Ekim böyle gelişti.


Değeril kardeşlerim,


Öyle bir noktaya geldik ki şimdi Türkiye tarama sürecini bitirdi.


Müzakerelerde birinci faslı açıp kapadık ve devam ediyoruz.


Bunlar hızla devam ediyor. Tabi burada bir çok şeyler konuşuluyor. Acaba rehavet mi var? Türkiye, bu işi acaba farklı mı ele alıyor?


Hepsi yalan, yalan, yalan.


Biz tuttuğumuz bir işi sıkı tutarız ve bu ülkenin evlatlarına yakışır şekilde tutarız, başka türlü değil, böyle tuttuk, böyle yola koyulduk.


Şunu da söyleyeyim, ancak az önce KKTC Başbakanı ve Başbakan Yardımcıları da ifade ettiler, bizden birileri kalkıpta eğer piyasada rüşvet olur bunu biliriz ama köşeye sıkıştırmak suretiyle rüşvet telakki ediyor, istiyorlarsa kusura bakmayın. Türkiye’nin öyle verilecek rüşveti veya komisyonu yoktur, bunu iyi bilmeleri lazım. Zira biz 1974’ü unutmayız. Biz ondan öncesini de unutmayız. Bunların hepsini gayet iyi biliriz. Dolayısıyla bizimle masaya oturanlar gerçekten oturdukları zaman sözlerinde duracak şekilde otursunlar.


Biz, İsviçre’de Burgeyşton’da oturduk masaya ve orada beraberce imzaları attık. BM Genel Sekreteri Annan’ın riyasetinde attık.


Garantör ülke Yunanistan Başbakanı Karamanlis vardı.


Güney Kıbrıs Papadopulos vardı. Evet aynı şekilde ben, Dışişleri Bakanım Abdullah Bey ve KKTC Başbakanı Sayın Mehmet Ali Talat ve ortağı Sayın Denktaş da vardı.


Oturduk konuştuk, imzalar atıldı.


Biz orada aslında baldıran zehirini de içtik.


Buna rağmen evet dedik, ama onlar 24 Nisan’da halkına hayır dedirtti.


KKTC evet dedi.


Neden söz vermişti, sözünün gereğini yerine getirdi ama onlar yerine getiremedi.


Şimdi bizden birileri gelip de afedersiniz yani burada şunu vereceksiniz, bunu vereceksiniz diyorlarsa kusura bakmasınlar, önce Kuzey Kıbrıs’a uygulanan şu izolasyonların ortadan kalkması gerekir ki o zaman biz limanları ve hava alanlarını açalım. Bunun dışında hayır, bunun böyle bilinmesi gerekir.


Bir şey daha söylüyorum iç politikada bunu politika malzemesi yapmaya gayret edenler var. Ana muhalefetiyle, parlamento içi veya dışı muhalefet veyahut destek kıtaları almak suretiyle burada bir pazar oluşturmaya çalışanlar da var. Millet olarak şunu iyi bilelim ki bu oyuna gelmeyiz.


Biz Kuzey Kıbrıs’ımıza geldiğimizden bu yana hiçbir dönemde kazandırılmayan itibarı kazandırdık.


Neyi mi kazandırdık? Söyleyeyim sizlere.


Bakınız, Kuzey Kıbrıs’ta biz gelene kadar Sayın Talat’ın başbakan olduğu dönem dahil, o dönemden itibaren alalım. Bu güne kadar bir devletin cumhurbaşkanı veya başbakanı resmi davetli olarak Kuzey Kıbrıs’a davet çıkarmamıştır. Ilk defa Sayın Talat Pakistan’a Cumhurbaşkanı Müşerref’in resmi davetlisi olarak gitti.


Bu ilk adım.


Niye bu güne kadar olmadı, bak şimdi oldu.


Amerika’ya davet edildi, Dışişleri davetlisi olarak sayın bakanla gittiler, görüştüler.


Rusya aynı şekilde,


Almanya Dışişleri aynı şekilde,


Hollanda aynı şekilde,


Bunların hepsi resmi davetli olarak gerçekleşti.


Hala bunlar ardı arkası kesilmeden devam ediyor.


Hiçbir dönemde yapılmayan yatırımlar şurada 2-3 sene içerisinde yapıldı. Turizm noktasında ciddi bir patlama söz konusu,


Beş yıldızlı oteller ardı arkasına inşa ediliyor şu anda.


Bu güne kadar niye yapılmadı?


Alt yapı üst yapı noktasında Kuzey Kıbrıs değişiyor ve biz 5 bin 500 dolar kişi başına milli gelirdeyken, Kuzey Kıbrıs 10 bin dolara ulaştı.


Bu dönemde oldu bunlar.


Şimdi kalkıpta hangi yüzle Kuzey Kıbrıs peşkeş çekildi, Kuzey Kıbrıs şöyle oldu böyle oldudiyorsunuz, hangi yüzle?


Bize çıkın da bunun aykırı olan bir yanını söyleyin.


Bize bir belge gösterin, ne olmuş da Kuzey Kıbrıs’ta biz kayba uğramışız.


Bir tane gösteremezler, biz bu kadar rahatız .


Bu kadar yere sağlam basarak yolumuza devam ediyoruz.


Türkiye bizim için ne ise Kuzey Kıbrıs’ta bizim için odur, bunu böyle bilin.


Değerli kardeşlerim,


Tabi ki Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde biz Avrupa Birliği’ni hep menfaatler değil, ilke ve idealler birliği olarak gördük ve böyle de olmalıdır. Ülkelerin küçük hesapları veya iç siyasi tartışmaları Avrupa’nın genel menfaatlerini zedeler hale gelmemelidir. Tıpkı Fransa’da olduğu gibi.


Yani biz içeriye mesaj vereceğiz diye kimse kalkıpta Türkiye’ye olumsuz mesajlar vermesin.


Dürüstlük neyi gerektiriyorsa biz bu mesajları bekliyoruz.


Bu konuda da kararlı adımlarla yolumuza devam ediyoruz.


Şunu bilmemiz lazım, Avrupa Birliği’nin de bunu bilmesi lazım, Türkiye Avrupa Birliği’nin Asya, Ortadoğu ve İslam Dünyası’na açılan kapısı olacaktır. Türkiye’nin üyelği Avrupa’nın, Avrupa Birliği’nin bir küresel aktörü olma imkanı sunacaktır.


Türkiye, bundan sonra da ortak insani değerlerin savunucusu olmaya devam edecektir.


Değerli kardeşlerim,


Bakınız, bu akşam biz İstanbul’a döneceğiz. Zira yarın ve pazartesi günü İstanbulumuz’da medeniyetler ittifakı için son final zirvesini yapacağız.


Bu zirve toplantısında, İspanya Başbakanı Sayın Zapatero ve BM Genel Sekreteri Sayın Annan geliyor ve orada birlikte toplanacak artık son zirve açıklamasını yapacağız.


Bunları şey yapmak istiyoruz, nedir o? Medeniyetler çatışması olmasın, medeniyetler ittifakı olsun.


Medeniyetler arasında şu son gördüğümüz çatışmalar insanlığı yaralıyor.


İşte son Filistin’de olan hadiseyi dünyada kim acaba tasvip edebilir?


İsrail’in orada takındığı tavra kim evet diyebilir, zerre kadar insan olarak.


Eğer sorumluluk taşıyorsak, mesuliyetimiz varsa orada o kadınlara o çocuklara, o yavrulara, o bombaları atmak kusura bakmasınlar insanlıktan nasibini alanların yapcağı iş değildir. Bunu bu kadar açık söylemek zorundayım.


Çünkü bizim bu noktada gönlümüz yaralı. Hangi dinden olursa olsun hangi ırktan olursa olsun bu olay kenara köşeye sığdırılacak bir olay değil.


Eğer barışla ilgili bir derdimiz varsa, Türkiye olarak biz buna hazırız dedik. Bakanımız kaç kez dolaştı, dolaştık, telefonlarla görüşmelerimiz oldu ama ne yazık ki hala bu işlere sıcak bakılmıyor.


-Güç bende öyleyse herşeyi yaparım- işte bu iş değil.


Bu terörü teşvik eder, barışı değil. Ondan sonra ben barış istiyorum diyemezsin. Kimseyi de inandıramazsın ve Türkiye olarak biz de bu konuda ister istemez doğruları açıklamak, söylemek zorundayız.


Dini ve kültürel farklılıklarımızın çatışma unsuru olarak sunulmasına biz karşı çıktık. İşte medeniyetlerin ortak değerler etrafında buluşabilmesini bunu için ısrarla söylüyoruz.


Yarınki toplantının bunun için çok büyük önemi var. Avrupa Birliği üyeliğimizde medeniyetlerin buluşma zemini olarak insanlığa güçlü bir mesaj verecek küresel barışa çok değerli bir katkı sağlayacaktır diye biz bu ittifakın içinde yer aldık.


Türkiye, bu dönemde bölgesel ihtilaflara yönelik çözüm çabalarında aktif bir rol oynadı. Karşıdakilerden de biz bunu bekliyoruz.


Bölgesel, küresel gerilimlerin temel kaynaklarından biri olan Filistin-İsrail ihtilafının mutlaka kalıcı ve adil bir çözüme kavuşturulması gerekmektedir.


Temenni ediyorum ki bu yapacağımız zirve bunlardan bir tanesi olur.


Değerli kardeşlerim,


Tabi ki bu çalışmalarımız hızla devam ederken, bir şeyi daha burada yine söylemeden geçemeyeceğim. O da şu, bu süreç içerisinde Irak komşumuz ve Irak’ta gerçekten gelişmeler olumsuz. Ortalama bu yılın rakamı çok enterasan. Günde ortalama 60 ölüm var.


Nereye gidiyoruz? Hani çözecektik, hani buraya barış için gelinmişti? Nerede?


Şu ana kadar Amerika’nın 27 bin yaralısı var, yaklaşık 30 bin kaybı var 30 bin.


Ama bu arada bizim de 100’ü aşkın 150’ye yakın malesef Irak’ta kaybımız var.


Bizimkiler savaşa gitmedi, bizimkiler lojistik yardım götürüyorlardı. Ve bunu götürürken hangi gruptan nerden olursa olsun bu vatandaşlarımız orada öldürüldüler.


Değerli kardeşlerim,


koalisyon güçleri içerisinde aynı rakamda kayıp yok, Türkiye’nin böyle bir kaybı var. Biz bu konuda Amerika’yı defaetle uyardık. Kendilerine bu gidişin doğru olmadığnı söyledik. Sayın başkana da söyledik, aynı şekilde dışişleri bakanına da söyledik. Ne yazık ki söylediklerimiz düzeldi, düzelecek, yaptık, yapıyoruz, hep söylendi. Şimdi en son, bölücü terör örgütüne yönelik olarak da özel temsilcilerimizi belirledik. Temenni ederim ki kısa sürede bu konuda netice alırız. Netice almak zorundayız. Öyle uzun süreli bir oyalamaya pek tahammülümüz de yok, buna da çünkü tahammül edemeyiz.


Değerli kardeşlerim,


Bir şeyi özellikle buradan bir kez daha ilan ediyorum; milletimizin taleplerinden, vicdanından çıkan AK PARTi, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da toplumsal merkeze yaslanarak siyasetini üretecek, geçmişten ders alarak hiçbir uca savrulmayacaktır. Biz uçların partisi değiliz, biz merkezin partisiyiz.


Şimdi sizlere şunu tekraren söylüyorum.


AK PARTi’nin ortaya koyduğu yeni siyaset modeli halkın temel değerlerini, Cumhuriyetimizin kazanımlarını çatışma konusu değil uzlaşma zemini olarak ele alan bir siyasettir.


AK PARTi uçlar ve aşırılıklar yerine orta yolu önermektedir.


AK PARTi muhafazakar Demokrat siyasal kimlik ile Türkiye’de siyasetin normalleşmesine ve gerçekçi, ahlaki bir zemine oturarak kalite kazanmasına katkıda bulunma iddiasındadır.


AK PARTi muhafazakarlığı her türlü, lütfen bunu iyi bilelim; köktenciliği, aşırılığı, radikalizmi, dine dayalı veya din eksenli bir parti değil, insan eksenli bir parti ve toplum mühendisliğini reddeden, orta yol, uzlaşma ve itidali esas alan bir partidir.


AK PARTi kimlik siyaseti yerine kimlikli siyaseti tercih eder. Biz bu yola böyle koyulduk, yolumuza da böyle devam edeceğiz.


Hareketinin merkezine az önce söylediğim gibi hiç bir ayrımcılığı almaz ve almamakta da kararlıyız. Ve asla insanları severken, insanlara yaklaşırken, Yunus’un diliyle yaklaşmayı kendisine prensip edinmiştir. Nedir o? “Yaradılanı severiz, Yaradından ötürü” anlayışıyla insanlara yaklaşırız.


Şimdi buradan, 1803 belediyede yönetimde olan belediye başkanlarımıza da seslenmek istiyorum:


Belediyelerimizde dinamik ve vizyon sahibi yenilikçi bir anlayışı kurumsallaştırarak yerel kalkınmayı sağlamak zorundayız.


AK PARTi özellikle belediyeciliği klasik belediyecilik olarak görmemelidir. Modern, her gün güncelleşen bir belediyecilik olarak görmelidir. Tüm belediye başkanlarım sık sık biraraya gelmek suretiyle hem dayanışma içinde olmak hem de dünyadaki gelişmeleri takip ederek, onu ilimze, ilçemize, beldemize transfer etmek suretiyle belediyecilikte halkımıza bu güncelleşmeyi yaşatmalıyız.


Kamu yönetiminde belirlediğimiz üç ayak var. Nedir onlar? Demokratikleşmedir, sivilleşmedir, yerelleşmedir. Işte bunun aktörleri sizlersiniz. Ve bunu başaracaksınız ben buna inanıyorum. önemli bir ayağını sizler oluşturuyorsunuz.


Belediyelerimizde dürüstlük ve şeffaflığın kurumsallaşması, temsil ve katılımın en ideal şekilde sağlanması, şehri ve şehir halkını topyekün nazara alacak bir vizyonun geliştirilmesi esas alınmalıdır.


Değerli kardeşlerim,


Açık, net söylüyorum. Tüyü bitmemiş yetimin hakkı sizde. Bunu kılı kırk yararak tasarruf etmelisiniz. Ve bunu tasarruf etmek yeterli değil. Halkımızın gönlüne girmeli. Halkımızı da gönlünüzdeki o özel yere yerleştirmelisiniz. Bunu başarmak zorundayız.


AK PARTi, Geçici bir rüzgarın, dönemsel bir yönelişin, tesadüflerin eseri değil, kökleri milletin vicdanında olan ve uzun yıllar içinde milletin ruh kökünde mayalanan bir temel arayışın partisidir. Bunu böyle bileceğiz.


AK PARTi’nin oturduğu bu adreste sorabilirsiniz ev sahibi kim. Evsahibi milletin ta kendisidir.


Allah’a şükürler olsun ki AK PARTi şu anda evsahibi Türk milleti olan bu adreste oturuyor. Ve burada hizmet üretmeye çalışıyor.


Ülkemizin gücü ve itibariyle birlikte büyüyoruz, gelişiyoruz. Daha da büyüyecek ve gelişeceğiz. Ama millete rağmen değil milletle birlikte büyüyeceğiz, özelliğimiz bu.


Değerli kardeşlerim, demokrasinin ve hukukun süratle derinleşmesinde, ekonominin istikrarla büyümesinde, ülkemizin itibarının dünya çapında yükselmesinde pay sahibi olan her AK PARTi’li hayatının son nefesine kadar ülkesine hizmet etmenin inşallah bahtiyarlığını yaşayacaktır. Başkaları ihtilaf alanlarında var olmaya çalışsın, biz böyle düşünmeyeceğiz. Bu noktaya çok vurgu yapıyorum, toplumun gücünü kırmak, güven ve istikrar tablosunu zedelemek isteyenlerin provakasyonlarıyla karşılaşabiliriz.


Hepimiz müteyakkız olmalıyız.


Biz hiçbir provokasyona gelmedik, bundan sonra da gelmeyeceğiz.


Değerli kardeşlerim;


Artık yeni bir sürece giriyoruz. Önümüzde 1 yıl var. Bu 1 yılın içinde bir cumhurbaşkanlığı seçimi var. Arkasından genel seçimler var. Sevgili kardeşlerim duramayız. Yan gelip yatamayız, çok çalışacağız. Siz belki zannediyorsunuz ki halkımız her şeyi biliyor. Hayır. Şu yapılanların inanıyorum ki büyük bir çoğunluğunu inanın halkımız bilmiyor. Bunu halkımıza kim anlatacak? İşte siz anlatacaksınız. Örgüt, iliyle, ilçesiyle, beldesiyle, mahalle yönetimleriyle, sandık yöneticileriyle siz anlatacaksınız. Siz. Peki ne yaptık? Neyi anlatacağız? Bakınız kardeşlerim neyi anlatacağız? Şimdi milli gelir 4 yılda 2 kat yükseldi. Hatta arttı, anlatacağız. Enflasyon 3 haneli rakamlardaydı. Öyle mi? 70’lerdeydi. Göreve geldik 30’un üzerindeydi. Ama tek haneli rakamlara düştü. 35 yıl, 38 yıl öncenin rakamına geri döndürdük. Bu iktidar bu işi yaptı. Bunu anlatacağız. Bunu anlatmazsak sorumluluk içerisindeyiz. halkımızn bunu bilmesi lazım. Ama bunu her zaman söylüyoruz; gene söyleyeceksin. Gene söyleyeceksin. Zira mermere su aynı noktaya damlarsa orayı deler. Ama dağınık olursa netice alamazsınız. Bunu başarmak zorundayız, sürekli anlatacağız. Ve nereye gidersek gidelim anlatacağız. Çevremizdekiler ama aynı şey diyebilir. Anlatmaya devam. Farklı anlat ama aynı şeyi anlat. Altı sıfırı attık, öyle mi? Şu matematikteki bir var ya bir, sıfırlardan neler çekti. Altı tane sıfır. Devamlı yüklediler onun üzerine, yüklediler, yüklediler, dara girdiler mi sıfır dara girdiler mi sıfır. Hep bunların çilesini o bir çekti. O birin arkasında da biz gizliydik, insan. Onun çilesini de biz çektik. Ve değerli kardeşlerim bu paralar bizim cebimizden hep alındı. Ama kibarca aldılar. Çünkü iktidara gelenler, o zamanlar maalesef kusura bakmasınlar, modern hırsızlık uygulaması yaptılar. Ve bununla cebimizdeki paralar eritildi. Rakamlar bize büyük geliyordu ama alım gücü yoktu. Ne oldu şimdi 6 sıfır atıldı. Bazıları bize akıl vermeye kalktı, dediler ki 6 sıfır atarsanız enflasyon patlar dediler. 6 sıfırı attık tam aksine patlamadı. Ya? Enflasyon çatladı ve tek haneli rakama düştü. O da ayrı. Değerli kardeşlerim Bunda 2000-2001 yıllarının o ekonomik krizleri var. Hep bunlar aşıldı ve bizler bunlarla da kalmadık, Cumhuriyet tarihinin rekorlarını üst üste kırmaya da devam ettik. Sofradaki ekmek hamdolsun dönemimizde artmaya başladı. Bundan da tabi mutluluk duyduk, memnuniyet duyduk. Artık o eski dönemin markası enflasyon olan ekmeği bizim sofralarımızda yoktur. O artık gitti, ekmek aslına rücu etti. Ve bereketli bir şekilde soframıza gelmeye başladı. Biz bunu gördük. Artık milletim ümitleri bile hamdolsun artmaya başladı. Milletimiz rahat, şu anda geleceğe çok farklı bakıyor. Ve inşallah tek haneli rakamlarla enflasyonla yolumuza devam ediyoruz. 5500 dolar kişi başına milli gelir ama alım gücü insanımızın nereye çıktı biliyormusunuz? 9 bin dolar, hamdolsun alım gücü, satın alma gücü yakaladık. Şimdi buraya geldik. Ve bunu da geleceğe farklı bir şekilde taşıyoruz, taşıyacağız. Ve değerli kardeşlerim orta uzun vadede hedeflerimizi mutlaka tutturacak ve büyümedeki gelişmelerle beraber bu da büyüyecektir. Hiç unutmayın çok küçülmüştük, yoksullaşmıştık. Ama şimdi artık o yoksul, küçülen Türkiye yok. Dünya ekonomisi içinde ilk 20 arasında yerini alan bir Türkiye var. Aksini söylesinler, var mı? yok. Artık orada Türkiye yerini almış durumda. Ve 2003 yılında ekonomimiz yüzde 5.6 oranında büyüdü.


2004’te rekor kırdık dünya rekoru, 9,9 oranında büyüdük


2005’te hedefi yine aştık: 7,6.


2006’da da ekonomimiz büyümeye hamdolsun devam ediyor. Burada da gayet iyi bir oranı yine yakalayacağız. Ve artık kendine güvenen, yere sağlam basan bir Türkiye var. Ve değerli kardeşlerim bu kendine güvenen, istikrarlı büyümesine devam eden Türkiye artık neyi konuşuyor biliyor musunuz? Şimdi birileri geçenlerde bizimle konuşuyor. Dediler ki efendim -İyi güzel enflasyonu düşürdünüz, büyümeyi yükselttiniz ama bunlar millete yansımıyor ki… işte az önce ben bunu anlattım. Hanım kardeşlerim bunu iyi bilir. Mutfaktaki temel gıda maddelerine bakın, bunun vatandaşa nasıl yansıdığını orada çok açık, net göreceksiniz. Ama bunların mutfakla ilgisi, alakası yok ki. Mutfakta ne oluyor ne bitiyor haberleri yok ki. Bunu bir sorsalar onu da görecekler. Yani kardeşlerim bakın 4 yıl geçti. Elektriğe zam yapmadık, yapmamakta direndik. Ama şimdi artık belli bir noktaya geldik. Ve bu direnç 4 yıl devam etti, niçin? İstedik ki vatandaşımıza biraz yardımcı olalım. Ama artık belli bir sıkıntı, zira elektriği sadece hidroelektrik santrallerden karşılamıyoruz. Sadece termik santrallerden karşılamıyoruz. Sadece yenilenebilir enerjilerden karşılamıyoruz. Bir de maalesef maliyeti çok yüksek olan doğalgaz çevrim santrallerinden karşılıyoruz. İster istemez tabi ki bu bize bir yük getirdi. Ve burada bunu ülkemiz milletiyle paylaşmak durumunda artık kalacak.


Ve değerli kardeşlerim gene bana bir takıldılar geçen gün. Dediler ki ekmek, simit, çay dediler. Ben de hemen dedim akşam şunun bir hesabını yapalım. 2002 yılında, bir asgari ücret ile 187 kilogram ekmek alınıyordu.

Şimdi 2006’nın, 9 ayın ortalamasını veriyorum. Bugün dkkat edin rakamları isterseniz kaydedin. Veya eve gidince siz de bir hesap yapın. Şimdi kaç kilo ekmek alıyor biliyor musunuz? 334 kilo ekmek alınıyor, 334.


Alım gücü, yüzde 79 oranında artmış.


2002 yılında asgari ücretle 126 kilo şeker alınıyordu .


Bugün tam 211 kilo şeker alınabiliyor.


Artış yüzde 67.


Bu örnekler şüphesiz bütün göstergeler için az veya çok böyle. Daha yukarısı var şekerin, ki şeker bizde en asgari olanlarıdır bunu da söyleyeyim size.


Memur maaşları, işçi maaşları, emekli aylıkları, burs, kredi, özürlü aylıkları, muhtar aylıkları, 65 yaş aylığı…


Hepsi bizim dönemimizde bir ayarlama yapmak suretiyle hep artırıldı.


Elbette biz bunları yeterli görmüyoruz.


İnanıyorum ki, bu gelişme hızıyla yükseldikçe, gittikçe daha da fazlasıyla artıracağız. Ama ayağımızı da yorganımıza göre uzatmak durumundayız. Bakınız Abdullah Bey’in başbakan olduğu dönemde, en düşük memur maaşı 328 YTL idi.


Bugün nerede biliyor musunuz? Bugün hamdolsun rakam en düşüğü şu anda 720 YTL, net söylüyorum. Buraya geldi, nereden nereye… biz enflasyona memurumuzu ezdirmedik. Işçimizi ezdirmedik. Tam aksine gücünü devamlı artırdık. İşte örneği bu.


Ve değerli kardeşlerim, net asgari ücreti 4 yılda yüzde 107 artırmışız, şu ana kadar.


Özürlü kardeşlerimize sesleniyorum, özürlü aylığı biz geldiğimizde 51 YTL idi, bugün 203 YTL.


Tam yüzde 298 artırmışız. Dikkat edin yaklaşık yüzde 300 artırmışız. Nereden nereye…


Diyeceksiniz ki, bunlar da düşük, yetmiyor.


Evet, doğrudur. Ama gelişmeyi hakkaniyetle görmek durumundayız. Ülke yönetiyoruz. Bir de vermekte olduğumuz bu maaşları veremez duruma düşebilirsiniz.Parayönetiyoruz kolay bir iş değil. Ve inşallah bundan sonra çok daha iyi seviyelerde olacağız. Ve iyileştikçe, güçlendikçe bunu nereye yansıtacağız? Önce halkımıza ondan sonra ülkeye yansıtacağız. Bunu da böyle biliniz. Her şey iyi güzel, ancak diyorlar ki işsizlik! Geldik değerli kardeşlerim, 2002 yılında Türkiye’de toplam çalışan sayısı 21 milyon civarındaydı.

Şu anda çalışan sayısı ne oldu biliyormusunuz? 23 milyon 257. bakınız 2006 yılının rakamı bu. Tam 1 milyon 903 bin kişiye iş imkanı sağlanmıştır. Bunlar kayıtlı olanlar. Kayıtsızları konuşmuyorum. Neredeyse Türkiye’deki memur sayısı kadar istihdam üretmişiz.


İşsizliği yüzde 10,3’te devralmışız, bugün yüzde 8,8’e kadar işsizlik oranını düşmüş vaziyette.


Değerli kardeşlerim, bütün bu konuşmamdan sonra şöyle süratle bir yere gelmek istiyorum. O da şu; ihracatımız, 36 milyar dolarken hamdolsun şimdi ihracatımız 84 milyar dolara ulaştı. Nereden nereye…


Buralara böyle durup dururken gelinmiyor. Otur, yat gelsin 84 milyar dolar olsun var mı böyle bir şey. Ama şahsım, bakan arkadaşlarım hep beraber hepsi sağolsunlar, dünyayı fellik fellik dolaştık. Işadamlarımızı yanlarına aldılar, dolaştılar, ekonomiden sorumlu bakanım, aynı şekilde dış ilişkilerden sorumlu bakanım, dış ticaretten sorumlu bakanım; tüm ekibiyle dünyanın dört bir yanına kadar ulaştı, dolaştı, diğer bakanlarımız aynı şekilde. Her gündemimizde konu buraya gelir. Böyle bu işler oldu, aksi taktirde bu işler böyle yükselmezdi. İthalatımız yok mu? Var. Ama o olacak, bu olacak, hepsi birbirini tetikleyecek. Inşallah zaman içinde bunda da çok farklı bir yere geleceğiz. Efendim işte Türkiye’nin borcu çok. Aldatmayın milleti, borcumuz var, ama unutmayın, borç yiğidin kamçısıdır, yiğidin. Bakın biz geldiğimizde 2001 yılında Gayri Safi Milli Hasıla’ya oranı neydi biliyor musunuz? 96.2. Değerli kardeşlerim dikkat ediniz bu ortalama olarak öyle bir noktaya geldi ki şu andaki rakam itibariyle yani bu yılın rakamlarını tam veremeyeceğim netleşmiş değil, ama 60’a yakın bir rakama kadar düşmüş vaziyette. 90’lardan buralara. Faiz, aynı şekilde bakıyorsunuz yine 90 civarında olan iç borç faizi hamdolsun dönemimizde 2005’te 16’ya kadar iç borç faizi düştü. Şu anda bakın, mayıs – haziran krizine rağmen, yüzde 20. Niye? Yere sağlam basan bir Türkiye var. Faizi artık halkına ne yapmıyor? Ezdirmiyor. Buralara geldi. Çifçimize, köylümüze faize artık ezdirmeyen bir hükümet var. Bundan önce afedersiniz, kusura bakmayın, işçisi hepsi faize ezdiriliyordu. Çiftçi faize ezdiriliyordu. 56’larda değerli kardeşlerim kredi veriliyordu faizle çiftçi kardeşime. Ama bunlar bakın taa nerelere düştü. Bunları görelim. Ve bunları saptırmayalım. Hamdolsun değerli kardeşlerim şu anda Türkiye, Maastrich kriterlerine uygun hale her geçen gün yaklaşıyor. Ve bütün bunların yanında yatırım noktasında değerli kardeşlerim Türkiye şurada biz iktidara gelene kadar 10 yıl. Yılda 1 milyar dolar Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye giriyordu. Ama şimdi nereye geldik. Geçen yılın sonu itibariyle 9.7 milyar dolar. Bu yıl sonu itibariyle inşallah 20’ye doğru yürüyoruz. Şimdi hızla bu artarken, gelenler şunu söylüyor: Biz artık Türkiye’ye inanıyoruz diyor, güveniyoruz diyor. Işte budur bu patlamanın nedeni. Evelallah daha iyi olacak. Daha güzel gelişmeler var. Eğitimde patlama yaptık. Eğitimdeki bu patlamada şurada 4 yıl içinde 85 bin derslik yapıldı. 85 bin derslik hayırseveri var, devleti var hepsi beraber yapıyoruz bunu. Hayırseveri yaklaşık 20 bin derslik yaptı. Diğerini devlet olarak yaptık.


Değerli kardeşlerim aynı şekilde bu yılın sonuna kadar Türkiye genelinde ADBL sisteminin girmediği okul kalmayacak. Bunu hallediyoruz. Ve bununla da yetinmiyoruz artık inşallah bir başka adım daha atacağız. O da geniş bant, inşallah hızlandırılmış internet ağı tamamiyla Türkiye’ye yerleşecek. Türkiye’nin ihmal edilmiş bir yeri olmayacak. Hakkarisi de Ağrısı da her yeri. Ardahan’ı da bunu yakalayacak. Sinop’u da yakalayacak, Hatay’ı da yakalayacak. Edirne’si de; her yeri bunu görür. Ve çocuklarımız onlarla yetişecekler. Geçiyorlar bu başladı. Bunun yanında Haydi Kızlar Okula kampanyasını başlattık. Yoksullar için bir destek, bunu başlattık. İlköğretimde erkek öğrenciye 18 YTL, kıza 22 YTL dedik. Ortaöğretimde 28 erkek öğrenciye, 39 kız öğrenciye dedik bu başladı, bu devam ediyor. Üniversitelerde 45 YTL burs veriliyordu, 130 YTL bursa çıkardık üniversite öğrencilerine verilen bursu. 1 Ocak’tan itibaren bunu 150’ye çıkarıyoruz. Bunun da müjdesini veriyorum. Ve değerli kardeşlerim, bununla kaldık mı kalmadık. Kredi Yurtlar Kurumu’nda kalıyorlarsa sabah kalvaltısı, akşam yemeği adeta bedava, burada yiyorlar bunu da sağladık. Bunlar hep bu iktidarda oldu. Kitaplar, ilköğretimde 3 yıl bedava verildi, bedelsiz verildi. Liseliler dedi ki -ortaöğretim biz kitaplarımızı bulamıyoruz bizim halimiz ne olacak?- Tuttuk karar bu yıl bildiğiniz gibi ortaöğretimde de kitapları ücretsiz olarak yavrularımıza verdik. Bunu da hallettik. Değerli kardeşlerim bununla kalmadık aynı şekilde sağlıkta ciddi adımlar atıldı. Ve sağlıkta attığımız adımlarda Devlet, SSK Hastanesi birleşmez diyorlardı muhalefet bunun diyordu, birleşti mi? birleşti. Ilaçlar SSK’lılar için sadece hastaneden alınıyordu. Serbest hastaneden ilacınızı alacaksınız dediğimiz zaman olmaz böyle şey diyorlardı. Oldu mu? Oldu. Bütün serbest eczanelerden alınabiliyor. Özel sektör, bakım hastaneleri, buralardan hizmet alınamaz diyorlardı, Şu anda alınıyor mu? Alınıyor. Bu da halledildi. Yeşil kartlı ilacını alamıyordu, o da alıyor mu ilacını? O da alıyor. Bütün bunlar birleşti. Emekli Sandığı, Bağkur, SSK; bunlar tek çatı altında birleşecek dedik. Olmaz dediler, oldu mu? Sosyal Güvenlik Kurumu’nu kurduk ve yılbaşından itibaren artık tek çatı altında hamdolsun bu çalışmalar da devam edecek. Buraya gelmişken bir şey söylüyorum, gerçi Çalışma Bakanımız çalışmaları sürdürüyor. Heralde ya bitti, ya bitecek. Artık işçi kavramında bir şeyi değiştiriyoruz. Kadrolu işçi, geçici işçi, mevsimlik işçi, şu işçi bu işçi yok, bunlar kalkıyor. Bundan sonra iki tür olacak. Bir kadrolu işçi, diğer adıyla daimi. Bir diğeri de mevsimlik işçi veya veya kampanya işçisi. Bu olacak. Geçici kadro yok. Onları ne yapıyoruz? Şu anda çalışmalar bitiriliyor. Bitirilir bitirilmez ve o kadrolarda olan işçilerimiz de daimi kadrolara geçirilecek. Ve bu sıkıntıyı da hükümetiniz bitiriyor. Bunu da biz bitiriyoruz.


Değerli kardeşlerim;


Bütün bu yapısal reformlar, bizim dönemimizde oldu ve olmaya devam ediyor. Sağlıkta daha birçok adımlar atıldı, hastaneler yapılmaya devam ediyor. Artık bir yataklı, iki yataklı odalar, tuvaleti banyosu herşeyi içerde. Ve insanca muamele. Artık rehin alınma olayı tarihe karıştı. Öyle bir şey yok. Kim rehin almaya kalkarsa kendisi rehin alınır. Bu duruma düşer. Anlayış bu. Zira biz bu konuda ne diyoruz -halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi-. Bunun bedeli olmaz. Sen gerekeni yapacaksın, ha parası mı yok, sosyal güvencesi mi yok hemen ilgili kuruma durumu bildir, ilgili kurum gereğini yapar.


Değerli kardeşlerim aynı şekilde Adalet Sarayları, yoğun bir şekilde devam ediyor. Türkiye’de yargı fiziki imkanlara en ideal modern şekilde kavuşuyor. Emniyet öyle. Ulaşımda cumhuriyet tarihinde yapılan yolları aştık, duble yollarda olsun, hızla bunlar da devam ediyor. Toplu konutta şu ana kadar 206 bin konut inşa halinde. Bu yılın sonuna kadar 100 bin konut sahiplerine teslim etmiş olacağız. Buraya gelmiş bulunuyoruz. Hızla bu süreç de devam ediyor. Fakat burada, bir şeyi ifade edeceğim. Hep IMF IMF diyorlar, bununla da bizi yermeye çalışıyorlar. Türkiye IMF’in kurucu ortaklarından bir tanesidir. Sonradan katılmadı, kurucusu. Ve bizden önce gelen tüm hükümetler IMF’le masaya oturdular. Stand-by anlaşmaları yaptıkları oldu. Bizden önceki hükümetler; bunun içinde ANAP var, bunun içinde CHP’si var, bunun içinde DSP’si var, bunun içinde MHP’si var, bunun içinde DYP’si var. Hepsi var, hepsi bunları yaptı. Ama bunların hepsi de IMF’ye borçlandı. Sürekli borçlandı. Ne kadar borçlandılar? Değerli kardeşlerim, bakın şimdi size bir rakam vereceğim, sizler buna şaşıracaksınız. Biz göreve geldiğimiz zaman Türkiye’nin IMF’ye olan borcu maalesef, üzülerek söylüyorum ki 23 milyar doların üzerindeydi. Peki şimdi nerede? Şimdi size dünün rakamını söyleyeyim, 9.7 milyar dolara düştü. Nereden nereye? Halep oradaysa arşın burada. 23 milyar dolar nire, 9.7 milyar dolar nire? Bu borcu biz ödedik, biz. Hortumculara giden paralar, o hortumlar kesildi, bu borçlara gidiyor şimdi. Bu iş böyle çözülür. IMF’le yaptığımız müzakereler bizim dünya piyasalarındaki aynı zamanda, kredi gücümüzü de artırıyor. Bunu bir kenara bırakamazsınız. Ben size burada bir şey daha geldi, onu da söyleyeyim. Biz göreve geldiğimizde Merkez Bankası’nın kasasında döviz rezervi neydi biliyor musunuz? 26 milyar dolar. Şu anda Merkez Bankası’nın döviz rezervi ne biliyor musunuz? 56 milyar dolar. Fark 30 milyar dolar. Işte yine söyledim. Halep oradaysa arşın burada. Tablo bu. Eğer ekonomide sıkıntılar ciddi manada olmamışsa, yaşamamışsak bu gücümüzden geliyor. Eğer bu gücümüz olmasa aynı sıkıntıları biz de yaşarız. Daha buna benzer çok parametreler var, ama rakamlara boğmayacağım. Çünkü elimizdeki kitapçıkta bunların hepsi geniş, teferruatlı bir şekilde var. Buna rağmen biliyorum ki sizleri bayağı yordum. Tabi bugün tevafuk da var, ama bütün bunlara rağmen 3 yılda bir yapıyoruz kongremizi. Bu 3 yılda bir yaptığımız kongrede şöyle bir değerlendirmeyi yapmış olalım istedik. Ve değerli kardeşlerim hamdolsun gerek eğitimde gerek sağlıkta attığımız bu adımlardan sonra özellikle KÖYDES Projesi’yle attığımız bir adım var ki, inşallah bu yıl milletvekili arkadaşlarım köylere yapmış oldukları gezilerden çok mutlu döndüler. Inşallah önümüzdeki yıl BELDES de buna ilave olacak. Bu çok daha farklı bir şekilde gelişecektir. Tabi bu arada Bitlis-Ceyhan Petrol Boru Hattı’nı tamamlayarak hizmete açtık. Hepsinden önemlisi 2002 yılına kadar sadece 9 ilimize doğalgaz sağlanırken, biz buna 31 vilayetimizi daha ilave ettik. Şu anda 40 vilayet hamdolsun doğalgaz kullanır hale geldi.


Değerli kardeşlerim, 21. Yüzyıl’ın projesi olarak anılan MARMARAY projesi süratle ilerliyor. Bizzat kendim de gittim kontrol ettim, hatta elemanlarla beraber çalıştım, gördüm. Hızla bu devam ediyor.


Son 4 yılda Muğla-Bodrum, İzmir Adnan Menderes, Ankara Esenboğa Havaalanı ve Antalya’da yapılan ikinci pist ve ikinci terminal binası. Bunlar hızla bitti. Bunların yanında terminal binası olarak; Erzurum Terminal Binası bitti, Gaziantep Uluslararası pist ve yine gayet modern bir havaalanı olarak bitti. Bütün bunların yanında birçok terminal binalarında restorasyonlara gidildi. Bunlar hızla devam ediyor. Bu neyi gösteriyor. Türkiye, artık modern çağın şartlarına uygun olarak hızla atıyor.


Bakınız şu anda Esenboğa’dan iniyorsunuz, Başkent’e giriyorsunuz. Burada Ankara Büyükşehir Belediyemize de huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Çünkü böyle modern bir terminale uygun bir Turgut Özal Bulvarı’nı kısa zamanda bitirmiş oldular ki bu da Başkent’e yakışır bir yatırım olmuş oldu.


15 yıldır yılan hikayesine dönen Bolu tüneli bizim dönemimizde tamamlanarak inşaallah bu yılın sonunda hizmete açılacaktır.


Yine 21 yıldır planlanan, yıllardır bitirilemeyen Göcek tünelini bitirdik ve gittim hizmete açtım.


Karadeniz Sahil Yolu, o da yaklaşık 20 yılı bulan bir yatırımdı. Ama maalesef hep oyalam taktiğiyle devam etti. Ama biz hızla elimize aldık, şu anda yüzde 90’ı devirmiş durumdayız. Bu yıl sonu itibarıyla Allah’ın izniyle o da bitiyor ve böylece Karadeniz Sahil Yolu, Samsun’dan Sarp’a kadar bitecek ve vatandaşlarımız hep o sıkıntılı virajlardan kurtulacak ve daha huzurlu bir şekilde maksuduna ulaşacaktır.


Değerli kardeşlerim,


Ellerindeki traktörü satan çiftçim artık traktörünü satmıyor. Tam aksine traktör alımlarında ciddi bir patlama var. Çiftçi borçlarını planladık ve onları taksitlendirerek rahatlattık.


Hiçbir partizanlık yapmadığımızı görmek isteyenler İzmir’de Kadifkale’ye, Trabzon’da Zağanos Deresine, Karabük’e, Erzincan’a, Van’a, Bitlis’e, Mardin’e ve Esenboğa Havaalanı yolu üzerindeki yerlere baksınlar, Toplu Konut’ta neler yaptık ve burada kimler geliyor, oturuyor. Herhangi bir ayırım var mı yok mu? Görecekler ki, şehrin çehresi değişiyor, yeni şehirler inşa ediliyor ve böyle bir ayırım da söz konusu değil.


Değerli kardeşlerim,


Türkiye’de bir şeyi hallettik, neydi o? Söz vermiştik, demiştik ki parlamentoda gençlerin önünü açalım ve gençlerin önünü açmak için verdiğimiz sözü tuttuk, seçilme yaşını 25’e indirirek Türk gençliğine verdiğimiz önemi ortaya koyduk. Siyasette gençlere yer vermek ustalığın şiarındandır dedik ve bu sözümüzü de yerine getirdik. Inşallah şimdi bugün bizim listemizde de 25 yaş grubundan iki gencimizi göreceksiniz. Bu da ilk adımımız oluyor. Bunun yanında Türk siyasetinin genç kadrolara genç fikirlere, genç ufuklara açmak en çok bize yakışırdı ve biz de bunu gerçekleştirmiş olduk. Artık bazı vehimlere yer vermenin anlamı yok. Bu ilk adım inşallah bundan sonra da bunun gerisi gelecek.


Türkiye’nin uzun yıllarını kaybettirenler, işte o kafalar var ya; o kafalara inşallah bu gençler parlamentoda da siyasette de gereken cevabı vereceklerdir.


Gidin yüzünüze açılmayan kapıları da demokratik olgunluk içinde sonuna kadar zorlayın.


Kireçlenmiş siyaset mekanizmalarını yeniden işlerliğe kavuşturun.


Gelin hep birlikte bu ülkenin demokrasisini mazeretlerden, gölgelerden, vehimlerden kurtaralım.


Gelin bu ülkeye yakışan siyaseti bütün memleket sathına yaygınlaştıralım.


Değerli AK PARTililer…


Bu ülkeye yıllarını kaybettirenler, bugün de hükümete muhalefet edelim diye millete, milletin menfaatlerine muhalefet ediyorlar.


Hala gölgelerle konuşuyorlar,


Arşivden siyaset devşirmekle artık gün kurtarılmaz.


Türkiye’yi kurtuluşuna götürecek olan yol budur.


Artık seçim yılına giriyoruz.


Sizlere önemli sorumluluklar düşüyor.


Yeni bir heyecanla, yeni bir dinamizmle yola devam edeceğiz.


Sizlerden sadece yaptıklarımızı anlatmanızı istemiyorum.


Çünkü bugüne kadar başardıklarımız sadece bir başlangıçtır.


Sizlerden, insanlarımıza, Türkiye’yi bekleyen parlak günleri anlatmanızı istiyorum.


Türkiye bugün dünyanın ilk 20 büyük ekonomisi arasına girmiştir.


Aynı istikrar, aynı yönetim anlayışı, aynı dayanışma devam ettiği takdirde Türkiye, hızla AB’nin 6. büyük ekonomisi olmaya doğru gidiyor.


İşte gidin halkımıza bunları anlatın.


Önümüzdeki dönemin sonunda yani 2012’de kişi başına düşen milli gelirin 10 bin dolara ulaşacağını söyleyin.


Ve, deyin ki, işte o zaman Türkiye’yi tutabilene aşk olsun!


Hanımefendiler,


Beyefendiler,


Sevgili Gençler,


Büyük kongremizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.


Bu kutlu hizmet yolunda birleşen bütün kardeşlerimi, Sizleri bir kez daha yürekten tebrik ediyorum.


Kardeşliğimiz, hukukumuz, sevincimiz, huzurumuz daim olsun.


Türkiye’nin kaderi kaderimizdir diye yola çıktık.


Milletimizin sesi bizim sesimiz, milletimizin hissiyatı bizim hissiyatımızdır.


Türkiye varsa biz varız.


Milletimiz varsa biz varız.


Öyleyse,


Türkiye ile birlikte yürüyeceğiz.


Türkiye ile birlikte kazanacağız.


Türkiye ile birlikte büyüyeceğiz.


Herşey Türkiye için!


AK PARTimizin Kongresi, ülkemize, milletimize, demokratik hayatımıza hayırlı olsun.


Allah, yâr ve yardımcımız olsun.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir