İşte Sadettin Tantan’ın Açıklamaları

Şemdinli İddianamesinde adı geçen eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan iddianamenin kendisiyle ilgili bölümünde kasıt olduğunu söyledi. Tantan,”Siyasetin kirlenmesi bir şekilde kurumlara da yansımıştır. Kişiler üzerinden hiç bir kurum yıpratılmamalı” dedi.

Şemdinli olayları

Şemdinli olayında devlet kaybetti. Yerel öne çıktı. Oradaki harekette devlet tasfiye edildi. Yerelin hakim olduğu, devletin kurumlarına şüpheyle bakıldığı bir ortamda merkezin gücü ortadan kaldılıp yerelin gücü öne çıkarıldı. Bunda siyasilerin rolü oldu. Bunlar incelenmelidir. Siyasetin kirlenmesi bir şekilde kurumlara da yansımıştır.

Batıdaki varolan yasal olan yasal altyapılar Türk halkının hizmetine sunulmuyor. Yasal disiplin oluşturulsa böyle olaylar meydana gelmez. Bu sebeple suçlular kolluk güçleri değil siyasetçilerdir. Esas suçlu Türkiye’yi yasal dayanaklardan mahrum bırakan siyasetçilerdir.

Gazetelere çok şey yansıyor. 40 yıldır yaşanan olaylara bakılırsa, toplumun tasvip etmediği olayların içindeyiz. Türkiye’de suçlarla ilgili mücadelede yasal boşluklar var. 1991 yılında Terörle Mücadele Kanunu çıkarılmıştı.

Ancak şimdi terörle içiçe yaşadığımız halde bir kanun yok. Esas sorgulanması gereken bu. Bu bir siyasi tercih mi ?

Terörle mücadelede kolluk güçleri yasal dayanaktan yoksun bıkarıldı. Suç işleme noktasında teröristler serbest bırakılmış durumda. ABD’nin geçen haftayayınladığı bir rapora göre Kara para ile kayıtdışı ekonomi serbest durumda. Türkiye kaçakçılık cenneti oldu. Bu kaygı verici bir durum. Alt yapılar zayıf. Terörün finansmanını engellenmesi konusunda bir gayret yok. Terör örgütleri Türkiye’deki finansla besleniyor. Böyle bir ortamda refleks olarak birileri devlete sahip çıkarken bir takım yanlış işlerle karşı karşıya kalmakta. Türkiye’nin yaşadığı temel sorun budur. Türkiye’de adalet zeminindeki boşluklar adaletsizliği ortaya çıkarınca sistem tamamen çöküyor. Kurumlar itibarsızlaştırılmıştır. Bu siyasi iktidarın tercihi konusunda gerçekleşiyor. Bugüne kadar gelen iktidarlar temel hizmetleri vermeleri gerekirken sürekli konuşuyor. İyi konuşuyorlar ama eylemlerinde birşey göremiyoruz.

İddianamenin benimle ilgili bölümünde kasıt var

İddianame konusunda konuşmak son derece yanlış. Soruşturmanın gizliliği açısından şu anda bir suç işleniyor. Büyükanıt Paşa bizim dönemimizde de son derece saygınlıgı olan bir komutandı. Bölgede en uzun süreli çalışan isimlerden biridir. İddiaların tabanına bakmak gerek.

Önemli bir kurum yıpratılırken, Başbakan’ın danışmanının “Bunları basından izliyorum” açıklamasını şaşkınlıkla izledim. Soruşturmanın gizliliği esasını dikkate almadan açıklama yapılması çok yanlış. İddianamenin bir bölümünde benim ismimi geçmesi tamamen kastidir. Böyle bir diyalog kesinlikle yaşanmadı. Olmayan bir şey yazdıttırılmış. Konuyu hukuki zemine taşıyorum. Geçmişte yaptığım operasyonlar sonucu içeriye aldığımız insanlar, kendilerinin şahsiyetlerinin zedelendiği ididasıyla davalar açıyorlar. Biz de mahkemelere gidip tek tek lehimize tecelli ediyor. Bunlar bezdirme ve yıpratma amaçlı yaklaşımlar. İddianameyi kim yazmışsa gidip mahkemede kendisi konuşsun. Gaffar Okkan’ın cenaze töreninde herkes gözyaşı dökerken biri gelecek bana böyle bir şey söyleyecek. Buna kim inanır? Hangi Türk subayı gelip bunu söyler?

Suikast benim dönemimde aydınlandı. Suikastçilerin hepsi yakalandı. Örgüt çıktı ortaya. Kafalar şimdi planlı olarak bulandırılıyor. Siyaset planlı şekilde parçalandı. Şimdi kurumlar karşı karşı getiriliyor. Güvenliği sağlamakla görevli kurumlar itibarsızlaştırılıyor. Siyasetçiye olan güvensizliğin artması ülkenin silahsız bir işgale sahne olmasına neden oluyor. Yerel güçlenirken merkez zayıflatılıyor. Halbuki batıda bunun tersi söz konusu. Sivil itaatsizlik yaygınlaşıyor. İnsanların güveneceği bir kurum kalmaması için mücadele edilmekte. En güçlü kurumlar kişiler üzerinden yıpratılmaya çalışıyor. MİT, Yargıtay, Çakıcı sürtüşmesinde de siyasiler, “Bu bizi ilgilendirmez” deyip bir kenara çekildi. Böyle şey olmaz. Yasal boşluklar doldurulmazsa ülke yönetilemeyen bir konuma getiriliyor. Televizyonlar açık hava mahkemesi konumuna geldi. Öyle dosyalar var ki hukuk fakültelerinde okutulması gerekiyor.

Kamuoyu zannediyor ki, kolluk güçlerinin elindeki yetkileri kötü kullanıyor.

Yetkisizlikten kaynaklanan refleksler var. Önünde terör örgütleri insanları öldürüyorsa seyir mi edecek?

Ona karşı tabi ki dikilecek. Zaman içinde insanlar neden yıpranıyor. Bu insanlar bakıyor ki, Türkiye’yi soyan ya da soydurtan insanlar en üst seviyelerde kendisi ise vatan için savaşıyor. Bunu Büyükanıt demiyorum. Münferit olaylar bütüne uyarlanamaz. Hukuki güvencesi olan adam yanlış yapamaz. Bütün bunların altında sermayenin kirliliği ve bundan doğan kirli siyaset yatmaktadır. Bunları önlemek için bilgi ağı güçlenmeli, başsavcılık müessesesinin kurulması, uluslararası sözleşmelerin yasal alt yapısı oluşturulmalı ve nitelikli insanlar yetiştirilmeli. Bu aşamadan sonra bataklığa sebep olan olayların üzerine gidilmesi gerek. Türkiye çözülmeye girerse kimse kimseyi kurtaramaz.

MİT yeniden yapılandırılmalı

Hiç bir delile dayanmayan görüşlerle nereye gidilir? Devletin arşivlerinde o kadar ihbar mektubu var ki… Bunların ne kadarı doğru ne kadarı yanlış bilinmez. Bunun altında Türkiye’nin bilgi ağının eksikliği yatıyor. Bu eksiklik yanlış yönlendirmelere neden oluyor bu da ülkemizin geleceğini tehdit ediyor. Gerçek bilgi ağı olsa kirli siyasetler iktidar olamaz.

İstihbarat kurumları bilgi toplamada yasal dayanaktan yoksunlar.Dünyanın hiç bir ülkesinde olmayan Başbakanlığa bağlı bir istihbarat birimi var. MİT’in yeniden yapılandırılması şart. İnsanların bilinçlenmesi için faaliyet gösterecek bir yapının oluşturulması gerekiyor. Türkiye’de en büyük sorun güvenlik sorunu. Kolluk kuvvetleri de suç önleme konusunda yasal dayanaktan yoksun. Bunlar da insanların bir takım yollara başvurmasına sebep olmakta. Bu da kanunsuzlukları ortaya çıkarmakta. Suçlu yasaları bir an önce Meclis gündemine getirmeyenlerdir. Uluslararası sözleşmeler Türk hukuk sistemine girdiği halde bunlara dayanan yasalar bekliyor. Çıkar amaçlı suç örgütleriyle mücadele yasası , yolsuzlukla mücadele, terörle mücadele, terörü besleyen kaynaklara el koyma yasası ve bombalamayla ilgili yasanın çıkarılması şart.

İddianamede Tantan’la ilgili yer alan bölüm…

Bir devletin emniyet müdürü, bir ilin emniyet müdürü kendi ekibiyle beraber yola çıkıyor ve önde giden bu koruma polisleri, bu eskortlarla, arkasında da eskort, ondan sonra Hizbullah Diyarbakır’ın ortasında pusu kuruyor, ondan sonra, tırırırıt hepsini bir çırpıda götürüyor ve anında kayboluyor. Bu ne biçim devlet?! Bu ne biçim halk?! Bu ne biçim güç?! Kimin aklında bu?.. Yani, PKK olsun, Hizbullah olsun, hangi örgüt olursa olsun, kimin aklına gelir? Yani, o kadar bu örgüt dedim, ben televizyon izliyordum, Ankara’daydım, birkaç tane resmî emekli resmî insanlar da yanımdaydı, yine Emniyetin insanlarıdır, dedi Okan gitti. Dedim beyler, bunu hakikaten Hizbullah mı yaptı? PKK mı yaptı? Vallahi öyle diyor. Öyle diyor değil, eğer PKK veya Hizbullah o kadar güçlü ise, o zaman devlet bitmiştir dedim. O zaman devlet bitmiştir kardeşim. O zaman, her tarafa, gelir Başbakanı da yapar aynı şekilde. Gelir Cumhurbaşkanı da böyle suikast yapar Ankara’nın ortasında. Benim aklımda bu, yapmayın dedim ve gerçekte öyledir yani.

Şimdi, ertesi gün cenazede çok dikkatimi çekti, ben televizyondan izliyorum, o gün Jandarma Bölge Komutanı Fikret Demirtaş, Tuğgeneral. İçişleri Bakanı şeydi. ANAP’ın şeyiydi, Sadettin Tantan Beydi, cenazede Sadettin Tantan’a bağırdı o general, çok kötü bağırdı. Sayın Bakan dedi. Sayın Bakan dedi, işte yapıyorlar, bak görüyorsun, biz, size defalarca söyledik… Bakan çıt kelime söyleyemedi. İşte bak yaptı biz size defalarca söyledik, Hizbullah bunu yaptı… Halbuki ne alakası var?

MEHMET CANITATLI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir