İşte Türkiye’nin gururu

Uluslararası Türkçe Olimpiyatı’nın final gecesi, Türkiye’nin göğsünü kabarttı. Tanzanya’dan Amerika’ya, Japonya’dan Laos’a 84 ülkeden gelen öğrenciler, Türkçe yarışmasında dereceye girmek için mücadele etti.

İstanbul Gösteri ve Kongre Merkezi’ndeki töreni izleyen binlerce kişi, duygulu anlar yaşadı. Dinleri, ırkları ve renkleri farklı 355 çocuğun hep birlikte İstiklal Marşı’nı okuması ayakta alkışlandı. Olimpiyat Meşalesi’ni Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın yaktığı törene çok sayıda bakan, parti lideri, milletvekili, belediye başkanı ve vatandaşlar büyük ilgi gösterdi. 5 bin kişilik salon tıklım tıklım dolarken, bazı ziyaretçiler dışarıda kaldı. Ünlü sanatçı Sertab Erener’in okuduğu Olimpiyat Şarkısı’na yabancı öğrenciler de eşlik etti. Salondaki izleyiciler, “Güneş gibi üstümüze doğuyor Türkçe / Tohum gibi dünyaya serpilince / Filizlenip boy verecek binlerce hece…” mısralarını gözyaşları içinde tekrarladı. Türkmenistan’dan Aygül Taşlıyeva, hikâye dalında birinci oldu. Kompozisyonda Bosna-Hersek’ten Njomeza Krasniqi, resimde Belarus’tan Alina Prichodouskaya altın madalya kazandı. Törende bir konuşma yapan Meclis Başkanı Arınç, Türkçe Olimpiyatı’nda dereceye girenlere gelecek yıldan itibaren TBMM’nin de özel ödül vereceğini açıkladı. Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu bir destandır. Bunu herkesin görmesi lazım. Mozambik’ten Şili’ye kadar bu güzel eğitim kurumlarını o ülkelere kazandıran milletime teşekkür ediyorum. Bu işi düşünen bir kişi var. Milyonlarca insan bizi gözyaşı dökerek izliyor. Ama bunların içinde birisi var ki hüzünlü gurbette televizyon başında bizleri izliyor. O güzel insana milletim adına teşekkür borcum var. Hüzünlü gurbet bir an önce bitsin, vuslat gerçekleşsin.”


10-17 Haziran tarihleri arasında yapılan 4. Uluslararası Türkçe Olimpiyatı’nın muhteşem final gecesi adını olimpiyat nedeniyle ‘İstanbul Gösteri ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Farklı ülkelerden gelen 355 öğrenci, final gecesinde ‘barış, sevgi ve kardeşlik’ mesajları verdi. Ödül gecesinde ünlü sanatçı Sertab Erener, Olimpiyat Şarkısı’nı söyledi. Bütün öğrenciler tek tek sahneye çıkarak seyircileri selamlarken büyük alkış aldı. Tertip Komitesi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Sağlam, amaçlarının Türkçeyi sevdirmek ve yaygınlaştırmak olduğunu söyledi. Farklı ülkelerden gelen öğrencilerin Türkiye’de kardeş gibi karşılandığını vurgulayan Sağlam, “Hedefimiz 10. olimpiyata tüm dünya ülkelerinin katılımını sağlamak.” diye konuştu.


Yarışmanın tanıtım klibi büyük ilgiyle izlenirken, olimpiyat kapsamında hikaye, resim, kompozisyon ve ülke stantları dallarında dereceye giren öğrencilere ödülleri verildi. Şiir ve şarkı yarışmalarında finale kalan öğrenciler ise jüri karşısında eserlerini okudu. Kenan Işık, Osman Yağmurdereli ve Ahmet Özhan gibi ünlü sanatçıların yer aldığı jüride Türkçe konusunda hassas isimler olan, ‘Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Mustafa İsen, reklamcı Ali Saydam, yazar Ayşe Kulin, gazeteciler Ali Bayramoğlu, Ergun Babahan, Hakkı Devrim, Ömer Lütfi Mete, yönetmen Halit Refiğ, yazar Herkül Millas, Prof. Dr. İskender Pala, spiker Mehmet Akarca, karikatüristler Öznur Kalender, Suat Yalaz ve Necdet Çatak ile eski Kültür Bakanı Prof. Dr. Sait Talat Halman görev yaptı. 2 yaşındaki Sura Bal’ın İstiklal Marşı’nın 10 kıtasını büyük bir coşkuyla okuması gözyaşları arasında dinlenirken, öğrencilerin okuduğu şiirler de jüri, sunucu ve seyircileri ağlattı.


Eşi Münevver Arınç’la törene katılan Meclis Başkanı Bülent Arınç, olimpiyatı ‘mükemmel’ olarak niteleyerek, “Bunu herkes görmeli, herkese örnek olmalı. Eminim 10. yılda tüm dünya ülkeleri burada olacak.” dedi. DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar ise, “Şu anda hasta ve gurbette olan Fethullah Gülen’in büyük hayaline iman eden ve bunu gerçekleştiren herkesi tebrik ediyorum.” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Toktamış Ateş ise “Bu manzara beni heyecanlandırdı.” dedi.


Ecevit’e Türkçe ödülü


Jüri Özel Ödülleri de final gecesinde sahiplerini buldu. Ali Şir Nevai Ödülleri; Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Prof. Dr. Kenan Gürsoy’a, Gaspıralı İsmail Ödülleri; Doç. Dr. Mehmet Kara ve Yavuz Bülent Bakiler’e, Karamanoğlu Mehmet Bey Ödülleri de; Bülent Ecevit ile Toktamış Ateş’e verildi. Ecevit’in ödülünü DSP il başkanı aldı.


Herkes İstanbul Gösteri ve Kongre Merkezi’ne akın etti


Törene, TBMM Başkanı Bülent Arınç, eşi Münevver Arınç, DYP lideri Mehmet Ağar, ANAP lideri Erkan Mumcu, BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, eski başbakanlardan Yıldırım Akbulut, eski bakanlardan Güldal Akşit, Meral Akşener, Halil Şıvgın, H.Celal Güzel, Lütfullah Kayalar, İsmail Köse, CHP milletvekilleri, belediye başkanları, büyükelçiler ile seçkin bir topluluk katıldı.



TÜRKÇE YARIŞMASINDA DERECEYE GİREN ÖĞRENCİLER
TEMEL SEVİYE YABANCI DİL 1
1. Ershad Halud Shadee Filipinler
2. Hafız Mübeşir Pakistan
3. Ahmadou Bamba Ndiaye Senegal
4. Jeri Osaretin Usiagu Nijerya
5. Mutasim Billa Sudan
6. Qonitina Bilqisti Endonezya
7. Mariam Sow Gine
8. Sunee Annel R. Madagaskar
TEMEL SEVİYE YABANCI DİL 2

1. Abdurrahman Feyzi Afganistan
2. Mersela Kamina Arnavutluk
3. Nadica Sibinovska Makedonya
4. Dan Cracan Moldova
5. Stefka Teodorova Bulgaristan
6. Parvina Sadıkova Tacikistan
TÜRKİYE TÜRKÇESİ
1. Timur Amet Afganistan
2. Selma Iaia Romanya
3. Ebru Mehmeti Kosova
ANA DİL TÜRKÇE
1. Duygu İpek Almanya
2. Firdevs Gürsoy ABD
3. Lutfiye Cennet Koyu Avustralya
ORTA SEVİYE TÜRKÇE
1. Ovez Vellekov Türkmenistan
2. Nertil Osmani Arnavutluk
3. Yevgeniya Yakunina Rusya Fed.
İLERİ SEVİYE TÜRKÇE
1. Safiye Abbas Irak
2. Gülnaz Şaydullina Tataristan
3. İslam Madadov Kazakistan


18.06.2006
İbrahim Asalıoğlu
İstanbul









PROF. DR. ŞERİF ALİ TEKALAN

18.06.2006 PAZAR


[Olimpiyatın Türkçesi


Eğer gelecekte küreselleşme olacaksa, o zaman buna en güzel hazırlanma yolu herhalde bu şekilde karşılık beklemeksizin birbirlerini sevecek gençlerin yetiştiği eğitim müesseselerinden geçecektir. Ve bu eğitim müesseselerinin dilinin de Türkçe olmasının hiç kimseye hiçbir zararı yoktur. Artık Türkçe bir dünya dili haline gelecektir.


Yıllar önce Sidney Olimpiyatları’nın açılış törenini izlemiştim. Çok büyük bir stadyumda koca bir alan sahne haline getirilmiş ve Avustralya’nın dünden bugüne geliş tarihi yüzlerce insanın gönüllü olarak rol aldığı bir oyunla sergilenmişti. Senaryo mükemmeldi, oyuncular mükemmeldi; verilen mesaj mükemmeldi ama bunlardan en önemlisi bu senaryoyu düşünen mantalite ve bu mantalitenin yetişmesine imkan sağlayan ortam çok önemliydi. Bizde niye hâlâ bu ortamlar oluşturulamıyor ve bu şekildeki geniş açılı düşünceler hayat bulamıyor diye hayıflanmalarımı yine Zaman’da “Olimpiyatlar ve biz” diye bir makale yazarak dile getirmiştim.

4. Uluslararası Türkçe Olimpiyatı’nın ön elemelerinin yapıldığı Kızılcahamam Asya Termal Tesisleri’nde bir hafta sonu geçirdim. Daha sonra da yarı final yarışmalarını izledim. 84 ülkeden 355 öğrenci mevcuttu. Başlarında da o ülkelerde Türkler tarafından açılmış bulunan okul ve eğitim müesseselerinin Türkçe öğretmenleri vardı. Bayan öğrenciler için bayan öğretmenler veya Türkçe öğretmenlerinin eşleri gelmişti.

Türkçe ortak dil olunca…

Termal tesislerin sokaklarında her renkten, her dilden, her kültürden insana rastlamak mümkündü. Yine ortak taraf Türkçe konuşulması idi. Sokaklarda öğrenciler öğretmenleriyle beraber dolaşıyorlar ve öğretmenleri hemen her yerde öğrencilerine adeta yapışık ikizler gibi yapışarak dolaşıyorlar ve başlarına en küçük bir şey gelmemesi için elden gelen gayreti gösterdikleri dikkati çekiyordu. Anne babaların bile çocuklarına bu kadar dikkat edebildikleri nadirdir. Hatta bir yarışmada dereceye giremeyen ve Afrika’dan gelen iki öğrencisiyle başlarındaki öğretmenleri, bizim önümüzden yürüyorlardı. Öğretmenin, öğrencilerini “Dereceye giremedik; ama sağlık olsun, demek ki daha çok çalışmamız lazım.” diye teselli ettiğini onların arkasında duyunca biz de hayli duygulanmıştık.

Geçen yıl Macaristan’da Budapeşte’ye gittiğimizde bu olimpiyatın üçüncüsünde gümüş madalya almış olan bir üniversite öğrencisi kızla tanışmıştık. Türkçeyi mükemmel konuşuyordu, hatta en ince detaylara kadar konulara girebiliyordu. ‘Türkiye’yi seviyor musun?’ diye sorduğumuzda “Hayır sevmiyorum, Türkiye’ye bayılıyorum.” diye cevap vermişti. Diğer yarışmalardan ve diğer olimpiyatlardan çok farklı bir organizasyondu bu. Evet bir taraftan yarışmaydı; ama diğer taraftan da güzelliklerin birbiri içine girdiği bir orkestra fotoğrafı ortaya konuyordu. Bu gençler ülkelerinde Türkçe konuşanlar arasında birinci olan gençlerdi. Yarışma da zaten sadece konuşma değil kompozisyon, sunum, hikaye, şiir, şarkı gibi birçok dalları kapsıyordu.

Madagaskar’dan gelen ve orada iki yıl önce Türkler tarafından açılmış olan okuldaki öğretmen bize şunu anlattı: Okulunda birinci olan öğrencinin velisi ertesi gün okula gelmiş ve öğretmenlere Türkçe olarak “Sizlere çok teşekkür ediyorum, çocuklarımızı çok iyi yetiştiriyorsunuz, size minnettarlıklarımı bildirmek için geldim” şeklinde duygularını Türkçe olarak ifade edince öğretmenler de merak edip Türkçeyi nereden öğrendiğini sormuşlar. O da çocuğunun dereceye girdiğinin ertesi günü öğretmenlere jest olarak Türkçe teşekkür etmek amacıyla sabaha kadar oğluyla Türkçe çalıştığını söylemiş.

Ne anlama geliyor böyle bir olimpiyat? Bir kere Türkler tarafından bu ülkelerde açılmış bulunan bu eğitim müesseselerinde Türkçe öğrenen bu öğrenciler Türk kültürünü ve Türkiye’yi tanıyorlar, seviyorlar, gelip Türkiye’yi ziyaret ediyorlar. Neticede Türkiye’yi ikinci bir vatanları gibi seviyorlar, ileride de her seviyede Türkiye’yle ilişkiler kurup bunları devam ettirecekler. Özellikle Fransızca konuşulan ülkeler, kendi aralarında çok değişik toplantılar yaparlar, fikir alışverişinde bulunurlar. Artık bundan sonra da herhalde ve kesinlikle sadece Türkçe konuşan ülkeler değil Türkçe konuşan insanlar da bu şekilde bir araya gelecekler ve karşılıklı görüş alışverişlerinde bulunacaklar. Bu gençler bir bakıma bunların ön habercileri gibi. Ben 1981 yılında İsviçre hükümetinin karşılıksız burslusu olarak iki yıl bu ülkede ihtisas yaptım. Aşağı yukarı bütün ülkeler, başka ülkelere bu şekilde karşılıksız burslar vererek ülkelerinin tanıtımını sağlıyorlar.

Türkiye’ye döndükten sonra da bir hastamda kulak siniri ile ilgili bir tümör tespit edildi ve o günün şartları içinde Türkiye’de bu ameliyat mümkün değildi, çok değişik riskleri vardı ve bu tip hastalar yurtdışına gönderiliyordu. Nitekim bu hasta da bana yurtdışında nereye gitmesi gerektiğiyle ilgili tavsiyemi almaya gelmişti. Ben de pek tabii olarak İsviçre’yi tanıdığım için İsviçre’yi tarif ettim. Bu hasta Amerika, İngiltere ve Fransa’ya da gidebilirdi. Daha sonra sağlığına kavuşmuş olarak döndü. Bu hastanın İsviçre’de hastaneye ödediği ücret aşağı yukarı bana iki yıl süresince verilen bursa denkti. O zaman ben yurtdışına açılmanın ve yurtdışından ülkemize insan getirmenin ve daha sonra da yurtdışında Türkler tarafından açılmış olan bu eğitim müesseselerinin ülkemize ne kadar büyük katkıda bulunacağını daha net bir şekilde görmüş oldum. Açılan bu kapılardan, kurulan bu köprülerden işadamları dahil her kesimden insanımız buralarla iş yapmaya başlamıştır. Ülkeler arası geliş-gidişler, oluşturulan bu güven ortamında arzu edilen seviyelere çıkmaya başlamıştır. Yurtdışına yapılan bu eğitim yatırımları meyvelerini şimdiden vermeye başlamıştır bile.

Aynı şekilde Yahya Kemal’in hatıralarında Lozan görüşmeleri sürerken İrlanda temsilcisinin her kararda bizim lehimize parmak kaldırdığını görünce bir yemek arasında İrlanda temsilcisine nezaketle niçin bizim lehimize oy kullandığını sorar. O da 16. asırda İngiltere’nin kendilerini tehdit ettiğini ve ülkelerine saldıracağını, onların da Osmanlı’dan yardım istediklerini ve Osmanlı’nın da o zaman İngiltere’ye ültimatom gönderdiğini, eğer saldırırsa donanmayı derhal Akdeniz’e indireceğini İngiltere’ye bildirince İngiltere’nin saldırıdan vazgeçtiğini söyler. “Ve biz o günü hiç unutmadık, aradan 5 asır geçmesine rağmen vefasızlık yapıp sizin aleyhinize oy kullanamayız.” der.

Türkiye için büyük bir rüya…

İşte bunun gibi milletler arasında yapılan iyiliklerin neticeleri bugünden yarına değil yıllara, hatta asırlara yayılarak görülür. Bundan daha da önemlisi ille de yapılan bir iyiliğin karşılığını acaba ne zaman göreceğiz beklentisinde olmadan gerçekten insanlık adına iyilik yapabilme çok önemlidir. Sonra dünyanın değişik ülkelerinden gelen bu gençler bu olimpiyat gibi vesilelerle buralarda birbirlerini tanıyorlar, birbirlerinin ülkelerini tanıyorlar, birbirlerini seviyorlar. Eğer gelecekte küreselleşme olacaksa -ki bundan kaçınmak çok zordur- tabii seyri içinde bu süreç devam etmektedir, o zaman buna en güzel hazırlanma yolu herhalde bu şekilde karşılık beklemeksizin birbirlerini sevecek gençlerin yetiştiği eğitim müesseselerinden geçecektir. Ve bu eğitim müesseselerinin dilinin de Türkçe olmasının hiç kimseye hiçbir zararı yoktur. Artık Türkçe bir dünya dili haline gelecektir.

İşte yukarıda gördüğümü söylediğim Sidney Olimpiyatları’nın açılış programındaki mükemmelliği o zaman nasıl takdir ettimse ve gazeteye yazarak başkalarıyla paylaştımsa bugün de bu sefer ülkem adına olimpiyatın Türkçesinin yapılmasına vesile olan eğitim müesseselerinin açılış fikrinin çıktığı ve bunları devam ettiren bu kafa ve kafaları bunları olimpiyat haline getirenleri takdir etmemem bir nankörlük olurdu. 4.Uluslararası Türkçe Olimpiyatı insanımıza, insanlığa ve insanlığın geleceğine hayırlı olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir