KAHRAMANIN ÖRTEMEDİĞİ HÜZÜN

Bir banka oturmuş kitap okuyordu bahçede. Sessizlikle tabiatın el ele verip durgun bir göle çevirdiği zihninde kâğıttan gemiler yüzüyor, sayfalar ilerledikçe göldeki gemilerin sayısı artıyordu.

Filoyla beraber genç adamın dudaklarında doğan tebessüm de büyüyor, yüzünü geriyor, dudaklarını titretiyor, dişlerini aralayıp kenetliyor, bir çocuğun sonuna kadar kurmadan serbest bırakmadığı mekanik bir oyuncak gibi hayalinin anahtarını habire çeviriyordu.

Kitabın son sayfası da şirazesinden kopup filonun son gemisi olarak göle indiğinde kurgu anahtarı kilitlendi ve bir kere daha çevrildiği takdirde kırılacağının işaretlerini verdi. İşte o zaman serbest bıraktı saatlerdir kurduğu gülümsemesini. İşte o zaman koptu durgun gölde fırtına. Boşalan zemberek yel değirmenlerini çılgınca döndürmeye, rüzgârıyla gölü altüst edip kahkaha dalgalarını yükseltmeye başladı. Bir türlü durduramıyordu gülmesini. Sarsılarak, haykırarak, çığlıklar atarak gülüyor, bu fırtınaya dayanamayan kâğıt gemiler birer ikişer batıyordu gölün serin sularında. O kadar güldü ki sonunda gözünden yaşlar boşandı. O kadar güldü ki gölde tek bir gemi kalmadı. Bu manzarayı sarayının balkonundan gördü Kral III. Felipe ve tebessüm ederek mırıldandı kendi kendine: “Bu adam ya deli ya da Don Kişot okuyor!”

Cervantes, esirken yazmaya başlamıştı Don Kişot’u. 1571’de İnebahtı Savaşı’nda haçlı donanmasındaki bir kadırgada savaşırken bir Osmanlı güllesiyle kopan sol eli ilk kez ona yazgının tuhaf bir o kadar da gizemli işleyişini hissettirmiş, sol elini kaybetmeden iki yıl önce sağ elini kaybetmemek için çıktığı İtalya yolculuğunu hatırlatmıştı. 1569’da Madrid’de bir yaralama olayına karıştığı iddiasıyla hakkında tutuklama kararı çıkarılan Cervantes’e biçilen ceza sağ elinin kesilmesi ve on yıl hapisti. Ancak kader belki de yazabilsin diye sağ eli yerine sol elini almıştı Cervantes’in. On yıllık hapis cezası ise sanki 1575’te Akdeniz’de yolculuk yaparken Türk korsanlara esir düştüğünde indirime uğramış, fidye verilip kurtulana kadar Cezayir zindanlarında beş sene kalmıştı. Esir kaldığı süre içerisinde İslâm kültürünü tanıma fırsatı bulan Cervantes, bu deneyimini ustaca süzerek Don Kişot’a aktarmış, kitabında Arapları “iyi insanlar” olarak tanımlarken, “Yapılan işler niyetlere göre değerlendirilir (Ameller niyetlere göredir)” ve “Tanrı kendini küçültenleri yükseltir. (Tevazu göstereni Allah yükseltir.)” gibi bazı nebevî ilkeler Don Kişot’un sözleri olarak eserde yerini almıştır. Dostoyevski’nin ifadesiyle “İnsan düşüncesinin en son ve en büyük sözü, insanın ifade edebileceği en acı ironi” olan Don Kişot’ta Cervantes, kötülüklerle mücadeleyi bırakan, dahası haksızlıklara göz yuman akıllı insanların (!) görevini Don Kişot adlı hayalperest bir deliye yükleyerek ayna tutmuştur modern zamanlara. O kadar güldürmüştür ki insanı kendine, gözlerinden yaşlar boşanmış, farkında olmadan komedi sandığı trajedisine ağlamıştır. Kutsal kitaplardan sonra dünya dillerine en çok çevrilen kitap olmasının arkasında acaba bu trajedi mi yatmaktadır?

Talih bu ya Cervantes edebiyat serüveninde de korsanlardan yakasını kurtaramamış, Don Kişot’un ilk cildinin yayınlanmasından birkaç hafta sonra Lizbon’da üç korsan baskısı yapılmış, dahası kitabın ikinci cildini yazmaya devam ederken dünya edebiyatında benzeri görülmemiş bir korsanlığın kurbanı olmuş, 1614’te takma adı Tordesillaslı Alonso Fernandez olan ve asıl adı hiçbir zaman öğrenilemeyen bir yazar Don Kişot’un ikinci cildini yazarak piyasaya sürmüş, hatta kitabının girişinde sakatlığıyla alay etmiştir Cervantes’in. Eserin gerçek ikinci cildi ise bundan bir yıl sonra yayınlanabilmiş, kısa sürede büyük satışlar yapmasına ve pek çok dile tercüme edilmesine rağmen yazarına para kazandırmamıştır. Cervantes, sıkıntılar ve borçlar içinde yüzdükçe, başında teneke berber leğeni, elinde kırık mızrağı, sırtında paslı zırhıyla Don Kişot, yaşlı atı Rossinante üzerinde yazarına gülümsemiş, onun duyabileceği bir sesle silahdarı Sancho’ya, “Bak Sancho, şu karşımızdaki devleri görüyor musun? Otuzdan fazla! Hücum ederek onları öldürmek niyetindeyim. Elde edeceğimiz ganimetle zenginleşeceğiz; helal maldır, yeryüzünü böyle melun bir ırktan temizlemek de sevaptır.” diyerek yel değirmenlerini işaret etmiştir.

Cervantes modern romanın ilk örneği kabul edilen Don Kişot’ta adalete susamış serüvenci ruhunu hibe etmiştir kahramanına. Bir meczubun ağzından konuşmanın rahatlığıyla şöyle seslenmiştir insanlığa: “Öncelikle Tanrı’dan korkmalısın: Bilgelik bu kurtarıcı korkudadır; eğer bilgeysen hiçbir şeyde aldanmazsın. Sonra kendini bilmek için -kazanılması gereken bilgilerin en gücü budur- gözlerini ilk halinden sakın ayırma… Hiçbir zaman heveslerine esir olma… Fakirlerin gözyaşlarına, zenginlerin şikâyetlerinden çok acı…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir