Kalkınmanın Reçetesi

Kişiler, aileler, kabileler, kurumlar ve devletler ancak ve ancak ilim ile kalkınabilir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz, “İnsanlığın saadeti ilim iledir” diyerek bu konuya dikkat çekmiştir. Tarih kitapları bunun ibretli örnekleriyle doludur. Bilgiye ve ilme sarılmış olan toplumlar ileri gitmiş, bunun dışında kalanlar ise tarihin derinliklerinde kaybolmuşlar. Nitekim bir zamanlar Ortadoğu`yu askeri güçle kasıp kavuran Moğollar bile, karşılaştıkları güçlü ilim ve kültür ortamının karşısında eriyip yok olmuşlardır. Bağdat`ta o kadar çok kütüphane tahrip edilmiş ki, Dicle nehrinin günlerce mürekkep aktığı rivayet edilir. Bu medeniyeti kurmuş olan toplum karşısında Moğolların erimesi, hatta kimlik değiştirip Müslüman olması gayet normal. Bizans`ın Osmanlı karşısında yenilgiye uğrayıp parçalanması da aslında bu şekilde izah edilebilir.


 


Gelelim bugüne. Japonya yüzlerce verimsiz adadan oluşuyor. Yoğun depremlerin yaşandığı çorak bir  ülke. Tarım yok, yeraltı kaynakları da son derece kıt… Ama insan kaynakları son derece zengin.  İkinci dünya savaşından sonra tüm gençlerini Japon maneviyat eğitimi sisteminden geçiren Japonya, kısa sürede dünyada sözü dinlenen bir ülke oluverdi. 


 


G.Kore ise  1950`li yıllarda Türk askerlerinin de içerisinde olduğu uluslar arası bir destekle kendisini kurtarabildi. Ancak o gün o durumda olmasına rağmen hızlı bir eğitim hamlesi sayesinde, bugün Türkiye`den üç misli daha zengin.  42 milyon nüfusuna karşılık 150`den fazla üniversitesi var. Aynı zamanda tamamı yerli teknoloji olmak üzere nükleer güce sahip.


 


Bir başka örnek İsrail. Çölün ortasında tutunmaya çalışan İsrail, çöl ortamına rağmen yetiştirdiği tarım ürünleri ile dünyanın her tarafına ihracat yapıyor. Türkiye bile İsrail ürünü tohum almak zorunda.


 


Bugün dünyanın tek süper gücü olan ABD bu noktaya nasıl geldi? Elbette bilim ve eğitim sayesinde. Bugün 3.000`den fazla üniversiteye sahip.


 


Peki ya Türkiye? Genç nüfusuyla çok büyük bir potansiyele sahip. Ama yeterince eğitemediği için insanını değerlendiremiyor. Milyonlarca genç, hayatının en verimli çağını kahvehane köşelerinde geçiriyor. Fakat aslında Türkiye`de işsizlik yok, yetişmiş eleman sıkıntısı var. Bu problemi çözmek için, gençleri sağlıklı bilgiyle ve geçerli  mesleki becerilerle donatmak gerekiyor. Böylece gençler, atıl kalmaktan kurtulacak ve ülkeye hizmet edebilecekler. Son zamanlarda bu amaçla kurulan mesleki eğitim merkezleri bu açıdan ümit verici. Örneğin yakın zamanda  açılan Bilim Sanat Felsefe Akademisi (BSF) bunlardan biri.  Bütüncül bakış açısını esas alan bu kurum, en güncel teorik bilgileri uygulama ile taçlandıran bir eğitim sunuyor. Stajla ve çoğu zaman istihdamla sonlanan, hoca merkezli bir eğitim süreci uygulanıyor burada. Bu tür kurumların güçlenmesi ve desteklenesi gerekiyor. Çünkü gençlerimizin ve dolayısıyla Türkiye`nin geleceği buralarda…   

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir