Kanaltürk’ün sahibi Tuncay Özkan ilginç açıklamalar yaptı

Rejimin işsiz cazgırı benim.Ben susturulan,ifade özgürlüğü elinden alınan bir gazeteciyim.Başbakan’ın istememesi üzerine bütün görevlerimden ayrılmak zorunda kaldım” diyen Kanaltürk’ün sahibi Tuncay Özkan ilginç açıklamalar yaptı.İşte o röportaj

CHP en geç Şubat’ta sine-i millete dönecek

‘Erken Seçim Hareketi’nin neferlerinden gazeteci Tuncay Özkan: Başbakan’ın cumhurbaşkanlığı konusunda tarttığı şey karşıtları; CHP sine-i millete döner mi? Anavatan CHP’yi izler mi? Böyle bir durumda ben ne yaparım? Toplumsal muhalefet artar mı?


Sizce Erdoğan cumhurbaşkanı olmak konusunda son kararını verdi mi?

Yüzde yüz. Bu işe çok önce karar verdi.

Tamam çok istiyor ama sanki daha hâlâ tartıyormuş gibi gelmiyor mu size de?

Başbakan’ın tarttığı şey karşıtları… Acaba muhalifler neyi, ne kadar yapabilir diye onu tartıyor: CHP sine-i millete döner mi? Anavatan CHP’yi izler mi? Böyle bir durumda ben ne yaparım? Ya da sokakta toplumsal muhalefet artar mı?

Yani kafasında hâlâ “Olmayabilirim” var?
Hayır, “Nasıl olabilirim” var. Çünkü olmayabilirim noktasında olsa konuşmalarının birinde bir açıklık noktası olur. Hiç olmayabilirim diyen bir lider, partisinin kongresini öyle yapar mı? Resmi kendi yerine Abdullah Gül’ü gösterdi; kendisi için de bir veda hutbesi okutmadığı kaldı!

Ama o kongre sonradan şöyle de çevrilmeye müsait: “Ben size o gün cumhurbaşkanınızı takdim ettim” demeye?

Hayır, ona egosu izin vermez. Hatırlayın, Abdullah Gül daha başbakanken havaalanında AB’yle ilgili bir konuşma yapıyordu, Erdoğan tuttu, kolundan çekip götürdü. Orada Başbakan gazetecilere bir açıklama yapıyor oysaki… Yani onun egosu cumhurbaşkanlığını Gül’e bırakmaya müsaade etmez…

Gül’le aralarında derin bir ego savaşı var mı sizce?

Ee Hayrünisa Gül cumhurbaşkanı eşi olacak, Emine Hanım olmayacak… Böyle bir şey var mı? Kavga çıkar ya…

Cumhurbaşkanlığı meselesinde hanımların da etkisi olur mu diyorsunuz?

Ben duyuyorum… Bir ara bu yüzden iki hanım birbirleriyle konuşmamışlar.

Ama herhalde Başbakan şu anda bundan çok, “Ben olmazsam AKP oy kaybeder”i düşünüyordur?

Başbakan’ın kendisinden başka hiçbir şey düşündüğüne dair bir emare yok. Tam tersi, milletvekilleri listesini hazır askerlerinden oluşturacak. İçine üç beş tane vitrin malzemesi koyacak. Ve aynı bugünküne benzer bir Bakanlar Kurulu oluşturacak.

Peki sizce gerçekten de Erdoğansız bir AKP oy kaybeder mi?

Göreceksiniz, asıl Erdoğanlı AKP daha büyük oy kaybeder. Çünkü halk artık Erdoğan’a bir şamar atmak istiyor. Çünkü o, bu halka küfretti. Recep Tayyip Erdoğan’ın hiç şansı yok. Kaldı ki ben de Gül’ün başbakanlığını, Erdoğan’ın başbakanlığına tercih ederim.

Ya cumhurbaşkanlığını?

Hayır, çünkü cumhurbaşkanlığı başka bir şey. Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin ve Türk dünyasının önderidir. Ama AKP’nin lider kadrosunun ideolojisiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ideolojisiyle çatışıyor. En tepede yapılan böyle bir kavgayı Türkiye kaldıramaz.

Lider kadronun dışından bir isim önerseler?

Bence Meclis’in içinde en uygun isim Gülsün Bilgehan (CHP Ankara Milletvekili. İsmet İnönü’nün torunu, duayen gazeteci Metin Toker’in kızı). Türkiye’nin ilk kadın cumhurbaşkanı olabilir. Çok da gurur verici olur… Harika olur…

AKP içinden beğendiğiniz bir isim yok mu?

Mehmet Dülger (AKP Antalya Milletvekili, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı). Seçsin, oturtsunlar… Rejimle kavgası yok, toplumla kavgası yok…

Son TESEV çıkışı?

Hiç fark etmez, olabilir. Süleyman Demirel de TESEV raporlarını destekleyen çok şeyler söylemişti, kimse Demirel’e karşı çıkmadı.

AKP’nin, tabii olursa, Mehmet Dülger’i aday göstermesi, sizce toplumda bir rahatlama yaratır mı?

Yaratır tabii, bu bir uzlaşma arayışıdır sonuçta ve kabul görür.

Ama Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmaktan vazgeçmesi de büyük olay olur tabii?

Niyeymiş o; cumhurbaşkanlığı babasının malı mı?

Anayasaya göre beş ay sonra cumhurbaşkanı?

Yok öyle bir şey. O zaman ben çoğunluğum hilafeti de getiririm mi diyecek… Bunu anlayacaklar… Çünkü eğer sorunu “Ben çoğunluğum, yaparım” mantığıyla götürürseniz, asıl çoğunluk da gelir “Ben yaptırmam, olur” der.

İyi de sizce ne vazgeçirir?

Bunun olamayacağını gördüğü zaman vazgeçer. Meydanda insanların “Olma!” diye bağırması; arkasından CHP’nin sine-i millete dönme kararlılığı Erdoğan’ı vazgeçirir.

Mesela askerin bu konuda olumsuz bir şey diyecek olması vazgeçirtmez, hatta tam tersine kamçı etkisi yapar mı?

Bence asker hiçbir şey demeyecek. Çünkü TSK’nin Erdoğan’la birlikte aldığı yol ortada. Devreye gireceğini hiç zannetmiyorum.

30 Ağustos öncesiyle sonrası arasında bir fark yok mu diyorsunuz?

Hayır, hayır hiçbir fark yok. Ama tabii o da çok yaralandı, çok hırpalandı. Erdoğan en çok askeri yaraladı bu ülkede. Kuzey Irak’tan çekilmelerini sağladı; başına çuval geçirildi, siyaseten arkasında durmadı; Gürcistan’da üsler kapatıldı, sesini çıkartmadı; Kıbrıs’ta direkt karşısına aldı; AB’nin bütün sözcülerine, komiserlerine askeri dövdüre dövdüre TSK’dan artık geriye çok az şey kaldı.

“Asker konuşsun” diyen birine “Antidemokrat” deneceğini de biliyorsunuz tabii?

Onu diyene “Hadi oradan” derim ben de… TSK, kanaryayı sevenler derneği, hamamcılar derneği kadar itibarı olmayan, söz hakkı bulunmayan bir kurum mu? Başkomutanı seçiliyor ya… Anayasaya göre cumhurbaşkanı TSK’nın başkomutanıdır. Asıl konuşmazlarsa ayıp ederler.

Oysa konuştukları anda Erdoğan ve partisi mağdur olmaya yeniden hak kazanacak?

Ya ben de böyle mağdur olmak istiyorum… Hakkında boyu kadar yolsuzluk dosyaları olan, muhtar olamaz denilen biri şimdi cumhurbaşkanı oluyor. Bunu nasıl bir mağduriyettir ya… Var mı böyle ucuz kahramanlık…

Az önce toplumsal muhalefeti görürse vazgeçer dediniz, ama doğrusu sokaklarda da kimse yok?

Nasıl kimse yok?

Ee neredeler, yok sokakta kimse?

23 Aralık’ta Menemen’de (Kubilay olayı 23 Aralık 1930) çıkacaklar karşınıza… “Menemen’den Çankaya’ya” mitingi yapacağız. Ondan sonra İzmir’de, ondan sonra Ankara, sonra Kars, sonra İstanbul… Giderek büyüyen çok miting göreceksiniz, çok büyük haykırışlar duyacaksınız. Hiç kimse sessiz, başı eğik kalmayacak.

Kim düzenleyecek?

Sivil toplum örgütleri.

28 Şubat’ta da sivil toplum örgütleri vardı da?

Hayır, hayır, 28 Şubat gibi bir şey değil benim bahsettiğim. Tamamen sivil, içinde asker unsuru yok. Bütünüyle bu halkın içinden çıkmış kişiler.

Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasını istemeyen, ama Tuncay Özkan gibi de düşünmeyen, hatta Özkan’ı sevmeyen insanlar ne yapacak?

Meydanlar onları bekliyor. Burada konu ben değilim ki… Benim durumum cephenin önünde olmakla ilgili bir şey. Ben cephenin ön saflarındayım ve her gün kurşun yiyorum. Her gün kurşun yiyince, her gün hakkımda cezalar kesilince de benim feveranım daha yüksek çıkıyor. Ama bu organizasyon benim organizasyonum değil; ben sadece o organizasyonun içinde bir neferim. Beni beğenmeyen gelsin kendisi çıksın kürsüye. Gelsin Kanaltürk’e çıksın. Kim istiyorsa…

Ne diyelim bu hareketin adına; mesela “Erdoğan’ı istemiyorum” hareketi mi?

Bunun adı “Erken Seçim Hareketi”.

Üç ayda erken seçim olur mu ki?

Bir şey değil ki; toplanıp, karar verip, yapacaklar. YSK 45 günde yapar… Daha önce kendileri sordu, YSK da yaparım dedi. Bütün teknik alt yapıyı falan hazırladılar, her şey hazır.

Peki siz CHP’nin sine-i millete döneceğine inanıyor musunuz?

Yüzde 99.9 demiyorum, CHP yüzde yüz sine-i millete dönüp, parlamento dışına çıkacak.

Ama Anayasa’nın 84’üncü maddesi de diyor ki, sine-i millet için bile Genel Kurul’da kabul ve oy gerekiyor?

Bir ülkenin meclisinde muhalefet sandalyeleri boşken, o meclis demokratik ve halkı temsil eden bir meclis olabilir mi? Böyle bir şey olur mu?

Sizce bunu yapmak için CHP’nin ne kadar zamanı kaldı?

En geç Şubat ayında yapacak.

Cumhurbaşkanı ne yapar o zaman?

“Ne yapmalı” derseniz; bence Köşk’e tarafları çağırır, bir uzlaşı arar, olmazsa, sine-i milletten dönüş yoksa, o zaman fesih yetkisini kullanır, Meclis’i fesheder. Anayasa’dan kaynaklanan böyle bir yetkisi var.

Peki bir de şimdi seçmenin yüzde 25’lik kesimini, yani AKP’ye oy verenleri düşünelim; bu engellemeler onlar açısından ciddi bir kırılma yaratmaz mı?

O zaman lütfen AKP’nin nasıl iktidara geldiğini hatırlasınlar. Bütün meydanlarda erken seçim, erken seçim diye bas bas bağırdılar. Hasta başbakan dediler, söylemedikleri hakaret kalmadı… Şimdi o yüzde 25’in nesi kırılıyormuş?.. Nasıl geldiysen öyle gidersin. Sandıkla geldin sandıkla gireceksin. Ayrıca o yüzde 25’in kaçı AKP iktidarından memnun ki… Anketler yüzde 10’unun artık memnun olmadığını söylüyor.

Sizce kendi tabanı niye istemiyor cumhurbaşkanı olmasını?

Mallarını biliyorlar da ondan…

Şimdi artık öbür ihtimali de konuşalım mı? Ya seçilirse?

Ben hiç ihtimal vermiyorum, ama konuşalım.

Affedersiniz, ama nasıl bu kadar emin oluyorsunuz?

Ben 4 yıldır Türkiye’yi iki buçuk kez gezdim. 4 yıl önce konferanslara gittiğimde 150-200 kişi vardı. Şimdi biz en küçük konferansımızı 3 bin kişiyle yapıyoruz. Ankara’da mitingimize, uydudan sayılmış, 57 bin kişi geldi. İşte onlar bunu önleyecek.

“Rejimin İŞSİZ CAZGIRI” benim

“Ben susturulan, ifade özgürlüğü elinden alınan bir gazeteciyim. Başbakan’ın istememesi üzerine bütün görevlerimden ayrılmak zorunda kaldım. Cüneyd Zapsu, ’Politika Durağı’nın sonlanması için patronların kapısında günlerce oturdu. Çukurova Grubu’nda da, başka yerde de… Bu konuda anlatacağım çok şey var, ama şimdi yeri ve zamanı değil. Erdoğan, 2003’teki Çankırı meydan konuşmasında ’Rejimin cazgırı işsiz’dedi; o kim? O benim! Şu kesin, bir AKP faşizmi yaşamasaydı Türkiye’de bize gerek de kalmazdı. O zaman ben gider bir yerde yazılarımı yazardım, Kanaltürk de olmazdı. Şimdi Kanaltürk var ve burası bir sivil inisiyatif platformu. Aktif katılımın en çok olduğu, en çok SMS alan, görüş bildirmek için en çok aranan TV kanalı.”

İmparator bile olur!

Türkiye 17 Mayıs’a Erdoğan’la uyanırsa ne olur?
Çok kötü şeyler olur. Milletle kurumlar, kurumlarla cumhurbaşkanlığı, cumhurbaşkanlığıyla millet kavgalı hale gelir. İş, umut, mutluluk üretilemez. Türkiye’yi karabasanlar alır. Tufandır ondan sonrası…

Celal Bayar dönemini mi çağrıştırmak istiyorsunuz?

Hiç kimsenin başına gelmeyenler başına gelir diyorum. Özal’a yapılanlarla karşılaştırılamaz bile… Asıl şimdi ben size sorayım; Erdoğan cumhurbaşkanı oldu; seçime kadar geçecek altı ayda Türkiye’de hangi yasalar çıkar?

Sizce sumen altında beklettikleri yasa tasarıları mı var?

Aman efendim, yarı başkanlık sistemini getirmek için bile hazırlıkları var.

Yani Erdoğan cumhurbaşkanı olursa altı ay içinde de Başkan olabilir mi?

İmparator bile olur!

Şimdi sizin erken seçime zorlamak için milleti korkutmaya çalıştığınız düşünülecektir?

AKP’nin yaptıkları, yapacaklarının teminatıdır. Belediyeler AKP’li, hükümet AKP’li, Meclis başkanı AKP’li, çoğunluk AKP’den yana, cumhurbaşkanı AKP’li… Bir hayal edin bakalım o altı ayı… Eğer hiçbir şey yapmazlar diyebiliyorsanız, peki, demek ki hiçbir şey olmaz. (Gülüyor)

3N+1K

KİM: Tuncay Özkan, 14 Ağustos 1966’da Ankara’da doğdu. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1981’de Rüzgarlı Sokak’ta başladı. Pek çok gazetede muhabirlik ve köşe yazarlığı yaptıktan sonra televizyon haberciliğinde yönetici oldu. En son Çukurova Medya Grup Başkanlığı görevinden ayrılmak zorunda kalan Özkan iki yıl önce “AKP karşıtı sivil inisiyatif platformu” dediği Kanaltürk’ü kurdu. Özkan’ın yolsuzluk dosyaları, MİT ve Türkiye’nin güncel siyasi olaylarına ilişkin çok sayıda kitabı bulunuyor.

NEDEN: İşadamlarından ulusalcılara, AKP tabanından, Fethullah Gülen cemaatine, oradan pek çok sivil toplum kuruluşuna kadar birbirinden değişik görüşlerdeki kesimlerin kanaati aynı: Erdoğan cumhurbaşkanı olmasın! Aralarında bu fikri Erdoğan’a iltifat ederek söyleyen de var, “yapma din kardeşim” diyen de, tehdit eden de, en acı sözü söyleyen de… Tuncay Özkan onlardan biri… Bu büyük cephenin ulusalcı kanadından (kendi deyimiyle) bir nefer! Kendisini bir gazeteci olarak ülkesi için meydanlarda konuşan Halide Edip’lerden, Yunus Nadi’lerden ya da günümüzün Nazlı Ilıcak’ından, Taha Akyol’undan farklı görmediğini söylüyor. Ama zaten bizim için Özkan’ın gazetecilik anlayışı vs’sinden daha önemlisi de “olacaklar”dan haber vermesi. Seçimlerden seçim beğenmek zorunda kalan Türkiye’de, Cumhurbaşkanı Sezer’in sevdiğini bildiğimiz birkaç gazeteciden biri olan Tuncay Özkan önümüzdeki ayları nasıl yaşayacağımıza ilişkin önemli şeyler söylüyor.

NE ZAMAN: 16 Aralık, Cumartesi günü.

NEREDE: Kanaltürk’ün Mecidiyeköy’deki binasında.

DEVRİM SEVİMAY/VATAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir