Kapitalizm Başörtüsüne Savaş Açtı

Batı, Müslüman kadınlardan ’özgürleşmeleri’ için başörtü takmaktan vazgeçmelerini isterken aslında onların inanç özgürlüğüne müdahale ediyor. Özgürlüğü savunanacak kişiler, bu kavramın anlamını bilmeyen ve tüketim kültürünü Arap dünyasına yaymak isteyenler değildir

Müslüman kadının başörtüsüne karşı kampanyalar kültürel çekişmenin yapısına dair birçok gerçeği gözler önüne seriyor. Herkes farklı kriterlere dayalı özgürlük türküleri söylüyor. İnsanlık özgürlüğe âşıktır; özgürlük ezilmişlerin umududur. Özgürlük, Allah’ın insana verdiği en önemli nimetlerdendir. Bugün nice insanın özgürlüğü engelleniyor, onlara saygı gösterilmiyor, toprakları işgal ediliyor, çocukları öldürülüyor ve hayalleri yıkılıyor. Bu insanlar özgürlüklerini savunacak veya acılarına ağlayacak kimseyi bulamıyor. Dahası, kendilerini liberal diye tanımlayıp özgürlüğü savunduğunu iddia edenler, işkence eylemlerine katılıyor, insan hakları ihlallerine, binlerce kişinin öldürülmesine ve milyonlarcasının aç bırakılmasına göz yumuyor.


Amaç köleleştirmek


İnsanlığın özgürlüğün korunmasında başarılı olması için özgürlük düşmanlarını belirlemesi kaçınılmaz. Bu düşmanlar eşitliği ve adaleti reddeden, insan haklarıyla çelişen zalim çifte standartlara başvuranlardır. Özgürlüğü sadece kendisi için isteyen ve ötekilere saldırıp haklarını çiğnemek için kullanmayı arzulayanlar, özgürlüğün en çetin düşmanıdır. Bu düşman Irak’taki Ebu Garib ve diğer cezaevlerinde insanlara işkence eden Amerikalı askerlerle veya çocukları öldüren İsrailli askerlerle eşdeğerdir.


Özgürlüğü başarıyla savunmak için adalet, eşitlik ve insan haklarını bilinçli biçimde buluşturmalıyız. Zira özgürlük bütün insanlığındır. Uygarlık, insanın başkalarının özgürlüğüne de saygı duymasını, onların haklarını savunmasını, başkalarının kendi iradeleriyle seçtiği modele uygun yaşam hakkının korunmasını sağlar. Özgürlüğün bugünkü anlamı, insanlığın zulüm, emperyalizm ve işgalle mücadelede birlik olmasıdır. Emperyalistler özgürlüğün azılı düşmanlarıdır.


İnsanları evlerinden ve çiftliklerinden kovuyorlar, dönüş haklarından vazgeçmelerini istiyorlar, etnik temizlik yapıyorlar.


Özgürlüğün düşmanları insanlığa kapitalist ekonomiyi dayatıyor. Tabii ki, halklara yöneticilerini özgürce seçme hakkı veren demokrasinin yokluğunda… Batı’nın yaşam modelini dayatmak istiyorlar. Oysa bu model bazı insanların şartları, inançları ve kültürleriyle çelişiyor.


Bu, büyük bir zulüm ve saldırıdır. İnsanları tüketiciye dönüştüren bir kültürü dayatmak ve dünyayı ABD ve Avrupa ürünlerinin pazarına çevirmek istiyorlar. Bu insanlar, kalkınmak için kullanabilecekleri servetlerini hiç ihtiyaç duymadıkları ürünlere harcıyor. Böylelikle kıtalararası şirketlerin servetleri kabarırken açlık ve alçalmışlık artıyor.


Batı kültürü insanı köleleştiriyor, özgürlüğü kısıtlıyor ve seçim hakkını çiğniyor. İnsanın yapması gerekense inek gibi çalışmak, kazancını harcamak ve çıplak kadınları izlemek için televizyon karşısına geçmek. İnsanın, özgürleşmeyi veya başka bir sorununu düşünmemesi, dilsiz olması ve ekranlarda izlediği kişileri seçmek için oy vermesi gerekiyor. Sonunda, medyayı elinde tutan kıtalararası şirketlerin seçtiği isimlere oy veriyor.


Kadın da, Batı kültüründe erkeği tüketime sürüklemenin bir aracı olarak önemli bir yer işgal ediyor. Reklamlara baktığınızda bir otomobilin üzerinde oturan güzel bir kadın göreceksiniz. Bu kadının size âşık olması için otomobili almanız gerek. Kadının da güzel ve etkileyici görünmek için makyaj malzemesi ve son moda kıyafetler alması gerek. Böylelikle tüketim çılgınlığı artıyor, ülkeler yaşama, kalkınma ve ilerleme güçlerini kaybediyor. Arap ülkelerinin güzellik malzemeleri veya ithal kıyafetler için nice milyar dolarlar harcadığını düşünün. Bu milyarlarla Arap çöllerine milyonlarca fidan ekseydik, gençlere iş imkânı sağlasaydık, açları doyursaydık, işgalden kurtulmaları için Filistin halkına dayatılan zalim ablukayı kırsaydık nasıl olurdu?


Kadın, başta Arap ülkeleri olmak üzere gelişen ülkelerin kapasitelerini azaltmak için kullanılan bir araç haline geldi. Kapitalizm kadını cinsel obje olarak kullanıyor, kadın bedeni üzerinden ticaret yapıyor, bu bedenleri halkların özgürlük ve kalkınmayı amaçlayan mücadelelerine son vermek için kullanıyor. Şimdi Batı’da ve Doğu’da başörtüsüne yönelik kampanyaların neden arttığını anladınız mı?


Batı kültüründe kadının özgürlüğü, bedeniyle dilediğini yapması demek. Fakat bu özgürlük, kadının ’kendini pazarlaması’na dayanan ’kapitalist özgürlüğe’ dönüştü. Peki peçeyi çıkarmak kadının saygınlığıyla uyumlu mu? Bu soruya kimse yanıt veremez. Çünkü çıplaklıkta saygınlık yoktur. Kadın, kapitalizmin tüketicileri ayartmak için kullandığı bir araca indirgenmek isteniyor. İşte bu yüzden, özgürlükle saygıyı buluşturmak Batı kültürünün ve Arap dünyasındaki emperyalist uşakların kitabında yok.


Başörtüsü kapitalizme düşman


İslam bizim kimliğimizi, kültürel benliğimizi, tarihimizi ve geleceğimizi oluşturur. Müslüman kadın açısından başörtü Allah’a ibadettir. Niçin ’özgürlük’ adına kadının bu özgürlüğünü elinden almak istiyorlar? Niçin Batı’da ve Arap dünyasında seçim hakkını kullanan, inancına göre yaşamak isteyen Müslüman kadına karşı kampanyalar artıyor?


Niçin kadının istediği kıyafeti giyme özgürlüğü muhafaza edilmiyor?


Bu sorulara, başörtüsünün laiklikle çeliştiği, belirli toplulukların sembolü olduğu ve terör yarattığına dair yanıtlar veriyorlar. Güzel. Peki niçin laikliğe inanmayanların özgürlüğü kısıtlanıyor, hakları çiğneniyor? Niçin laiklik dayatılıyor ve Allah’a kul olmayı özgür iradeleriyle seçen kadınların özgürlüğü kısıtlanıyor, tedavi olmak için hastanelere girişleri yasaklanıyor? Asıl zulüm, küstahlık, diktatörlük ve terör bu değil mi?


Başörtüsü aslında kapitalizm ve tüketim kültürü için tehlike oluşturuyor. Başörtüsü kapitalizmi geniş bir pazardan mahrum bırakıyor, İslam dünyasına hegemonyasını dayatma imkânını azaltıyor. Başörtüsü kadının hayat tarzı olarak İslam’ı seçmesinin sembolü. Başörtüsünün yayılması, İslam ülkelerine başka şeylere harcadıkları milyarları ellerinde tutma imkânı sağlar, kadınların güzellik malzemelerine harcadığı parayı ailelerin kasasına aktarır, kadın ve erkeklere İslam’a aidiyet bilinci getirir. Bu yüzden başörtüsünün yayılması ümmetin emperyalizmden kurtulması ve yaşam tarzını özgürce seçme hakkını kullanması demek. Dolayısıyla Batı başörtüsüne saldırıyor, Arap dünyasındaki dikta yönetimlerini başörtüsünü yasaklamaları için kışkırtıyor.


Batı’nın kültürel emperyalizminin uşakları, başörtüsünün gericilik ve irtica olduğunu söylüyor. Oysa başörtüsü ümmetin uyanış ve özgürlük yoluna girdiğinin delilidir. Müslüman kadının saygınlığı, İslam’a aidiyeti ve kültürel özelliğiyle gurur duymasıdır. Emperyalizmin Arap dünyasındaki destekçileri başörtüsüne bu yüzden saldırıyor. Ancak, Irak’ta yenilen Amerikalı ’efendileri’ yakında bölgeden gidecek ve onları değerini yitiren döküntüler gibi terk edecek. Onlardan bütün istediğimiz özgürlüğü kendi haline bırakmaları.


Zira hem özgürlüğü savunmaya ehil değiller, hem de anlamını bilmiyorlar.


SÜLEYMAN SALİH (Katar gazetesi Şark, 1 Aralık 2006)


RADİKAL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir