KARANLIK ORMAN

Aklın ve erdemin çekildiği topraklardan fışkırdı bu karanlık orman. Simsiyah dallarıyla ağır ağır yürüdü şehirlere. Konuşacakmış gibi yapıp susturdu. Gülümseyecekmiş gibi yapıp ağlattı.
Sarılacakmış gibi yapıp boğmaya çalıştı. Nerede bir tanyeri görse oraya serdi nur sızdırmayan abasını. Nerede bir insan görse, karşısına çıkardı parslarını, kurtlarını, aslanlarını. Yürüyemesin diye uçurumlar kazdı yollarına. Yükselemesin diye ağırlıklar bağladı ayaklarına. “Bulmanın” bütün işaretlerini “kaybolmanın” bütün işaretleriyle değiştirdi. “Batmanın” bütün kayalarını verip “Uçmanın” bütün kanatlarını aldı. Şeytana ortaklık teklif edip cennetin kapısına “Cehennem”, cehennemin kapısına “Cennet” levhasını astı. Şairin heybesindeki acılarını, umutlarını, sevgilerini, nefretlerini ve her şeyden üstün tuttuğu inançlarını “Ârâf” denilen derin bir hokkaya döktü. Kalem bir solukta başına dikti bu kuyuyu ve bütün renkler karışarak karanlık ormanı anlatmaya başladı: “Hayat yolunun yarısında, kendimi karanlık bir orman içinde buldum; doğru yolu kaybetmiştim çünkü. Heyhat! Her hatırlayışımda korkumu tazeleyen bu vahşi, sarp ve çetin ormandan bahsetmek ne kadar da güç!.. Doğru yoldan ayrıldığımda öyle uykuluydum ki, ormana nasıl girdim bilemiyorum. Yüreğime dehşet salan bu vadinin nihayet bulduğu bir tepenin eteğine varınca başımı kaldırdım ve insanlara her yerde doğru yolu gösteren yıldızın ışıklarıyla doruğunun aydınlanmış olduğunu gördüm…”

Dante Alighieri, ruhuna yurt arayan şair. Karanlık bir ormana benzettiği dünyadan çıkış yolları arıyor. Yakalandığı yerde diri diri yakılacak olması değil kalbini yerinden oynatan. Deprem, güzellikle çirkinliğin ruhunu paylaşamamasından doğuyor. Çocuk Dante’nin sevdiği çocuk Beatrice, farkında olmadan ırmağın bendini yıkıyor bulanmamış suretiyle. Güzelliği bir ebediyet dilimi gibi sunuyor Dante’nin gözlerine. İşte o zaman dünyanın çirkinliğinin altını çiziyor Beatrice’in güzelliği. Bir türlü açılamıyor bu saf denize, havuzda yüzüyor gemi, yataklara düşüyor Dante. Beatrice’in hiçbir şeyden haberi yok. Sonradan Vita Nouva (Yeni Hayat) adıyla kitaplaşacak şiirlerini on sekiz yaşında yazmaya başlıyor şair. Beatrice yine hiçbir şeyin farkında değil. Bir alev küresine çevirip Dante’nin dünyasını yirmi dört yaşında ayrılıyor yerküreden. İşte bütün yanardağların ıstampaya dönüşüp Beatrice’in mührünü Dante’nin göğsüne vurmak için sıraya girdikleri an! Fakat ne tuhaf, bir başka resim çıkıyor Beatrice’in mühründen. Bir kadın sureti değil bu: Cehennem! Ve Dante, şair Vergilius’un rehberliğinde seyahate çıkıyor o elem yurduna. İlâhi Komedya’nın ilk durağı Cehennem. O görkemli kapıda, siyah harflerle şu yazıyı okuyor: “Özyaşı şehrine benden gidilir. Ebedî ıstıraba benden gidilir. Adalettir şanı yüce yaratanımın. Ben ilâhî kudretin, rabbanî hikmetin ve ilk aşkın eseriyim…”

İki şairin sonraki durakları Ârâf ve Cennet. Zincirin halkaları birbirini tamamlıyor. Dante haklıdır Carlyle’a göre; şiddeti bilmeyen bir insan merhameti de bilmez. Cehennemi hakiki kılar cennet, cenneti hakikî kılar cehennem. İnsan tükenmek bilmeyen hırsını nerede köreltecek. Hangi söz açacak gözlerini ve ne kadar koruyabilecek onu tekrar kapanmaktan? Sözün sırrı ne? Hangi derinlikten gelirse sarsılır insan! Dante en derinden sesleniyor İlâhî Komedya’da. Güzelliği bir anahtar yapıp geçiyor, Beatrice’in aşkından İlâhî aşka. Cennette karşılaşıyorlar; bir başka âlemde vuslat. Bir cennet rehberi artık o, bir kadın değil, etten kemikten! Şimdi tam zamanı, kibir günahının altında ezilen ruhlara birlikte seslenmenin: Haydi yükselin mağfiret dağına!

“Cehennemden gelen adama bakın!” diye gösteriyorlardı insanlar birbirine XIII. yüzyılın ortalarında Dante’yi. İnsanların ekmeğinin ne kadar tuzlu, merdiveninin ne kadar sarp olduğunu gören bu onurlu adam, âşkla sevdiği vatanı Floransa’dan sürülmüştü Beyazlar’la (Bianchi) Karalar’ın (Neri) savaşı yüzünden. İktidar kavgası veren bu iki ailenin ihtiras ateşiyle kitapları meydanlarda yakılmış, öldüğünde kemiklerine kadar uzanmak istemişti alevler. Çünkü karanlık bir ormandı dünya hırsın elinde. İnanç, umut ve iyilikle aydınlatılabilirdi ancak bu kara orman. Bedenle ruh ancak birlikte yürüyebilirdi. İşte o zaman kimin ne yaptığının farkına varabilirdi insan. Bir zamanlar kemikleri yakılmak isterken, ona “İlâhî Şair” unvanı verilir ve “Komedya” olan eserinin ismi “İlâhi Komedya” olarak değiştirilirdi. “Dante’den önce İtalyanca’dan bahsedilemez,” diyenler olurdu onun için. Sonra insanlar kapatıp gözlerini, karanlık ormanlarında yaşamaya devam ederdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir