KAŞINIYORUZ GALİBA!

Prof. Deniz Gökçe, Akşam gazetesindeki yazısında “Gene Kaşınıyoruz” diyor. 1994 ve 2001 krizlerini kendi elimizde çıkardıktan sonra hala yeterince ders almamış görünüyoruz ne yazık ki.

“Kaşındık ve sonunda toplumca belamızı bulduk, ağır bedel ödedik. Bedel ödemeden öğrenme becerimiz de pek yok.” diyor Sayın Gökçe ve devam ediyor: “Ancak o gün nasıl kaşınıyorsak, bugün de gene kaşınıyoruz.”

Herkes, bulunduğu makamda sorumlu davranmak zorunda. Geçen hafta Anayasa Mahkemesi, CHP milletvekillerinin Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığı 2003 tarihli üçüncü maddesinin “d” bendini esastan iptal etti. Gökçe’ye göre bu karar, şu anda cari denge açığının en güvenilir finansman kaynağı olan doğrudan yatırımlara bir balta indirmektedir: “Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun detayları, neyin iptal edildiği tartışılır ama cari denge sorununa ilaç gibi gelen doğrudan yatırımların fena halde etkilenmesi potansiyeli ortada. Ve bu Anayasa Mahkemesi kararları, üstelik bir kere daha sosyal güvenlik kavgası yapılan bir ortamda ve dünyada da çok ciddi bir kriz olasılığı varken gündeme getiriliyor.”

İkinci mesele ise sendikaların ve bir kısım muhaliflerin sosyal güvenlik sistemiyle ilgili anlaşılmaz tutumu. Deniz Gökçe’nin bu konudaki tespiti de son derece isabetli: “Sosyal güvenlik sistemimizin şu anda çalışan ve ileride emekli alacak olanlara borcu ile şu anda emekli olanlar ve onların aile fertlerine olan borcu, Türkiye’nin toplam iç ve dış borcundan yüksektir. Bu hiç hatırlanmıyor, düşünülmüyor. Bunun uluslararası kriz ve cari açık ortamında bile göz önüne alınmaması bir cinayettir. Bir gün kimse emeklilik parası alamayabilir, Arjantin’de olduğu gibi! Konunun içeriği benim gibi iyimser birini bile çok kötümser yapabilecek kadar önemli! Ciddi şekilde kaşınıyoruz ve ciddi risk almak üzereyiz. Bugün koalisyon yok, tek parti var ama 2000 yılından çok daha fazla muhalefet- iktidar kutuplaşması var. Yapmasak iyi olur! 2001 – 2007 arasında kazanılanlara yazık olmak üzere! Ben de korkmaya başladım!”

Evet, kendi tabiriyle ülkenin “en iyimser” ekonomisti bunu söylüyorsa, gerçekten de durup düşünmek lazım. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, bir de Cuma günü bomba gibi gündeme düşen parti kapatma davası…

Evet, çözüm bekleyen problemlerimiz var. Özellikle dar gelirli insanlar geçim sıkıntısı içinde. Güneydoğu için alınması gereken ekonomik ve sosyal önlemler meselesi de sırada bekliyor. Bu konuda hükümet acilen bir şeyler yapmalı. Ama elimizi vicdanımıza koyalım ve gerçekleri görelim: Çok sayıda problemi de geride bıraktık. Mesela ülkenin sağlık meselesi ilk defa gözle görülür bir şekilde çözüme kavuşturuldu. Hastanelerde kuyruk bekleyen insanlar yok artık. İlaç problemi de tarihe karıştı. Ülkede huzuru bozan çeteler birer birer çökertiliyor. Yıllarca başımızı ağırtan PKK’lı teröristlere çok ciddi darbeler indirildi. Makro ekonomide inanılmaz mesafeler alındı. Enflasyon ilk defa AK Parti döneminde tek haneli rakamlara geriledi. Bugün itibariyle dünyanın 17., Avrupa’nın 7. büyük ekonomisiyiz. Yabancı sermaye girişinde büyük mesafler alındı. Dünyanın krizde olduğu bir dönemde ülkemiz huzur adası olarak sermaye çekmeye devam ediyor. Özellikle Arap sermayesi için çok cazip şartlar var ülkemizde. Bunun elbette bir süre sonra halka yansımaları olacak. Onun içindir ki, halkımızın büyük çoğunluğu halinden memnun. Ve bu memnuniyet seçim sandıklarına da yansıyor.

Ama bu durumdan rahatsız olan küçük bir azınlık var bu ülkede. Yoklukların, cehaletin, baskının olduğu 1940’lı yılların özlemini çekiyor onlar. Vatandaşın devleti sadece jandarma ve vergi memuru olarak gördüğü dönemleri unuttuk artık. Toplu iğne bile yapamadığımız, dünyadan izole olduğumuz o dönemleri geri getirmek isteyenler var. Mazotun, şekerin ve ekmeğin dahi karneyle satıldığı günleri kimse hatırlamıyor. Anadolu’nun memurlar için sürgün yeri olduğu günler de geride kaldı. Ülkede akademisyenlik, subaylık, diplomatlık vb. bazı görevlerin babadan oğula geçtiği devirler çoktan kapandı. Soy-sop değil, liyakat önemli şimdi. Modern dünyanın bilgi ve becerileriyle donanmış, iyi derecede yabancı dili olanlar ancak buralara gelebiliyor. Vatandaşını adam yerine koyan, her türlü hak ve imkânı onun hizmetine sunan bir devlet anlayışı var şimdi. Bundan rahatsız olan küçük bir mutlu azınlık mevcut durumdan şikâyetçi olabilir ama halkımızın büyük çoğunluğu gerçeği görüyor.

Yanlış hesap Bağdat’tan döner misali, bu konularda herkesin akla ve vicdana uygun davranacağını temenni ediyor ve bilhassa Anayasa Mahkemesi’nin mutlaka hukuka uygun davranıp en doğru kararı vereceğine inanıyorum. Böylece ülkenin bir an önce kaos ortamından kurtulacağını ümit etmek istiyorum. Aksi takdirde kimseye fayda getirmeyecek gerilimler yaşanacak ülkemizde. Dış itibarımız ve ekonomimiz sarsılacak. En büyük sıkıntıyı ise her zamanki gibi dar gelirli insanlarımız çekecek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir