Kaybolan göl



İşyerleri camlı binalar değil, cam gibi saydam bir göldü balıkçıların. Sudan bir işyeri. Ve havadan, güneşten buluttan.

Bu yüzden onlar takım elbise giymiyorlar sabahları; olta takımlarını hazırlıyorlar. Kravat takmıyorlar boyunlarına; kancalarına yem takıyorlar. Ayakkabılarını parlatmıyorlar kadifeyle; zokalarını parlatıyorlar, çekerek suda. Saçlarını taramıyorlar ayna önünde; misinalarını ayırıyorlar tel tel. Ayaklarında lastik çizme, sırtlarında sarı muşambadan yağmurluk. Bu işyerinin kurallarında personelin mesai kartlarını makinede okutması yok. Buna rağmen bütün balıkçılar gün doğmadan gölün eteklerini öpüyorlar. Saygın bir göl demek ki; ya da çok seviliyor. Öyle bir işyeri ki burası; her gün dekoru değişiyor. Sahibi çok zengin olmalı. En zengini olmalı ki dünyanın; bir gün gölün rengi mavi, öbür gün yeşil, bir başka gün gri. Gölün tavanı da değişiyor her gün; bazen beyaz ve mavi, bazen sadece mavi, bazen beyaz, bazen lacivert, bazen kurşuni… Sonra sazları var gölün rüzgarlı günlerde konserler veren. Kuşları var, kurbağaları, yaban ördekleri… En önemlisi balıkları var; yüzgeçleriyle suyu kıpırdatan. Solungaçlarıyla süzen havayı. Kuyruklarıyla doğrultan dümeni. Gözleriyle ayıran yosundan yemi. Bu gölün balıkları var ve balıkçıları…

Bu gölün balıkçıları gün doğmadan yine rüyalarını yarım bırakıp gölün rüyalarına karışmak için yola çıktılar. Sandallarını ayın sedeflediği suda bir kez daha yüzdürebilmek için her zamanki gibi yürümeye başladılar. Şafak sökmeden başlayan bu gece yürüyüşü yarım saat kadar sürer, aşılan bir tepenin ardından balıkçılar, o harikulade güzelliği görmek için hazırladıkları ruhlarını, gölün bedenine katarlardı. İşte adımlarını hızlandırıyorlar, tepeye varabilmek, bir an önce sandallarına binebilmek için. Koşar adım yürüyorlar; çekirgeler, baykuşlar ve ismini bilmedikleri böceklerden oluşan bir bandoyla. Kalplerinin trampetleriyle katıldıkları bu bandonun ritmi ayaklarının birbirine dolaşmasını önlüyor ve neredeyse aynı anda toprağa basıp, aynı anda kaldırıyorlar ayaklarını. Uzun zamandır yürüyorlar. Yoksa onlara mı bu kadar uzun geldi. Nedense bugün vakit geçmek bilmedi. Sanki geri geri yürüyorlar farkında olmadan. Ama öyle olsa başları dönerdi. Halbuki dönüyorsa başları, bu gölün güzelliğindendir. Yürüyorlarsa elbette erişeceklerdir suya. Yürüyorlar, yürüyorlar ve sonunda tepe, siyah bir perde gibi çıkıyor önlerine. İşte şimdi, şimdi açacaklar perdeyi. Soluk soluğa tırmanıp, her gün müthiş bir oyunun sergilendiği o gümüş sahnenin önünde bulacaklar kendilerini. “Haydi hep birlikte çekelim şu perdeyi!” diyecekler. Yarısını sağa, yarısını sola doğru koşarak çekecekler. “Perde!” diyecekler, atarak son adımlarını. Ama o da ne; göl yerine koca bir çukur karşıladı onları. Bir çukur; kenarında sandallar, içinde çamur ve balık ölüleri… Bir çukur sazların dimdik sustuğu. Bir çukur; ya da oyulmuş bir göz kovuğu!

Balıkçıların gözleri dehşetle büyüdü. Öyle büyüdü ki aydınlattı çukuru. “Tanrım!” dediler. “Nasıl bir kâbus bu! Bir göl nereye gidebilir! Bu göl nereye gitti!! Bir nehir değil ki denize varsın. Ay değil ki bulutlarda saklansın. Kayık değil ki demir alıp çeksin küreklerini. Saz değil ki başka tellerden çalsın. Acemi değil ki, kansın tatlı sözlere. Balıkçıl kuşu değil ki ürkünce havalansın…”

Balıkçılar indiler çukurun yanına. Sanki binince sandallarına. Göl geri gelecekti… Balıkçılar asıldılar küreklere. Mahkumlar gibi asıldılar. Mahkumlar göle.

***

Rusya’daki Bolotnikovo Gölü bir gecede kayboldu. Bu büyük kaçış, balıkçıların sabah göle balık tutmak için gitmesiyle ortaya çıktı. Olay kimilerince dev bir küvetin su kapağının çekilmesine benzetildi. Ajansların haberlerine göre Ruslar, kaybolan gölden geriye kalan çamurlu yatağa bakarak işin sırrını anlamaya çalışıyor. Başkent Moskova’nın 250 km. doğusunda yer alan Bolotnikovo’da ortadan kaybolan göl için yerel yetkililer, çeşitli yorumlar yapıyorlar. Gölün sularını bir yeraltı nehrine boşaltmış olduğunu söyleyenler olduğu gibi, gölün bir yeraltı mağarasına sızmış olabileceğini ileri sürenler de var. Bu arada bölgede garip dedikodular dolaşıyor. Bunlardan biri 70 yıl önce bölgedeki birkaç evin göl gibi ortadan kaybolduğu…

***

Bir sabah rüyalarınızı yarım bırakarak tamamlamak isteyeceksiniz başka düşleri. Sevdiğiniz her şeyin yerini, elinizle koymuş gibi bilirsiniz çünkü. Oysa şafak sökmeden düştüğünüz yollar, kalp trampetlerinizin katıldığı bir bandonun eşliğinde belki de sizi hayatınıza açılmış o büyük çukurun önüne getirecek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir