Kaybolen E…

Gözünde maskesi, elinde feneri, sırtında çuvalı vardı ve oldukça kalın bir kitabın kapısını kurcalayıp duruyordu.

Sonunda maymuncuk kapının dilini çözdü ve maskeli adam dili çözülen bu biçarenin konuşmasına izin vermeden parmaklarının ucuna basa basa yürümeye başladı sayfaların arasında. Üzerinde ayak izlerini bıraktığı kelimelerden birine takılıp düşerim korkusuyla, fenerini ileri geri hareket ettiriyor, sonra karşısına çıkan kimi kelimelerden şüphelenip ışığı yüzlerine tutuyor, kelimenin kendi aleyhine bir anlam içermediğine emin olduktan sonra yoluna devam ediyordu. Ne çok harf, ne çok kelime, ne çok cümle vardı. Ancak maskeli adam çuvalına sadece bir harf koyacaktı. Hangi harfi çalsa, daha pahalıya satabilir, hangi harfi çalsa, hırsızlığı daha geç fark edilirdi.

‘A’ harfi, ‘aba’ altından sopa gösterdi, hırsıza ‘abesle’ iştigal ettiğini, meseleyi ‘abarttığını’, ‘acar’ bir hırsız olsa da sözlükten eli boş çıkacağını, bu ‘acayip’ isteğinden vazgeçmesini söyledi. ‘Acilen’ sayfalarını terk etmesini de ekledi sözlerine. Maskeli adam sözlüğün ilk kelimeleriyle girdiği bu tartışmadan hoşlanmadı ve bir ‘an’ önce ‘A’ sayfalarını terk etmek için ‘ada’yı ıssız bıraktı, ‘adliye’den kaçtı, ‘ahenkli’ ve emin adımlarla ‘aş’ı ve ‘aşk’ı ‘aşıp’, ‘at’ı aldı ve Üsküdar’ı değil A’yı geçti.

‘B’de ‘babalar’ karşıladı onu ve kara gözlüklerinin altından ‘bacaklarını’ kırarız ‘bakışlarını’ fırlattılar. ‘Baba evinde’ ne işi olduğunu sordular ve bu ‘badireyi’ bir an önce atlatmak istiyorsa ‘bahçe’yi bir harf koparmadan terk etmesi gerektiğini vurguladılar. ‘Baklayı’ ağzından çıkarmasını, ‘B’ harfinin sayfalarında ne aradığını söylemesini salık verdiler. Maskeli adam ‘baba’ kelimesinin yanından koşar adım uzaklaşmaya, ‘bu’ ‘bâriz’ tehlikeyi ‘basite’ alamayacağını düşünerek, ‘B’nin sınırlarını ‘bir’ an önce aşıp ‘baykuş’ seslerinden kurtulmaya çalıştı.

Ve soluğu ‘C’de aldı maskeli adam. Düzgün bir ‘caddede’ yürüyüp sokak lambalarının ışığından da yararlandı. Her ne kadar ‘C’nin sayfalarında ‘cadılar’ ‘cadalozlar’ ve ‘cahiller’ varsa da ‘can’ tehlikesi yoktu. Derken bir ‘canavar’ çıktı karşısına maskeli adamın. ‘Cansiperane’ savaştı onunla ve ‘cansız’ düşürdü. Sonra ‘cebelleşmeden’ hedefine varacağı ara sokaklar aradı ‘cadde’yi bırakıp. Bu sözlüğün ‘cemaziyelevvel’ini bilirdi ve istese bir ‘ceylan’ gibi koşabilir, ‘cırcır böceği’ gibi öten bu kelimelerden yakasını sıyırabilir ve ‘cin’ olmadan adam çarpabilirdi. Nihayet, ‘cüsse’, ‘cüz’, ‘cüzam’ ‘cüzdan’ derken kendini ‘Ç’nin kapısında buldu.

‘Çabaları’ boşa gitmemiş, ‘çabucak’ C’den uzaklaşmış, ‘çağa’ ayak uydurmuş, ‘çalacağı’ harfe yaklaşmıştı. Bu yüzden harflerle ‘çene çalıp’ vakit geçirmeden ‘çalar saatini’ ‘D’ harfine kurdu ve altından ‘çapanoğlu’ çıkacak bu macerayı ‘çapalamaya’ koyuldu. ‘Çarşıdan’ aldığında bir tane, eve geldiğinde bin tane olacak harfi, ‘çaşıtlara’ sezdirmeden ‘çalmalıydı.’ Sonunda ‘D’nin çekim gücüne kapılıp, ‘Ç’nin kapısını kapadı. İşte ‘D’! Çalacağı mücevher acaba ‘D’miydi? ‘D’yi sözlükten çıkardığında kolayca fark edilir miydi? ‘Dalgınlıktan’ ve ‘dalkavuklar’dan kurtulur muydu insanlar? Akacak kan ‘damarda’ ‘durur’ muydu? ‘Dargınlıklar’ sona erer miydi? ‘Defile’ler yapılmaz olur, ‘define’ler toprak altında mı kalırdı? ‘Delicesine’ istiyordu sözlükten bir harf çalmayı. Bu yüzden uzun bir süre ‘D’ye ‘demir’ attı. Sonunda ‘dikiş’ tutturamadı D’de. ‘Dilsiz kalmasını istemedi sözlüğün. ‘Dizginleri’ çekip atını ‘E’ye sürdü.

‘Ebedî’ kelimesi, ‘E’yle başlıyordu. ‘El’ fenerinin ışığı ‘ebedî’ kelimesinin üstüne vuruyor, bir başka kelimeye geçse sanki ışığı sönecekmiş gibi açısını sabitliyordu. Maskeli adam, uzun bir duraklamadan sonra e harfine elini sürdü. E harfi üstüne gizemli bir ecza dökülmüş gibi fosforlu ışığını yaymaya başladı. Maskeli adam işte o zaman, ‘e’yi sözlükten koparıp, ‘ebedî’yi, bediiyyatın başlangıcı yaptı.

***

Ünlü Fransız yazar Georgec Perec’in hiç ‘e’ harfi kullanmadan yazdığı ‘La Disparition-Kayboluş’ adlı romanı, yine hiç ‘e’ harfi kullanılmadan Türkçe’ye aktarılmış. Kitabın çevirmeni, ‘Fransızca’da e harfi kullanmamaya karar verdiğinizde kelime hazineniz yüzde 30-40 oranında daralıyor. Türkçe’de ise bu oran % 25’e iniyor. ‘Sen, ben ve-ken’ gibi kelime ve ekleri kullanamamak insanı bir hayli zorluyor’ demiş. Romanda, Anton Voyl adlı kahramanın kayboluşu polisiye bir kurguyla anlatılıyor, Anton’la birlikte dünyadan ‘e’ harfi de kayboluyormuş. Perec’in kaybolmasına göz yumduğu e harfi, Fransız işbirlikçiler tarafından Nazilere teslim edilen ve toplama kampında ölen annesini simgeliyormuş.

***

Haberi okuduğumda kaybolan değerlerimizi anlatmak için alfabeden hangi harfi çıkartacağımı düşündüm. O kadar çok şey kaybetmiştik ki; bütün kayıpları bir harfle simgelemek mümkün olmayacaktı. Alfabenin bütün harflerini çalsam, ancak yeterdi anlatmaya kayıpları. Alfabenin bütün harfleri kaybolunca da susmaktan başka çare kalmazdı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir