Kazak uzman gözüyle Kazak dayağı

Orta Asya uzmanı Kazak bilim adamı Dr. Almagül İsine, Kazakistan’da
Türk işçilerin vicdansızca dövülmesinin perde arkasıyla ilgili
bilimsel bir makale yayınladı

Her sene düzenlenen geleneksel Türk Dünyası Kurultaylarının açılışı,
Türk boylarının Ergenekon’dan çıkışını simgeleyen ” örs dövme ”
töreninin canlandırılmasıyla gerçekleştirilir ve Türk dünyasından
gelen liderler birlikte “örs döverlerdi”. Türk Cumhuriyetleri bu
şekilde tüm dünyaya “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” mesajları vererek,
her alanda ortak hareket edecekleri “Çin’den Adriyatik’e kadar ”
söylemini pekiştirmeye çalışıyorlardı.

Ancak 20 Ekim 2006 tarihinden bu yana görsel ve yazılı basın
organlarında ” dövme ” kelimesi Türk-Kazak işçileriyle birlikte
gündem oluşturmakta olup, bu kez ” dövülen ” ” örs ” değil,
Kazakistan Atırav petrol yataklarında çalışan Türk işçileri idi.

Kazakistan’ın Batı kesiminde bulunan Atırav ili Jılıoy ilçesindeki
Teniz petrol yataklarında basında da yer aldığı kaynaklara
göre; “yemek sırası” yüzünden bir kavga çıkmış ve bugüne kadar yurt
dışına milyonlarca işçi yollayan Türk toplumunun doğal olarak
tepkisini çekecek şekilde 300’ün üzerinde Türk işçisi çeşitli
darbeler alarak Türkiye’ye geri dönmüşlerdir. Olay
esnasında “Senimdi Kurilis” şirketinin ofisi yağmalanmış, birçok
araba ve Türk işçilerinin kaldıkları vagonlar ateşe verilmiştir. Bu
olay, hatta bazı internet sitelerinde Irak’ta Türk askerlerine
yapılan çirkin olaydan yola çıkılarak “ikinci çuval geçirme”
şeklinde değerlendirilmiş ve her iki kardeş toplumda da bir birine


karşı, özellikle de işçilerinin mağdur olduğu Türkiye’de,
Kazakistan’a karşı bir nevi de olsa antipati duygusunun uyanmasına
neden olmuştur.

Olay: Küresel güçlerin oyunu mu, yoksa olağan bir kavga mı?

SSCB’nin yıkılmasından sonraki ilk yıllarda Türkiye’nin Türk Dünyası
ile diplomasi ilişkileri son derece yoğun olup, meyvelerinin
bugünlerde toplanmaya başlandığı ortak büyük projelerin tohumları
söz konusu dönemlerde atılmıştır. Örneğin, “Asrın projesi” olarak
adlandırılan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı, Türk Cumhuriyetlerinden
10.000 öğrenci getirme projeleri bunların en bariz örnekleridir.

Ancak, 1995 yılından itibaren, Türkiye ile Özbekistan arasında Özbek
muhalefet parti liderleri meselesi yüzünden diplomasi ilişkiler
çıkmaza girerek, Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinde okuyan 1700
Özbek öğrenci Devlet Başkanı İslam Karimov tarafından bir gün içinde
ülkeye geri çağrılmıştır. 2005 Mart ayında Kırgızistan’da yaşanan
halk ayaklanması sırasında (kasıtlı olmayarak) Türk işyerine yapılan
saldırılar, basının kışkırtmasıyla Türk toplumuna derin analiz ve
yorumlar yapılmadan, doğrudan Kırgızların “Türk düşmanlığı” şeklinde
yansıtılmıştır.

Kazakistan’a gelirsek; bugüne kadar Türkiye ile Kazakistan arasında
gerek diplomatik ilişkilerde, gerekse iş dünyasında, gerek kültür,
gerekse eğitim alanında hiçbir pürüz, anlaşmazlık yokken ve tüm bu
ilişkiler olması gerektiği düzeyde seyrederken söz konusu olayın
patlak vermesi, bu kadar sıcak ilişkilerin öteki tarafında herhangi
bir sorunun olduğuna mı işaret ediyordu, yoksa basit bir işçi
kavgası mıydı?

Aslında “basit kavga” diyerek geçiştirmek mantığa uygun değil, zira
olayda Türk işçilerinin can ve iş güvenliği tehlikeye girmiş, resmi
olmayan verilere göre 1200 Türk insanı Kazakistan’dan ülkelerine
geri dönmüşlerdir. Geri dönenlerin sayısının günbegün artması,
olayla ilgili çeşitli senaryo ve yorumlara yol açmaktadır. Hatta en


son haberlere göre olayın, bir diğer petrol yatağı olan Karabatak’a
da sıçraması, orada faaliyet gösteren bir kısım ABD’liler de olmak
üzere Gama-Tekfen şirketinin birçok çalışanının Kazakistan’ı terk
etmeleri, bazı basın organlarına ” yabancılar Kazakistan’ı terk
ediyor ” şeklinde topluma sunulmuştur (2).

Bu olay ” Çin’den Adriyatik’e kadar ” söyleviyle yola çıkılan
kardeşlik ve ekonomide işbirliği planının bozulması mı, yoksa basit
bir grup kavgası mıydı, yoksa çokuluslu şirketlerin maaş
politikasına ilişkin düzenlemelerdeki eksiklikler mi, yoksa küresel
güçlerin oyununun bir parçası mı, yoksa şirketler arası rant kavgası
mı? Kazakistan Petrol Şirketi Kaz Munay Gaz´ın Rafineri Grup Başkan
Yardımcısı Şuhrat Danbay’ın Kazakistan’ın, Ceyhan’a yaklaşık 5
milyar ABD doları tutarında bir yatırım yaparak, 3 bin kişiye iş
imkânı sağlayacaklarını (3) açıklamasından sonra meydana gelmesi bir
tesadüf müdür?

Kazak- Türk kardeşliğin sonu diyenler şunu iyi bilmelidirler.

Birincisi , Türk işçisinin Kazakistan’da çalışması kadar doğal bir
durum olamaz, zira Kazak Türklerinin diğer milletlerle (söz konusu
tesiste çalışan Filipinler, ABD’liler, Avrupalılarla
kıyaslandığında) Türkiye Türkleriyle gerek dil, gerekse kültür ve
din bakımından yakınlıklarından dolayı daha iyi anlaşacakları
(dillerinin yakınlığından işi beraber yürütmede zorluk çekmemeleri)
su götürmez bir gerçektir.

“BU KAVGA ETNİK BİR KAVGA DEĞİLDİR”

İkincisi, bu kavga etnik temelli bir kavga değildir, çünkü tarihten
bilindiği üzere (ülkesinde 140 milleti barış içerisinde barındıran)
Kazaklar ne ırkçıdırlar , ne de denildiği gibi ” yabancılara,
özellikler de aynı boydan gelen Türkiye Türklerine karşı husumet
beslerler “. Üstelik Kazakistan ile Türkiye arasındaki ilişkiler,
işçilerinin kavgasıyla sona erecek kadar pamuk ipine bağlı olmayıp,
kökten bağlıdır.



Üçüncüsü , taşeronluk işlerinde büyük şirketleri, etnik kökenden
daha ziyade ihalenin ekonomik boyutları (ihalelerin çok ucuza
yapılması, minimum maaş ödeme ve belirlenen sürede işi teslim etme)
daha çok ilgilendirir. Bu durumda, dünyadaki birçok işçiye göre
Türkler, hem az maaşla çalışan, hem kaliteli iş yapan kalifiye
işçilerdir.

Olaylar,” bir küresel oyun muydu” sorusuna gelirsek ;

Doğanın, insanoğluna hediye ettiği en güzel fosil enerji kaynağı
olan petrolün Kazakistan’da bol miktarda (dünyada 9.büyük üretici)
bulunması, doğal olarak ABD, Çin, AB ülkeleri ve Rusya gibi büyük
küresel güçlerin dikkatini Kazakistan’a çekmiş ve Merkez Asya
bölgesinin en mühim ülkesi yapmıştır.

Olayın patlak verdiği Atırav ilinde hâlihazırda 500 kadar yabancı
şirket faaliyet göstermekte olup bunlardan en büyüğü olan
Bechtel, John Prkins’in kaleme aldığı ” Bir Ekonomik Tetikçinin
İtirafları ” isimli kitapta yer alan iddiaya göre, “dünyanın en
büyük mühendislik şirketlerinden biri olup, Bechtel ailesi
Cumhuriyetçi Partinin iplerini elinde tutuyor… Şirkette Bush’un
adamları vardır… Amerika birleşik devletlerindeki Cumhuriyetçi
hükümetler Bechtel şirketini desteklemişlerdir… Özellikle Reagan ve
Bush hükümetlerinin desteğini görmüşler, Amerika Birleşik devletleri
Irak’ın yeniden inşasında Bechtel şirketine büyük bir kontrat verdi…

Bechtel şirketinin ABD’nin ulusal güvenlik kurumları ile geçmişe
dayanan bağlantıları vardır (4). Bechtel, bir Türk firması olan ENKA
ile söz konusu petrol yatağı da başta olmak üzere, on yıldan fazla
bir zaman boyunca birçok ortak proje (5) gerçekleştirmiştir. ENKA
ile birlikte “Senimdi Kurılıs” da taşeronluk işlerini
üstlenmektedir. Teniz’deki petrol işletmeleri; 1993’de Kazakistan
ile Chevron arasında imzalanan eşit hisseli Sözleşme gereği,
1994’ten itibaren çalışmalarına başlamış ve 2008’de tamamlanarak,


2010’da her yıl 27 milyon ton petrol üretecek şekilde planlanmıştır.

Bütün petrol yatağı işleticilerinin mevcut payları şu şekildedir:
ChevronTexaco Overseas (%50)ve ExxonMobil Kazakhstan Ventures İnc (%
25), KazMunayGaz Ulusal Şirketi (%20) ve ayrıca Rusya-ABD LukArco (%
5). Bu verilerden de görüldüğü üzere, Kazakistan’ın petrol pazarında
en büyük pay, ABD’ye ait olup, işin içinde paylarının az olmasıyla
birlikte Rusya da bulunmaktadır.

Atırav bölgesinde Türk şirketleri dışında Çin (örneğin, Silk Roud
Fashion Co.LTD vb ) ve Rusya (örneğin, ” CC-GAGMA ” vb) gibi küresel
güç teşkil eden ülkelerin şirketleri de faaliyet göstermektedir.

Basında çıkan birçok analiz, olayın arkasında birçok küresel
güçlerin ve hatta terör örgütlerinin yattığına işaret etmiştir.
Özellikle de olayda Rusya, Çin ve ABD’nin etkili olduğu, olayın
önceden ” planlandığı “, ” Kazak işçilerinin ceplerinden anti-
Türkiye propaganda broşürünün bulunduğu ” (6), hatta bir internet
sitesinde ” Kazakları bir terör örgütü olan PKK’nın kışkırttığı ”
(7) iddia edilmiştir.

******************************************

Olayın cereyan ettiği tesisin ABD menşeli bir şirketin siparişi
üzerine Türk şirketine yaptırılmakta olması ve kendisiyle yıllarca
ortaklık projelerinin bulunması gözler önünde
bulundurulduğunda, “kavganın ABD’ye ne gibi yarar getireceği” sorusu
akıllara gelebilir. Diğer yandan, varsayımlara göre, “planlı” olarak
çıkartılan kavganın bir takım ekonomik kayıplara (üretimde
aksaklıklara, dolayısıyla da gelirin azalmasına) yol açacağı da
kesin olmakla birlikte son zamanlarda petrol fiyatlarında yaşanan
düşüşün kime yarar sağlayabileceği de apaçık ortadadır.

*******************************************

Rusya’ya gelirsek; geçen sene “ekonomik şantaj” olarak
değerlendirilen uygulamalarından, yani Ukrayna’ya uyguladığı “doğal


gaz musluğunu kapama olayından” ve Kazakistan ile Azerbaycan’ın
katılımıyla BTC botu hattının açılmasının “Petrol pazarındaki
rekabette ABD’nin zaferi” şeklinde değerlendirilmesinden sonra, onun
doğal kaynaklar konusunda bir çaresizliğe itildiği bir sır değildir
artık.

Türk şirketlerinin Kazakistan’daki başarısının birtakım güç
odaklarını rahatsız ettiği kesin, ancak küresel dünyada yurtdışında
işçi çalıştıran bir tek Türkiye değildir. Örneğin, özellikle de
Hindistanlı, Pakistanlı işçilerin ABD ve Avrupa, Birleşik Arap
Emirliği (özellikle de Dubai’de) ülkelerinde az maaşa çalıştıkları
da bir gerçektir. Söz konusu ülkelerde bu işçilere karşı etnik
temelli saldırılara, bu kadar büyük kapsamda olmasa da müşahede
edilmektedir.

Ekonomik çıkarlar her zaman üstündür. Olayları “ABD tezgâhladı”
eğilimindeki yorumlar mantığa uygun olmaz, hem Türk işçiler ucuz iş
gücü, artı vasıflılardır. Irak’taki petrole sahip olmada umduklarını
bulamayan ABD bu durumda, Kazakistan’daki elde edecekleri büyük
miktardaki gelirlerini neden tehlikeye atsın ki?

Çin’in veya Rusya’nın olayla ilgisi var mıydı? Kavganın, Kazakistan
petrolünün en büyük alıcısı (Mayıs 2006’da boru Kazakistan ile Çin
arasında boru hattı açılmıştır) olan Çin tarafından kışkırtılması
sonucu meydana geldiğini ortaya atan yorumlar, petrol fiyatları
bakımından ele aldığımızda mantığa aykırıdır. Çin, en yakın sınır
komşusundan daha ucuza petrol alma imkanına sahip iken, diğer
bölgelerden daha da pahalı petrol almayı ikinci plana atamaz. Ancak,
bir diğer taraftan Çin’in nüfusu korkunç derecede artmakta ve bunun
doğal sonucu olarak işsizlik krizinin patlama noktasına gelmekte
olduğunu da unutmamak gerekmektedir.

Olaya Kazakistan Açısından Bakış: Yüzleştiğimiz Gerçekler

Bu alt başlığa ” Kazakistan neden yurtdışından işçi getirmeye mecbur
kalmıştı ” sorusuyla başlamak daha mantıklı olmaktadır .



“Asırlarca hayvancılıkla uğraşan çoban Kazakları eğiterek,
proletarya sınıfı oluşturacağız!” şeklindeki yaldızlı sloganlarla
halkı sömüren Sovyetler, Kazakistan’da bilinçli ve kasıtlı olarak
yine de kalifiye Kazak işçisi yetiştirmemiştir. Kazaklar, daha
ziyade iklim şartları ağır bölgelerde tarım ve hayvancılıkla
uğraştırılmıştır. 250 milyonluk SSCB nüfusunun, önemli gıdalardan et
ihtiyacı Kazakistan tarafından gideriliyordu (nitekim Sovyetlerin
ikinci büyük et kombinesi Doğu Kazakistan ili Semey şehrinde idi) ve
bu da Sovyetlerin planlı ekonomisinde Kazakların
isminin “çobanlıkla” anılmasına neden oluyordu. O dönemlerde çıkan
gazetelerde ” Çoban Yoldaş, kış mevsimi için erzak hazırlığı nasıl
gidiyor? Çoban Kazak, Kışa Hazır mısın? Kazakistan, 70 milyon koyun
planını iyi uyguluyor musun ? 100 koyundan 150 koyun elde etme
planları nasıl gidiyor ? vb. şeklindeki manşetlere her gün
rastlanmaktaydı.

Dolayısıyla da, 1991 yılında bağımsızlığını kazanan ve yeraltı
kaynaklarını işletmeye açarak büyümeye başlayan Kazakistan
ekonomisinde, doğal olarak acil surette vasıflı işçi sıkıntısı
ortaya çıkmıştır. Bu açığı giderme, yani Kazaklardan vasıflı işçi
yetiştirme ve eğitme çalışmaları gereken seviyede yürütüldü mü?
Bütün sorun burada başlıyor.

Kazakistan’da faaliyet gösteren yabancı şirketlerin birçoğunda;
Kazak devleti tarafından yapılan denetlemeler sonucunda, ikili
Sözleşme maddelerinin (yabancı işçi sayısındaki kotayı aşma, %50–60
arası yabancı işçi çalıştırma vb gibi) uygulanmasında ciddi
boyutlarda ihmaller tespit edilmiştir. Örneğin, 18.04.2005 tarihinde
Atırav’da TengizChevroil şirketinde gerçekleştirilen denetmeler
sonucunda 30 yabancı eleman yerli işçilere karşı adaletsiz ve sert
davranışları yüzünden işten çıkarılmıştır (8). Çin menşeli ”
Velikaya Stena (Büyük Duvar) şirketinde aynı iş yapan elemanların
(Çinli mühendisler 570 dolar, Kazak mühendisler ise 400 dolar,


üstelik maaş ödemelerinin Kazak işçilere sürekli olarak
geciktirildiği) maaşında farklılıkların bulunduğu ve yine Çin Silk
Roud Fashion Co. LTD şirketinde 230 Kazak işçisinin ferdi iş
sözleşmesi olmadan, dolayısıyla da hiçbir sosyal güvence ve hakka
sahip olmadan çalıştırıldığı belirlenmiştir (9). Hatta denetlemeler
sonucunda bazı işletmelerde hiçbir ikili sözleşmenin olmamasına
rağmen, Hindistanlı aşçı ve Afrika kökenli güvenlik görevlilerinin
çalıştırıldığı tespit edilmiştir.

20.10. 2006 tarihinde patlak veren Kazak-Türk işçi kavgası ilk
değildi. Örneğin, 22 Şubat 2005 tarihinde Atırav’da petrol işleme
fabrikasının rekonstrüksiyonu işlerini üstlenen Türk “Gate İnşaat”
şirketinin 500 kadar Türk ve Kazak işçisi arasında da sosyal
nedenler temelli büyük kavga çıkmıştır (10). Tesisin ana müteahhidi
olan Japon JGC firması Atırav Valisi Aslan Musin’e 14.03. 2005
tarihinde bir mektup yollayarak, özür dilemiştir (Kazak işçilerden
Canibek Tokabasov ağır darbe almıştı (11)). Daha önce de Astana’da
az maaş ödendiği gerekçesiyle Kazak işçiler iş bırakma eylemi
yapmışlardır. Yugoslav menşeli Energoproekt –Vısokogrdne ”
şirketinde de sözleşmenin ihmali tespit edilmiştir.

16.05.05. tarihinde Atırav Valiliği tarafından yapılan inceleme
raporlarına istinaden, bölgedeki 129 yabancı firmanın ikili
sözleşmelere uymadığı tespit edilmiştir.

Tengiz Chevroil Limited Şirketi Genel Müdürü ve ” Senimdi Kurılıs ”
firması temsilcileri arasında işçilerin maaş politikasının dikkate
alınmasının ve onlara daha iyi sosyal şartlar sağlamanın
gerekliliğine ilişkin bir Sözleşme imzalanmıştır. Bu Sözleşme
gereği, petrol işletmelerinde yabancı firmaların katılımıyla 1196
Kazak işçi eğitimden geçirilerek, bunlardan 1133’ü kalifiye işçi
sıfatıyla istihdam edilmiştir.

Olaya Yaklaşım: Kazak ve Türk Basını

Kazak basını ilk günlerde suskun kalmayı tercih ederken, birkaç gün


sonra kavgayı Kazak işçilerin çalışma haklarının sömürülmesinden
doğan, yıllarca ihmal edilen ve biriken sosyal adaletsizliğin
patlaması şeklinde değerlendirmiştir. Ayrıca Kazak basını olayın
etnik temelli çıktığına dair varsayımların asılsız olduğunun altını
özellikle vurgulamıştır. Kavgayı doğuran sosyal nedenleri aşağıdaki
şekilde sıralamıştır:

1. Türk işverenlerin Kazak işçilerine karşı sert davranmaları;

2. İşverenlerin hiçbir nedene dayandırmadan Kazak işçilerini işten
atmaları;

• Yabancı işçilerle Kazak işçilerin maaşları arasındaki büyük fark
(12).

• Kazak işçilerinin sözleşme maddelerinde belirtilen şekilde
yönetim kadrosunda temsil haklarının kısıtlanması;

• Kalitesiz beslenme;

• Yaşam standartlarının düşüklüğü ve ağır üretim şartları (13).

• Türk işçilerin Kazak toplumunun örf-adetlerine aykırı
davranışları.

Türk basını ise ilk günlerden beri olayı “havaalanı gazeteciliği”
mantığıyla hareket ederek, iki ülke arasındaki asırlarca var olan
kardeşliği abartılı olarak yıpratma çabaları göstermiştir. Olaydan
hemen sonra bölgeye gidilmeden, hiçbir ilgili ve resmi kuruma
başvurulmadan, hatta bazı basın organları olayı magazinsel boyuta
kadar indirmiştir (14).

Olayın nedeni Türk basını tarafından aşağıdaki nedenlere
dayandırılmıştır:

• Kazak işçilerinin vasıflı olmalarından dolayı kendilerinden fazla
maaş alan Türk işçilerini kıskanmaları;

• Kazakların tembelliği;

• Bölge halkının “kavgacı” ve “vahşi” oldukları; (Ki bilindiği
üzere, Batı Kazakistan’da “vahşilikleriyle” değil, savaşçı
nitelikleriyle fark edilen Kişi Jüz boyu Kazakları daha yoğun olarak
yaşamaktadırlar).

• Şirketler arası rant kavgası;

• Genel olarak Kazakların Türklere karşı duydukları nefret
duyguları;

Yeri gelmişken, her iki ülkede tarafından da, Türk


yöneticilerinin “olaylar tamamen provokatörlük amaçlı”, Kazak
yöneticilerinin ise “basit bir işçi kavgası” şeklindeki beyanları
dışında, resmi bir açıklamanın yapılmaması da dikkat çekmektedir.

Son olarak, olaya karışanlar Kazakistan Ceza kanununun 187.
(mülkiyete kasıtlı olarak hasar vermekten) ve 257. maddesine göre
(holiganlıktan) yargılanacaklardır.
Sosyal sorunlarını bir toplum devletine yakışır biçimde işverenlere
sunarak, uygar biçimde ilgili organlara iletememeleri, Atırav’daki
Kazak işçilerinin en büyük hatalarıdır. Aynı zamanda Kazakistan’ın
ilgili kurumlarının da yabancı şirketlerle yapılacak ikili
Sözleşmelerdeki yabancı işçi çalıştırma maddelerinin ve genel olarak
kanunların gözden geçirmesi gerekmektedir. Kazakistan ve Türkiye
için işçi kavgası büyük bir ders olmuştur, tarafların bu olayı ikili
iş sözleşmelerinde ve ilişkilerinde yer verilen bir ihmalkârlık
olarak değerlendirerek kaldıkları yerden devam edeceklerinden
kimsenin şüphesi yoktur.

Dr. Almagül İSİNA * TASAM Orta Asya Uzmanı

Dipnotlar;

TASAM, Orta Doğu-Orta Asya- Kafkasya-Balkanlar masası, Orta Asya
uzmanı
http://arsiv.sabah.com.tr/2006/10/27/eko132.html
http://www.dunyagazetesi.com.tr/news_display.asp?
upsale_id=283535&dept_id=50
John Prkins, Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları, April Yayınları,
116, 117, 243, 297 sayfalar.
( http://www.arkitera.com/v1/haberler/2004/04/09/Enka.htm ) Enka
İnşaat, Bechtel International şirketi ile yüzde 50 ortaklık kurarak
Romanya Ulaştırma Bakanlığı’nın

2.2 milyar euro tutarındaki otoyol
yapım ihalesini kazandı
kanalturk
internethaber.
www.inform.kz .
www.oko-kz.com . arhiv/2003/26.htm
http://www.dw-world.de/dw/article/0,2144,2212980,00.html
http://www.31.kz/31channel/kaz/index.php?uin
http://www.fprk.kz/?m=news&id=202&act=show_big
23.10.2006; http://www.dw-world.de/dw/article/0,2144,2212980,00.html
http://kelebek. hurriyet. com.tr/yazarlar/ 5317955.asp?
( TASAM )

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir