KAZAKİSTAN`DAKİ OLAYLARIN İÇYÜZÜ VE TÜRKİYE`NİN BÖLGEDEKİ DURUMU

Seyfullah Türksoy Kazakistan`daki olayların iç yüzü konusunda 10 maddelik bir değerledirmede bulunmuş.

Önemine binaen alıntılıyorum. Dikkatle okuyunuz..

Hani evlerde karılar gereksiz dırdır yapar da evin erkeğinin başını şişirir, bir şey yapamaz hale gelirler ya… Türkiye de aynen buna benzer olaylarla oyalanırken millet atı alıp üsküdarı çoktaan geçiyor..

Türkiye önce kendisini husursuz edenleri boşamalı sonra da dikkatlice yoluna devam etmelidir.

Bakalım bu konuda Seyfullah Türksoy neler demiş:

KAZAKİSTAN`DAKİ OLAYLARIN İÇYÜZÜ

Seyfullah TÜRKSOY

Kazakistan`daki olaylar tek kelimeyle korkunçtur ve endişe vericidir. Tengiz vilayetinde, 4 bin Kazak işçinin ve 1600 Türk işçisinin çalıştığı Enka şantiyesinde Türk ve Kazak işçiler arasında meydana gelen kavgada yüzlerce Türk işçi, öldüresiye dövülmüştür. Haberi aldığımda şaşırmadım dersem yeridir. Bu tür olayların patlak vereceği belliydi. Yıllardır Orta Asya`ya gidip geliyorum. Son yıllarda sadece Kazakistan`da değil, Orta Asya`nın hemen her ülkesinde Türklere karşı olumsuz bir önyargı oluşmuştur. 24 Mart 2005 yılında Kırgızistan`da gerçekleşen devrim sırasında halkın Türk işadamlarına ait işyerlerine saldırması tesadüf değildir. Kırgızistan`da Türklere karşı belli bir önyargının hala devam ettiğini söyleyebilirim. Bu durum Kazakistan için de geçerlidir. O nedenle her iki ülke de vize ve işçi kotası uygulamak suretiyle Türklerin giriş çıkışını kontrol altına almak istemektedir. Daha önce Özbekistan ve Türkmenistan bu konuda çok sıkı bazı uygulamalar başlattı ve bu durum şimdi de devam ediyor. Bu iki ülkeye Türklerin girişi minimum düzeye inmiştir. Peki bu duruma nasıl gelindi? Dünyanın gerçeklerinden habersiz bazı insanlar hamasetle vakit tüketirken Türkiye`nin Türk Dünyası`yla ilişkileri nasıl kopma noktasına geldi? Bu durumun birkaç sebebi vardır; kısaca irdeleyelim:

1- Özal`dan sonra aynı vizyona ve samimiyete sahip bir devlet adamı gelmedi. Demirel kısmen ilişkileri devam ettirdi. Ama Özbekistan`la ilişkiler O`nun döneminde bozuldu. İlk dış gezisini Libya`ya yapan Refahyol Hükümeti`nin lideri Erbakan, çöl bedevisi Kaddafi`den iyi bir zılgıt yiyerek Türkiye`yi dünyaya rezil etti. Refahyol Hükümeti`ni yıkan 28 Şubat maceracıları ise hem bu cumhuriyetlere kötü örnek oldu hem de Türkiye`nin Türk Dünyası`yla iplerini kopardı. Türkiye, hemen her Allah`ın günü Müslüm Gündüz ve Fadime Şahin senaryolarıyla vakit kaybederken, Rusya, ABD, Avrupa ve Çin, Orta Asya`yı ele geçirme stratejisini başarıyla uyguladılar. 28 Şubat`ın Türk siyasetine armağanı Anasol-M ise Cumhuriyet tarihinin en başarısız ve en çapsız hükümeti olarak tarihe geçti. DSP, MHP ve ANAP kayıkçı kavgası yaparken atı alan Üsküdar`ı çoktan geçmişti! Ezici bir çoğunlukla iktidar olan Ak Parti ise henüz rotasını belirleyememenin sıkıntısını yaşıyor. Başbakan Erdoğan`ın Türk Cumhuriyetleri ve Türk Dünyası konusunda iyi niyetli düşünceler taşıdığına inanıyorum. Nitekim 10.Türk Kurultayı`nda verdiği mesajlar da son derece yerinde olmuştur.
Ancak uygulamalarda eksiklikler ve hatalar göze çarpıyor. Hükümetin Türk Dünyası`ndan sorumlu bakanları çok yeterli değildir. Başbakan`ın etrafındaki danışman kadrosunun pekçoğu Türk Dünyası kavramına soğuk bakan kimselerden oluşmaktadır. Danışmanların kökenlerini, düşünce sistemlerini tek tek irdeleyin ne demek istediğimi anlarsınız. Kazakistan petrol ve diğer yeraltı zenginlikleriyle çok önemli bir enerji ülkesi olmasına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti`nin Enerji Bakanı bu ülkeyi henüz ziyaret etmemiştir! Tek başına bu durum bile nasıl stratejik yanlışlar yapıldığının göstergesidir.
2- Bu ülkelerde iş yapan işadamlarının (çoğunun) büyük bir sorumsuzluğu vardır. Kırgızistan`daki yağmalama olaylarının baş sorumlusunun bazı muhteris, ölçüsüz işadamları olduğunu söyleyebilirim. Olaya Kazakistan açısından bakarsak; Bu ülkede pekçok Türk işadamı var ve her biri yüz milyonlarca dolarlık iş yapıyor. Bu işadamlarımız çok büyük paralar kazanıyor. Peki bu firmalar ve işadamları Türkiye-Kazakistan ilişkilerinin gelişmesi için hangi fedakarlıkları gösterdiler; kazandıkları milyonlarca dolardan bu işe ne kadar bütçe ayırdılar? Bu konuda benim bildiğim birkaç iyi niyetli-gayretli Türk firması var, Turkuaz ve Demirbank gibi. Ya diğerleri? Mesela olayların merkezindeki Enka şimdiye kadar bu konuda ne yapmış? Ben bilmiyorum! Ya diğerleri? Ben yıllardır bu coğrafyadayım, herbiri kapalı bir kutu görünümünde olan bu kuruluşların bu anlamda olumlu bir faaliyetine şahit olmadım. Tam tersine bu kuruluşlar büyük bir vurdumdumazlıkla medyadan hep kaçmış; müsbet yayıncılık faaliyetlerine destek vermemişlerdir!. Uzun vadeli hesaplar yapmak yerine günü kurtarmaya, kazançlarına kazanç katmaya devam etmişlerdir!

3- Türkiye Orta Asya`da lüzumsuz bir mütevazilik uygulamaktadır. Tevazu şahsi dostluklarda olur. Ülkeler arası ilişkilerde karşılıklı çıkarlar da gözetilmelidir. Kazakistan`daki Türk Büyükelçiliğini hiç gördünüz mü? Adeta bir gecekonduyu andırmaktadır. Tek katlı bir baraka görünümü vardır. Diğer ülkeler, örneğin Rusya ve ABD`nin büyükelçilikleri oldukça haşmetli ve etkileyicidir. Orta Asya`da liderlik iddiasındaki Türkiye`nin elçilik binasının hali utanç vericidir. Üstelik yeni başkent Astana`da 9 yıldır elçiliğimiz yoktur. Anlatıldığına göre, Almata`daki ilk büyükelçimize çok güzel bir yer göstermişler, beyefendi kabul etmemiş! E, pes yani!

4-Türkiye`nin imajına darbe vuran bir diğer faktör de gönderdiğimiz işçilerin cehaleti ve onları götüren firmaların sorumsuzluğudur. Bugüne kadar Türk işçisi hangi ülkeye gitmişse sonuç aynıdır. Avrupa`dan Kıbrıs`a, Rusya`dan Orta Asya`ya kadar Türk işçisinin gittiği her yerde Türk imajı ciddi hasar görüyor. Uçkur düşkünlüğü görgüsüzlükle de birleşince ister istemez itici bir görüntü oluyor. Ayrıca evlenmek maksadıyla bölge kadınlarını kandıran binlerce Türk vatandaşı geride babasız binlerce çocuk bırakmıştır. Bugün Orta Asya`nın her ülkesinde bu acı gerçek vardır. Ve Türklere karşı nefreti körükleyen önemli faktörlerden biri budur. Bu işçileri oralara taşıyan firmalar nasıl bir sorumluluk üstlendiklerini iyi bilmeli sıkı bir kontrol uygulamalıdır. Mesela Türkmenistan`da Çalık Holding ve Sehil İnşaat gibi şirketler bu konuda bir hayli tedbirli ve temkinli davranmakta ve güzel bir örnek teşkil etmektedir. Enka`nın bu kuruluşlardan biraz ders alması gerekir. (Elbetteki çoluk çocuğunun rızkı için bölgeye giden temiz ahlaklı, düzgün binlerce insanımızın olduğunu da biliyorum ve onları tenzih ediyorum)

5- Orta Asya ülkeleriyle ilgili hala yanlış ve önyargılı düşünceler vardır. 1991`den beri bu ülkelere çeşitli kafilelerle, heyetlerle seyahatlerim oldu. Maalesef işçimiz, işverenimiz, politikacımız, belediye başkanımız (istisnalar hariç) genellikle uçkur zihniyetiyle hareket ediyor. Pekçoğunun da ilginç hikayeleri vardır. (Günü geldiğinde bunları bir kitapta toplayacağım)

6- Olayların merkezindeki Enka şantiyesinde geçen yıl da benzer hadiseler gerçekleşmiş olmasına rağmen firma gerekli tedbirleri niçin almamıştır? Türk işçileri adeta esir kampı gibi barakalarda yatıran Enka, Kazak ve Türk işçiler arasında bir yıldır devam eden gerilimi niçin önlememiştir?

7- Bu altı maddeden sonra diyebilirsiniz ki, “Peki hırsızın hiç mi suçu yok?” Suçlu sadece biz miyiz? Elbetteki değil. 70 yıldır Türk düşmanlığıyla eğitilen Kazakların pekçoğunda Türkiye`ye ve Türklere karşı maalesef menfi düşünceler vardır. Kazakların pekçoğu Rusya`ya sempati duymaktadr. Konuşulan dil genellikle Rusçadır. Bazı Kazaklar ülkelerini Türklerin adeta istila ettiğini düşünmektedir. Bu durum bağımsızlığın ilk günlerinden beri vardır. Fakat son yıllarda iyice yaygınlaşmıştır. Kazakların bu tepkisini ülkenin her yerinde görebilirsiniz. Mesela Türkiye Cumhuriyetinin şimdiye kadar 500 milyon dolar para harcadığı ve çok samimi niyetlerle hizmete açtığı Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi`nin bulunduğu 100 bin nüfuslu Türkistan`da bile korkunç bir Türk düşmanlığı vardır. Türkler akşam belli bir saatten sonra asla sokağa çıkamamaktadır. Ben bunu gözlerimle gördüm. Kardeşlik adına yarım milyar dolar para harcadığın şehirde her an dövülme veya öldürülme korkusu yaşamak çok üzücü!

8-Olaylara klasik provokasyon iddialarıyla, komplo teorileriyle yaklaşmak bizi yanlış sonuçlara götürür. Basında çıkan yorumlara bakınca sadece gülümsüyorum. Kimi bu olayları fırsat bilip,Türk`e ve Turan`a duyduğu zehiri kusarken kimileri de gereksiz bir Kazak yalakalığıyla durumu izah etmeye çalışmaktadır. Yok saldıranlar Kazak değilmiş de, birileri onları kışkırtmış da! Birbirimizi niçin kandırıyoruz? Saldıranların Kazak olduğu belli. Kazakistan`da Türk şirketlerinin, Türk işçilerinin hatta Türk öğrencilerin olduğu her yerde büyük bir Türk düşmanlığının da olduğu belli. Daha önce pekçok olayda onlarca insanın öldüğü de belli. Öyleyse neyi örtüyoruz, neyi gizliyoruz? Bunu yapmak yerine, olayların derin tahlilleri yapılsa, bu duruma zemin hazırlayan sebepler araştırılsa, bunun önlemleri alınsa daha doğru olmaz mı? Elbetteki ülkede büyük devletlerin bir hakimiyet ve etki alanı rekabeti içinde olduğu, istihbarat birimlerinin çok faal çalıştığı doğrudur. Fakat olayları sadece bununla izah edemeyiz.

9-Bölge insanının Türkiye`ye bakışında muhatap oldukları Türklerin kim olduğu da önem kazanmaktadır. Cahil, kaba, çıkarcı, uçkurcu Türklerle muhatap olan Kazaklar`ın Türkiye`ye bakışı olumsuz olmaktadır. İyi niyetli, dürüst, ahlaklı, merhametli Türklerle muhatap olanlar ise kesinlikle Türkiye`ye müsbet bakmaktadır. Mesela birilerinin sürekli eleştirdiği Gülen Okulları bu konuda iyi bir örnektir. Okullarda okuyan öğrenciler, öğrencilerin velilleri ve bölge halkı Türklere ve Türkiye`ye sempati beslemekte, tatillerini Türkiye`de geçirmek istemektedirler. Aynı şekilde duyarlı, samimi, iyiniyetli bazı Türk işadamlarının yanında çalışan Kazaklarda da Türk sevgisi oluşmaktadır. Demekki bıraktığımız etki gönderdiğimiz adamlarla birebir ilgilidir.

10-Bu bölgelerde hamaset dönemi kapanmıştır. Kardeşlik nutukları artık geçersizdir. Ekonomik ve siyasi güç ile ciddi projeler önem kazanmıştır. Kim daha güçlüyse, kim daha somut projeler sunuyorsa, kim daha etkili propaganda yapıyorsa onun borusu ötmektedir. Bu gerçeği anlamamakta ısrar ettiğimiz için adeta şamar oğlanı gibi her yerde aşağılanıyoruz. Göreceksiniz çok yakın bir gelecekte Kazakistan ve Kırgızistan`a da vizeyle girebileceğiz, tıpkı Özbekistan ve Türkmenistan gibi. Sadece kardeşlik yeterli olsaydı bugün Kazak ve Kırgızlar kendi aralarında iyi anlaşırdı. Oysa birbirinin aynı olan bu iki Türk boyu bile birbirine düşman gibi davranmaktadır.

Son söz: Kazakistan Türkiye için çok önemli bir ülkedir. Birkaç yıl içinde yaklaşık 50 milyar dolarlık yabancı sermayeyi çeken bu ülke, büyük devletlerin de iştahını kabartmaktadır. Türk firmalarının gerçekleştirdiği projelerin toplam bedeli 2 milyar olar civarındadır. Ancak bunların çoğu taahhüt işidir. Kalıcı yatırım çok azdır ve küçük boyutludur. Türk firmaları şu anda ülkenin imarına ciddi katkılar sağlıyorlar ancak birkaç yıl sonra yerli firmalar bu işi yapacak ve Türk firmalarına fazla da bir iş kalmayacaktır. Tıpkı Azerbaycan`da olduğu gibi. Onun için Türkiye`nin Kazakistan`da kalıcı yatırımlar ve üretime yönelik stratejik tesisler kurması gerekir. Hızla gelişen ülke buna müsaittir. Ayrıca bütün Kazakları aynı kefeye koymak da doğru değildir. Kazakistan`da Türkiye`yi ve Türkleri seven kitlenin daha çok olduğunu düşünüyorum. Son yıllarda Türkiye`ye gelen Kazak turist sayısındaki artış da bu sevginin ve ilginin bir yansımasıdır. Kazakistan`ın başında Nazarbayev gibi aklı başında uzak görüşlü bir devlet adamı vardır. Bu bir şanstır. Bunu iyi değerlendirmek lazım.Türkiye hamaset yerine bu ülkeyle uzun soluklu stratejik ilişkilerini geliştirmelidir. Kazakistan`da meydana gelen son olaylara iki ülke en üst düzeyde el koymalı ve sorumlular bulunmalıdır. Sayın Nazarbayev ve Sayın Erdoğan`dan bunu bekliyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir