KENDİ HEGOMANYASINA TAPINANLAR!…

işte tam da demokrasinin, insan haklarının, hoş görünün rafa kalktığı zaten de, sadece bir aldatmaca olduğunun, gün gibi ortaya çıktığı bir süreç yaşıyoruz… Ötekine tahammülü olmayan az bir azınlığın, bir takım korkularının vehmettirdiği, komplo teorilerini, ortaya koyduğu senaryoları izleyerek, bu korkunun ve tahammülsüzlüğün boyutlarının tahminlerin ne kadar ötesinde olduğunu keşfediyor, her gün ilginç gelişmelere şahit oluyoruz.

Onlar demokrasi derken, sadece kendi yaşam alanlarını ve yaşam haklarını kast ediyorlardı. Biz susup pusup geri planda kaldığımız zamanlarda hiçbir sorun yoktu. Hayata talip olup sosyalleştiğiniz zaman, gerçek yüzleri ortaya çıkmaya başlıyor…

Çıplak mayo reklâmları panoları işgal ettiğinde sorun yok, ama ne zaman şehrin göbeğinde örtülü hanımların boy gösterdiği, bir de “giyinmek güzeldir” diye bir slogan yazan bir reklâm afişi yer alınca “hop n’luyoruz” diye yazılar kaleme alıyorlar…

Bu tutucu, yobaz, kendi hegomanyasına tapınan psikolojinin en bariz örneklerinden birini sergilemiş Ayşe Arman köşesinde… Örtülü üstelik de ‘güzel’ hanımların yer aldığı bu afişte, ‘giyinmek güzeldir’ sözünü okuyunca sinirlenmiş ve kendisini ‘taraf’ hissetmiş. “Giyinmek güzeldir” derken, olsa olsa ‘örtünmek güzeldir’ demek istemişlerdir deyip, kendiside havalar ısındığı için dekolte olduğundan, bunlar bana ‘vicdan azabı çekmeli ve kendini düzeltmelisin’ demek istemişlerdir, deyip çok rahatsız olmuş!…

‘Demek işi bu noktaya kadar getirdiler, bu kadarı da fazla’ diyerek, kendi ile ilgili bir gerçeği fark ettiğini dile getirmiş!.. Daha önce empati yapmaya çalışıyormuş, herkes istediği gibi yaşasın giyinsin diyormuş ama buraya kadarmış!…

İşin ucu ona dokunana kadar… Dikkatinizi çekerim işin ucu hanımefendiye ne zaman dokundu, örtülü kadın reklâm afişlerinde yer alınca… hayata dahil olunca… Yoksa kimse kolundan tutup, böyle askılı elbise ile gezmek de ne oluyor, vs diyen yok… Sadece o afiş yetmişti, kendisini baskı altında hissetmeye ve basmıştı feryadı: “Biraz duralım burada, bu iş o kadar basit değil!..” diyordu…

Örtülü kadın, kimlik sahibi olarak, bir yaşam tarzı ve bir gerçek olarak şehrin göbeğinde boy gösterene kadardı bunların, insan hakları, demokrasisi, hoş görüsü… Ayşe Arman bunu fark etmiş ve üstelik itiraf etmiş, aslında ötekine tahammülünün olmadığını..

“Ne yalan söyleyeyim, tedirgin oldum… huzursuz oldum… kendimi hiç iyi hissetmedim” diyor ve kendisini bile şaşırtan bir reaksiyon göstermiş, durduk yere sinirlenmiş!..

İşte olay budur… Bu bir ifşaattır… Bu psikoloji ile karşı karşıyayız… Son zamanlarda izlediğimiz bütün bu tantanaların, meclisi kilitleme ve bloke etmelerin, mitinglerin söylemek istediği bu dur… Ne kadar gürültü koparırlarsa o kadar daha ben merkezli kendi hegomanyamızı sürdürebiliriz sanıyorlar.

Bu erken seçim, ille de hemen şimdi seçim dayatmalarının, anket sonuçlarını görünce eyvah seçim aleyhimize mi işleyecek kıvranmalarının, bu gerilimi tırmandırma o olamadı bu olsun senaryolarının arka planındaki huzursuzluk budur, efendim…

Yoksa gerilimlerin, ‘hop n’luyoruz’ların gerekçesi onların fatura etmek istedikleri gibi AKP hükümetinin başarısızlıkları vs değildir. Bilakis bu hükümetin icraatlarını mesela CHP yapsa idi, ne başarılı hükümet diye alkış tutacaklardı. Ya da, felekte bu adamların eşlerinin başı örtülü olmasa idi, hiç bu kadar gürültü olur muydu? Dert dava gelip hep örtü meselesine dayanıyor… AKP de olsa, Saadet de olsa ya da x bir parti olsa fark etmez, yeter ki eşlerinin başları örtülü olmasın…

Örtülü kızların okuma hakkını elinden alırken, onun eğitimli donanımlı birey olma fırsatı engellenirken, adamlar hep bu günü, hesap ediyorlardı. Biz bunların şimdi önünü almazsak yarın bunlar, kariyer sahibi, donanımlı insanlar olarak gelirlerde, maazallah yönetimde söz sahibi olurlar diye, tedbir alıyorlardı.

Yazının sonunda soruyor Ayşe Arman, “Sizce ben mi abartıyorum, bu örtülü kadın resimleri sadece beni mi, rahatsız ediyor?” diye… hemen cevap vereyim, olur mu hiç Ayşe Hanım, sizin gibi tüm kendi hegomanyasına tapınan, ötekine saygısı ve tahammülü olmayan, taassup sahibi az bir azınlık, en taşkın bi vaziyette koro halinde rahatsız oluyorsunuz…

Ama yani rica ederim, alışsanız, yıllardır bizim size gösterdiğimiz tahammülü sizde artık gösterseniz iyi olacak… Yoksa bu oyunda mızıkçılık yapan, top çevirme sırası karşıya geçince oyunu bozan şımarık çocuk edaları ile hiç yoktan çıkarılan gerilimler ülkeye zarar verecek… Faturasını hep birlik de ödeyeceğiz… Yazık olacak…

Gelişmiş ve yetişmiş Tük halkını artık görmezden gelme, yokmuş gibi davranmak takdir edersiniz ki bir yere kadardır. Öyle eğitim hakkını elini elinden alarak, sosyal bir dışlamaya tabi tutarak, baskılar kurmak tabi bir şekilde geri dönmektedir. Karşı durulan, bir örgüt, bir parti, bir hizip değil, halkın kendisidir. Bütün mesele, bu az bir azınlığın, bütün çıplaklığına, tüm medya ile sürekli pompaladığı hedonizme ve dünyevileşmeye karşı halkın özüne dönerek manevi değerlerini tercih ederek yaşamayı seçmesidir. Hadi siz Dubai falan gider başınız dinlersiniz, ötekiler n’apacak bu örtülü afişlerle baş başa bilmem…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir