Kesik bir kulağın duydukları

Bir çocuğun ilk duyduğu şey kendi adıdır. Oysa Vincent van Gogh’un ilk duyduğu şey bir başkasının adıydı.

O “başkası” annesinin kendisinden bir sene önce dünyaya getirdiği ölü bebek Vincent’ten başkası değildi. Adını taşıdığı bu ölü bebek hayatı boyunca onu yalnız bırakmamış, çalıntı bir ömrü yaşadığını fısıldayıp durmuştu kulağına. Belki de bu yüzden henüz oyun çağındayken tek başına yürüyordu kırlarda. Kimseyi yanında görmeye tahammül edemese de kardeşi Theo’nun zaman zaman kendisine eşlik etmesine ses çıkarmıyor, ancak saatler süren bu gezintiler boyunca tek kelime konuşmuyordu.

Vincent, yirmi yaşına gelene kadar rahip bir babadan ve sanat galerisinde müdürlük yapan bir amcadan ne işitilebilirse onları işitti. Galeriye gelen kitapları sandıklardan çıkarma, rafların tozunu alma ve röprodüksiyonları sıraya koymada gösterdiği titizlik onu Lahey’den sonra Brüksel ve Londra’yla tanıştırdı. Ancak Vincent Londra’yla tanıştığına memnun olmadı. Zira o sisli şehirde Thames isimli bir nehir, nehrin kıyısında Ursula isimli bir kız, kızın dudaklarında korkunç bir kahkaha vardı.Vincent’in ilan ettiği aşk işte bu kahkahayla bastırılmış, ilk çizimlerinden biriyle Thames’in bulanık sularına karışmıştı.

Bir başka şehri dinlemenin Vincent’in ruhundaki sisleri dağıtacağını düşünen ailesi tayinini Paris’e çıkardıysa da Vincent bu yeni şehre sislerini de götürerek gözlerden ırak olmaya çalıştı. Tek başına Louvre Müzesi’ne gidiyor, klasik şaheserleri saatlerce seyrediyordu. Kardeşi Theo’ya yazdığı bir mektupta Rembrandt hakkında “Bu şekilde resim yapabilmek için pek çok kez ölmüş olmalı!” diyen Van Gogh da pek çok kez öldü. Thames kıyısından sonra maden ocakları ve içine kırmızı gelincikler serpilmiş başak denizlerinde boğuldu. Ursula’dan kaçarken vaiz cüppesi giymiş, madencilere yalnız öğüt değil varını yoğunu verince Kilise müfettişi tarafından Hıristiyanlığı tahrif etmekle suçlanmış, Kilise’den kaçarken kendini alev alev yanan manzaralara atarak kardeşi Theo’ya şöyle seslenmişti: “Gel ve benimle ateşin yüreğine bak!”

Van Gogh anızlara, çalılıklara, mısır tarlalarına, zeytin ve servi ağaçlarının koyu alevlerine, gökyüzündeki renk anaforlarına, parlayan yıldızlara ve dönen gezegenlere sürdüğü fırçasını tuvale dokundurduğunda üzerine düşen yıldırımları toprağa vererek kül olmaktan kurtulacağını hayal etti. Kesintili, uzun fırça vuruşları duygularıyla gerçek dünya arasındaki gerilimi küçük parçalara böldü. Ancak hiç ummadığı anlarda bu küçük parçalar birleşerek Van Gogh’u boğacak halatları yeni cellatların eline verdiler. Bu iplerden birinin ucunda tanıdık bir kadın, kuzeni Kate vardı. Van Gogh aşkını kanıtlamak için elini lamba alevine tutup, acıdan bayılıncaya kadar yakmışsa da, bu alev Kate’in kalbine bir kıvılcım dahi sıçratamamış, can havliyle sevgi arayan Van Gogh alkolik bir fahişe olan Sien’e evlenme teklif etmişti.

Vincent’in son hayal kırıklığı değildi Sien. Sırada Gauguin, Bernard, Lautrec gibi ressamlarla beraber bir lokantada açtıkları resim sergisi vardı. Çok geçmeden lokantacı resimleri duvardan indirerek kapının önüne koymuş ,genç ressamlara durumu “Müşterilerimin iştahı kapandı!” cümlesiyle açıklamıştı. Doğrusu müşterilerin iştahlarının açılması için uzun bir zamana, bir yüzyıla ihtiyaç vardı. Bu süre içinde Van Gogh sefil bir hayat sürecek, ressam dostu Gauguin’le aynı evi paylaşırken araları açılacak, karşısına usturayla çıktığı arkadaşının evi terk etmesi üzerine kulağını kesip paketleyerek soluğu bir batakhanede alacak, düşmüş bir kadına bu hediyeyi verdikten sonra sargılı kulağıyla kendi portresini yapacaktır. Müşterilerin iştahının açılması ve sağlığında sadece bir tablo satabilen Van Gogh’un tablolarına milyonlarca dolar ödemeleri için dahi ressamın kendi isteğiyle bir akıl hastanesine kapanması, her sabah altıda bir gardiyan eşliğinde dışarı çıkıp, hasır şapkasına taktığı mumlarla aydınlattığı tabiatı resmetmesi, bir ömür boyu kendisini destekleyen kardeşinin sıkıntıları üzerine son ümitlerini de yitirip, revolveri başakların arasından kalbine çevirmesi ve son cümlesini söylemesi gerekmektedir: “Istırap hiç bitmeyecek!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir