KGB Nasıl Bir Örgüt İdi

Bir dönemin ünlü örgütü KGB Nasıl bir örgüttü. Türkiye’de neler yapmıştı.İşte bir KBG örgütünün analizini yapan uzmanlık yazısı

Bolşevik ihtilalinden buyana Sovyetler Birliği tüm politikalarında sadece taktik
değişiklikler yapmıştır. Fakat Sovyetler Birliği her zaman tek örgüt tarafından
yönetilmiştir. Bu örgütün adı KGB’dir…..
Sovyetler Birliği kurulduğu gün, dünya tarihi yeni bir sayfa açtı. Bu tarih yazılırken
belkide en önemli payeyi KGB üstlendi. Bir zamanların efsane örgütü, dünyanın
her yerinde tüm gizli servisleri peşinden koşturdu. Girdiği ülkeleri kara sanatla
yakıp yıktı…Sovyetler Birliğini anlamak için öncelikle KGB’yi tanımak gerekir. Bu
yazı dizisinde bu dev ahtapotu tüm yönleriyle tanımaya çalışacağız….
KGB yani ruşça açılımıyla “Komitet Gosudarstvennoy Bezopasbosti” örgütün
resmi adıdır. Türkçe’de manası Devlet Emniyet Komitesidir. Devlet Emniyet Aracı “Halk Komiserleri Konseyinin” 20 Aralık 1919 tarihinde aldığı kararla
kurulmuştur. O dönem adı ÇEKA’dır. İlk yöneticisi Polanya asıllı Feliks Edmundoviç Dzerjinski’dir. Yine örgütün ilk karargahı Rusya Sigorta Şirketinin el
konulan Petrograd binasından Moskova’ya bu dönemde taşınmış ve yıkılana
kadar burada faaliyet yürütmüştür. Batılı kaynaklar ÇEKA’nın kuruluş dönemine
ait nitelikli bilgilere günümüze kadar sahip olamamıştır. O nedenle ÇEKA’nın o
dönemdeki kudreti hakkındaki bilgiler sınırlıdır. ÇEKA’nın Sovyet Halkına
uyguladığı baskı kısa sürede kötü bir üne neden olunca örgüt 1922 yılında
yeniden organize edilmiştir.
Bu dönem ÇEKA lağvedildi ve yerine Devlet Politik
Direktörlüğü GRU kuruldu. Ancak GRU kurulurken çalışanlarını eski ÇEKA üyelerinden oluşturduğundan bu gelişmeye ancak kabuk değiştirme diyebiliriz.
ÇEKA, GRU, OGPU, NKGB, NKVD, GUGB, MGB,KI ve KGB derken Sovyet Haberalması filizleniyordu…. Hepsi Polit Büronun emrinde dallanan bu örgütler iç içe geçmeye başladı. 1920’ler ve 1930’ların başında birçok Batılı devlet
Sovyetlerle diplomatik ilişki kurmadılar böylelikle Sovyet elçiliklerine casusların sızmasına fırsat vermediler. Bu yüzden Sovyet Haberalması işlerin çoğunu
kanunsuz yollarla halletmeye başladı.
Bu gelişme örgütün tam anlamıyla Gizli Servis olmasını sağladı ve müthiş tecrübeler kazandırdı….

KGB su gibidir, bulunduğu zemine uygun hareket eder.

O nedenle yıllar boyu ona
karşı mücadele veren karşı gizli servisler KGB’nin tam anlamıyla fotoğrafını çekememiştir. Yüzyıla yakın süren KGB avı sonunda yakalanmayı başaran KGB
casuslarından elde edilen veriler bir araya getirilerek gerçeğe yakın bir tablo
oluşturulmuştur. Bu sır perdesi Sovyetler Birliği tamamen ortadan kalkana kadarda sürmüştür denebilir. KGB tüm dünyaya yayılmış örgüt elemanlarıyla günümüzün adeta GSM sistem ağlarını anımsatır. Elbetteki dünyada mükemmel
şey yoktur ve bu devasa örgütünde zafiyetleri bulunmaktadır.

KGB karargahı Kremlin binaları arasında bulunmaktadır ve iki uzun bloktan
oluşmaktadır. Kapılarında bu binaların ne olduğunu belirtir tabelası yoktur. Asıl bina Dzerşinsky meydanı NO:2’dir. ÇEKA’nın faaliyet gösterdiği eski binanın
ortasında bir avlu ve bu avlunun yanında meşhur Lubyanka hapishanesi vardır.
Bu hapishanede Sovyet tarihinin önemli şahsiyetleri misafir edilerek, idam sehpalarına götürülmüştür. Latin Amerika’da gerilla olarak görev yapanlar,
Suriye’de Filistinlileri eğitenler, ABD topraklarında Amerikalı gibi rol yapanlar,
Beyaz Rusya’da dini baskılayanlar, Orta Asya’da muhalifleri ezenler, dünyanın
her tarafına yayılmış yaklaşık 90.000 kişilik ajan kadrosu için Dzerşinsky merkez
bina olarak kabul edilir ve buradan yönetilir. Bu rakam batılı gizli servislerin elde
ettikleri verileri paylaşarak ortaya koyduğu tablodur ve bu kadroya büro işçisi,
bina muhafızı vb gibi görevler ihtiva eden 400.000 kişilik destek memurları dahil
değildir.
KGB bu devasa kadrosuyla insanlık tarihinin en büyük gücüdür. Cengiz Han’dan günümüze, bu denli personel istihdam eden bir örgüt daha dünyaya
gelmemiştir. Bu sayının anlamı CİA ile karşılaştırıldığında daha manidardır. CİA tüm faaliyetlerini tahminen 18.000-20.000 kişiyle yürütmektedir.

KGB’nin ana karargahı Dzerşinsky binası olmasına rağmen, operasyon büroları Moskova’nın çeşitli semtlerine dağılmış binalarda yürütülmektedir. 1972 yılından
sonra Dış Operasyondan sorumlu büroların çoğu çevre yolu üzerinde yeni bir
binaya taşınmıştır.

RAPORLAR POLİTBÜROYA GİDER

KGB personeli bir iç kontrol ağıyla çevrilidir. Parti oligarşisi bu ağı kendi emniyeti
için elzem görmektedir. KGB teoride her ne kadar Bakanlar Kuruluna bağlı olsa
da aslında Polit Büroya karşı sorumludur. Raporlar doğrudan Polit Büro
1.Sekreterine (Bu makam Polit Büroda ikinci derece icra makamıdır, SSCB’nin
iki numaralı adamı da denebilir.) verilmektedir. Polit Büro KGB’nin günlük işlerini
Polit Büro Merkez Komitesi İdari İşler Departmanı vasıtasıyla kontrol eder. Bu
departmanın izni olmadan KGB eleman angaje (başka servisten adam çalma)
edemez. Dış göreve ajan gönderemez. Bir KGB mensubu kariyeri boyunca
terfisinden görev yapacağı alana kadar bu büronun alacağı kararlara tabidir. KGB
adeta Polit Büro tarafından tasmalanmıştır ve komünist sistemin daimi bekçisidir.
Aksinin olması da zaten düşünülemez.
KGB gizliliğe emsallerinden daha fazla önem verir. Bu önem kimi yerde kendisini
paronaya noktasına kadar sürükler. Öyle ki Merkez binada en küçük notun bile
çöpe gitmesi kontrol altındadır. Camlar kalın perdelerle sıkı sıkıya örtülüdür. Dış
operasyonlar ve elçilik faaliyetleri kişiye özel kriptolarla yapılır. Kimi zaman
yıllarca üzerinde çalışılan bir operasyonun yöneticisi batıya sığınır veya yaşamını
yitirir, yerine gönderilen subay bu kriptolar yüzünden operasyonun hangi safhada
olduğunu anlayamaz ve süreç sil baştan başlar. Bu süreç güvenlik sağladığı gibi,
büyük maddi ve zaman kaybına da neden olur. Gizlilik merakı KGB de kast
sisteminin oluşmasına neden olur. Subaylar yukarıdan aşağı inen komuta
zincirine tabi tutulmuştur. Alt birimler üstlerinden gelecek komutlara muhtaçtır.
Bu nedenle yükselmek isteyen bir subay veya merkezden haberdar olmak
isteyenler, kişisel ilişkiler peşinde koşar ki, buda hatırlı dostlar edinmekle
sağlanır. Bu çaba KGB’nin gizlilik perdesine inen en büyük darbelerden birisidir.
KGB’nin amblemi kalkan üzerinde baş aşağı duran kılıçtır. Bunların tam ortasına
birde kızıl yıldız eklenmiştir. Amblemdeki kızıl yıldız devrimi, kalkan rejimin
bekçiliğini, kılıçsa rejimin tüm dünyaya yayılma arzusunu ifade eder.

KGB ÖRGÜTLENMESİ

KGB muazzam kadrosu, hakimiyet alanı, kaynakları ve sorumluluklarıyla devasa
bir boyuttadır. Bir anlamda bu örgütü yöneten dünyaya hükmetmiş sayılır.
Aşağıdaki şemada göreceğiniz gibi örgüt başlıca dört genel müdürlüğe, yedi
bağımsız müdürlüğe, altı bağımsız bölüme bölünmüştür. Bunların çoğu yine
kendi içinde bölünürler ve bunlara müdürlük, bölüm, servis ve idare denir.

SOVYET HÜKÜMETİ = KOMÜNİST PARTİSİ
BAKANLAR KONSEYİ = POLİT BÜRO

KGB BAŞKANI
1-Kollegium
2-Sekreterlik
3-Genel Müdürlük
a)-Birinci Genel Müdürlük
b)-İkinci Genel Müdürlük
c)-Beşinci Genel Müdürlük
d)-Sınır Muhafızları
f)-Doğrudan Genel Müdürlüğe Bağlı Müdürler (Daireler)
f1-Üçüncü daire
f2-Teknik operasyon
f3-Personel
f4-İdare
f5-Yedinci daire
f6-Sekizinci daire
f7-Dokuzuncu daire
f8-Arşiv, Muhasebe, Emniyet vs. destek birimleri

KGB’nin ana şeması böyle olmakla birlikte birde bunlar kendi içlerinde bölümlere
ayrılmaktadır. KGB Başkanı-> Genel Müdürlük-> Birinci Genel Müdürlük şemasını
açtığımızda karşımıza şu tablo çıkar;

Birinci Genel Müdürlük
1-Sekreterlik
2-Parti Komitesi
3-Kanundışı direktörlüğü
4-Bilimsel ve Teknik Servis
5-Enformasyon Servisi
6-Kontr-Entelijans Servisi (Casus Avcıları)
7-Planlama-Analiz
8-Bölümler; (Bölümler başlığı da kendi içinde aşağıdaki gibi açılım yapar)

a)-Kuzey Amerika sahasından sorumlular
b)-Latin Amerika sahasından sorumlular
c)-Çin sahasından sorumlular
d)-Orta-Doğu sahasından sorumlular
e)-Batı Avrupa sahasından sorumlular
f)-İdari Operasyonel Takviye Birlikler
g)-İhtisas Operasyonlar Bölümü, Peyk (dost) servisler ve Sovyet “cover” Birlikleri
vs.

Bu şema ikinci, üçüncü…..ve diğer genel müdürlükler için her birinde farklı
görevler olarak aşağı uzar ve gider….

Birinci Genel Müdürlüğü Tanıyalım:

Sovyet Askeri Haber alma teşkilatı olan GRU askeri casuslukla ilgilenir. Bu alanın
dışındaki tüm dış operasyonlara KGB’nin Birinci Genel Müdürlüğü bakar. Bu
genel müdürlük üç ana direktörlüğe bölünmüştür. Bunlar Kanundışı, Bilimsel ve
Teknik Servis, Planlama-Analiz direktörlükleridir. Ayrıca iki özel servisi vardır,
Yalan Haber Yayma ve Fiili Hareketler servisi. Ayrıca bunlara ilaveten 16 ayrı
bölümü vardır. Bunlardan ilk 10 tanesi aynı dil konuşulan coğrafyalarda
operasyonlar yaparlar. Bir anlamda dış operasyonel bölümler aynı veya akraba
dil esasına göre kuruludur. Bu şema KGB’nin dünyayı nasıl ahtapot gibi
sardığının basit bir örneğidir ki ve yazımız henüz yeni başlamıştır…

Kanundışılar Direktörlüğü veya kısa adıyla “S” direktörlüğü; yabancı ülkelerde
kanunsuz olarak ve sahte kimlikle yaşayan KGB ajanlarını (yani casus) seçer.
Adaylar ideolojilerine, soğuk kanlılıklarına, dil becerilerine ve kültür derecelerine
bakılarak seçilir. Bu ajanlar genellikle ideolojik düşünceleri nedeniyle
vatanlarından kaçan ve Sovyetlere iltica eden siyasi sığınmacılardan seçilir.
Örnek vermek gerekirse İspanya iç savaşından kaçan komünistler Sovyetlerde
eğitilerek aynı dili konuşan Latin Amerika’ya ajan olarak gönderilmişlerdir. Bu
dönemde ülkemizden kaçanlarında olduğunu ve KGB’nin kucağına düştüklerini
belirtmeden geçemeyeceğim. (Saddam’dan kaçan Kürtler CİA tarafından
eğitilerek şuanda Irak’a geri gönderilmiştir.) Genelde gizli ajanlar eğer TİM olarak
görev yapmayacaksa tek tek eğitilir ve her birine Moskova’da ayrı daire tahsis
edilir. Böylece mesai arkadaşlarınca deşifre olmaları engellenir. Tüm gizli
servislerde olduğu gibi her ajan kariyeri boyunca mutlaka kanundışı olarak
(casus olarak) ülke dışında görev yapar. Bu görevi ifa ederken merkez
desteğinden yoksundur ve hayatta kalması kişisel yetenekleriyle ölçülür. Ajanlığın
gerçek manasıyla yaşandığı evre bu dönemdir. Bu zorlu sınavdan geçerek
hayatta kalmayı başaranlar ardından elçiliklerde diplomatik dokunulmazlıkla
“cover” göreve devam eder. Bu kariyerin sonu ajan öğretmenliği ve ardından
emeklilikle sonuçlanır.

Bilimsel ve Teknik Servis veya diğer adıyla “T” direktörlüğü; Batının nükleer füze,
uzay araştırmaları, stratejik bilimler, sibernetik (muhabere kontrolü) ve endüstri
alanındaki sırlarını çalmak için çalışır. Bu direktörlük doğrudan doğruya
operasyon yapar ve diğer birimlere teknik konularda destek olur.

Planlama-Analiz diğer adıyla “I” direktörlüğü; görevi eski operasyonları incelemek
ve kullanılan yöntemleri, hataları tespit ederek, yeni nesil ajanlara aktarmaktır.
Meslek içi kültür hizmeti görür ve Kara Sanatın inceliklerini eğitimlerde
kullanılmak üzere sistemleştirir.
Bu faaliyeti tüm gizli servisler yapar ve dost servislerle bile bu bilgileri kısmen
paylaşır. Bir bilginin istihbarat olarak elde edilmesi sürecindeki bu yöntemler,
dünyanın en iyi korunan ve hiçbir kitaba şimdiye değin konu olmayan kara
sanatın nasıl yapıldığına yönelik sistem bilgileridir. Kimi zaman imkansız gibi
görünen bir bilginin elde edilmesi süreci, bir ajan tarafından hiç akla gelmeyecek
bir yöntemle ele geçirilir. Bu yöntemin yeniden ve daha iyi nasıl uygulanabileceği
gözden geçirilerek, bu departman tarafından sistemleştirilir. Geçmişi eskilere
dayanan Gizli Servislerin başarısı bu bilgi birikiminde gizlidir. O nedenle darbeyle
dahi gelse hiçbir rejim eski gizli servisi dağıtarak yenisini kuramaz. Yapacağı tek
şey tabelayı değiştirmek olacaktır. (ABD müthiş CİA altyapısına rağmen Yeni
Irak’ta yinede görevde Saddam döneminin Gizli Servisini kullanmaktadır.)
Enformasyon Servisi diğer adıyla “özel I” servisi; rakip gizli servislerin ne
yaptığıyla değil ne yapmadıklarıyla ilgilenir. Servis tüm dallardan istihbarat bilgileri
derler. Sadece Bilimsel ve Teknik Direktörlüğün hazırladığı bilgiler bu raporlara
girmez. Parti liderleri için haftalık istihbarat raporları hazırlar. Ancak KGB tüm
dünyadan elde edilen istihbarat bilgilerinin ve çalınan belgelerin geçerliliği
konusunda çok titiz olmasına rağmen, bu bilgileri bağımsız bir kanalda
inceletmez. Bu birimin eksikliği ileride KGB’ye çok pahalıya mal olacaktır. Mesela
17 Mayıs 1941 yılında Richard SERGE (dünyanın gelmiş geçmiş en büyük ajanı
olarak kabul edilir) Almanların Sovyet Rusya’ya taarruz için 170’le 190 tümen
arasında bir kuvvetle yığınak yaptıklarını Tokyo’dan bildirmiştir. “Konuyu
dağıtmadan bir ekleme yapmak istiyorum. İstihbaratın ne kadar önemli olduğu ve
ne kadar ilgisiz bir yerden ne kadar önemli bilgi elde edilebileceğine en büyük
delil bu gizli servis operasyonudur. Richard SERGE’nin bu operasyonu ileride
ayrı bir başlık altında anlatılacaktır.” Richard SERGE’nin Tokyo’dan bildirdiği bu
bilgi Alman Genelkurmayına sızan Sovyet ajanları tarafından teyit edilmesine
rağmen Stalin bu bilgiyi değerlendirememiştir.

Kontr-Entelijans Servisi diğer adıyla “özel II” servisi; adında savunma olmasına
rağmen saldırgan operasyon yapan bir bölümdür. Sovyetlerde karşı casusluk
faaliyeti yapmaktan ziyade, karşı gizli servislerin kontr-entelijans bölümlerine
adam sokmak için çabalar. Bundaki amaç KGB casuslarının dış ülkelerdeki
güvenliğini sağlamaktır. Kontr-entelijans servisi ayrıca Sovyetler dışında yaşayan
tüm sivilleri (elçilik görevlileri vb) de izler. O nedenle bu siviller için en korkulu
servislerden birisidir. Kontr-entelijans subayının bu insanlar hakkında vereceği en
küçük olumsuz rapor, kariyerlerinin sonu anlamına gelir. Bu servis dünyaca ünlü
MI-6’ya ve A.B.D’nin meşhur CİA’sına başkan yardımcılığı konumuna bile adam
sokmayı başarmış bir servistir. Yerleştirmeyi başardığı bu casuslar yıllarca MI-6
ve CİA’da iki numaralı adam olarak görev yapmıştır.

Yalan Haber Bölümü diğer adıyla “A” servisi; Şahsen benim en sevdiğim
bölümdür. Burada görev yapan insanlar gerçek birer dehadır. Görevleri yabancı
devletlerin kararlarını etkileyecek operasyonlar yapmaktır. Yabancı toplumların
moralini bozacak, fitne çıkaracak eylemler yaparlar. Meraklıları için söyleyeyim
“warrior !” Yalan Haber Bölümü Türkiye’de sayısız eylem yapmıştır. İleride örneği
verilecektir. Bu birim aynı zamanda Sovyetler Birliği aleyhinde faaliyet yürüten
kişileri karalamak içinde kişiye özel operasyonlar yapmaktadır.

Fiili Eylemler Bölümü diğer adıyla “bölüm V”; buradaki “V” zafer anlamını taşır.
KGB’nin batıdan gizlemeye çalıştığı en gizli bölümüdür. Çünkü bu olağan üstü
gizli örgüt Sovyetlerin politik cinayetlerini, adam kaçırmalarını, sabotajlarını
düzenler. Bu eylemlere KGB literatüründe “Islak İşler” denir. Bölüm V’de görev
yapan bir ajana ıslak iş emri geldiğinde, bunun anlamı kan akacağıdır. Bu bölüm
aynı zamanda öyle global eylem planları hazırlamıştır ki, bu plan ancak uluslar
arası top yekün bir savaş riski ortaya çıktığında uygulanacaktır. Böyle bir risk
belirdiğinde bölüm V harekete geçerek, tüm rakip ülkelere önceden hazırlanmış
bir dizi operasyon yapar. Bu operasyonlar sonunda rakiplerin sinir sistemi
kesilerek hareket edemez hale getirilir (ayaklanmalar, sabotajlar vb). Emrinde
profesyonel katiller vardır. Kimi ülkelerde yerel profesyonel katilleri bünyesine
angaje etmiştir. Sanırım tüm bunlardan bölüm “V”’nin Türkiye’de ne gibi
operasyonlar yaptığını üç aşağı beş yukarı anladınız. 1980 öncesi olayları tekrar
hatırlayın. İleride bölüm “V”’nin dünyadaki operasyonları örneklerle verilecektir.

Bünyesinde barındırdığı birimleri sıraladığımız Birinci Genel Müdürlük dünya
çapındaki çalışmalarını coğrafi bölümlere ayırarak yürütmektedir. Bu bölümler
aynı dili konuşan ülkeler esasına göre düzenlenmiştir.

1.Bölüm-ABD, Kanada
2.Bölüm-Latin Amerika
3.Bölüm-İngiltere, Avustralya, Y.Zelanda, İskandinavya
4.Bölüm-Almanya, Avusturya
5.Bölüm-Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda, Belçika, Lüksenburg
6.Bölüm-Çin, K.Kore, K.Vietnam
7.Bölüm-Japonya, Hindistan, Endonezya, Filipinler ve Güney Asya
8.Bölüm-Türkiye, Arap Ülkeleri, Yugoslavya, Yunanistan, İran, Afganistan,
Arnavutluk
9.Bölüm-Afrika’da İngilizce konuşulan ülkeler
10.Bölüm- Afrika’da Fransızca konuşulan ülkeler

İkinci Genel Müdürlüğü Tanıyalım:

SSCB içindeki Sovyet halkı ve yabancıların kontrolünden sorumludur. İkinci
Genel Müdürlük on iki direktörlükten kurulmuştur. Bu on iki direktörlük çift yönlü
görev yaparlar. Hem yabancı diplomatları avlarlar, hem de bu yabancıların Sovyet
yurttaşlarıyla izinsiz temasını engellerler. Bölümlerin vazife dağılımları ülkelere
göre taksim yapılmıştır.

1.Bölüm-Kuzey ve Güney Amerika
2.Bölüm-Birleşik Krallık
3.Bölüm- Almanya, Avusturya, İskandinavya
4.Bölüm-Batı ulusları
5.Bölüm-Gelişmiş Avrupalı olmayan uluslar
6.Bölüm- Gelişmemiş Avrupalı olmayan uluslar

Bu birim atmış kadar yüksek rütbeli memur, avlayıcılar, sevk memurları, ihtiyat
birliği, gözetleme direktörlüğünden geçici görevle alınmış üç yüz gözlemciden
kuruludur. İkinci Genel Müdürlük karargahı ABD elçiliğiyle aynı semtte dış cephesi
depo görünümünde beş katlı bir binadır. Ancak bu müdürlüğün Moskova’da
emrine tahsis edilmiş bir çok apartman vardır. Bu apartmanlarda tesadüfen
Sovyet yurttaşları ile karşılaştıklarını sanan yabancı uyrukluları avlarlar. Bu birimin
tipik görev tanımı şöyledir. SSCB’ye gelmek isteyen bir yabancı vize
başvurusunda bulunduğu anda, bu birim KGB’nin tüm birimleriyle temasa
geçerek, gelen yabancı hakkında bilgi toplar. Gelenin kim olduğu, niçin geldiği, ne
kadar kalacağı, kaç yaşında ve sağlık durumu istihbarat raporunda toplanır.
Ardından vize başvurusuna olumlu/olumsuz cevap verilir. Bu kişi havaalanından
indiği anda bu birim tarafından izlenmeye alınır. Kaldığı otelde, katıldığı turlarda
izlenerek bilgiler dosyasına kaydedilir. Bu kişi gazete alırken dahi bir yurttaşla tek
kelime konuşsa, o yurttaş bu birim tarafından sorguya çekilir. Konuşmanın
ihtivasından bu kişinin niyeti çözülmeye gayret edilir. Moskova’daki hiçbir tur
operatörü bu birimin izni olmadan tur programını değiştiremez. Çünkü KGB
önceden belli bu programa göre tertip almıştır. Bu birim aynı yöntemle elçilik
çalışanlarını ve onların Sovyet yurttaşları ile kuracağı temasları da izlemektedir.
Tüm bu işlemleri İkinci Genel Müdürlüğün birden altıya kadar olan bölümleri
aralarında görev taksimi yaparak yerine getirir. Altıdan on ikiye kadar olan
bölümlerse yabancı öğrencileri, öğretim görevlilerini, gazetecileri, basılı yayınları
ve yayın evlerini, parti üyelerini ve rüşvet konularına bakar. Ancak bunlardan
sadece on ikinci bölüm diğerlerinden farklıdır ve görevi sadece Çin’den gelecek
yıkıcı faaliyetleri izlemektir. Buradan da anlaşılacağı gibi SSCB yöneticileri
sanıldığı gibi kendilerine en yakın tehlike olarak Batıyı değil, Çin’den gelecek ithal
rejimi görmektedir.

İkinci Genel Müdürlüğün emrinde ayrıca bu bölümlerin dışında iki birim daha
vardır. Bunlar Teknik Destek Gurubu ve Endüstri Güvenliği Gurubudur. Teknik
Destek Gurubunun görevi profesyonel hırsızlıktır. Bünyesinde yirmi-otuz
civarında uzman hırsız bulunur. Bunların görevi girilmesi imkansız her yere girip
çıkmaktır. Bu elemanlar özellikle elçiliklere girerek kilitleri ve kasaları açarlar. Her
türlü kapalı zarfı zarar vermeden açıp, tekrar kapatabilirler. Tüm güvenlik
önlemlerine rağmen hayalet gibi elçiliğin içinde rahatça dolaşabilirler ve her şeyi
filme alırlar.

Endüstri Güvenliği Gurubuysa bu birim isminden de anlaşılacağı gibi kritik üretim
tesislerindeki güvenlik kaçağına muhbirler vasıtasıyla mani olmaya çalışır. Yine
ayrıca bu bölüm Sovyetlerin ticaret ilişkisi içinde bulunduğu ülkelerde, gizli
faaliyet imkanları araştırır. Tüm bunlarıysa limanlara giren çıkan yabancı
gemicileri avlayarak, Ticaret Odalarına ve Dış Ticaret Bakanlığına sızarak
yaparlar.

007 JAMES BOND GERÇEK Mİ !

Herkes Bond filmlerini abartılı bulur. Hatta bu işin erbabı geçinenler TV’lerde
ahkam keserek “Gerçekte bu işler böyle yapılmaz.” derler. Bond filmlerinde iki
ana tema vardır. Acayip silahlar ve güzel kadınlar. KGB’nin icraatlarına bir
bakalım gerçekten Bond maceraları hayal ürünümüdür ?
Eğer KGB gerçekten bir kişiden şüpheleniyorsa ikinci genel müdürlük o kişinin
hemen fotoğrafını çeker. Bu resimler hızla çoğaltılır. Kişi henüz varacağı metro
durağına ulaşmamışken, fotoğrafı orada bekleyen ekiplere ulaşmış olur. Kişinin
otel odasına kamera ve mikrofonun dışında, gece görüş sistemleri monte edilir.
Böylece kişinin karanlıkta ne yaptığı da izlenir. Kimi zamansa bazı otel odaları ve
yataklı vagonlar, özel teçhiz edilmiştir. Bu odalarda özel kimyasal gaz püskürten
mekanizmalar vardır. “Moskova tiyatro baskınını hatırlayın !” Bu gaz buharı kişiyi
farkında olmadan tatlı uykuya yollarken, KGB onun tüm kişisel eşyasını kurcalar.
KGB laboratuarlarında geliştirilmiş özel bir kimyasal, kişinin kişisel eşyalarına
bulaştırılır. Bu toz gözle görülmeyecek ve elle hissedilmeyecek kadar incedir. Bu
tozla temas eden kişi dokunduğu her yere, bu kimyasalın kalıntılarını bırakır. Bu
toz ne işe mi yarar ? Sıkı durun…..Bu tozu algılayan bir sistem, merkez
postanededir. Bu tozla temas eden kişinin postaladığı her zarf, binlerce
mektubun arasından bu sistemin alarm vermesi neticesinde ayıklanır. Ayıklanan
bu zarflar KGB’ye gider, incelenir ve tekrar postaya verilir. Peki herkese aynı toz
kullanılıyorsa hangi mektubu kimin yazdığı nasıl anlaşılır. ? KGB bu tozu her kişi
için ayrı formatta hazırlamıştır. Bir anlamda bu toz, kişiye özeldir. Bu tozun etkisi
yaklaşık on gün sürer ve bu süre zarfında toz yenilenir. Bunun yanında otel
hizmetçilerine verilen likit bir boya, izlenen kişinin ayakkabılarına bulaştırılır. Bu
likit boyanın özelliğiyse şudur ? KGB’nin özel eğitimli köpekleri bu likit boyaya
duyarlı olarak yetiştirilmiştir. “narkotik köpeklerinin likite duyarlı versiyonu.” Eğer
kişi izlendiğini anlar ve ortadan kaybolursa, bu likit sayesinde köpekler onun
kolayca izini sürer. Şüpheli yabancı kimi zaman Moskova’da bir restoranda
karnını doyurmak ister. Hoop ! KGB oradadır. KGB yemeğe müdahale ederek,
kişiyi gıda zehirlenmesine sokar. Kişi daha oteline varmamıştır ki ne olduğunu
anlamadan kendinden geçer. KGB yardım sever yurttaş rolünü oynar ve
hastaneye gidene kadar elçilik kuryesinin taşıdığı çantaya şöyle bir göz atar.

Tüm bunların yanında Birinci Genel Müdürlüğün, meşhur gizli beşinci bölümünde
daha ilginç silahlarda vardır. Bunlar küçük bir tabancaya dönüşen ayakkabı
topukları, sigara paketi kırılınca sessizce zehirli mermi atan elektrikli tabancalar,
patlayan kibritler. Ayrıca uyuşturucu ve zehirli mermi atan, iz bırakmayan sessiz
gaz tabancaları da kullanırlar . Bu silahla taksim meydanında bile hedefi bir
metreden vursanız, etraftaki kimse ne olduğunu anlayamaz. Hastaneye kaldırılan
kişinin otopsi raporu bile net değildir.”Ukrayna devlet başkanının yüzündeki
ölümcül lekeleri hatırlayın !” 9 Mayıs 1962 yılında Macar Gizli Polisinden Bela
Lapunsnyik adındaki genç teğmen, Avusturya’ya sığınır. Kaçarken yanında KGB
operasyonlarına ilişkin net bilgilerde getirmiştir. Macarların Lapunsnyik’i durdurma
şansları yoktur. Avusturyalılar Lapunsnyik’i KGB’den korumak için Rossauer
Lande bölgesindeki yüksek güvenlikli bir karakola naklederler. Bela Lapunsnyik
yaşamından endişe duyar ve biran önce ABD’ye sığınmak ister. Avusturyalılar 5
Haziran günü onu Waşhington’a uçuracak özel bir uçak ayarlarlar. Ancak
Lapunsnyik 2 Haziran gecesi hücresinden imdat çağrısı yapar. Midesinde
dayanılmaz bir ağrı ve yüksek ateşle kıvranmaktadır. Avusturyalı doktorlar onun,
ölümcül fakat henüz keşfedemedikleri özel bir bakteriyle zehirlenmiş olduğunu
açıklar. 4 Haziran günü Lapunsnyik ölür. Bakteri KGB laboratuarlarında
hazırlanmıştır ve KGB casusu kod adı “Ajan 7” tarafından işi görülmüştür.

Yine ayrıca beşinci bölümün emrinde, adam kaçırmalar için özel yapılmış sürat
tekneleri vardır. Bu tekneler muazzam hızlara çıkarak, düşman sahil
güvenliğinden rahatça kurtulur. Bu tekneler geçmişte ülkemize yönelik
operasyonlarda da kullanılmıştır. Özellikle Bulgaristan’ın Varna limanı ve İstanbul
Kilyos arasında görevler icra etmiştir. Özel denizatlıları söylemeye gerek yok,
sağır sultan bile biliyor zaten.

Yukarıda anlatılanlar İkinci Genel Müdürlüğün bir dizi, basit, aceleyle hazırlanan
operasyonlarının örneğidir. Asıl operasyonlarsa çok daha farklıdır. Bu
operasyonlar uzun bir hazırlanma safhasından geçer. Bu tip operasyonlar
gerçek hedeflere yönelik yapılır. Önemli devlet adamları, politikacılar, elçiler
vb…Kimi zaman bu tip bir operasyonun hazırlık safhası iki yıl sürebilir. Bu süre
zarfında hedef hakkında çok detaylı bir istihbarat raporu hazırlanır. Bu raporda
kişinin ne tür yemek sevdiğinden, ayakkabı numarasına, arkadaş çevresinden,
psikolojisine, maddi imkanlarına kadar akla gelebilecek her şey vardır. Bu raporu
önüne koyan KGB. Önce bu kişiden ne isteyeceğine karar verir. Bu kişiye
propaganda mı yapılacaktır ? Genelde bu yöntem batılı gazetecilere yapılır.
Böylece gözleri boyanarak SSCB hakkında batı gazetelerinde hoş haberler çıkar.
Yoksa bu kişi ajan olmaya mı ikna edilecektir ? Veya bu kişi nötralize mi
edilecektir ? Amaç belirlendikten sonra, kullanılacak tekniğe karar verilir. Ardından
ekipler oluşturulur ve Hollywood setlerini aratmayacak düzenler sahnelenmeye
başlar. Bazen öyle olur ki, bir tek kişi için düzenlenen operasyona, yüz KGB ajanı
katılır. Hedef kişinin etrafında hayal bir dünya yaratılır. Miras yediler, kocasından
bıkmış güzel dilberler, homoseksüeller, bankerler, bu hedefin etrafında
filizlenmeye başlar. Tanışma fasılları o kadar doğal hazırlanır ki, hedef kişi bunu
hissedemez. Her şey hayatın akışına uygun sahnelenmektedir. Kullanılan
yöntemlerin başarısını, kişinin zaafları belirler. Hedef kişi kumar düşkünü biriyse,
bu rolü oynayan ajanın. Yok kişinin testisleri faal çalışıyorsa, şefkat bekleyen evli
dilberin koynuna koşacaktır. Hedef bir kez tuzağa düştü mü, kişiye Sovyet polisi
baskın yapar. SSCB‘de bu tür işler ciddi suç olduğundan, kişi hemen
Moskova’nın en kötü karakoluna tıkılır. Etrafı senaryo gereği laf anlamaz, baskıcı
polislerle sarılır. Kişi böylece korkutularak hemen sindirilir. Psikolojisi çöken
batılının, imdadına KGB yetişir. Onu oradan alarak, bir anlaşma yapar. Her şey
unutulacaktır, ancak KGB küçük iyilikler beklemektedir. Aksi durumda olay basına
ifşa edilerek, kişinin kariyerine nokta konacaktır. Ardından yargılanarak cezaevine
gönderilecek veya sınır dışı edilecektir.

Bazen her detay düşünülmesine rağmen, işler beklendiği gibi gitmez. Örneğin
1956 operasyonu bunun güzel bir örneğidir. KGB analistleri Fransa’da bir
hükümet değişikliğinin olacağını rapor eder. Kabine değişecek ve yeni kişiler
göreve gelecektir. KGB böylesi bir değişiklikte hükümeti hangi partinin alacağını
tahminle kalmamıştır, olası kabine üyelerini de tespit etmiştir. Bu rapora göre
hükümetin en etkili ikinci adamının, şuan ki SSCB’deki Fransa sefiri olacağı
analiz edilir. KGB merkezi, İkinci Genel Müdürlüğünden bu kişiyi avlamasını ister.
İkinci Genel Müdürlük hemen devreye girerek, operasyonlara başlar. Her şey
yolunda gider ve sefir beklenen tuzağa düşer. Ardından KGB’nin şantajları başlar.
Ancak sefir bu baskılara dayanamaz ve intihar eder…Olayın iç yüzü batıya
sığınan bir KGB ajanının itirafları sonucu aydınlanır. Peki elçi nasıl bir tuzağa
düşmüştür ? KGB’nin Kırlangıçlarını okuyun ve gerçeği öğrenin…

KGB’NİN KIRLANGIÇLARI…

KGB avlama operasyonlarında güzel kızlar kullanır. Bu kızlara verilen kod adı
Kırlangıçtır. KGB kırlangıçları iki gözlü odalarda yaşarlar. Bu odaların bulunduğu
apartmanların kod adı “kırlangıç yuvası” dır. Bu odalardan biri kızların yaşam
alanıyken, diğer odada KGB teknisyenleri ses ve video kayıt cihazlarıyla görev
yapar…Gerisini anladınız sanırım. Operasyon başladı mı, hedef kişi kedinin
ciğere baktığı gibi bu kızlara salyalanmaya başlar. Ruslarda bir ata sözü vardır,
“Tanrı Rus kadınını erkekleri eğlendirsin diye yarattı.” Gerçekten öylemidir
bilinmez. Kişisel tecrübelerim öyledir diyor ! KGB’nin SSCB’deki film stüdyoları
ile sıkı bağlantıları vardır. Buraya gelen inanılmaz güzellikteki konservatuar
mezunu 20-25 yaş arasındaki aktris kızlar, KGB’ye yönlendirilir. KGB bu kızları
operasyonlar için eğiterek geçici ajan yapar. Bu kızlar asıl kadroda yer almazlar.
Bu görev karşılığında KGB onlara bir filmde yardımcı rol, biraz para veya güzel
elbiseler vaat eder. Kırlangıçlarda rollerini en iyi şekilde oynarlar. Nasılsa hayatın
kendiside roldür. Sizce de öyle değil mi ?

Bunun yanında birde KGB’nin özel fahişeleri vardır. Sayıları nispeten azdır ve
özel sex eğitimine tabi tutulmuşlardır. Bu kızlar SSCB topraklarının dışında,
Bulgaristan’ın Varna şehrinde bungalomlardan oluşan özel bir kampta da
eğitilirler. Derslerinin ana teması baştan çıkarma ve cinsel deneyimlerdir. Bir
erkeğin nasıl tavlanacağı ve memnun edileceğini onlardan daha iyi bilenin
olmadığı söylenir…

Türk Diplomatlara Kırlangıç operasyonu yapılmış mıdır ?

Şüphesiz her ülkenin
sefirine yapıldığı gibi, bizim diplomatlarımıza da bu tür operasyonlar yapılmıştır.
Arnavutluk diplomatımız sıcak bir günde otomobil kullanmaktadır. Yolda bir
otostopçu kıza rastlar. Kız genç ve güzeldir. Genç dilber kısa tanışmanın
ardından, diplomatımıza plaja gitmeyi teklif eder. Diplomatımız havanın sıcaklığını
bahane ederek, mesaisini erken bitirir. Birlikte nispeten tenha sayılmayacak bir
plajda çıplak yüzmeye ve şakalaşmaya başlarlar….Sonra birden diplomatımız
elbiselerinin ve otomobilinin yerinde olmadığını fark eder. Peki kız ! kızda
kaybolmuştur. Çıplak halde ortada kalan diplomatımız, güçlükle sefarete dönmeyi
başarmıştır. Biz erkelerin başına ne geldiyse testislerimizden gelmedi mi ?

Peki elalem bize kırlangıç operasyon yaparda biz onlara yapamaz mıyız ? Hem
de kralını yaparız. Bizim gizli servislerimizin de bu tip “kırlangıç” operasyonları
olmuştur. Bizdeki operasyonların kod adı “civciv” dir. Özellikle şeriatla yönetilen
Arap ülkelerinin elçilerine yönelik yapılan Dışişleri İstihbarat Birimlerinin bu
operasyonlarında, eğitimli ve kadrolu fahişe bulundurmayan Dışişleri, olayı
konsumatrislerle çözmüştür. Aceleyle banyo yaptırılıp, otellere yollanan bu kızlar.
Arapları öyle memnun etmişlerdir ki, adamlar ülkelerine döndüklerinde frengi
kaptıklarını fark etmişlerdir…Ortadoğuyla ilişkilerin neden bozuk olduğunu
sanıyorsunuz ?

BEŞİNCİ GENEL MÜDÜRLÜK

SSCB yurttaşlarını izlemeye yönelik kurulmuş iç istihbarat birimidir. Özetle
görevleri şöyledir,
1-Dini baskılamak, kontrol etmek ve yönlendirmek.
2-Etnik azınlıkları baskılamak ve milliyetçilik akımlarını engellemek. (Bu birim
özellikle Kuzey Karadeniz halklarına, Tatarlara ve Ukraynalılara ağır baskılar
yapmıştır. Bu insanlar sürgünlere yollanmıştır. Yine ayrıca Beşinci Genel
Müdürlük birçok Azeri aydınını Sibirya’daki kamplara yollayarak yok etmiştir.)
3-SSCB dışında akrabaları olanları ve bu akrabalarını SSCB içinde görmeye
gelenleri izlemek. (Beşinci Genel Müdürlüğün bu işe bakan yedinci direktörlüğü
özellikle Türk Casuslarının peşindeki servislerden birisidir.)
4-Dışarıdaki Sovyet Muhacir guruplarını nötralize etmek.
5-Yasak kitap, dergi vb basılı yayınların yayınlanmasını ve dağıtımını engellemek.
(Bu birimin yoğun faaliyetlerine rağmen Elçibey önderliğindeki Halk Cephesi
Azerbaycan’da yeraltı faaliyetleri yürütmüş, birçok dergi ve gazete basıp
dağıtmayı başarmıştır.)
6-SSCB içinde yaşayan Yahudileri izlemek ve baskılamak.

Yukarıda ikinci maddeyi açıklarken söz açılmışken, Sibirya da ki çalışma
kamplarından da biraz bahsetmek isterim. Bu kamplarda daha çok ağır suçlular,
rejim muhalifleri aydınlar ve etnik milliyetçiler misafir edilmiştir. Kamplar
Sibirya’nın geniş coğrafyasına dağınık olarak yayılmıştır. Kimi kamplar daha da
ağır koşullara sahip, Sibirya’nın da kuzeyinde yer alan adalardadır. Buraya giden
kişiden umut kesildiği gibi, aileleri bu kişilerin bir mezarlarının dahi olacağından
emin olamazlar. Kamp ahşap evlerden oluşan bir dizi yaşam alanıdır. Alan askeri
tesislerde olduğu gibi dikenli tellerle çevrilidir. Kamptan kaçmaya çalışacak
kişinin, dışarıda hayatta kalma şansı yok denecek kadar azdır. Gün sabah
06.00’da içtima ile başlar. Kampın ortasında bir direk ve üzerinde termometre
vardır. Hava ısısı -40 C’nın altına düştüğünde mahkumlar çalıştırılmaz. O nedenle
içtimayı müteakip bir mahkum koşarak direğe çıkar ve termometreyi kontrol eder.
Ancak termometre sürekli donduğundan asla ısının -40 C’nın altına düştüğünü
kimse göremez…

KGB SINIR MUHAFIZLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

Şu filmlerde elinde kurt köpeği, başında kalpağıyla, ağzından buhar çıkarak,
karlar üzerinde devriye atan meşhur birliklerdir. Bu birimin 300.000 kişiden
oluşan seçme kara ve deniz birliği vardır. Modern silahlara sahiptir. Emirlerinde
topları, zırhlı birlikleri ve sıkı durun ! savaş gemileri vardır. Bu gemilerle SSCB
karasularının oldukça uzağına açılarak görev icra ederler. O dönemde bizim
Karadenizli balıkçıların hamsi peşinde açık denize çıkmaları hayaldi tabi…Şimdi
bakmayın Ukrayna karasularına girmelerine. O dönem buna asla cüret
edemezlerdi. Hatta kara sınırlarında bu birlikleri optik cihazlarla izlemek bile taciz
olarak algılanırdı. Böyle bir davranış uyarı ateşine neden olurdu. Böylesi bir uyarı
atışının kazayla sonuçlanması durumunda, kimsenin SSCB’ye hesap sorması
elbette mümkün olamazdı. O nedenle SSCB’yle sınır karakol birliklerimiz, daima
bu gerçeği görerek ihtiyatlı hareket etmiştir. Ancak şu da asla unutulmasın; gözü
pek mehmetçik böylesine bir güçle karşı karşıya olmasına rağmen, gece
devriyelerine sınır boyunca çıkarak ( ki genelde iki erden oluşur) görevinden hiçbir
zaman taviz vermemiştir.

Ticari seyahatlerimden birinde, eski SSCB sınır bölgesinde kalan alanda
dolaşma fırsatı bulmuştum. Burada yetkilinin verdiği bilgileri ve izlenimlerimi
şöyle aktarabilirim. SSCB’yle sınırlarımızın büyük bölümünde arada nehir vardır.
Bu nehrin ortalama genişliği yüz metre, derinliği yedi-on metre civarındadır.
Suyun debisi nispeten güçlüdür. Nehir geçildiğinde SSCB toprakları başlar.
SSCB sınır çizgisi boyunca bir km arayla gözetleme kuleleri ve oldukça güçlü
projektörler yer alır. Bu projektörler o denli güçlüdür ki, gece çalışmaya
başladıklarında sınıra yakın çiftçilerimiz bu ışıklar sayesinde tarlalarında rahatça
çalışırlar. Bu kuleler arasında sürekli özel eğitilmiş köpekli devriyeler gezer. Sınır
boydan boya üç metre yüksekliğinde elektrikli tel örgüyle çevrilidir. Bu telin
üzerinde yine üç sıra dikenli tel vardır. Bu sınır telinin herhangi bir yerine
dokunduğunuzda elektronik bir alarm devreye girerek birlikleri uyarır. Alarmı alan
birlikler tablada yanan ışıktan, ihlalin nerede olduğunu görür. Kısa sürede bölge
abluka altına alınır ve kaçak avı başlar. Bu tel ağını aşmayı başarırsanız (alarmı
öttürmeden), bir ara bölgeye geçersiniz. Bu ara bölge yaklaşık olarak on metre
genişliğindedir. Bu ara bölgenin özelliği sınır boyunca pudra kıvamında topraktan
oluşmasıdır. Amaç sınır ihlali olduğunda, kaçağın zemine iz bırakmasını
sağlamaktır. (Yani alarm ötmese de, bu iz ihlal olduğunun anlaşılmasını sağlar.)
Pudra kıvamında toprağı elde etmek için, ara bölge gün aşırı traktörlerle
sürülmektedir. Bu pudra alanı aştığınızda, sınır muhafızlarının kullandığı devriye
patikası geçilir. Ardından sizi otuz metre genişliğinde mayınlı bölge karşılar. Onu
geçtiğinizdeyse, SSCB içinde sayılmazsınız. Çünkü sizi ikinci bir üç metre
yüksekliğinde elektrikli tel örgü ve üç sıra dikenli tel beklemektedir. Tüm bunları
aşmayı başarırsanız, sınırı geçmiş sayılırsınız. Bu ülkeye neden demir perde
dendiğini sanırım şimdi anladınız. Türk gizli servisinin her şeye rağmen bu işi
başarıyla yaptığını belirtmeden geçmeyelim.

Geçmişte bu sınırlardan çeşitli sebeplerle SSCB’ye geçmeyi deneyen Türk
vatandaşları olmuştur. Bu geçişlerin altında kimi zaman macera ruhu varken,
kimi zamansa siyasal düşünceler etkendir. Bu tip girişimler genelde yaz
aylarında yapıldığından, nehir pek fazla sorun çıkartmamıştır. Ancak güvenlik
önlemleri etkisini hemen göstermiştir. Yakalanan kaçaklar önce KGB tarafından
etraflıca sorgulanmış, gelenin niyeti anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu ihlallerde göze
çarpan en belirgin husus ise şudur; Kaçakların tamamı ortalama SSCB’de iki yıl
tutulduktan sonra sınır dışı edilmişlerdir. SSCB’ye viran bir halde geçen bu
kaçaklar, döndüklerinde insanı şaşırtırlar. Çünkü SSCB onlara güzel bir takım
elbise, hoş bir Rus kol saati hediye etmiştir. (O devirde bir kol saati sahibi olmak,
Anadolu köylüsünün notebook sahibi olması gibi bir anlam taşır. Çünkü maddi
gücü yerinde olan, en fazla köstekli saat sahibidir.) Peki tüm bunların anlamı
nedir ? KGB önce geleni casus mu, değil mi ? diye sorgulamıştır. Gelenin
kimliğinden emin olunca, ondan faydalanma yoluna gitmiştir. İki yıl bu kişi göz
hapsinde tutularak, propaganda yapılmıştır. Ardından Türk halkı nezdinde zengin
ve ferah ülke imajı yaratmak için, bu kişiler giydirilerek memleketlerine dönmeleri
sağlanmıştır. Peki bu propaganda etkili olmuş mudur ? Şüphesiz ki olmuştur. O
dönem siyah beyaz televizyonu TRT’yi doğru dürüst çekmeyen halk, en az
birkaç SSCB TV’sini dilini anlamasa da rahatlıkla izleyebilmektedir. Hayatında
değil Ankara-İstanbul, Erzurum’u görmemiş köylü. Gelen bu kişiden çok katlı
SSCB apartmanlarını, işçi haklarını vb. duyunca, doğal olarak bu propagandanın
etkisinde kalmıştır.

GÖZETLEME DİREKTÖRLÜĞÜ

Bu birim diğer bölümlere ajan eğittiği gibi, 3.500 civarında kendi gözetmenine de
sahiptir. İkinci Genel Müdürlüğün emrine tahsis edilen 300 gözetmen, bu
direktörlükten giderek görev yapar. Buradaki ajanların eğitimleri; şahıs tanıma,
kendini gizleme, izleme-takip, takipten kurtulma vb.dir. Bu kişiler profesyonel
yaşamlarının tamamına yakınını, sadece şüpheli izleyerek ve rapor yazarak
geçirirler. Başkaca operasyona katılmazlar. Ayrıca görevlerinin icap ettirdiği
gözetleme araçlarının icadını ve imalatını da yapma kabiliyetine sahiptirler. Kızıl
altı foto makineleri, kameralar, ses ve görüntü aktarma cihazları, takma bıyık, yüz
ve çeşitli elbiseler imal ederler. Ayrıca bu ajanların altlarına yüksek hızlara
çıkabilen araçlar tahsis edilmiştir. Bu birim akla gelebilecek her yeri izler; tiyatro,
lokaller, metro istasyonları, korunması gereken şahsiyetlerin geçtiği güzergahlar
vb.

MUHAFIZLAR DİREKTÖRLÜĞÜ

Bu birim bizdeki Devlet Büyüklerini Koruma ŞB. Müdürlüğünün yaptığı işi yapar.
Burada görev alanlar, yüksek derecede güvenlik soruşturmasından geçtikten
sonra işe başlarlar. Silah taşıma ve kullanma yetkileri vardır. Bu silahları en etkili
şekilde kullanma eğitimi almışlardır.
Bu birimin en önemli başarısı; SSCB tarihinde bu birim kurulalı, hiçbir SSCB
politikacısı çeşitli suikastlere rağmen, ne vurularak yaralanmış, nede
öldürülmüştür.

KGB’NİN YALAN HABER OPERASYONLARI

Yalan Haber Bölümünün “A servisinin” KGB’nin Birinci Genel Müdürlüğüne bağlı
direktörlük olduğunu daha önce belirtmiştik. Birinci Genel Müdürlük bildiğiniz gibi
KGB’nin atak operasyonlar yapan birimiydi. Yalan Haberler Bölümü KGB içinde
oldukça başarılı görevlere imza atmıştır. Bu birimdekiler bir ülkeyi karıştırmak için
öyle ince düşünülmüş fitneler çıkarırdı ki, kırk akıllı bu fitneden kendini çekip
çıkaramazdı. Bu birimin çalışma mantığını anlamak için, operasyonlarına bakmak
gerekir. Türkiye’den yalan haber operasyonlarıyla konuya başlayalım !

KGB’NİN TÜRKİYE YALAN HABER OPERASYONLARI !

Senatör Haydar TUNÇKANAT 1966 yılının 7 Temmuz günü Türkiye’yi şok eden
bir basın açıklaması yaptı. Aranızda genç olanlar bu adam ne diyor ? Bu
senatörde nereden çıktı ? Herhalde bu adam ABD’yle karıştırdı diyebilir. Yakın
tarihimizde senatör makamının olduğunu onlara belirtelim. (Bk.Kaynak google :,)
taktım bu googleye !) Neyse konumuza dönelim…

Senatör TUNÇKANAT basına yaptığı açıklamalarda diyordu ki; “ABD şuanda
iktidarda bulunan Adalet Partisi lehine, bazı ordu mensubu subayları ve liberalleri
tavsiye edecek.” Senatör TUNÇKANAT bu savının delili olarak, Adalet Partisi
içindeki haber kaynağından gelen belgeleri delil olarak ortaya koyuyordu. Belgeyi
gönderen rumuzunu E.M olarak açıklamıştı. Ortaya konan bir başka belgeyse
E.M rumuzuyla ABD askeri ataşesi Albay Donald Dickson’a yazılmıştı. Her iki
mektupta da ABD’nin Türkiye’nin içişlerine karıştığı belirtilerek, ABD suçlanıyordu.
Bu olayın Türk gazetelerine nasıl bir malzeme olduğunu hayal edin. Basın olayın
üzerine balıklama atladı. Rumuz E.M’nin kimliği hakkında köşe yazılarında
yorumlar yapılmaya başlandı. Türk halkında kısa sürede ABD nefretinin
uyandırılması başarılmıştı. Zaten dünyadaki her fitnenin altından ABD çıkmıyor
muydu ? Rumuz E.M’nin kim olduğu tartışıla dursun. Basın bu şahsın iki kişiden
birisi olabileceğine karar verdi. Bunlardan birisi 1964’den beri Ankara’da elçilik
müşavirliği görevi yapan Edwin MARTİN’le, diğeri CUNTA’da ABD temsilcisi olan
Dnz.Alb.E.M. MORGAN’dı. Her ikisi de yazışmalarında E.M rumuzu kullanıyordu.
Senatör TUNÇKANAT’ın sözünü ettiği bilgi kaynağı bunlardan başkası olamazdı.
Yine basınımız askeri ataşe Albay Donald Dickson’ın CİA operasyonlarında üstat
olduğunu belirterek, hararetli tartışmaya fişek vermişti. Halk tüm bunları gerçek
kabul etti…Sıkı durun olay bununla da kalmadı Türk yetkililerde bu belgeleri
gerçek kabul ederek, ABD karşıtı bir havanın esmesine neden oldu.

Ancak hiçbir şey mükemmel olmadığı gibi, bu operasyonda da bir dizi hatalar
yapılmıştı. KGB’nin operasyonunda ABD yazışma üslubuna ilişkin hatalar vardı.
ABD yetkilileri belgelerdeki bu hataları “yazı font, form, stil, sayı numaraları vb)
Türk makamlarına ispatlayarak, belgenin asılsız olduğunu ortaya çıkarttı. Ancak
bu bile halk üzerinde oluşan anti Amerikancılığı silemedi. Çamur at izi kalsın
misali !”

KGB’nin Yalan Haberler Bölümü Senatör TUNÇKANAT’ı bir konuda daha
yanıltmıştı. 1969 yılında “İkili Anlaşmaların İçyüzü” adlı kitap Senatör
TUNÇKANAT adına yayınlanmıştı. Bu kitapta yine bir belgeden bahsediliyordu ve
kitapta bu belgenin birde örnek fotokopisi vardı. Belgeye göre ABD Genel
Kurmayından Albay James LAZENBY “Türk Genel Kurmay subaylarına yönelik
istihbarat yapılmasını emrediyordu.” Belge 22 Kasım 1965 yılında bu emrin
verildiğini belirtiyordu. Halbuki bu belgenin üzerine yazıldığı form, şekil olarak
ABD Genel Kurmayında 1962 yılından beri kullanılmıyordu. Yani belge
düzmeceydi. Ayrıca belgede bir başka yanlışlık daha yapılmıştı. Albay James
LAZENBY hava albayıyken, belgede kara albayı olarak gösterilmişti. Tüm bunlara
rağmen belge beklenen etkisini yarattı ve konunun kamuoyunda oldukça hararetli
tartışılmasına neden oldu.

Yalan Haberler Bölümünün işinin fitne olduğunu söylemiştik. Ancak bu fitnelerin
hepsinde ince bir zekanın izlerini görmek her zaman mümkündür. TD formunda
“Genel Konular/Türk Kartalı Kandili İzliyor” başlığı altına bir yazı yazmıştım.
Yazımın konusu Kıbrıs harekatına yönelik yapılan değerlendirmelere SSCB’nin
etkisine yönelik dikkat çekmekti. Bu yazıma rumuz “amca” bir yorumla katkıda
bulundu. Bu katkısı için öncelikle kendisine teşekkür ediyorum ve kendisinin de
KGB’nin Yalan Haber Bölümünün operasyonuna yakalandığını maalesef
belirtmek istiyorum…Nasıl mı ? O halde sindirerek alt satırları okumaya
başlayın…

1970 başlarında Kıbrıs Komünistleri, Lefkoşe’deki SSCB elçiliğine Yunan
Subaylarının Kıbrıs Hükümetine darbe hazırladığını bildirdiler. KGB birimleri bu
bilgiyi merkez karargahtaki analistlerine ulaştırdı. Analistler bilginin asılsız
olduğuna kanat getirdi ve bilgiyi çöpe attı. Yalan Haber Bölümü çöpe atılan bu
bilgiyi aldı ve bilgiden bir komplo teorisi yarattı. Yaratılan komplo teorisi eski KGB
subayı olan, SSCB Ankara elçisi Vasili Feodoroviç GRUBYAKOV tarafından Türk
Dışişlerine üflendi. GRUBYAKOV verdiği bilgide şöyle diyordu. “Yunan CUNTA’sı
ABD ve diğer NATO üyeleriyle anlaşarak, Kıbrıs’a karşı pek yakında darbe
girişiminde bulunacaktır. Bu darbede amaç, Kıbrıs’ı Yunanistan’a ve ardından
NATO’ya katmaktır.” Üzülerek belirtmeliyim ki Dışişlerimiz haberi doğrulatmak
için hiçbir şey yapmadan, bilgiyi kamuoyuna açıkladı. KGB’de yangını körüklemek
için Türk basınına bir dizi malzeme haber dağıttı. KGB’nin dağıttığı bu
malzemeler arasında “Yunan-ABD-NATO komplosunun altı çiziliyordu. Bu arada
Bulgar diplomatlarda sanki farklı kaynaklardan haber veriyormuş gibi yaparak,
söylemleriyle karışıklığı arttırdılar. Fakat zaman ilerledikçe ve darbe olmadığı
görüldükçe konunun heyecanı azaldı. SSCB yetkilileri de Türkiye’nin
menfaatlerini koruduklarını her fırsatta belirterek, Ankara davetlerinde kasılarak
dolaşmalarını sürdürdüler…

Yalan Haberler Bölümünün operasyonlarının mantığını sanırım
kavradınız…Bundan sonra gazete okumaya keyfinizin kalmadığını
biliyorum…Boş verin anlattıklarımı, siz yinede yazılanların hepsini keyifle
okuyun…Gerçek kimin umurunda ? Nasılsa her zaman gizli servisler sizi
atlatmayı başaracaktır…

KGB’NİN TÜRKİYE OPERASYONLARI (DEVAM) !

SSCB fikirlerini dünyaya KGB üzerinden yaymaya çalışıyordu. KGB
amblemindeki kılıç, Batı demokrasilerinin üzerinde doksanlı yıllara kadar sallandı
durdu. SSCB sonsuz gibi görünen ucuz insan kaynağını KGB’nin emrine
sunmuştu. KGB her ülkeye çekirge sürüsü gibi girerek, istila ediyordu. Batı Gizli
Servisleri bunlarla boğuşmaktan, kafasını kaldırmaya fırsat bulamıyordu.

Aydınlarımız TV’lerdeki terör sohbetlerinde sürekli IRA’yı (İrlanda Kurtuluş Örgütü)
örnek verir. “İRA’nın mücadelesinde başarılı olmasının nedeni ABD’den gelen
maddi destektir derler.” Oysa kimse SSCB ve dolayısıyla KGB’den bahsetmez.
Halbuki KGB İRA’nın komünist kanadını kullanarak, örgüte silah vermektedir.
KGB bu destekle tatmin olamayınca, komünist olmayan İRA üyelerine de silah
vermeye başlamıştır. Amaç komünizm yaymak değil, İngiliz hazımsızlığıdır. Ama
bunu maalesef dünya üzerindeki hiçbir romantik sosyalist anlamamıştır. Şimdi
siz bu satırları okurken, kuzey denizinden sisli gecelerde adaya sızmaya çalışan
silah yüklü tekneler gözünüzün önüne geldi. Halbuki KGB’nin silahları oradan
değil, güneyden, Fransa açıklarından gelmektedir. Üstelik silahları adaya
ulaştıranlar Ortadoğu’daki El-Fetih örgütüdür…Haydaaaa ! dediğinizi duyar
gibiyim…Hayda yaa !!! KGB işte böyle sinsi çalışmaktadır…

Dünya üzerinde herhangi bir nokta adı söyleyin, ben size orada yapılan KGB
operasyonlarından bahsedeyim…Anlayacağınız KGB bu denli faaldir. İngiltere’de
tek notayla, yüz yirmi KGB ajanı istenmeyen adam olarak ülkeden çıkarılmıştır.
Kongo’dan yine tek notayla çıkarılan ajan sayısı yüzdür…Meksika, Arjantin, Laos,
Mısır, Libya, Lübnan, Arap yarımadası, Honkong, ABD, Avrupa kıtası…..vb
saymıyorum…

Peki ama Türkiye ? Türkiye haklı sebeplerle SSCB’nin karın ağrısıdır. Çünkü
birliği oluşturan en büyük etnik azınlık Türklerdir. İş bununla da kalmamakta,
Türkiye SSCB’nin yaşam damarlarının üzerinde durmaktadır. SSCB demir
perdenin arkasına girdiğinde, çok önemli bir gerçeği kavramıştır. “Sürekli Devrim
Doktrini” denen bu kavramda amaç şudur;. SSCB’nin dünya düzenine
müdahalesi askeri olmayacaktır. Ancak tüm dünyada komünist oluşumlar
desteklenerek, süreklilik arz eden devrimler gerçekleştirilecektir…Yani “içten
fetih” tekniği. O nedenle dünyanın bir çok ülkesinde ve Türkiye’de, komünist
oluşumlar KGB kanalıyla desteklenmiştir. KGB’nin ülkemizi ele geçirmeye
yönelik ana planı, şu çerçevede olmuştur;

1-Halk üzerinde etkisi yüksek kişileri karala (KGB yalan haber bölümü)
2- Halk üzerinde etkisi yüksek kişileri öldür (KGB 5.Bölüm “ıslak işler”)
3-Müttefikler arasında fitne çıkar, yada halk nezdinde karala (KGB yalan haber
bölümü)
4-Etki ajanları kullan (Ne olduğunu açıklayacağım, ağzınızı büzmeyin! )
5-Komünist unsurları destekle (KGB 1.Genel Müdürlük)
6-Komünist unsurları gerilla olarak eğit (KGB 1.Genel Müdürlük)

Etki Ajanı: Legal yaşayan gizli servis çalışanıdır. Her işi yasaldır ve toplumun
saygı duyduğu ileri gelen bir kimsedir. Kimse onun kimliğinden ve fikirlerinden
şüphe duymaz. Ekranlarda, tartışmalarda doğrudan taraf olmaz. Ancak
cümlelerinin alt satırlarında bilinç altlarına mesaj yollar…Fikirleriyle, yazılarıyla,
kitaplarıyla dolaylı yoldan insanları etkiler…

KGB operasyon mantığını yukarıdaki maddeler üzerine oturtmuştur. Yalan
haberler bölümü bilgi kirliliği yaratarak, devlet yöneticilerinin ve halkın kafasını
karıştırmıştır. Hatta daha da ileri giderek Romanya’da kurduğu bir radyoyla,
Türkiye’ye yönelik yayın yapmaya başlamıştır. (MED TV’nin atası budur.) Beşinci
bölüm siyasi cinayetler işleyerek, ülkeyi kaosa sürüklemiş. SSCB karşıtı aydınları
öldürerek veya korkutarak susturmuştur. Birinci genel müdürlük üniversitelere
sızarak, sosyalist düşünceyle başlayan hareketleri organize etmiştir. Masumane
siyasi görüşler olarak organize olan gurupları, etki ajanları kullanarak silahlı
mücadele alanına çekmiştir. Karşıt organizasyonlara yönelik operasyonlar yapıp,
siyasi cinayetler işlemiştir. Böylece taraflar arasında silahlı mücadele
başlatmıştır. Silahlı eylemler kanun tarafından aranmaya başlanan, genç kitlelerin
doğmasına neden olmuştur. Kanundan kaçan gençler, Suriye’de kamplara
alınmıştır. Burada eğitilerek şehir gerillaları yapılmıştır. Ve bunlar tekrar ülkeye
sokularak, şehirlerde yeni eylemlere imza atılmıştır. Şehirlerde mücadele veren
bu guruplara silahlar, Bulgaristan-İstanbul hattından deniz yoluyla ulaştırılmıştır…

Suriye’de sol terör örgütlerine kamp açarak, maddi ve manevi destekleyen
KGB…Bu kamplardaki eğitimleri Şam’daki SSCB diplomatı Vadim ŞATROV ve
onun şoförü kisvesindeki KGB ajanı Nikolay CERNENKOV vasıtasıyla organize
etmiştir. Şehirlerde eylemlere başlayan örgütler, devletimizi zayıf
düşürmüştür…Tüm bu tarihi süreç yaşanırken işin bir ayağı eksik kalmıştır.
Gerillanın askeri kanadı !….KGB bir türlü işin bu kanadını oturtmayı
başaramamıştır. Oysa işin neticeye varması için şehirlerden ve kırsaldan
başarıyla ilerleyen komünist gerillaların, Ankara’da birleşmesi gerekmektedir.
Şehirde üniversite tabanına oturtularak kurulan örgütler. Suriye’de eğitilmelerine
rağmen, şehirde eylem yapmayı seçmiştir. Deniz GEZMİŞ’in tüm romatik
ısrarlarına rağmen, kimse dağa gitmeye razı olmaz…KGB o nedenle askeri
kanadı oluşturmada sıkıntıya düşmüştür. Bilin bakalım KGB’nin imdadına kim
yetişmiştir ? Sahi kim yetişti ? Tabi ki bizim kaşınan Goril ! O dönem siyasaldaki
eğitim macerasına nokta koyarak, örgüt kurmaya karar vermiştir…(Öyle ya..
siyasal okuyan bir adamın yapacağı en güzel şey, terör örgütü kurmaktır…O
terör örgütü kurarken, sınıf arkadaşları çok daha farklı meslek dalları
seçecektir…APO terör örgütünün zirvesine otururken, sınıf arkadaşları da ne
tesadüftür Türk Devletinin Güvenlik Birimlerinin zirvesindedir…İnceleyin
ODTÜ’den o yıl mezun olanlar resmen iki guruba ayrılmıştır. Teröristler ve
Anti-Teröristler) Neyse konumuza dönelim…KGB şehir gerillalarını oluşturmuştu,
ancak askeri kanat oluşturamıyordu. KGB Marksist-Leninist Kürtçü bir örgüt olan
PKK’yı kurdu…APO KGB’ye ilaç gibi yaramıştı…PKK’ya şimdi birde eğitim
kampı lazımdı. Sizce bu şartlarda en uygun yer neresi olabilir ? Bildiniz….tabi ki
adres Suriye…Neden ? Çünkü KGB’nin Türkiye operasyonları için kullandığı
merkez zaten orada hazırdı…

Ama işler yinede düzelmedi…Çünkü şehirden başlattığı hareketi zamanında
dağa çekmeyi beceremeyen KGB…Şehirlerde mücadele verdiği için programın
uzamasına neden olmuştu. Uzayan programla dağa çekilemediği için güç
kaybeden örgütler, birde 12 Eylül darbesini yiyince yok oldular…KGB’nin elinde
artık sadece yeni kurduğu PKK kalmıştı.

KGB’nin oluşturduğu şehir gerillalarının başarısızlığının altındaki en büyük etken
GLADİO’dur…Gladio bildiğiniz gibi ilk kez İtalya’da ve diğer ülkelerde ortaya
çıkarılmıştır… Zaten Gladio adı da örgütün İtalya kolunun adıdır. Bu örgütün ismi
her ülkede farklıdır. Bu örgüt her NATO ülkesinde ortaya çıkarılmasına rağmen,
Türkiye’de ortaya çıkarılamamıştır… Peki ama niye ortaya çıkarılamamıştır ?
Sebebini biliyor musunuz ? “Bilmiyoruz hadi hemen söyle !” dediğinizi duyar
gibiyim…Ama yağma yok, hazırcılığı sevmem o nedenle de söylemem…O’nu
siz bulacaksınız. Nasıl mı bulacaksınız ? Yukarıdaki sorumu boş bir kağıda yazın.
“Türkiye’de Gladio neden ortaya çıkarılamamıştır ?” şimdi bunun altına iyice
düşünerek olası cevaplarınızı yazın…Ardından her cevabınızın karşısına,
düşünmeden sadece tam tersini yazın…Şimdi resmi görebiliyor musunuz ?
Çırım çıplak karşınızda duruyor değil mi ?

—-

DERİN DARBE !!!

Robert Lee Jhonson ABD ordusunda çavuştu. ABD’nin Avrupa Kuvvetlerinde
Berlin’de görev yapıyordu. Karakteristik özellikleri bir casustan oldukça uzaktı. Bir
casusta olması gereken “idealizm, hırs, irade, korkusuzluk ve maceraperestlik”
gibi duyguların yerine pornografik merak, ahlaksızlık, para düşkünlüğü ve kumar
tutkusu vardı. 1952 yılında Berlin’deki birliğinde yazıcılık yapan Jhonson, istediği
göreve bir başka arkadaşının atanmasıyla büyük bir hayal kırıklığı yaşamaya
başladı. Jhonson yaşadığı bu hayal kırıklığının etkisiyle ordudan intikam almak
istedi. Bunun için Doğu-Berlin’e geçerek SSCB’ye iltica etmek istiyordu. İltica
talebi kabul edilirse SSCB radyosunda komünizm propagandaları yaparak
Pentagon’u kızdıracaktı. O zamanlar meşhur duvar henüz örülmeye
başlamadığından, bir gece yürüyerek sarhoş halde karşıya geçti. SSCB
subaylarıyla ilk teması böyle sağladı. SSCB subayı durumu görevli KGB ajanına
havale etti. KGB ajanı karşısındaki silik adamın öyküsünü iyice sorgulayarak,
niyetini anlamaya çalıştı. Karşısındaki kişi işe yaramaz aptalın tekiydi. Ancak
KGB ajanı Jhonson’dan iltica etmek yerine faydalı bilgiler getirmesini istedi.
Çavuş Robert Lee Jhonson’un KGB’yle ilk teması böylece başladı…

Robert Lee Jhonson kıyıda köşede ne kadar çöp bilgi varsa KGB’ye taşımaya
başlamıştı. Ancak gelen bilgilerin istihbarat niteliği yoktu. Buna rağmen KGB
kendisine önemsiz ücretler ödüyordu. Jhonson aldığı bu paraları hızla kumarda
tüketerek, KGB için yeni çöpler toplamaya devam ediyordu. KGB bir ara bu
gereksiz adamdan kurtulmak istedi. Zira işe yarar bir yanı yoktu. Ancak bu aptala
ödedikleri para o kadar önemsizdi ki, kalmasına karar verdiler. Robert Lee
Jhonson’dan sorumlu KGB ajanı bir ara kendisine Kara kuvvetlerinden çıkarak
Hava Kuvvetlerine girmesini tavsiye etti. Böylece daha faydalı bilgiler getirerek
daha fazla kazanabilirdi… Ancak Jhonson Hava Kuvvetlerine geçmeyi
başaramadı. Jhonson’nın tayini Texas’a çıkınca KGB’nin ilgisi daha da arttı. Artık
teması KGB’nin ABD’deki ajanları yürütüyordu. Robert Lee Jhonson’dan füzeler
ve başlıklarla ilgili duyduğu her şeyi getirmesini istediler. Jhonson sağdan soldan
ne bulabildiyse, fotokopisini çekip bir araya getirerek KGB’ye ulaştırmaya başladı.
Bir ara NASA’nın kullandığı roket yakıtını merak eden KGB’ye, yakıttan bir
numune getirmeyi de başarmıştı. Bu başarısı için KGB Jhonson’a tam 1.000
dolar ödedi…Paraya bak ! KGB’nin Robert Lee Jhonson’u neden kovmadığını
şimdi daha iyi anladık sanırım…

1960 yılına gelindiğinde Robert Lee Jhonson’ın görev yeri tekrar değişmişti. Peki
ama bu defa nereye tayin olduğunu tahmin etmek isteyeniniz var mı ?
PENTAGONNN ! diye bağırdınız…bende duydum tamam, sakinleşin… Robert
Lee Jhonson Paris’te NATO’nun kurye merkezine atanmıştı….”Aaaaa !” demeyin
hemen, müsaade edin. Önce dinlemesini öğrenin…Efendim bu merkezin özelliği
şuydu…Pentagondan NATO’ya, ve tam tersi NATO’dan Pentagon’a buradan da
tüm Avrupa ve Kuzey Afrika’ya giden mesajlar önce bu merkeze geliyor,
ardından gitmesi gereken yere ulaşıyordu….Merkeze neler mi geliyordu ?
Önemsiz şeyler…Kara, Deniz ve Hava birliklerinin gücünü ve durumunu gösterir
raporlar, haritalar, füze rampalarının yerleri, askeri haberleşmede kullanılan
şifreler, taktik planlar, nükleer saldırı planları…özetle KGB’nin asla
ilgilenmeyeceği değersiz şeyler…Üstelik Robert Lee Jhonson’da burada
önemsiz bir göreve verilmişti. Tüm bu bilgilerin sakladığı kasanın başında,
sabaha kadar nöbet tutacaktı…

Bu bilgi KGB Karargahına ulaştığında, karargahta çalışanların sevinç çığlığını
duymak isterdim…

Neyse Robert Lee Jhonson’la KGB tekrar temasa geçti. Plan basitti, kasanın içi
boşaltılacaktı. Ancak sorunlar vardı…Öncelikle kasanın başında Jhonson tek
durmuyordu. Bir arkadaşı daha vardı. Ayrıca kasa odasının anahtarı bir
subaydaydı. Kasanın şifreleri bilinmiyordu ve bir alarm düzeneğinin olup olmadığı
meçhuldü. KGB elinde bir katalogla Jhonson’a geldi. Katalogda ABD deki
bankaların kullandığı alarm modellerinin resimleri vardı. Robert Lee Jhonson’a
çeşitli resimler göstererek merkezde buna benzer şeyler görüp görmediği
soruldu. Robert Lee Jhonson emin değildi. Ancak KGB bundan mutlaka emin
olmak istiyordu… KGB Robert Lee Jhonson’dan merkezin ilk boya işinde görev
almasını istedi. Aylar sonra merkezin boyanmasına karar verilince Jhonson bu
angarya işe gönüllü oldu. Böylece Merkezi boyarken duvarları karış karış
inceleyerek, alarm olup olmadığını kontrol etti. Merkezde maalesef alarm sistemi
yoktu…En önemli sorunlardan birisi aşılmıştı. KGB ikinci şamaya geçti kasa
odasının anahtarı gerekiyordu.. Robert Lee Jhonson’a kibrit kutusu içinde anahtar
kalıbı almaya yarayan macun verildi. Jhonson uzun uğraşlar sonunda anahtarın
kalıbını almayı başardı…Ancak aceleyle alınan kalıp bozuktu…Tekrar başa
dönüldü…İkinci bir tesadüf sonucu, dalgın subayın anahtarı birkaç dakikalığına
kapıda bırakmasından faydalanan Jhonson, bu defa görevi başardı…KGB’nin
artık bir anahtarı da vardı…Şimdi önlerinde iki engel kalmıştı…Kasa şifresi ve kilit
sisteminin çözümü…Kilit sisteminin işleyişini anlamak için KGB Robert Lee
Jhonson’a küçük bir röntgen cihazı teslim etti. Bunu merkeze sokması ve müsait
bir anda kasanın kilit sisteminin etrafında dolaştırması isteniyordu. Jhonson bu
görevi de başarıyla yerine getirdi…Röntgenden elde edilen resimler KGB’nin
Teknik Departmanında masaya yatırıldı. “Hani şu meşhur hırsız ajanlar.” Geriye
tek engel olarak şifre kalmıştı…Odaya giren subayların kasayı her açışlarında
Jhonson bir bahaneyle odaya girerek, şifrenin bir harfini öğreniyordu…Bingo !!!
şifrede öğrenilmişti…Ama her şey KGB için bir hayal kırıklığı oldu. Çünkü şifre
yine değişti… Jhonson yeni şifreyi öğrenmeliydi…Bir süre bu mümkün
olmadı…Ama göreve yeni gelen ihtiyatsız bir subayın, şifreyi unutmamak için
yazıp çöpe attığı kağıt, bu sorunu da çözdü.

İlk operasyona böylece başlandı. Kuryelerin geliş gidiş zamanı ve nöbet çizelgesi
göz önüne alınarak, kasayı boşaltmak için en uygun günün Cumartesi olduğuna
karar verildi. Jhonson
nöbetteyken gece belgelerle merkezden çıkacak ve onu KGB ajanına teslim
edecekti. KGB ajanı belgelerin mikro filmlerini aldıktan sonra geri dönecek ve
belgeleri Jhonson’a teslim edecekti…Belgelerin ilk örnekleri KGB Karargahına
ulaştığında uzmanlar gözlerine inanamadı. NATO çıplak bir halde karşılarında
duruyordu…Belgelerde NATO’nun SSCB’ye saldırı planları bile vardı. Dünya
tarihinde olası bir savaş öncesi, bu nitelikte pek az belge ele geçirilebilmiştir. Polit
Büro olaya hemen el koydu…Bu altın yumurtlayan tavuk, beceriksiz ajanlar
nedeniyle kaybedilmemeliydi…Paris ekibi geri çekilerek bölgeye en iyi ajanlar
sürüldü…Kasanın her on beş günde bir soyulması kararlaştırıldı…

Robert Lee Jhonson bir sabah işe gitmek için evden çıktı…Kasa en son iki gece
önce boşaltılmıştı…Yolun karşısında kendisiyle temasta olan iki KGB ajanını
gördü. Orada niçin beklediklerini düşünerek ilerlerken “Eyvahhh” dedi.. Sigara
paketini unutmuştu… Jhonson gece belgeleri KGB’ye teslim ettikten sonra,
tekrar alıp yerine koyuyordu. Eğer ertesi gün işe gittiğinde bir anormallik
sezmiyorsa, işaretli bir sigara paketini KGB’nin kararlaştırdığı bir yere
bırakıyordu..Bunun anlamı “her şey yolunda, sorun yok” demekti. Ama aptal
Jhonson dün gece paketi işaretli yere koymayı unutunca. KGB bir problem
çıktığını düşünerek alarma geçmiş ve Fransa’daki yüzlerce ajanını bir gecede
sınır dışına çıkarmıştı… Jhonson bu unutkanlığı yüzünden KGB’den okkalı bir
fırça yedi…

Bu ilişki yıllarca sürdü…KGB on beş günde bir yapılan her operasyon için
Jhonson’a tam 2.000 dolar verdi…Aslında bu paranın oldukça komik olduğunu
KGB’de biliyordu…Ama bunu Jhonson bilmediğinden, onu şımartmak
istemiyorlardı… Ayrıca KGB ajanı Jhonsona’a Kızıl Ordu’daki rütbesinin
binbaşılığa yükseltildiğini tebliğ etti. Tabi bu kocaman bir yalandan başka bir şey
değildi…

Robert Lee Jhonson ve KGB ilişkisi asla çözülmedi…Ta ki o güne kadar…
Robert Lee Jhonson ve karısı bir gün trafikte kavga ettiler…Boş boğaz Robert
Lee Jhonson, KGB ilişkisini karısına anlatmıştı…Kadın doğruca FBI’ya giderek
kocasından intikam aldı…FBI araştırmayı tamamladığında gerçek tablo ortaya
çıktı…

Çavuş Robert Lee Jhonson NATO ve PENTAGON’a milyarlarca dolara mal
olmuştu…Tüm savunma ve saldırı planlarının değişmesi, şifrelerin yenilenmesi
ve kriptolarının yeni algoritmalarla yapılması, birliklerin ve füze rampalarının başka
alanlara kaydırılması gerekiyordu…Ama tek tesellileri bu olay ortaya çıkmadan
önce SSCB’yle bir savaşa girmemiş olmalarıydı…

Bu olay NATO tarihinin en büyük casusluk olayıdır…

DEMİR PERDEYİ YIRTAN JETLER !

Şubat 1945

Josef GOEBELS Yalta anlaşmasını kast ederek, “Eğer Sovyetler Birliği Doğu
Avrupa’yı işgal ederse. Üzerine bir DEMİR PERDE inecek” dedi…Bu sözler
dünyada ilk kullanılan demir perde kelimesi oldu…Bu andan itibaren tam elli yıl
boyunca SSCB’nin diğer adı demir perde olacaktır….

Nisan 1950

ABD silahlı kuvvetlerine ait bir bombardıman uçağı Letonya Cumhuriyetindeki
Libava şehrinin 21 km güneyine girdi. Sovyet avcı uçakları bu uçağı hemen
vurdu. SSCB dünyaya “Karadan yapılan uyarılara rağmen, dönmemekte ısrar
eden ABD uçağı, avcı jetlerimiz tarafından vurulmak zorunda kalmıştır”
açıklaması yaptı…Olaydan bir gün sonra ABD hükümeti “9 Nisan’da,
Wiesbaden’dan Copenhagen’a doğru devriye uçuşu yapan, silahsız bir ABD
Deniz Kuvvetleri uçağı, on mürettebatla kaybolmuştur.” Basın açıklaması
yaparak, olayı sıradan bir olay gibi geçiştirdi…

Demir Perde ve Batı Demokrasisi arasındaki, adı konulmamış hava savaşı bu
olayla başladı.

Ekim 1969

Ortadoğu Hava Yolları pilotu Hassan BADAWİ karşısındaki hava teğmeni
Mahmut MATTARA üç milyon dolar teklif etti… Bu teklifi GRU (SSCB askeri
istihbarat) ajanı Vladimir VASİLİYEV adına yapıyordu. SSCB dünyanın en kudretli
avcı uçağı Fransız MİRAGE III-E’lerden bir tane çalmak istiyordu. Hava
Kuvvetlerinde MİRAGE III-E’lere güvenen birkaç ulus vardı. 250 tanesi Batı
Avrupa semalarını korumaktaydı. Son Arap-İsrail savaşında bu uçaklar Sovyet
MİG’lerine eşit, hatta üstün olduklarını ispat etmişlerdi. MİRAGE III-E’lere özel
elektronik sistemler monte edilebilirse, SSCB hava savunmasını geçip, nükleer
bomba atabilme kapasitesine sahiptiler. KGB 1966 yılında Fransız
mühendislerden, uçağa ait planları çalmayı başarmıştı. Fakat SSCB, uçağa karşı
aktif savunma yapabilmek için, birisini çalmak ve savaş denemesi yapmak
istiyordu.

KGB ve GRU bu talep karşısında, dünyanın neresinden böyle bir uçak
çalınabileceğini araştırdı. En uygun ülkenin Lübnan olduğuna karar verdiler.
Lübnan iki buçuk milyon nüfuslu uygar bir ülkeydi. O günkü Beyrut, bu gün ancak
Monaco’nun Monte Carlo’suyla kıyaslanabilirdi. Silahlı Kuvvetlerinin mevcudu
sadece 15.000’di. KGB dünya çapında yaptığı araştırmada, böylesi bir
operasyona sadece Lübnan’ın karşı koyamayacağı sonucuna ulaştı. Bununla
birlikte GRU “Hiçbir Arap’ın üç milyon dolara hayır diyemeyeceğini” rapor etti. İki
istihbarat servisinden “okey” alan Polit Büro, operasyon mührünü bastı…

GRU subayı Vladimir VASİLİYEV Sovyet elçiliğinden birkaç yüz metre uzaklıktaki
bir apartman dairesinde, Hava Teğmeni Mahmut MATTARA’a askeri tecrübesini
sordu. Operasyon için MATTAR’ın tecrübesi yeterliydi. VASİLİYEV planı kısaca
özetledi. “Normal bir eğitim uçuşu için havalanacaksınız. Deniz üzerine uçarak
motorda bir arıza meydana geldiğini telsizden bildireceksiniz. Birkaç dakika
sonrada “mayday” vereceksiniz. Arkasından radar seviyesi altına inerek, rotanızı
Azerbaycan’ın Bakü şehrine çevireceksiniz. Hava Kuvvetleri sizin denize
düştüğünüzü sanacak.” Bu operasyon için Teğmen MATTAR 600.000 dolar
avans istedi. Bu avans çekle ödenecekti.” VASİLİYEV ödemeyi nakit yapmayı
düşündüklerini ifade etti. Ancak MATTAR “O miktarda paranın sahte olup
olmadığını anlayamam. Babam adına yazılmış çek olarak isterim” dedi.
VASİLİYEV genç teğmenin profesyonel tavrına şaşırdı. Konuyu GRU’daki
üsleriyle görüşmek üzere ayrıldılar. Vladimir VASİLİYEV genç teğmenle arasında
geçen pazarlığı, SSCB Beyrut I.Katibi ünvanını kullanan, ancak gerçekte GRU
şefi olan Aleksander KOMYAKOV’a iletti. (Aleksander KOMYAKOV; geçmişte
dokuz yıl Türkiye’de GRU adına görev yapmış bir ajandı. Görevi Türkiye’deki
SSCB Gizli Servis elemanlarının hapishanelerden kaçırılmasını sağlamaktı.)
Operasyonun onayı Polit Büro’dan jet hızıyla çıkarıldı. “Demek ki SSCB bu uçağı
gerçekten istiyordu. Çünkü Polit Büro genelde pek nazlıdır.”

Müteakip buluşmalarda genç teğmene uçuş planları tüm ayrıntılarıyla anlatıldı.

“Üç bin ayak yükseğe çıkınca, kontrolde ve jeneratörde arıza meydana geldiğini
Beyrut uçuş kontrol kulesine bildirin. Ardından tehlike işareti verin. Bundan sonra
hiçbir telsiz konuşmasına cevap vermeyin. Alçalarak radar hattının altına inin.
İstikametinizi Azerbaycan’a çevirin. SSCB sınırını geçtikten dört dakika sonra üç
avcı jeti sizi karşılayacak. Ve sizi Bakü’de inmeniz gereken noktaya götürecek.
Eğer havada buluşma sağlanamazsa, 322 klosiki üzerinden üs ile irtibata geçin
vb. ”

Ajanlar ve teğmen plana son şeklini verdiler. En uygun operasyon tarihi belirlendi.
Vladimir VASİLİYEV genç teğmene kararlaştırıldığı gibi avans niteliğindeki
Moskova Narodny Bankasının 29 Ekim 1969 tarihli çekini uzattı. Aynı anda
dairenin kapısı kırıldı. Lübnan askerleri kırılan kapıdan daireye daldı. GRU ajanları
silahlarını çekerek girenlere karşılık verdi. Kısa çatışmada genç teğmen
MATTAR, iki GRU subayı KOMYAKOV ve VASİLİYEV ve birkaç asker
yaralanmıştı. Yaralılar tutuklanarak askeri hastaneye kaldırıldı. Binada oturan sivil
bir Rus, çatışma haberini hızla elçiliğe bildirdi. Elçilik alarm durumuna geçerek,
bir doktorunu yaralıların götürüldüğü hastaneye yolladı. Hastanedeki doktorlar
GRU ajanlarına acilen kan vermek ve anestezi uygulamak istiyordu. Ancak yaralı
ajanlar tedaviyi red ettiler. Elçilikten gelen doktora en çok ilkyardım uygulayan
doktorlar sevindi. Durumun aciliyeti ve ajanların tavrı gelen doktora anlatıldı. Rus
Elçiliğinin kadın doktoru “Buna bende izin veremem” diyince, Lübnanlı doktorlar
şaşıp kaldı “Ama ölecekler” diyebildiler. Kadın doktor GRU ajanlarıyla tekrar
konuşup durumu anlatı. Ajanlar anestezi uygulanmasını kabul etmediklerini
yineleyerek. “Doktorlar ne yapmak istiyorsa, anestezi uygulanmadan yapsınlar”
dediler. Ajanlar anestezinin etkisiyle bilinçlerini kaybetmekten, ve sayıklamaktan
korkuyorlardı. O nedenle acıya razı olmayı veya ölmeyi tercih ediyorlardı.
Sonunda GRU subaylarına kadın doktorun gözetiminde, sadece kan nakli yapıldı.
Diğer tıbbi işlemler anestezi uygulanmadan gerçekleştirildi…

Bu teklif daha ilk kez teğmen MATTAR’a yapıldığında. Genç subay durumu
üstlerine ihbar etmişti. Lübnan istihbaratı bu ajan şebekesini çökertmek için
MATTAR’a oyunu sürdürmesini teklif etti. Ancak Sovyet casuslarını mahkemede
yargılamak için delile ihtiyaç vardı. O nedenle MATTAR’dan parayı nakit değil, çek
olarak istemesini salık verdiler. Ancak MATTAR’ın avansı çek olarak istemesi,
GRU ajanlarını kuşkulandırmadı. Bununla da kalmamış, Moskova Narodny
Bankasının çekini kullanmışlardı. Halbuki MATTAR’a “Bu parayla SSCB’de çok
rahat edeceksin” dediklerinde. Genç teğmen onlara “Bu parayla SSCB’de
yaşayacak kadar aptal değilim. İsviçre’ye gideceğim” cevabı vermişti…Bu cevap
GRU ajanlarını kuşkuya itmek yerine, aksine güldürmüştü…

——————–

-104G’LERİMİZ SAM FÜZELERİNCE VURULUYOR…

Soğuk savaş döneminde ülkemize yönelik en ciddi tehditlerden birisi, doğudan
geliyordu. Zira SSCB’yle tek kara sınırımız, doğuda Artvin’den başlayarak Iğdır’da
küçük Ağrı Dağının eteklerinde son buluyordu…Bölge bizim tarafımızda
Erzurum’da bir boğaz noktası oluşturuyordu. Düşman bu noktaya ulaşana kadar,
sınırlı yaklaşma hatları kullanmasına rağmen, bu noktada boğaz geçildiğinde,
büyük bir manevra alanına sahipti. (Erzurum’da beş yeni hat oluşuyor.) O
nedenle savunmamızın bel kemiğini, Erzurum yaklaşma hattı oluşturmaktaydı.
Bu hattın geçilmesi durumunda, ülkemizin işgal edilmesini önlemek
imkansızdı…Düşmana karşı asıl direnme noktasını burası oluşturduğundan,
SSCB sınırına kadar olan 350 km’lik alanda, ciddi bir askeri varlığımız yoktu.
Düşman Erivan-Nahçivan hattından girdiğinde, hareket yeteneği iki yönde
gelişiyordu. Önce Iğdır iline girerek buradan Büyük Ağrı ve Pamuk Dağı hattını
kullanarak önce Doğu-Beyazıt ve ardından Ağrı’ya yönelecekti. Veya doğrudan
batı istikametine yönelerek, Erzurum üzerine gelecekti. Bu durumda doğrudan
Erzurum’a yönelen SSCB birliklerini ordumuz sırasıyla Kağızman, Horasan ve
en son Erzurum’da karşılayacaktı…Böylesi bir saldırıda Allahu Ekber dağının
ardındaki zırhlı birliklerimiz (Ağrı merkez ve Doğubeyazıt ilçelerinde) düşmanı bu
dar koridorda sıkıştırabilirdi…Bunu muhtemelen düşünen SSCB birlikleri, o
nedenle ikiye ayrılmak zorunda kalacaktı…Allahu Ekber dağlarının iki yanından
gelerek, bölünmüş olarak Erzurum girişinde birleşeceklerdi…

Yine aynı şekilde düşmanın kendi sınırları içinde yaklaşma hattını, Nahçivan
koridoru oluşturmaktaydı. Bu hat hem erken uyarı ve savunma, hem de karşı
saldırı için önem arz etmekteydi. Bu noktada doğan istihbarat boşluğunu Hava
Kuvvetlerimize bağlı F-104G’ler kapatıyordu…Kara Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu
sınır ötesi istihbarat bilgileri, elde edilen hava fotoğraflarıyla şekillenmekteydi.
Haziran 1977 başlarında iki adet F-104G uçağımız bu görevi ifa etmek üzere
aşağıdaki rotayı kullanarak bölgeye girdi…Görevleri sınıra mümkün olduğunca
yakın uçarak, hava fotoları almaktı.

Hava Fotoları Almak İsteyen F-104G’lerin Uçuş Rotası

Uçaklarımız Büyük ve Küçük Ağrı dağının arasından, Iğdır’ın doğu semalarına
girerek göreve başladıklarında. Varlıkları SSCB sınır birlikleri tarafından görüldü.
Uçaklar sınıra doğru uçup, ardından manevra yaptılar.
Yine hava sahamızda kalarak, tekrar batı istikametine yöneldiler.

SSCB uçakların niyet ve maksatlarını açıkça biliyordu. Bunu taciz olarak
algılayan Kızıl Ordunun sınır birlikleri…(%100 Moskova’nın onayını almaya gerek
duymadılar. Çünkü alan o kadar dardı ki, bunu yapmaya yetecek muhabere
zamanları yoktu.) İki adet SAM füzesini ateşlediler…Yerden havalanan SAM’leri
gören pilotlarımız hemen manevra yaparak batıya yöneldi…

Ses hızına çıkmak için motorlara ne kadar yüklendiklerini hayal edebilirsiniz.
Uçaklardan çıkan ses o kadar güçlüydü ki, öğlen vakti tarlalarında çalışan
insanlar, evlerinde dinlenenler, kendisini dışarı atmıştı…Her iki SAM füzesi de
havada sipiraller çizerek hava sahamıza girdi. Uçaklar füzelerden kurtulmak için
her türlü manevrayı yaptılar. Füzelerden kurtulmak isteyen pilotlarımız altlarındaki
uçakları limitlerini zorlayarak kullanıyordu. Öyleki bu olaya aşağıdan şahit olanlar,
bu manevraların dakikalarca sürdüğünü ifade etmektedir…Tüm bu insan üstü
çabaya rağmen, bir no’lu F-104G uçağımız SAM füzesiyle temas etti. Vurulan bir
no’lu F-104G pilotu fırlatma koltuğuyla kendisini boşluğa bıraktı. İki no’lu F-104G
pilotumuz, arkadaşının vurulduğunu görmesine ve arkasındaki SAM’dan
kurtulamamasına rağmen uçağını terk etmedi. Tam aksini yaparak büyük bir risk
aldı, ve uçağının motorlarını kapattı..İvmenin verdiği güçle uçak bir süre ilerledi ve
ikinci SAM’la uçağımızın ikinci teması sağlandı. Ancak bu temas birincisi gibi
olmamış, büyük bir şans eseri füze ve uçağın gövdelerinin bir birisine
sürtmesiyle neticelenmişti. Daha sonra iki no’lu F-104G uçağımız yaralı halde
üssüne dönmeyi başardı…Bir no’lu F-104G uçağının pilotu seyir hızının
yüksekliği, patlamanın şiddeti ve fırlatma koltuğundan etkisiyle havada bayılmıştı.
Yere inişini baygın halde yaptı. İniş nispeten şans eseri ucuz atlatılmıştı. Çünkü
pilotumuz Iğdır’ın SSCB sınırına yakın bir köyüne, saman balyaları üzerine iniş
yapmıştı…Pilotumuz iniş esnasında baygın olduğundan, SSCB topraklarına
indiğini sandı. Yardım için üzerine doğru gelen köylüleri görünce, bunların Ermeni
olduğunu düşündü ve belindeki silahını çekti. Teslim olmaktansa çatışmak, ve
sonunda intihar etmek niyetindeydi. Pilotun içinde bulunduğu durumu kavrayan
köylüler, bir faciayı önleyerek Türk olduklarını ve Türk topraklarına düştüğünü
pilotumuza haykırdılar…

Bu olay 1950 yılında Litvanya’da yaşanan ABD uçağının düşürülmesinde olduğu
gibi yok sayıldı…İki uçağımız kendi hava sahamızda vurulmuştu ancak, tek
tesellimiz can kaybımızın olmamasıydı…

Bu olay bize açıkça SSCB’nin ne kadar saldırgan, ne kadar duyarsız olduğunu
göstermektedir…O gün yaşananlarla dünya birkez daha üçüncü dünya savaşının
eşiğinden dönmüştür…

Hitler’in orduları Kafkasya cephesine gelip dayanmıştı. Hazar denizine ulaşmaları
için, efsanevi Kafkas Dağlarını aşmaları gerekiyordu. 1944 yılının sıradan
sayılacak o günü, Hava İstihbaratı görevi ifa eden bir Alman uçağı rutin görevi için
havalandı. Görevi Stalin’in ordusunun cephe gerisine geçerek gerekli istihbartı
sağlamaktı. Güneye uçarak hava fotoğrafları aldı.

Gürcüstam üzerinden bugünkü Ermenistan’a geldiğinde, bulutların içinden
anıden çıkan SSCB avcı uçaklarını gördü. Dörde karşı tek bir mücadele
başlamıştı. SSCB avcıları başarılı bir önleme yaparak, Alman uçağının güneye
kaçmasına neden oldu…Ancak her iki tarafta müspet bir sonuç alamamıştı. İt
dalaşı uzadıkça Alman uçağı ana üssünden daha da uzaklaştı. Daha fazla
dayanamayacağını anlayan Alman pilotu, rotasını daha güneye çevirerek
kaçmaya başladı. SSCB avcıları hemen ensesinde kendisini mermi yağmuruna
boğmuştu…Pilot bir süre sonra göstergelerine baktı. Benzin ibresi dibe
oturuyordu. Üstelik SSCB avcıları hayla peşindeydi. Erivan şehrinin üzerine
geldiğinde SSCB avcılarıyla arasındaki mesafe en fazla 500m’di…Yapacağı en
mantıklı şeyin uçağı güvenli bir yere indirmek olduğuna karar verdi. Erivan şehrini
geçerek, 20 km güneydeki bir kasabanın giriş yoluna doğru alçalmaya başladı.
Uçağın tekerleri toprak yola vurduğunda, SSCB avcılarıda “U” dönüşü yapmış
dönüyordu. Motor sesi duymaya alışık olmayan kasabalı, uçakları havada görür
görmez bölgeye koşmuştu…Hayatında kamyondan başka motorlu araç
görmeyen halk. Yaşamında belkide ilk kez uçak görüyordu. Merakla toprak yolda
ilerleyen uçağa baktılar. Uçak durduğunda pilot heyecanla uçaktan atladı…Uçağın
etrafında halkın analayamadığı bir dizi birşeyler yaptı ve uçaktan uzağa koşmaya
başladı…Halkta onun peşinden koşuyordu. Kısa sürede pilotu yakaladılar. Aynı
anda uçak infilak etti…Pilot daha fazla direnmeyerek halka teslim oldu.
Öldürüleceğini düşünüyordu. Ancak beklediği gibi olmadı. Çünkü SSCB
topraklarını indiğini sanarken, aslında Türkiye topraklarında Iğdır ilçesine inmişti
(bu gün il’dir). Bu gerçeği öğrendiğinde hıçkırıklarla ağlamaya başladı. Çünkü
savaşın tarafsız bir ülkesine inmesine rağmen. İndiği yeri SSCB toprakları
sanarak. Hem uçağını, hemde istihbarat malzemelerini tamamen yok etmişti…

ANALİZİ DERLEYİP GÖNDEREN OKURUMUZA TEŞEKKÜR EDERİZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir