Kim emredebilir kuşlara kırlarda sessiz olmayı?

Napolyon’un binlerce sözünden sadece “L’argent! L’argent! L’argent!” cümlesini hatırlayanlar, onun “Vous etes un homme!” sözünden habersizdirler. “Para! Para! Para!” sözünün hangi koşullarda söylendiği beni ilgilendirmiyor.

Ancak “İşte bir adam!” olarak tercüme edilebilecek cümle beni bu sözün söylendiği İmparatorluk odasına götürüyor ve davetlinin içeri girmesiyle Napolyon’un dudaklarının kıpırdadığını görüyorum: “Vous etes un homme!” Fransız İmparator’un kişiliğine hayran olduğu bu Alman davetli, 60 yılda tamamladığı Faust adlı başyapıtında kahramanlarından birine “Bir kimseyi kötülemeden dudaklarını kıpırdatamıyor musun!” dedirten 60 yaşındaki Goethe’dir. Peki bize düşen nedir? Bir yolculuk belki. Kalemlerinizi elinize alın, fotoğraf makinelerinizi boynunuza takın.

Üç gün can çekiştikten sonra dünyaya gelebilen bu morarmış bebeğin adı Johann Wolfgang von Goethe. Kendisinden bir yaş büyük bir ablası var. Ailesinin diğer beş çocuğu yaşamıyor. Babası bu beş çocuğun sahip olması gereken bilgi ve deneyimin tamamıyla donatacak bu bebeği yaşarsa. Yaşıyor Goethe ve dillerden Latinceyi, eski Yunancayı, Fransızcayı, İngilizceyi, İtalyancayı, ilimlerden; tarihi, coğrafyayı, tabiat bilgisini, matematiği, dini, resmi ve müziği öğreniyor. Ata binmeyi ve eskrimi de… 10 yaşında ilk şiirini yazıyor. 16 yaşında hukuk eğitimi alıyor ve ilk hayat dersini: Kendisinden üç yaş büyük Annette’ye tutulmuştur ve aşkına karşılık gördüğünü sandığı bir zamanda Annette’nin onu bir abla gibi sevdiğini söylemesiyle ilk ağır yarasını almıştır kadınlardan. 19 yaşında kan tükürecek kadar hastalanır. 21 yaşında bir yandan hukuk doktoru olmaya çalışırken diğer yandan tıp ve kimyaya yönelir. Hastanelerdedir artık. Cesetler karşısında metanetini korumaya, en iğrenç manzaralardan tiksinti duymamaya alıştırır kendini. Yüksek yerlere çıkıp başı dönmeden aşağıya bakma temrinleri yapar. Gece yarıları mezarlıklar gibi insana ürperti veren yerlerde dolaşır. Goethe his dünyasının kodlarıyla oynamakta, her şiirin bir durumdan çıkması gerektiği düşüncesinden hareketle şiirin sihirli maddesini aramaktadır. 22 yaşında iki arkadaşıyla beraber gazete çıkaran şairi kısa bir süre sonra yalnızlık kuşatmaya başlar. Peşinden ümitsiz bir aşk. Bir arkadaşının nişanlısı olan Charlotte Buff’a olan sevgisi onu büyük acılara sürükler ve dünya edebiyatının şaheserlerinden “Genç Werther’in Acıları”nı yazdırır. Hem de bir ay gibi kısa bir sürede. Büyük bir gürültüyü de yanında taşıyarak.

26 yaşında Weimer Dükü’nün ormanlardan ve madenlerden sorumlu danışmanı olan Goethe bu vesileyle tabiata iyice yaklaşır ve onu neredeyse organik bir varlık olarak görmeye başlar. Bitkiler, taşlar, insan ve hayvan anatomisi, renklerin ve ışığın gizi peşinden sürüklemektedir şairi. Her şey ruhuna aksetmekte, ruhuna akseden her şeye tutkuyla bağlanmaktadır. Öte yandan “Granzen der Menschheit-İnsanlığın Sınırları” adlı şiiriyle beraber, tanrılar karşısında kendini üstün gören insan imgesi, yerini sınırlarının bilincine varmış, evrenle ahenk içinde yaşayan insan imgesine bırakmış, bu sıçrayış şairi doğuya yaklaştırmış, ona Divan-ı Şarki’ye giden yolu açmış, Hikmetler Kitabı adlı şiirinde “İtiraf et! Doğunun şairleri/Daha büyüktür biz Batınınkilerden” dedirterek 14. yüzyılda yaşamış İranlı şair Hafız’ın gazellerinin ruhunu kendi şiirine taşıtmıştır. Doğu’ya olan meyli onu İslam, Kur’an ve Müslümanlar üzerine düşünmeye sevk etmiş; İslam için “Bize öğretilmemiş de olsa, hepimizin içinde bu dinden bir şeyler var.” (Eckermann, 11.4.1827), Kur’an için, “Kur’an’ın bütün özü,az sözle çok söylemek gerekirse, ikinci sûrenin başında yer alır ve şöyle der: Bu kitapta şüphe yoktur! (Divan, Noten und Abhandlungen. Mahomet), Müslümanlar için “Hakiki Müslüman cennetten öyle söz eder ki/Sanki kendisi orda bulunmuştur/Kur’an onu nasıl anlatırsa öyle inanır/Saf öğreti bunun üzerine kurulmuştur.” dedirtmiştir.

Hiçbir plan gözetmeden yazdığı Faust’a gelince; Goethe’nin 83 yıllık ömrünün 60 yılını alan ve ikinci bölümü ancak şairin ölümünden sonra yayınlanabilen bu şaheserde tema Tanrı ile şeytanın insanı temsil eden Faust üzerindeki bahisleridir. Tanrı mutlak olana özlem duyan Faust’un yanlış adımlar atsa da, yanılmayacağından emindir. Şeytan ise Faust’u kendi hizmetine alabileceğini ileri sürer. Eserin akışı içerisinde Faust’un şeytanı kullandığını ama onun hizmetine girmediğini görürüz. Şeytan (Mephistopheles) sürekli kötülük yapmak isteyen ama iyiye hizmet etmek zorunda kalan bir güç durumuna düşer. Faust’a gelince azimli, iradeli, en zor şartlarda bile karamsarlığa düşmeyen insanı simgelemektedir.

83 yaşında “Işık! Biraz daha ışık!” diyerek gözlerini kapayan Goethe’ye belki de Celaleddin Rumi Konuşuyor adlı şu şiiri eşlik etmektedir: “Eylenip kalırsan dünyada, o rüya gibi geçer/Gezersen mekanı kısmet belirler/Sıcağı ve soğuğu tutamazsın öylece/Sana açılan çiçek, bak solacak süratle.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir